Makale: Suriye Savaşında Son Halka Türkiye

 Ortadoğu’da sular durulmuyor. Emperyalist kapitalist sistemin ağırlaşmaya devam eden krizi dünyanın her yerinde kaçınılmaz etki nedeniyle toplumsal başlıca çelişkileri ve en önemlisi de ancak sosyalizmle çözüme kavuşturulabilecek emek ve sermaye arasındaki çelişmeyi şiddetlendirmektedir. Kaos, karmaşa, siyasal istikrarsızlık olarak ifade edilen ama özünde sömürücü egemenlerin eskisi gibi yönetemez duruma gelmeleri, iç savaşlar, emperyalist işgaller, çeşitli ülkelerin bombardımana tutulması, kimi devlet düzenlerinin çökmesi, güçlü olan bölgesel devletlerin kendilerinden daha güçsüz olan ülkeleri işgal ve ilhak etme girişimleri, kitlesel göçler, ticaret savaşları ve dünyayı saran yoksulluk her yerde artan işsizlik vd. vb. sonu gelmeyen sorunların tüm yükü dünya proletaryası, ezilen ulusalar ve ezilen halkların sırtına yıkılırken diğer tarafta tüm zenginlik ve servetin dünyayı yöneten birkaç yüz kapitalist tekelin elinde birikmesi aynı zamanda çürüyen kapitalizmin resmidir. Tüm bu sorunların en keskin yaşandığı yer güncel olarak Ortadoğu’dur. Sadece bölge devletler değil, 3. dünya savaşının prova alanına dönüşen Ortadoğu’da emperyalist savaşın merkezindedirler.

Emperyalist Ülkeler Yeniden Paylaşım Savaşında

 Rusya, Çin, ABD, İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, Hollanda ve daha başkalarının Suriye, Irak, Kürdistan, Filistin, Libya, Yemen başta olmak üzere Ortadoğu ve Afrika’yı cehenneme çevirmelerinin tek bir nedeni vardır kanlı bir rekabet içinde olan kapitalist sermayenin egemenliği; ama artık kapitalist üretim anarşisini karşılayamayacak boyutta daralan pazar ‘’barışçıl’’ dönemin geride bırakılarak pazardaki rakiplerin bir birlerinin etkinliğini daraltacak egemenliğini zayıflatacak yeniden paylaşım şeklindeki egemenlik için rekabet söz konusudur. Yeni bir denge kurulmadan Ortadoğu başta olmak üzere Afrika, Asya hatta Güney Amerika’da iç çatışmaların, savaş ve yıkımın sonu gelmez. Küçük bir ülke olan Suriye’de 2011’den beri süren savaşın bitmemesi hatta sürece Libya’dan sonra Yemen ve başka ülkelerin eklenmesi emperyalist ülkelerin sermaye ve ordu gücüyle girmiş oldukları yeniden paylaşım rekabetinin yeni bir denge kurulana dek süreceğini göstermektedir.

Süreç emperyalist ülkelerin doğrudan kendi aralarında savaş başlatması ve bu savaşın bir dünya savaşına dönüşmesi şeklinde değil, dünya savaşına varacak adımların stratejik önemde olan bölgeler, enerji kaynakları, endüstriyel gelecek açısından büyük önem taşıyan hammaddelerin olduğu bağımlı, güçsüz ülkeler üzerinde egemenliği yeniden paylaşma şeklinde ilerlemektedir. Ukrayna AB, ABD ile Rusya çatışması sürüyor. Suriye, Irak, Yemen, Libya’da AB, ABD ile Rusya Çin arasındaki egemenlik savaşı sürmektedir. İran aynı bloklar arasında güç çatışmasının ağır yıkıcı sonuçlarına gebe durumda savunmadadır. Türkiye keza benzer sürecin bir menüsü olarak özgül koşullarına bağlı olarak yıkıma doğru sürüklenmektedir.

Özet olarak 1. Emperyalist dünya savaşı sonrası İngiltere ve Fransa tarafından paylaşılan, sınırları çizilen (Kürdistan bu dönemde İran, Irak, Suriye ve Türkiye arasında bu emperyalistler tarafından bölüştürülmüştür) kurulmuş sömürge ve yarı-sömürge rejimleri ile yönetilen Ortadoğu değişen nesnel koşullar nedeni ile yönetilemez duruma gelmiş ve yüzyıl sonra dünya mazlum ulus ve halklarına hükmeden, onları köleleştiren çoklu emperyalist güç odakları tarafından yeniden paylaşılmak istenmektedir. Bu anlamda Ortadoğu’da savaşın nedeni; IŞİD, El Nusra ve türevleri İslamcı dini gericilik değildir, dini gericiliği taşeronlaştıran ve kendi egemenliğinin piyonuna dönüştüren emperyalist sermaye güçleridir. Emperyalizm kovulmadan Ortadoğu’ya barış, özgürlük, demokrasi gelmez, genel bakış açısıyla daha doğru ifadeyle söylenirse kapitalizmin egemenliği yıkılmadıkça dünya halkları ve ulusları savaştan kurtulamaz. İnsanlığı haksız ve sömürgeci savaşlardan kurtaracak tek çözüm ise sosyalizmdir.

Ortadoğu’daki emperyalist dalaş, yıkıcı savaşlar, İran, Türkiye’nin yayılmacı ve egemenlik çıkışları, doğrudan Suriye’deki savaşa dahil olmaları bölgenin sınıf mücadelesi kuvvetlerini etkilemektedir. Burjuvazilerin siyasetinde ve yeniden konumlanmalarında bu gelişmeler belirleyici rol oynamaktadır. Üstelikte emekçi halk kitlelerinin derinden etkilendiği yıkım ve sefaletin cenderesinde perû-perişan olduğu gelişmeler dizisi daha da ağırlaşacaktır.

Suriye’de İran ve Türkiye Rekabeti

 Ortadoğu’daki gericiliği Türkiye ve İran beslemektedir. 2011’den itibaren Suriye halkını bitirip tüketen savaşta İran Suriye devletinin yanında saf tutarken, Türkiye İslamcı cihatçılarla ittifak kurarak Suriye’nin ele geçirilmesi, IŞİD, El Kaide, Müslüman Kardeşlere uzanan bir dizi tonu bünyesinde toplayan gerici urun Suriye’nin din yönetimine geçmesi için varını yoğunu sahaya yansıttı. İran Rusya-Çin kampında, Türkiye ise ABD, Batı Avrupa ülkeleri ve onların vurucu gücü NATO kampında hareket etti. ABD emperyalistleri Suriye politikasında değişime gitse de, Türkiye Kürtlerin tüm demokratik kazanımlarının yok edilmesi uğruna Rojova Kürdistan’ın Fırat’ın batısında Efrin’i içine alan toprakları işgal etti. Pozisyonunu korumak ve sağlamlaştırmak için savaşın uzatılması ve Rojova Kürdistan’ın doğu topraklarının da ele geçirilmesi Türkiye’nin biricik stratejik planıdır. Lakin savaşın yoğunluğu, çok yönlü güç ilişkileri emperyalist ülkeler arasındaki sert dalaş ve savaş sınırına dayanan zıtlaşma, işlerin planlandığı gibi gitmemesinin getirdiği sonuçlar ve uzlaşmaz çıkarlar Türkiye ABD ittifakını çatlattı. 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında ABD emperyalizminin olması Türkiye’yi daha önce düşman görülen emperyalist Rusya’nın kucağına itti. Türkiye ABD ile Rusya arasında gidip gelerek çelişkilerden faydalanarak Suriye ve Irak sınırlarında Kürdistan parçalarında yayılsa da gelişmeler işgalci Türk devletinin alanını daraltacak bir biçimde ilerliyor.

Çeşitli ülkeler ve esasta da Türkiye AKP hükümeti tarafından maaşa bağlanan İslamcı taşeron yağmacılar sürüsü yapıların toplandığı İdlib’den sonra sıra Türkiye’nin işgal pozisyonunda bulunduğu bölgelere gelecek.

İşgalciler Haksızdır ve Kaybetmeye Mahkumdur.

 Demokrasiyi dışlayan İran ve Türkiye kendi iç çözülmesini geciktirmeye bir önlem ve aynı zamanda çürüyen ve çöken Ortadoğu denkleminde Suriye ve Irak’ta egemenliklerini genişletmek peşindedirler. Her iki ülke derin ekonomik ve siyasi krizlerle boğuşmaktadır. Ortadoğu’da egemenlik peşinde koşan İran ve Türkiye Putin aracılığıyla Ruhani ve RTE’nin elini birleştirse de bu iki faşist diktatörlük arasındaki çıkar uyuşmazlığı onların ‘’stratejik ortak’’lığının uzun vadeli olmayacağına işaret ediyor. Güney Kürdistan’da 20’ye yakın üs kuran, Rojova Kürdistan’ın bir bölümünü işgal eden Türkiye Irak ve Suriye’de zora dayalı egemenlik kurmaya çalışsa da İran’ın bölgesel etkinliği daha artmış durumdadır. Kürtlerin ezilmesi yönünde ortaklıkları bile İran ve Türkiye’nin uzun süre yan yana durmalarını sağlamaya yeterli olamıyor. İran islam cumhuriyeti siyasi yapı olarak faşist bir diktatörlüktür. İşçi sınıfı emekçi halk kitlelerinin ezilmesi, Kürt ulusu ve diğer ulus ve azınlıkların bastırılması ve demokrasinin dışlanması, bürokratik askeri ve rantçı devlet zoruyla her türlü gaddarlığın süreklileştirilmesi konusunda Türkiye ve İran faşist diktatörlükleri benzerlikler taşımaktadır. Demokratik, komünist, ulusal devrimci güçlere karşı bu iki bölgesel gerici faşist devletin saldırıya geçmede ortaklaşmasında şaşılacak bir yan yoktur. Rojova’da demokratik Kürt kantonlarının yok edilmesi, Güney’de bağımsızlık referandumunun bastırılması, Kürt devrimcilerin yok edilmesinde ortaktırlar. Türkiye’nin Şengal’de Mam Zeki Şengali suikastından sonra 8 Eylül’de İran Erbil’de toplantı halinde olan İran KDP ve HDK’nın liderlerinin de içinde olduğu 10’dan fazla yöneticilerine füzelerle suikast yaptı. Bu suikastten birkaç gün önce R. Hüseyin Panayi’ninde olduğu üç yiğit Kürt devrimcisi idam edildiler. Türk egemen sınıfı gibi İran egemen sınıfı da Kürtlerin acımasızca bastırılmasını kendi gelecekleri açısından bir zorunluluk olarak görmekteler. Ulusal baskının amacı şudur; egemen ezen ulus burjuvazisinin kârı uğruna ezilen ulusun köleleştirilmesi, yağmalanması, işçi ve köylülerin iliğine kadar sömürülmesidir. Türk ve Fars burjuvazileri yağmalanan Kürdistan’dan elde ettiklerinin bilincindedirler. Lakin ne olursa olsun durdurulamaz gelişmesiyle Kürt ulusu Irak, İran, Suriye ve Türkiye’ye prangalanmış kölelik zincirlerini kıracaktır.

Tahran Zirvesi ve Zayıf Halka Türkiye

 ‘’Astana’’nın devamı olarak Eylül ayının başında Putin, Erdoğan, Ruhani ile gerçekleşen Tahran zirvesinde Suriye geleceğine dair ortak bir bildiri yayımlanmasına rağmen Ankara’nın hedefleri ve amaçlarının Tahran ve Kremlin’in hedef ve amaçlarıyla uyuşmadığı yapılan toplantıda yansımıştı.

İdlib’e saldırı planları yapan Rusya ve İran’ın tutumu ile faşist İslamcı gerici silahlı grupları koruyup tahkim etme ısrarını sürdüren ve İdlib’in temizlenmesine karşı duran Türkiye’nin tutumu arasındaki çelişkinin büyümesi kaçınılmazdır. Ankara ateşkesin olmasını istese de, Putin’in dediği oldu savaşın başlamasıyla sıranın Türkiye’nin Suriye’den çıkmasına geldiği de daha net görülmüş oldu. Bir yandan Suriye’de siyasi geçişin biran önce gerçekleştirilmesi için irade beyan eden Astana sürecine dahil olmak, ama diğer yandan sıkışan El Nusracı, ÖSO’cular ve diğer İslamcı gerici yağmacı grupların kurtarılması için Avrupa’yı ve ABD’yi Suriye’ye saldırmaya çağıran Türkiye’nin siyasi tavrı ortada kalmış, güçten düşmüş birinin kendisini kurtaracak güçlü birilerine tutunma çırpınışıdır. Bu anlamda Tahran zirvesi işgalci faşist devletlerin Suriye’de kaybettiğinin resmi olmuştur.

Ayrıca tüm mesaisini Suriye’de özerk statüde dahil hiçbir hakkın tanınmaması ve Kürtlerin tamamıyla bastırılması yönünde harcayan Erdoğan hükümetine hala ‘’çözüm sürecine geri dön’’ vb. diyebilen düşüncelerin demokrasi adına muhalefette olan kimi siyasetçilerin dillendirmesi dramatik olduğu kadar siyasi körlük ve teslimiyetçi ruh halini ifade eder.

İran ve Türkiye Irak ve Suriye’de egemenlik peşinde muhabere alanına inseler de, gelişmelerin yönü esasta ABD ve Rusya emperyalistleri arasındaki rekabet ve güç ilişkisiyle belirlenmektedir. Dışarıda savaş

 Yayılmacılık ve işgal Türkiye ve İran’da toplumsal çelişkileri keskinleştirmiştir. Ortadoğu’ya yayılan gericiliğin merkezi durumundaki bu devletler güçlenme değil, zayıflama ve çürüme halindedir. ABD, Avrupa ve Rusya emperyalist odaklarına dayalı bölgesel egemenlik hayalleri emperyalist ülkelerin paylaşım rekabeti içinde dağılıp gidecektir. ABD’nin emriyle Suriye’nin çökertilmesine girişen Türkiye çareyi Rusya’ya tutunmakta araması örneğinde olduğu gibi ekonomi, siyasi ve askeri alanda bağımsız olmayıp göbekten emperyalist sermayeye bağımlı olan ülkeler burjuva hükümetlerinin oynaklığı onların zayıflığı ve emperyalistlere uşak olunmadan önemli hiçbir adım atamayacaklarını gösterir.

Bu anlamda iç-dış gelişmeler sınıf mücadelesi güçlerine devrimci duruma uygun hazırlanmayı emretmektedir. Kendisini güçlü gösterse de çürümüş, yozlaşmış ve aşırı şiddet kullanımıyla ayakta kalmaya çalışan faşist Türk devleti ve burjuvazisinin en gerici egemen güçlerini merkezileşmiş iktidarı ve koyulaşmış faşizm ifadesi olan AKP başkanlık hükümeti de güçlü değildir. Güçsüzlüklerinin anlaşılması için proletaryanın önderliğinde devrimci sınıf mücadelesinin kitleleri birleştirmesi ve kuvvetini göstermesine ihtiyaç vardır. İşgal, haksız savaş, her türden baskı, her gün bir yenisi eklenen zamlar, vergi, faiz borç köleliği, ulusal, din ve cins baskısı ancak kitlelerin devrimci mücadelesi ile kaldırılabilir. Kitlelerin birleşerek kaderini eline alması için komünist harekete büyük görev düşüyor.         

Related Post

ÇİZGİYİ TEMSİL ETMEK

Posted by - 10 Eylül 2018 0
Örgütlenmeyi öğrenmek, onda ustalaşmak sınıf mücadelesinde belirleyici önemdedir. Devrimci bir teori ortaya çıktıktan sonra benimsenen teori ışığında siyasi hedeflerin gerçekleştirilmesi…