Ulusal Özgürlük Sorunu Müzakere İle Çözülebilinirmi.

61 0

Haber Merkezi: Eşitsizlik ve sömürü varsa özgürlük yok demektir. Topladıklarını ve ürettiklerini ortak paylaşan, özel mülkiyetin olmadığı ve komünizmin egemen olduğu ilk çağ topluluklarında özgürlük sorunu yoktu, çünkü topluluk bireyleri eşitti. Ama üretimin arttığı ve ürünlerin özel mülk olarak birikmeye başlandığı tarihin belli bir döneminde sınıfların ortaya çıkmasından itibaren, toplumların bir gerçeği haline gelen eşitsizlik ve özgürlük sorunu var olagelmiştir. Köle sahipleri ile köleler şeklindeki ilk sınıf ayrışımından çağdaş topluma uzanan tarihi çağlarda değişen sadece köleliğin biçimleri oldu. Sömürü ve ezen sınıfların ezilenler ve sömürülenler üzerindeki iktidarı en barbar, zalimane kıyıcı kanlı yöntemlerle sürdü. Özgürlük sorunu egemen sömürücü sınıfın ezilenleri baskı altına almasının bir sonucudur. Çünkü egemen olanın özgürlüğü denetim altında tutulması gerekenlerin özgürlüklerinin bastırılmasına bağlıdır. Özürlüğün hiçbir biçimi egemen sınıfla müzakere edilemez, ancak sınıf mücadelesi ile daha önce gasp edilmiş özgürlükler kazanılabilir. Gerçekten toplumsal bir özgürlük için ise sömürücü hakim sınıfların yok edilmesi gerekmektedir. Çağdaş her toplumda proletaryanın kendisiyle birlikte toplumu özgürleştirebilmesi için kapitalizmi yok etmesi gerekir. Sınıf olarak proletarya özgürlük sorununu kapitalistlerle müzakere yolu ile çözemez.

Emek ile sermaye arasındaki çelişki özünde insanın bir başka insan tarafından sömürülmesi çelişkisidir. Üretim araçları mülkiyetine ve işçinin artı emeğine el koyan burjuvazi özgürdür, geçim sıkıntısı yoktur, o zenginlik içinde yaşarken, işçi yoksullukla kıvranır, kira, yol parası, hastane, okul, beslenme masrafı hesapları ve işsizlik kaygısıyla ömür tüketirken özgürlüğü sermayeye prangalanır. Sömüren ile sömürülenler arasındaki çelişki diğer ifade ile üretim araçları mülkiyetine sahip sınıfların, ezilen ve sömürülen sınıflar üzerindeki hakimiyeti sınıflar arası uzlaşma, müzakere yolu ile çözüme bağlanamaz. Özgürlüğü gasp edilmiş ezilen ve sömürülen sınıflar kendini köleleştiren sınıfı yok ederek, onların dayandığı mülkiyet ilişkilerini sonlandırarak özgürlüğünü kazanabilir.

İster proletaryanın sınıf mücadelesinde olsun ister ise burjuva demokratik içerikte ulusal sorunun çözümü olsun ara formüller, bir takım anayasal önermeler hiçbir işe yaramaz-halk kitlelerinin aldatılması dışında. Nasıl ki proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişkinin çözümü bir siyasal iktidar, yani devrim sorunuysa, baskı altında olan ulus ile ezen ulus arasındaki çelişkinin çözümü de bir siyasal iktidar sorunudur. Ezilen ulusun bağımsızlık hakkı ezen ulus parlamentosunda, yada işgalci ve ilhakçı devletin derin, gizli arka odalarında sivil ve askeri yüksek bürokrasi ile çeşitli müzakerelerle çözülemez.

Tarih ulusal sorunun çözümüne dair yeterli zenginlikte veri sunmaktadır. 19. yüzyılda ulusal sorunun çözüldüğü Batı Avrupa’da günümüzde hala süren İrlanda ve Katalonya sorunu olsa da Asya’dan Afrika’ya kadar 20. yüzyıl boyunca devrimci alt üst oluşlarla, Hindistan’da kimi uluslar, Sri Lanka, Filistin, Kürdistan dışında ulusal sorun dünya genelinde  – biçimde özgür ve bağımsız, gerçekte ise emperyalizme bağımlı biçimde çözüldü. Bu yirminci yüzyılın önemli tarihi gelişmelerinden biridir. Arapların 22 devlete bölünmesinden tutalım da nüfusu beş yüz binden, bir milyondan az onlarca devletin yanı sıra kent devletlerinden oluşan iki yüz on devletin bulunduğu Dünyamızda en küçük etnik birimlere kadar ulusal sorunun özgürce ayrılma ve bağımsız devlet kurma şeklinde gerçekleşmiştir. Amed’den küçük onlarca ulus devlet mevcuttur.

Keza proletaryanın önderliğinde ulusal sorunun çözümünde en ileri biçimin deneyimi 20. yüzyıl Sovyet Devrimi ile dünya ezilen ulus ve halklarına sunulmuştur. Daha önce ulusal sorunda sadece burjuvazinin önderliğinde bilinen kapitalist cumhuriyet çözümü dışında, sosyalist devrimle ulusal sorunun proletaryanın önderliğinde çözümü gerçekleştirilmiş ve Sovyetlerde 16 ulusal cumhuriyet, bölgesel özerklik, özerk biçimlerle elliyi aşan sayıda etnik yapı sosyalist ulusların birliği kurularak ulusların gerçekten kardeşçe, tam hak eşitliğine dayalı birlikte yaşayabilecekleri gösterilmiştir.

İster kapitalist ister ise sosyalist olsun ulusal sorun çözümünde temel ilke ulusların özgürce ayrılma ve kendi devletini kurma hakkının tanınmasıdır. Kapitalist ulusal cumhuriyette burjuvazi, büyük toprak sahipleri, diğer ifade ile sömürücü sınıflar egemendir. Sosyalist ulusal cumhuriyette ise proletarya egemendir ve üretim araçları toplumsallaştırılarak temeli sömürüye dayanan sistem kaldırılmıştır.

Ezen ve ezilen ulusların olduğu devlet sınırlarında ezen ve ezilen uluslardan komünistler ulusal soruna proletaryanın çözüm formülü ile yaklaştılar. Kapitalist çözümü değil, sosyalist çözümü dayanak yaparak ezen ve ezilen ulusların proleterlerini devrim hedefi doğrultusunda sınıf mücadelesinde birleştirdiler. Rus komünistler Rusya’nın sömürgesi Polonya, Letonya, Litvanya, Ukrayna, Finlandiya ve benzer durumdaki ulusların komünistleriyle örgütlerini birleştirerek ortak düşmanları olan kapitalizme, feodal emperyalist monarşiye karşı böyle zafer kazandılar. Ezilen uluslardaki komünist hareketler burjuva milliyetçi ulusal hareketlerle kendilerini ayrıştırabildikleri için kendi proletaryasını enternasyonalizm doğrultusunda örgütleyip, Rus ve diğer uluslardan sınıf kardeşleriyle kaderlerini – ve tabi ki örgütlerini de – birleştirip zaferi dünya emekçi halk kitlelerine armağan edebilmişlerdir.

Tarihi tecrübelerin gösterdiği gibi biz komünistler ulusal sorunu proleter devrimin bir parçası olarak ele alıyoruz. Kürt ulusal sorunu ve azınlık milliyetler sorununun devam ettiği Türkiye’de komünistlerin bu ilkesel tutumundan vaz geçmesi için hiçbir neden yoktur. Aksine egemen Türk ulus devleti anayasası düzleminde yıllardır Kürt ulusal hareketinin çözüm bulma arayışlarının başarıya ulaşması bir yana Kürtlere çok daha büyük ve kapsamlı bir savaş olarak geri döndüğüne bakıldığında Maoist komünistlerin bu uzlaşmacı anlayışların hatalı içeriğine yaptıkları eleştirilerin ne kadar doğru olduğu da görülür. Bu bağlamda komünistler Kürdistan’ın özgürlük meselesini programsal olarak Türkiye’de ve K. Kürdistan’da proletarya devriminin bir parçası olarak ele almak, savunmak, açıklamak ve örgütlenmek zorundadırlar.

Kürdistan’ın özgürlük sorunu asla Türk devleti ile, yada diğer ifadeyle egemen Türk burjuvazisi ile müzakere edilerek çözülemez. Siyasal iktidar sorunu ülkeler arası, sınıflar arası müzakere meselesi değildir. Kürt ulusunun özgürce ayrılma ve kendi devletini kurma hakkı ezen Türk, Arap, Fars uluslarının egemen burjuva sınıflarıyla onların işgalci ve ilhakçı sınıf devletiyle pazarlık masasına yatırılarak çözüme kavuşturulamaz.

93’ten beri müzakere yolu ile Türk devletinde çözüm arayışlarından geçen süre zarfında bir sonuç alınmazken tekrar tekrar aynı yöntem ve formüllerle “çözüm süreci” başlatma ve farklı sonuçların alınacağı beklentisinde olmak siyaset bilimine aykırıdır.

26 Mayıs’ta avukatları aracılığıyla Kürt sorununun çözümü konusunda A. Öcalan’ın şu çağrıları açıklandı: “Toplumsal uzlaşı, demokratik siyaset, demokratik müzakere ve onurlu barış” konusunda “üzerine düşeni yapacağını” belirtip “mesajlarının tüm demokrasi güçlerine, Türkiye’nin her yelpazesindeki siyasi yapılara ve devlete olduğu” vurgusu yapıldı. Keza A. Öcalan’ın onurlu barış temelinde sorunların demokratik müzakere yöntemi ile çözülmesi yönünde pozisyonunu koruduğunu ve 2013 Newroz deklarasyonuna bağlı olduğu” belirtildi.

Özcesi A. Öcalan tarafından “çözüm masası”nı devirerek Kürtlere daha öncekinden kapsamlı ve acımasız bir savaş yürüten devlet ve AKP hükümeti yeniden “çözüm masası”na çağrılmaktadır. Elbette onurlu barış istemek, çelişkilerin kansız ve demokratik müzakere yolu ile çözülmesi arzusuna denilecek bir şey yok, eğer barışçıl yollarla toplumsal meselelerin çözümü mümkünken şiddete başvurmak bu akıl dışı olurdu. Ama tersine müzakere yolu ile çözümü mümkün olmayan çelişkiler illada müzakere, uzlaşma ile çözeceğim denilirse bu iyi niyetli beklentilerin aksine çok daha büyük yıkım ve acılara yol açar. Ki “çözüm süreci”nin Kürtlere karşı çok daha ağır bir savaşa evrilmiş olması gerçekliğinde rahatlıkla görüleceği gibi…

Ulusal sorun çözümünde komünist bakış açısını bir kenara bırakalım burjuva demokratik bakış açısıyla değerlendirildiğinde bile A. Öcalan’ın tekrarlanan “çözüm” formülünün toplumsal ve siyasal bir temeli bulunmadığını belirtmeliyiz. Daha önce denenmiş yöntemler ve çözüm formüllerinin tekrar tekrar denenmesi farklı sonuçlar doğurmayacaktır. Fakat A. Öcalan’ın çözümsüzlük üreten hatalı, uzlaşmacı strateji haline getirilen yanlış olduğu açık düşünceleri eleştirilmeli. PKK’nin egemen ulus devlet içi “çözüm” arayışları stratejisinin en büyük yıkımı Kürt halk kitlelerine getirdiği görülmeli. “Onurlu barış” deniliyor, peki ama kiminle… Onurlu barıştan ne anlamalıyız?.

Kürtler için onurlu barış ancak Türk ulusu ile eşit haklara sahip olduklarında, diğer ifadeyle Kürtlerin özgürce ayrılma ve devlet kurma hakkı koşulsuz tanındığında ve buna saygılı olunduğunda gerçekleşebilir. Bunun dışında adına ister “demokratik müzakere” ister “toplumsal uzlaşı” ister “onurlu barış” denilsin Kürt ulusu için bir çözüm ve özgürlük getirmez. Türklerin ayrıcalıklı, Kürtlerin ise ulus olarak bağımlı ve siyasal haklarının tanınmadığı koşullarda varılmış bir mutabakat “demokratik uzlaşı” denilse bile demokrasi içermez. Bu Kürtlerin ulusal köleliğinin devamı anlamına gelir. Bu bakış açısıyla ele alındığında ifade edilen kavramsal çerçevenin içi boştur.

Kuzey Kürdistan’ın özgürlüğünün Türkiye içi bir çelişki olarak gören PKK’nin Türk burjuvazisiyle uzlaşarak çözme arayışının bir gereği olarak bağımsızlık hakkından vaz geçmesi Kürtlere karşı savaş biçiminde geri dönmesi olgusu üzerinde bile düşünülmeden kendilerine “komünist” “sosyalist” devrimci diyen reformist, bir kısım küçük-burjuva devrimci örgütler tarafından alkışlanması sınıf mücadelesinin meselesi olan demokratik cumhuriyet beklentisinin burjuvazi ile müzakere yolu ile gerçekleştirilecek reformlar meselesi olarak düşünülmesi ile alakalıdır.

Oysa gelişmeler Türk burjuvazisi ile müzakerenin Kürtlerin siyasal ve toplumsal haklarının kazanılması ve genel olarak Türkiye’de demokratik kazanımların ilerletilmesi mücadelesine de zarar verdiği, devrimci kitleleri sistem içi arayışlara yakınlaştırdığı ve siyasal baskının koyulaşmasıyla da muhalefetteki burjuvaziye – CHP-İP-SP-DP gibilerinin “millet ittifakı”na – yedeklendiği görülmüştür.

Komünist hareketin ulusal sorunun çözüm formülünün ne kadar doğru olduğu bu politik, siyasi tablodan anlaşılıyor. Başta Kürt ulusu olmak üzere diğer tüm azınlık milliyetler sorunu ancak Türk, Kürt ve azınlık milliyetlerden proleterler, emekçi halk kitleleri sınıf mücadelesinde gücünü birleştirirse çözüme kavuşturulabilir. Egemen burjuvazi ile demokrasinin müzakere edilmesi değil, demokrasinin gelişimi önünde engel olan bu gerici sınıflara karşı sınıf mücadelesi verilmesi gerekli.

Ayrıca K. Kürdistan’ın ulusal hareketten ibaret olmadığı yoksul Kürt halkı ile Kürt zenginleri arasındaki sınıfsal eşitsizliğin derinleşmesi, Kürt proleter ve emekçi kitlelerinin sınıfsal iktisadi isteklerine denk düşen düşüncelerin gelişimine PKK’nin ulusal-kültürel talepleri aşmayan sistem içi çözüm ve anlayışının burjuva ideolojik siyasi çizgisi nedeniyle yanıt olmaktan uzak olduğu görülmeli. Toplumsal koşullar K. Kürdistan’da devrimci sınıf mücadelesi çizgisinin geliştirilmesine büyük ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Türk ve Kürt işçisinin birliği ancak bu proleter mücadelenin kök salması ile mümkündür.

Komünist hareketin çözüm formülü sınanmış, bilimsel doğrudur ve savunularak gerekleri yapılmalıdır.

Bizim için birinci dayanak noktası Kürt ulusunun özgürce ayrılma ve devletini kurma hakkının koşulsuz tanınması, tüm azınlık milliyetler üzerinde dil, kültür, eğitim vd. her alanda tüm eşitsizliklere son verilerek özgür ve tam hak eşitliği ile asimilasyondan kurtulmalarıdır.

İkinci dayanak noktası ise – ki bu birinci dayanak noktası olan özgürce ayrılma hakkı konusunda bilinç sağlama ve propagandanın güvencesini sağlayan – Kürt ve Türk uluslarından proleterlerin enternasyonalizm ilkesi doğrultusunda devrim hedefiyle güçlerini birleştirmeleri ve ortak mücadele yürütülmesidir. Bu enternasyonal birlik çizgisi K. Kürdistan’da ulusal hareketin siyasi, ideolojik çizgisine kuyrukçuluk yapılmasını değil, sınıf bilinçli Kürt proleterleriyle birleşme çizgisidir. Bu örgütsel birlikte dahil her alanda proletaryanın gücünü birleştirmesini kapsar. Türk devlet baskısı, ulusal zulme ve sosyal şovenizme karşı durularak Kürt ulusunun özgürce ayrılma hakkının savunulması öte yandan ayrılma değil birlikte ve eşit haklarda kardeşçe yaşamanın gerekli olduğu, Kürt burjuvazisinin milliyetçi eğilimlere karşı halkı bilinçlendiren sınıf bilinçli Kürt proleterlerin tutumuyla ancak sınıf mücadelesinde birlik kurulabilir. Kürt ve Türk sınıf bilinçli proleterlerin yukarıda işaret edilen ve daha geniş olan ikili görevlerini yapabilecekleri enternasyonal birlik temeli üzerine kurulmuş örgütsel perspektife ihtiyaç vardır. Asıl o zaman komünistlerin ulusal özgürlüğün, ulusların tam hak eşitliği ve kardeşliğinin en tutarlı savunucuları oldukları görülecektir.     

Related Post

DAHA AZ ÇAĞRI, DAHA FAZLA MÜCADELE

Posted by - 16 Kasım 2018 0
Makale: Neredeyse tüm devrimci, demokratik, ilerici güçler, birleşik mücadeleden söz etmektedir. Faşist sınıf diktatörlüğüne karşı ezilenler cephesinde birleşik mücadelenin önemine vurgu…