Makale:Komünistler dünyayı değiştirme eyleminin önder güçleridir. Toplumsal olgulara tek yanlı değil, çok yönlü bakarlar ve olgulara dayanırlar. Nesnel dünyanın yerine hayal edilen veyahut da çok arzu edilen düşüncenin geçirilmesi sübjektivizmdir. Düşünceden bağımsız kendinde var olan nesnel gerçeklik insan tarafından bilimsel temelde kavrandığı ölçüde kendisi de parçası olduğu dünyanın değiştirilmesi eyleminde ilerleyebilir, başarıya giden yolun adımlarını hızlandırabilir. İşçi sınıfının devrimci mücadelesinde gerçeklikten; diğer ifadeyle bir parti, örgüt ve tek tek bireylerin iradesine bağlı olmayan toplumsal gerçeklerden kopmak dogmatizme saplanmak anlamına gelir. Dogmatizmin yıkıcı ve tasfiyeci bir eğilim olduğu da unutulmamalıdır. Sürekli değişim halinde olan çelişki ve çatışmanın yön verdiği diyalektik toplumsal gelişmelere ilgisiz kalınması, görmezden gelinmesi hatasına yada sapmasına düşenlerin sonu trajik serüvenlerle tamamlanmıştır. Oysa Marksizm bilimi gerçeklere, ama sadece gerçeklere dayanır. Olguların somut tahlili ve dünyayı değiştirme eyleminde açık ve net olan perspektifin bu somut toplumsal olgulara dayandırılması Marksizm, Leninizm, Maoizmin yaşayan canlı ruhunu ifade eder. Marksizm günün mücadele neferlerine her dönem birbirinden farklı olan toplumsal koşulların birbirinden ayrı olduğu gözetilerek somut tahliller yapılması ve buna denk düşen çözüm yollarının geliştirilmesi, şartlara uygun araç ve araçlarla uyumlu metotların yaratılmasını emretmektedir.

Proletarya devrimine önderlik iddiasıyla ortaya çıkan her hareketin 1) proleter dünya devrimi sürecinin bir parçası olarak komünizm ideolojisini – kelimenin gerçek anlamında savunması; 2) proletarya diktatörlüğü siyasi iktidar hedefine kesin ve net bağlı olması; 3) proletarya diktatörlüğü siyasi hedefine ulaşmak ve bu hedefe ulaşma mücadelesine yön veren komünizm ideolojisini savunarak gaddar, zalim, hiçbir barbarlık yıkım ve katliamdan kaçınmayan egemen sınıf düşmanlarına karşı somut nesnel toplumsal şartlara uygun düşen stratejik doğrultu ve araçlara sahip olması gerekir. Tüm bunların sadece sözde değil, sınıf mücadelesinin zorlu arenasında toplumsal pratikle mümkün olacağı da unutulmamalı. Formüller doğru olsa da pratikte uygulanmadıkça bir anlam taşımaz. Bu nedenle teori ve pratiğin diyalektik birliği komünist hareketin niteliğini anlaşılır kılan göstergedir. Bireyin yaşamı nasıl bireyin ne karakterde olduğunu gösteriyorsa, bir parti içinde aynı şey geçerlidir. Pratik süreç her örgütün niteliğini ilişkide olduğu kesimlere gösterir. Bu anlamda kağıt üzerinde dizilmiş formüller doğru olsa bile pratik devrimci amaca uygun olmadığı sürece kendine komünist, sosyalist dese de tüm bu isimler bir örgütü komünist, sosyalist niteliğine büründürmeye yeterli değildir. Komünist ideoloji, proletaryanın iktidarı kazanma siyasi amacıyla uyumlu devrimci bir örgüt pratiği şarttır. Bu halkalar komünist pratikle birleşmedikçe her hangi bir ülkede sınıf mücadelesine önderlik edilmesi görevi yerine getirilemez. Örgütlerin, partilerin sadece söylediklerine değil, esasta ne yaptıklarına bakılması gerekir denildiğinde anlamamız gereken bu yöndür.

Örneğin Türkiye’de kendisini komünist olarak tanımlayan bir hayli örgüt vardır. Bilimsel bir gözlemle değerlendirildiğinde çok ‘’komünist’’ örgütün varlığı koşullarında proletaryanın birleşmesi, önderliği ve geleceğe dair görevlerinin yerine getirilmesi yönünde hiç birinin ihtiyaç duyulanı karşılayamadığı hesaba katıldığında yanlış giden bir şeylerin olduğu öncelikle kabul edilmesi gerekir. Revizyonist-oportünist etkilerin sınıf hareketini nasıl kötürümleştirdiği görülmeden, açık, net ve çok yönlü ideolojik mücadele bayrağı yükseltilmeden dağınıklığın ve tasfiyeciliğin çürümüş zemininin kurutulması mümkün değildir.

Türkiye’de sadece değişen şartlara bağlı olarak burjuvazi yeni bir döneme girmekle ve kendisini bu olağanüstü koşullara göre konumlandırmakla sınırlı bir durum söz konusu değildir. Hareket içeriği karmaşık ve daha zorlu hale gelen ve baskı, şiddet araçlarının ağızlarını keskinleştiren egemenlerin yeni konumlanmasına bağlı olarak proletaryanın sınıf hareketi açısından da yeni bir döneme girilmiştir. Sınıf teslimiyetinin en üst boyutta dayatıldığı iktisadi ve siyasi bu toplumsal şartlarda radikal küçük-burjuvazi ile komünist hareket arasındaki saflaşma ve çizgi farkının çok daha belirgin görülmesi tesadüfi olmayıp söz konusu koşulların ürünüdür. Devrimci bir geçmişe dayanan küçük-burjuva devrimci bir çok örgütün sınıf mücadelesinin iktidarın kazanılması nihai hedefinden saparak sınıf teslimiyeti rotasında demokratik reformlar, parlamentoda birkaç koltuk kapma; sistemin yıkılması değil, faşist diktatörlüğün sivri uçlarının törpülenmesi gayesiyle sınırlı reformculuk çizgisine savrulmaları örnekleri devrimci saflardaki ideolojik, siyasi yozlaşmayı yeterince gösteren sonuçlardır.

Keza aynı örgütler ulusal sorunun çözümünde de devrimci formülü değil, Kürt ulusunu milli zulüm uygulayan egemen Türk ulusuna yedekleyen, ezen ulusun ayrıcalıklı durumunun korunması anlamına gelen ‘’barış ve çözüm süreci’’nin parçasına dönüşmüş ulusal sorunda reformcu formüllerin savunucusudurlar. Oysa ulusal sorun özünde siyasi bağımsızlık ve eşitlik sorunudur ve anayasal formüllerle çözülemez.

Koşulların devrimci niteliğine yanıt olamayan ve olamayacak her türden küçük-burjuva devrimci yapıların tasfiye ve iç çözülme yaşayanların yanı sıra varlıklarını koruyup reformculuğa sapanlar aynı anda ikili görünüm sunuyor. Burjuva ideolojik etkiye açık örgütlerin vardığı son durağı göstermesi bakımından üzerinde önemle durulması gereken sonuçlar olduğunu belirtmek isteriz.

Mevcut politik ortamda ikili karakter, ikili yön vardır; birisi politikada reformculuk niteliğine girmiş sağ tasfiyecilik iken diğeri sağ savrulmaya göğüs geren proletaryanın kurtuluş davasına bağlı kalan ve engelleri aşarak sınıf mücadelesinin gereklerinin yerine getirilmesi doğrultusunda çalışan komünist çizgidir. Parlamentarizme, reformculuğa, sosyal şovenizme, her türden sınıf teslimiyetçiliğine, pasifizme, Kemalizm etkisinde gerici faşist ordudan umar bekleyen burjuva sapmalara karşı durarak doğan Kaypakkaya hareketinin ‘’Kaypakkaya’nın güncellenmesi’’ adı altında parlamentarizme, reformculuğa oturtulması bizim açımızdan asla kabul edilemez olduğundan yapmamız gereken şudur: Komünist proleter çizgide kendimizi yeniden yaratmak. Bunun için çok daha cüretli ve atılgan olmalıyız. Koşullardan yararlanmayı bilmeliyiz…

Related Post