Yersiz Olan TKP’nin Dersim’de Olmasıdır

98 0

Haber Merkezi: (Ozan Emre) Kürdistan’ın diğer il ve ilçelerinde Kürtçe isimlerinin asıldığı belediye tabelaları gaspçı kayyımlar tarafından indirilerek yerine yeniden Türkçe isimlerin yazıldığı tabelalar asıldıysa Dersim’de de HDP’li belediye Eş Başkanları tutuklandıktan sonra kayyım olarak atanan vali tarafından belediye binasına Tunceli ismi yazılmıştır.

31 Mart yerel seçimleri sonrası seçilen Dersim Belediye Meclisi kayyım tarafından indirilen Dersim tabelasının yeniden belediye binasına asılması kararı verdi. Bu son derece gerekli ve doğru karar valilik tarafından engellendi ve yasaklandı. Sıkça tekrarlandığı gibi devlet yine Tunç-elini gösterdi. Faşist yasakçı karar en başta Dersimlilerin ve tüm ilerici demokrat devrimci kesimlerin tepkisini çekerken, her türden gerici, Kemalist, dinci milliyetçi kesimlerin yanı sıra milliyetçiliği sosyalizm adına bulaştıran sosyal-şoven odakların tümü Dersim kararına karşı memnuniyetsizliklerini açıkladılar. Görüldü ki, Dersim ne kadar ezilen mazlum Kürt ulusu, komünist devrimciler için mücadele bakımından sembolize olmuş bir isim ise karşı devrimin odakları açısından ise ezilmesi gereken bir odak olarak görülmektedir. Ezen ulus burjuvazisinin temsilcilerine, paralı kalemşörlerine elbette söylenecek çok şey olur ama biz burada esas olarak Dersim kararına açıklama yapan TKP’nin söyledikleri üzerinde durmak istiyoruz.

Dersim kararına TKP genel merkezi şu açıklamayı yaptı: “Tüm kaynakları tüketip, ciddi bir borç yükü bırakan kayyımdan devralınan bir belediyede bu görev için tek bir saati bile en iyi şekilde değerlendirmek gerekiyorken Türkiye Komünist Partisi açısından tabelanın değiştirilmesinin gündeme gelmesi yersiz olmuştur”

Yerel temsiliyet iradesinin devlet yumruğu ile ezilmesi ve müçses faşist nizamın korunması ısrarını ifade eden kayyımın anti-demokratik baskıcı kararının Dersim Belediye Meclisi tarafından kaldırılması TKP açısından yerinde olmayan, uygunsuz manasız bir karar olarak değerlendirilip kitlelere duyurulmuştur. Bu durumda egemen Türk ulusal baskısını sembolize eden ve Türk ordusu tarafından zorla dayatılan Tunceli isminin devamı TKP açısından yerinde, oldukça uygun ve anlamlı olduğu anlaşılmaktadır.

İsminde komünist geçen ve komünist ismine leke sürüp ayaklar altına alan, Kürtler, Kürdistan, Kürt ulusal sorunu söz konusu olduğunda AKP ve MHP’nin ittifakı Vatan Partisi’nin D. Perinçek’inden farklı düşünmeyen bu sosyal-şoven partinin Dersim’de işi nedir?. İşte bunu da koltuğa oturmayı bir takım imkanlardan yararlanmayı, proletaryanın sınıf mücadelesi, ilkeleri ve ideolojisinin önüne koyarak TKP’yi Dersim’de vitrine yerleştirenler düşünmeli.?

Biz açık ve net belirtiyoruz, yersiz olan Belediye Meclisi’nin aldığı Dersim kararı değil, yersiz olan Dersim’de vitrine konulan TKP’nin kendisidir. Devrimci ileri güçler arasında kurulabilecek ittifakların engellenmesi, bu güçler arasında çelişkilerin derinleştirilmesi ve sosyal-şoven düşünce ve eğilimlerin güçlendirilmesi gayesi ile burjuva medyanın Dersim üzerinden TKP propagandasının yapılması boşuna değildir.

Bu partinin komünist mücadele ile ilgisi yoktur. Egemen burjuvaziye yedeklenmek TKP’nin siyasi sınıf çizgisidir. Proletaryanın sınıf mücadelesinin ideolojik baş düşmanı olan bu gibi reformist partilerin niteliklerinin teşhir edilmesi son derece önemlidir.

TKP 1950’lerden önce demokratik devrimi Kemalistlerden beklemiştir. Bunun anlamı burjuvaziden devrim beklemektir. Baskıya uğramasına rağmen CHP’nin kuyruğundan ayrılmamıştır. Proleter sınıf mücadelesinin işçi-köylü ittifakına dayanarak sürdürülmesi yerine burjuvazi ile ittifak kurulmasını esas almıştır. Burjuvazi ile kurulmaya çalışılan ittifak “ulusal cephe” anlayışı ile vücut bulmuş emperyalistlere karşı durulması adı altında “millilik” atfedilen burjuvazinin arkasına kuyruk olunmuştur.

Silahlı mücadele yolu reddedilmiştir. Kemalist yönetime mümince bir sadakat gösterilmiştir. Azınlık milliyetlere ve özellikle Kürt ulusuna uygulanan her türden baskı, jenosit politikasını tasvip etmiştir. TKP tüm tarihi boyunca Marksizm’in en temel teori ve amacını çarpıtmıştır bir burjuva reformcu parti olmanın ötesine geçmemiştir. Onu lekeleyen sosyal-şovenizmden kurtulmak bir yana bu leke daha da büyümüştür. 1920 ile 1938 yılları arasında Qoçkiri, Şex Said, Agiri-Zilan’dan Dersim’e uzanan Kürt jenositlerinde “ilerici cumhuriyetin, feodaliteye, Şeriata karşı mücadelesi” diyebilen TKP hala Kürt ulusal hareketinin haklı mücadelesine “ABD emperyalizminin oyunu” demeye devam etmektedir. Değişen toplumsal ve politik koşullara göre söylemler biçim almış değişmiş olsa da sosyal-şoven çizgi aynıdır. Dersim ile sembolize olan ulusal direnişin yanında kök salmış sınıf mücadelesi geleneği sadece burjuvaziyi değil, sınıf işbirliği çizgisinde olan TKP gibi sosyal-şoven parti, grup, çevreleri de rahatsız etmektedir.

Ayrıca sanılmasın ki TKP hep CHP’nin temsil ettiği kampta kalmıştır. İkinci Dünya Emperyalist Savaşı’nda faşist Alman emperyalistleriyle işbirliği, koyu bir faşizme kayması ve Alman faşizminin komünist kamp karşısında yenilgisiyle güç kaybına uğrayıp teşhir olması ve onların karşısında 1946’da ortaya Demokrat Parti’nin (DP) CHP’nin faşist baskısına karşı reformcu ve demokratik söylemlere sarılması, kendisini reformcu göstermesi ile daha önce CHP’nin sadık destekçisi olan TKP’nin değişen koşullarda DP ve MP’nin (ilk başkanı Fevzi Çakmak) yer aldığı kampta yer almıştır. Şefik Hüsnü bu cepheyi “içerdeki demokratlar cephesi” olarak tanımlamıştır. Bu durum reformdan yana olan orta burjuvazinin baskı uygulayan ve faşizmle özdeşleşen hükümetler karşısında görece reformcu ve demokrat taleplerle muhalefette olan burjuva kliğe yedeklendiğini gösterir. En zor koşullarda yani faşizmin koyulaştığı dönemlerde ise faşizmin işini kolaylaştıran uzlaşma politikası benimsenir. İlk çıktığında ve ilk hükümet olduğu dönemde DP’nin destekçisi olan TKP Menderes’in faşist saldırgan yönetiminin kurbanı haline geldikçe bu seferde kendini demokrat ve ilerici gösteren CHP’nin ve 27 Mayıs 1960 darbesinin destekçisi olur. Burjuva klikler arasında gidip gelen burjuva reformcu TKP “goşist (aşırıcı) Maocu tehlike”ye karşı gerçekleşti deyip 12 Eylül askeri faşist darbesini savunabilecek kadar karşı-devrim cephesiyle uyumlu hale gelmiştir.

Bugünde AKP’nin faşist baskıcı yönetimine karşı CHP’nin kuyruğunda Kemalizmi sosyalist maskelerle kitlelere yedirmeye, baskıya karşı oluşan halk tepkisini sosyal-şoven çizgisi doğrultusunda örgütlemekle meşgul bir TKP var karşımızda. Sosyal-şovenizmin bu en berbat akımı için komünizm sadece bir örtüdür, gerçekte onlar için önemli olan Kürt ulusunu baskı altında tutmaya devam eden Kemalist cumhuriyetin olduğu gibi sürmesidir.

Asıl sorulması gereken soru şudur: sosyal-şoven niteliği bilinen ve proletaryanın önderliğinde güçlü bir halk hareketinin yaratılması düşüncesi ve pratiğinden tarihi boyunca fersah fersah uzak duran TKP’nin “Kaypakkaya geleneğinin temsilcisi” iddiasında olanlar tarafından devrimci mücadele ile sembolize olmuş Dersim’e neden sokulduğudur?. Bu sorunun cevabı da TKP ile SMF’nin ittifakına yol açan ve kesinlikle komünist ideoloji ve amacının çarpıtılması temeline oturan ideolojik yakınlaşma ve politikada reformculuklarında aranmalıdır.

Milletvekilleri ve Belediye başkanlarının tutuklanıp hapishaneye konulmalarına bakıldığında sadece bu olgular bile Türkiye’de eşit oy esasına dayalı temsili demokrasi denilen sistemin olmadığı, seçimlerin, parlamentonun faşizmi maskeleyen araçlar olarak kullanıldığı görülecektir. Egemen sömürücüler her sıkıştığında devlet aracılığıyla seçilmişler kelepçelenmekte, yerel yönetimlerde görevden alınıp tutuklatılanların yerine atanmışlar oturtulmaktadır. Oysa modern toplumda oturmuş bir demokratik cumhuriyette yerel yönetimler genel merkezi yönetimin çok önemli bir parçası olarak işlev görür ve faşizme geçiş yapılmaksızın devlet aracılığıyla seçilmişlerin tutuklanmasına pek rastlanmaz.

Kürdistan’da belediyelerin Kürtçe isimlendirilmesi kararları ulusal baskının ortadan kaldırılması ve ulusların tam hak eşitliği ilkesine bağlı tüm biçimleriyle baskı ve zulmün sonlandırılması mücadelesinin bir parçası diğer ifadeyle dolaysız olarak demokrasi mücadelesinin parçasıdır. Bu anlamda söz konusu kararlar Amed’de olduğu kadar Dersim’de de politik ve siyasi muhtevaya sahiptirler. Gerici, faşist parti ve kesimlerin Dersim kararına yaptıkları tehdit açıklamaları tamda bu kararların siyasi içeriğinden kaynaklıdır. Çünkü Kürt ulusunu ifade eden kültür, sembol, tanım, köy ilçe, il ismi ve tarihin toplum tarafından açıkça sahiplenip savunulmasını faşist diktatörlük kendisine tehdit olarak görmektedir.

Gerçekte SMF’li ama siyasi olarak TKP’li Belediye Başkanı Fatih Maçoğlu’nun “Valilik oluru olmazsa karar uygulanmaz. Dersim isminin politik alana çekilip tartışma konusu yapılması doğru değil” türünden basına yansıyan açıklamaları alınan kararın siyasi ve politik içeriğini kavramaktan uzak olduğu kadar son derece pasif, uzlaşmacı ifadeler olduğunu belirtelim. “Söz, yetki, karar Dersim halkına” şiarı “valilik izin vermezse uygulanamaz” açıklamasında bulunulmasını değil, demokrasilerde seçilmişlerin üzerinde vali yada kaymakamın bir yetkiye sahip olamayacağı, Dersimlilerin kararı ve iradesinden valinin üstün olmadığını Dersimlilerin kararına saygı duyulması ve bunun bir demokrasi meselesi olduğunu açıklayarak baskıcı ve faşist kararları tanımayacaklarını belirtmesi gerekmezmiydi? Kim bilir belki de Fatih Maçoğlu politik ve siyasi alana kaymayan hizmetle sınırlı görevleri aşmayan uyumlu şekilde bir belediye yönetimine ihtiyaç olduğu fikrine sanıldığından çok daha fazla kendisini inandırmış olabilir.

Proletaryanın sınıf mücadelesi çizgisinde durma iddiasında olan bir hareketin TKP gibi reformist sosyal-şoven partilerle arasına mesafe koyması gerektiği, bununla birlikte bu zararlı revizyonist akıma karşı ideolojik mücadeleyi aksatmaması gerektiği unutulmamalı. Tarihi hafıza Dersim’in mücadele ruhu ile TKP’nin yan yana konulamayacağını gösteriyor. Sosyal-şovenlerin içine sinmese de Dersim haklı kararına sahip çıkacak, tüm komünist proleter devrimci, ilerici kesimlerle faşist diktatörlüğün karşısında durmaya devam edecektir.          

Related Post

DAVAYA BAĞLILIK, SAMİMİYET

Posted by - 5 Nisan 2019 0
Haber Merkezi: (Ozan Emre) Devrim mücadelesinde sade yaşayıp sıkı çalışmanın altın kuralı komünizm amacına bağlılık ve samimiyettir. Davaya bağlılık ve sınıf…

DAHA AZ ÇAĞRI, DAHA FAZLA MÜCADELE

Posted by - 16 Kasım 2018 0
Makale: Neredeyse tüm devrimci, demokratik, ilerici güçler, birleşik mücadeleden söz etmektedir. Faşist sınıf diktatörlüğüne karşı ezilenler cephesinde birleşik mücadelenin önemine vurgu…