YAŞAMANIN DEĞERLİLİĞİ VE AMAÇTAKİ DİYALEKTİK

111 0

Haber Merkezi: Yaşamak insanın ve tüm canlıların varlık koşuludur. Elbette yaşam değerlidir ama vazgeçilmez de değildir. İnsan salt kendinde ve kendisi için bir varlık değildir, onun özü esas olarak ilişkide bulunduğu insanlar üzerinden tanımlanır. İnsan kendi kendine cesur, erdemli, korkak, ahlaklı, faziletli olamaz, insana ait olumlu veyahut olumsuz tüm nitelikler, moral değerler diğer insanlarla olan ilişkilerinde ortaya çıkar ve tanımlanır. Bu anlamda yaşamın değeri sosyal bir varlık olarak ilişkide bulunduğu toplum tarafından belirlenir. Öyleki toplumun moral değerleri, cesareti, ruhu, zorluklara dayanma yeteneği liderlerin kişiliğinde cisimleşse de topluma ait olan bu değerler yine toplum tarafından taşınır. Sadece olumluluklar değil, olumsuzluklarda toplumun, bir ulusun omuzlarına biner. Örneğin Hitler faşizmi, emperyalist Alman burjuvazisi Alman ulusunun sırtına utanç yükü bırakmıştır. Keza Franko faşizmi İspanya ulusu, Musolini faşizmi İtalyan ulusu üzerine Hitler’inkiyle benzer bir yükü bırakmıştır.

İnsanlık açısından ölüm ve yıkım getirecek gayeler işçi sınıfına ve tüm emekçi halk kitlelerinin tümüne kutsal bir davaymış gibi burjuvazi tarafından inandırılabilirler. En ileri kitleler bile kendisini trajik sona götürecek süreçlerin birer kurbanlarına dönüşebilirler. Sosyal demokratların sosyalizm adını lekeleyerek emperyalist savaşın birer figüranları haline gelmesi böyle bir duruma örnektir. Milyonlarca emekçi kapitalistler arası egemenlik savaşında can verdi. Hepsi milliyetçilik zehriyle uyutularak savaş cehenneminin içine atıldılar. Oysa önlerine konulmuş kutsal gayelerin savaşa sürülen emekçilerin çıkarlarıyla hiç ilgisi yoktu. Değerli yaşamlar kendilerine ait olmayan amaçlar uğruna yitip gitti. Ne yazık ki kendisi için savaşma bilincine erişmemiş işçi sınıfı kapitalistlerin çıkarları için ölmeye devam edecek. Kendine ait olduğunun bilincinde olmayan ulus nasılki kölelikten kurtulamaz ise işçi sınıfıda kendisi için var olmadıkça burjuvazinin kölesi olmaktan kurtulamaz. Çünkü kapitalistler işçiye ait olan ne varsa canı da dahil – savaşlara sürülmelerinde görüldüğü gibi – her şeyi mülk edinmiştir. İşçinin özgürlüğü sadece görüntüdedir.

Büyük gayelerin diyalektik karşıt yönleri vardır. Demokrasiler gibi amaçların da siyasi ve sınıf içeriği vardır. Sömürücüler için kutsal olan gaye, işçi sınıfı ve tüm emekçi kitleler için zararlı ve yıkıcıdır. Proletaryanın kurtuluşu için vazgeçilmez erek ise burjuvazi için zararlı ve yıkıcıdır. Hangi amaç için yaşamdan vazgeçildiği yada aynı manaya gelen uğruna ölündüğü önemlidir. Örneğin sömürüsüz ve eşit bir düzenin tohumlarının serpildiği komün’de yaşamını veren otuzbin komünarlar Fransız emekçi halkına yaratılması gerekli özgürlüğün yolunu göstermekle kalmadılar tüm dünya proletaryasına eşsiz bir deneyim sundular. Gerçekten hiç bir baskı altında kalınmadan büyük bir inanç ve kararlılığın temelini oluşturan dolaysız gönüllü katılımla proletaryanın özgürlük amacı uğruna nasıl da can verildiğini dünya ezilen ve sömürülenlerine gösterdiler. Toplumsal yaşam durmaksızın ileriye doğru akmaya devam etti. İnsanlık tarihinin en büyük dev adımı olan 1917 Sosyalist Sovyet Devrimi kümünin kızıl bayrağını devraldı. Tereddütsüz uğruna ölümü gögüsleyecek milyonlarca emekçi ileri atılmadan devrim olanaksızdır. Halk kitlelerini haksız savaşlara sürükleyen, onları kardeşleri olan başka uluslardan işçilere, köylülere, halk kitlelerine kurşun sıkmak zorunda bırakan ve savaşlarda ölenlerden çok farklıdır komünizm davası uğruna savaşarak ölmek. Biri yanıltılan, aldatılan, manüple edilen, milliyetçilik ve din ideolojisi ile uyuşturulmuş yığınların eline silah tutuşturularak savaşa sürülmesidir. diğeri ise sınıf bilinci edinerek gönüllü hareket eden yığınların özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ve sömürüsüz bir toplumsal geleceği temsil eden komünizm bayrağı altında yürütülen özgürlük savaşıdır. Haksız işgalci Alamn faşizmine karşı Sovyet ve onlarla aynı bilinçle hareket eden dünya devrimci proletaryası, keza işgalci Japon faşizmine karşı Çin proletaryası, ABD emperyalizmine karşı Kore, Vietnam proletaryası ve emekçi köylüleri komünizm bayrağıyla savaştılar.

Haksız savaşlarda ölenlerin insanlığa bıraktığı bir değer bulunmuyor. Almanya ve Japon kapitalistlerinin büyük çıkarları ve karları uğruna milyonlarca Alman ve Japon emekçi savaşlarda yitip gitmedi mi?. Milyonlarca Çin ve Sovyet insanını öldürdüler. Onlar haksız savaşın temsilcileri olarak lanetlendiler. Sovyet, Çin, Kore, Vietnam’ın devrimci proletaryası birleşmiş olduğu emekçi köylülerle anayurtlarını kanlarının son damlasına kadar savundular ve canlarını vermekten hiç tereddüt göstermediler. Faşizme işgale, sömürgeciliğe ve devrim düşmanlarına karşı direnen ve savaşanlar tarihin onurlu sayfalarında yerlerini aldılar.

Hitler, Musolini, Franko faşistlerinin kişiliğinde ifade edilen özünde emperyalist burjuvazinin sınıf siyasetidir. Tarihin tüm yükünün bireylere yüklenerek kurtulma bilinen hayli eski bir çabadır. Olumsuz örnekler o kd çokki sıralamak yararsız. Türkiye’nin Kürdistan’daki savaşı da bu haksız savaşlardan biridir. Türkiye’nin işgal ve ilhak savaşına yüklediği kutsallık büyük gaye Kürdistan için büyük ve anlatılamaz bir kötülük ve acı demektir. Demek ki tüm değer, gaye ve kutsallık atfedilen ne varsa içerdikleri diyalektik zıtlıkla ele alınmalıdır. Egemenin kutsalı ezilenin başına yağdırılan zulüm ve lanettir.

Özgür, eşit ve sömürüsüz bir toplumsal düzeni hedefleyen komünizm bilinci almış emekçiler kurtuluşu uğruna en değerli olan var olma hakkından fedakarlık etmekten çekinmezler. Bireyin değeri burada toplumun kurtuluşuna adanmıştır.

Öte yandan fanatik bir dincide kendinden rahatça vazgeçebilir. Çünkü sömürü, istila ve yıkımdan başka bir şey içermeyen amaçlar din, milliyetçilik düşüncesiyle kılıflanarak haklı ve gerekli bir amaçmış gibi kitlelere benimsetilir ve fanatik bir tutkuya dönüştürülürse insan denen varlık hem kendi canını vermekten, hemde düşman olarak gösterilen uluslar ve halklar yada bir ülke içindeki azınlıklar, dini toplulukları yok etmekten çekinmez. Her halükarda insanın savaşa bilmesi için haklı bir davaya inandırılması şarttır. Örneğin Ortadoğu ve Afrika’yı kasıp kavuran İslam terörü -IŞİD, EL Kaide, EL Nusra vb. vs. – biraz demoktatik ve insani olumlu bilince sahip herkes için bir vahşet ve insanlık düşmanı – tıpkı Naziler gibi – bir örgüttür. Ama IŞİD’de savaşçılar İslamı yer yüzüne yaymak için engel olabilecek diğer tüm insanların öldürülmesi, boğazlarının kesilmesinin tanrı katında sevap, cennette olmanın güvencesi olarak gösterilmekte savaşçılar yer yüzüne adalet getirecek kutsal bir davaya inandırılmaktadırlar.

Amaçların devrimci ve gerici gibi ikili diyalektik uzlaşmaz karşıt yönleri vardır.

Modern dünyada proletarya devrimci amacın taşıyıcısı yeğane sınıftır. Kapitalistler ise dünyadaki gericiliğin, karanlığın temsilcileridir. Tüm kötülüklerin kaynağı kapitalizm olduğuna göre onu yok etme amacına sahip olmak devrimcidir…      

Related Post

İDEOLOJİ ÇİZGİYİ BELİRLER

Posted by - 29 Kasım 2018 0
Makale: Ekonomik kriz, yoksulluk, artan işsizlik, şiddetlenen toplumsal çelişkiler, kapitalist tolumun tüm kötülüklerinin enfeksiyon gibi yaydığı kültürel çürüme ve egemenlerin daha…

Esas Halkadan Tutmak

Posted by - 20 Eylül 2018 0
Devrimci objektif koşullar uygun ve gelişme seyri yükselişte olmasına rağmen sübjektif kuvvetler geri ve dağınık olabilir. Bu durumda sübjektif kuvvetlerin…

SINIFSAL İKTİDAR BİLİNCİ

Posted by - 21 Kasım 2018 0
Makale: Ne için mücadele yürütüldüğünün içsel mantığının kavranması bir proleter devrimcinin geleceği açısından hayati önemdedir. Bu durumun tek tek devrimcilerden sınıfsal…