TEMEL DEMİRER YENİDEN YARGILANIYOR/Adil Okay

98 0

Haber Merkezi: “Mahkemeler, artık eskiden olduğu gibi yalnızca çağımızın sefalet ve yaralarının sergilendiği bir yer, toplumsal düzensizliğimizin hüzünlü kurbanlarının yan yana sergilendikleri bir yer değildir: Buralar aynı zamanda savaşçıların haykırışlarıyla inleyen bir arenadır.”   (Michel Foucault.)

TEMEL DEMİRER YENİDEN YARGILANIYOR

“Duruşma günü: 21 Mart 2019
Duruşma saati: 11.05
Duruşma yeri: İstanbul Anadolu 33. Asliye Ceza Mahkemesi Duruşma Salonu
Suç: Suçu ve Suçluyu Övmek (TCK 215/1, 53/1, 63)
Suç tarihi: 20 Temmuz 2017 İstanbul (Suruç Anması Konuşması)

Kimdir Temel Demirer? Bir 68′li, bir 78′li, bir 90′. Türkiyeli. Filistinli. Fransız. Türk. Kürt. Arap. O bir dünyalı. Kimimizin yolu onunla 1970′lerde bir nümayişte kesişmiştir. Kimimizin Lübnan’da Filistinlilerle dayanışmada. Kimimizin yolu ise Irak Kürdistan’ında. Benim yolum onunla Paris’te sürgün mektebinde kesişti. Elinde bir tomar zarf, pul yapıştırırken tanıdım onu. 12 Eylül tutsaklarına, Türkiyenin tüm cezaevlerine bıkmadan, usanmadan moral mektupları yazarken postalarken. Kimi zaman pul parası bulamadığına tanık oldum. Kimi zaman da benim gibi, Paris’in, o renkli, o sözüm ona zengin kentin ortasında yiyecek ekmek bulamaz halde. Tuvaleti, banyosu olmayan çatı katı odalarında kesişti onunla yolum. 16 metre karede en az dört kişi yattığımız günlerde.

Cuntanın idamlarına karşı kamuoyu oluşturmak için yapılan eylemlerde Fransız polisinden cop yerken de birlikteydik. Parisin bit pazarında eski elbise ararken de. Ahmet Arif’ten, Mayakovski’den, Nazım’dan kavga şiirleri okurken de birlikteydik. Aşk şiirleri okurken de.

Ve Temel Demirer 12 Eylül dosyaları kapanır kapanmaz Avrupanız sizin olsun deyip, bir ömür geçirdiği, her sokağında bir anısı olduğu, aşklar yaşadığı bu renkli kenti, Paris’i terk etti. Ülkeye döndü. Döner dönmez mücadeleye bıraktığı yerden başladı. Okudu. Konuştu. Tartıştı. Kitaplar yazdı. Yazdığı kitapları üst üste koyduğumda boyumu geçmeye başladı.

Ve temel Demirer’le yeniden ülkede kesişti yolum. Benim de 12 Eylül dosyalarım kapanmış ve ben de yarım bıraktığım mücadeleye devam kararıyla ülkeye dönmüştüm. Bıraktığımız yerden devam etti dostluğumuz, yoldaşlığımız. Onun ve hayat arkadaşı Sibel’in kitapları başucu kaynaklarım oldu (Temel Demirer Türkiyenin saygın bilim kadınlarından antropolog-yazar Sibel Özbudun’un eşidir).

Ve bu gün Temel Demirer yeniden yargılanıyor.

Ama o, mutlaka bizi rahatsız etme, huzurumuzu kaçırma, bastırıp susturmaya çalıştığımız vicdanı kışkırtma görevini sürdürecek. Hakkı çiğnenen, hayatı paralanan, sözü ketlenenlerin yanında durmayı sürdürecek. Çünkü bu göreve kendi kendini memur etti. Bu, hayatını saf vicdanın, saf adaletin peşine salmış tuhaf insanlara akıl erdirebildiğimizde, insanın yepyeni, olağanüstü bir tanımını yapabileceğiz. O tanıma yakışacağız.

Dostum, sürgündaşım Temel Demirer’e ikinci ya da üçüncü yargılanması esnasında “Ne yapacaksın Temel, ceza verecekler gibi görünüyor. Gidip yatacak mısın.” diye sormuştum. O da “Tabi ki yatacağım. Ben, sen, o, birilerimiz bu faşist ceza yasalarını teşhir etmezsek, gerekirse zindanda çürümeyi göze almazsak nasıl aydınlığa çıkar bu ülke.” demiş ve şöyle devam etmişti: “Hem yeteri kadar sürgünde yaşamadık mı. Hadi diyelim o zamanlar, 12 Eylül faşizmi yüz binlerce insanı zindanlara doldurmuş, senin, benim gibi on binlerce insanı da sürgünde yaşamaya mahkum etmiş, gıyabımızda kalem kırmıştı. Biz ilk fırsatta ülkeye niye döndük. Avrupa’nın konforunu neden terk ettik. Bize ihtiyaç var diye. Temele bir tuğla daha koymak için, iğneyle kuyu kazmak için bize ihtiyaç var dedik ve döndük.”

Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi’nden yazar Sait Çetinoğlu’nun Temel Demirer’in yargılanması hakkında paylaştığı açıklamadan bir bölüm ile tamamlıyorum yazımı.

Komünist yazar Temel Demirer, bir kez daha yargı önünde.

Temel Demirer 20 Temmuz 2017 günü Kadıköy’de düzenlenen Suruç Katliamı anma toplantısında bir konuşma yapmış ve emniyet güçlerinin katliam sırasında görevlerini yerine getirmediklerinden hareketle, devletin katliamdaki sorumluluğuna işaret etmişti. Temel Demirertoplantıdan kısa bir süre sonra gözaltına alındı. Hakkında açılan ilk dava, “terör örgütü propagandası”  suçlamasıyla ilgili idi. Ne ki ağır ceza mahkemesi bu konuda “görevsizlik” kararı vererek dosyayı Asliye Ceza Mahkemesi’ne sevk etti. Bu kez Demirer’e “suçu ve suçluyu övmek”  iddiası yöneltildi. Savcı, emniyet fezlekesinde yer alan Temel Demirer’inParamazKızılbaş’ın yoldaşlarıyız” ve “Biz 33’leriz” ifadelerini iddianamesine aktararak ve yine kolluk kuvvetlerinden gelen yazıda “şüphelinin terör örgütü ve sol tandanslıörgütler tarafından düzenlenen eylem ve etkinliklere katılan şahıslardan olduğu” ifadesine dayanarak Demirer’in cezalandırılmasını talep ediyordu.

O kadar… İddianamede savcının Demirer’in hangi etkinliklere katıldığı, bu etkinliklerin gerçekten de “terör örgütü” tarafından düzenlenip düzenlenmediğini araştırdığına, ya da “Paramaz Kızılbaş’ın yoldaşıyız” ve/veya “Biz 33’leriz” ifadelerinin neden ve hangi gerekçeyle “suç” sayılması gerektiği konusunda hiçbir ifade yok. Son zamanlarda hemen tüm davalarda görüldüğü üzere, emniyet yazılarından “kes-yapıştır” yoluyla yapılan aktarımlar…

TCK’nın “suç ve suçluyu övme”ye ilişkin 215.maddesi, fiilin cezalandırılmasını “kamu düzeni açısından açık ve yakın tehlikenin ortaya çıkması”na bağlar. İddianamede Temel Demirer’in konuşmasını yaptığı 20 Temmuz 2017’den bu yana “kamu düzeni açısından” hangi “açık ve yakın tehlike”lerin ortaya çıktığı da yer almıyor.

Bu coğrafyada binlerce kişi, kolluk kuvvetlerinin tuttuğu, savcıların iddianameye dönüştürdüğü ipe sapa gelmez suçlamalarla yargılandı, pek çoğu da iddianameden türetilen “kes-yapıştır” kararlarla hüküm giydi… Eğer yurttaşların güvenine mazhar olmak istiyorsa, yargı süreci daha “ciddi” olmalı.

Hepimize yönelen bu “deli gömleği” tehdidine karşı, haydi Temel Demirer ile dayanışmaya!

17. 03. 2019 Adil Okay

Related Post