SINIF MÜCADELESİNDE GÖRÜŞ AYRILIKLARININ KÖKENİ KÜÇÜK BURJUVAZİNİN DÜŞÜNCE YÖNTEMİ ÜZERİNE NOTLAR (1)

192 0

Haber Merkezi: Komünist partisi proletaryanın örgütlenme aracıdır ama saf bir proleter kütleden oluşmaz. Keza diyalektik tarihi materyalist felsefesi proletaryanın düşüncesi olsa da partisinde saf halde sadece komünizm ideolojisine hiçbir zaman rastlanmaz. Burjuva düşüncenin çeşitli biçimleri proletarya partisi içine sızar ve içte şiddetli fikir mücadelesine sahne olur. Küçük burjuvazinin düşünce ve küçük burjuvazinin siyasal eğilimi, örgüt yaşamında ve yönetimde tarzı partinin içinde sürekli türeyen sınıf fikrinden ileri gelir. Bu nedenle de iktisadi temelleriyle anlaşılması ve ona karşı ideolojik mücadelenin verilmesinin öneminin kavranması proletarya partisi açısından hayati önemdedir.

Fikirler tanrı vergisi değil maddi temellere dayanır. Ciddiye alınmayı fazlasıyla hak eder.

Parti sınıf ideolojisi ve siyasi amacı doğrultusunda en bilinçli, seçkin ve kararlı öğelerden meydana gelir. Bilinçlenmiş işçilerin partide ağırlıkta olması istenir ama bu istek diğer ezilen sınıflardan üye alınmadığı, bu sınıftakilere önem verilmediği anlamına gelmez. Burjuvazi, işçi sınıfı, köylü, küçük burjuvaziden oluşan sınıflı modern toplumda devrimde çıkarı olan sınıf ve tabakalardan sınıf mücadelesine dahil olanların üyesi olduğu bir komünist partiden söz ediyoruz. Sınıf mücadelesine katılmış birey bedeniyle içinde bulunduğu organizasyona kendisi ile birlikte sahip olduğu bilinci, bilgi ve kültürü de taşır. Mücadeleye katılmak önemli ve köklü bir adım ve değişimin başlangıcıdır bu anlamda eski alışkanlıkların tümünden kurtulma anlamına gelmez. Burjuva ideolojisine karşı sürekli mücadele edilmesi gereklidir.

Tüzükte yazılı parti üyeliği kriterlerinin politik özü kavranarak partinin emekçi halk kitleleri ve en önemlisi de proletaryanın arasında genişletilmesi çalışmasını uzun tarihi mücadele geçmişimize rağmen hiçbir zaman yeterince başaramamış durumda olmamız esasta önderlik ve partiyi, partinin örgütlenme kavrayışımızdaki sorunlarda aranmalıdır. Bir kadroda aranması gereken vasıflar partiye üye olacaklarda arandıkça o partide genişleme olanaksızdır. Bu anlamda da teorik olarak yazılanlara uygun pratik sergilendiği söylenemez. Oysa partiye üye olmanın kriteri sade, açık ve net ifadelerle şu şekildedir: on sekiz yaşını doldurmuş parti program ve tüzüğünü kabul edip savunan, bir parti organında çalışmış olmak, aidat ödeyen kişi partiye üye olmaya uygundur. Bu konu başlı başına bir çalışma konusu olsa da kısaca belirtilecek olunursa; partiye üye alma kriterinin özü kavranırsa ve buna uygun örgütlenmeye gidilirse ancak dar, sınırlı, kendi içine kapanık ve çoğunlukla da kendisini parti üstü gören “seçkin” grup veya hesap vermeyen “önderler” egemenliği altında kendini tekrar eden bir “kadro” hareketi döngüsünden kurtulmak mümkündür. Gerçekten üyelerin iradelerinin çizgiyi belirlediği, başkalarının üyeler adına karar vermediği proletarya partisine ihtiyaç vardır.

Çeşitli sınıflara mensup bireylerden oluşan proletarya partisinde görüş ayrılıkları, fikir çatışmaları ve görüş ayrılıklarının yol açtığı örgütsel ayrılıklar da kaçınılmazdır. Bu olgu sınıf mücadelesinin dayandığı maddi temel ile doğru orantılıdır. Komünist partide tek bir sınıfa mensup bireyler olmadığına göre, anlamı mülkiyet ilişkilerinde ancak anlaşılabilen fikirlerin taşıyıcısı bireylerin ait olduğu sınıfların görüş ve tutumlarını, davranış, alışkanlık ve kültürü partiye taşımaları da kaçınılmazdır. Üst yapı olarak proletaryanın sınıf siyasetinde ve onun öncü kurmayında proleter düşünce ile burjuva düşüncenin çatışmasının maddi temeli toplumsal üretim ilişkilerindedir.

Küçük üretimi, küçük mülk sahipleri sınıfını ifade eden küçük burjuvazinin önemli bir nüfusu oluşturduğu Türkiye-K. Kürdistan’da küçük burjuva düşüncenin proletarya partisi içinde ciddi bir sorun olarak ortaya çıkmaması düşünülemez. Keza işçi sınıfı içinde çalışmaların oldukça zayıf olduğu, işçi üyelerden çok daha fazla sayıda küçük burjuva kökenli üyelerin varlığına dayanan örgütlenmelerin varlığı meselenin çok daha ciddi temelde kavranmasını da gerekli kılar. Devrim iddiasında tutarlıysak ve proleter sınıf mücadelesinin bilimi Marksizm, Leninizm, Maoizmin gösterdiği doğrultuda işçi sınıfı kökenli üyelerin sayısının partide çoğalmasının sağlanması için işçi sınıfı içinde çalışmanın esas alındığı hatta görevlerin yerine getirilmesi zarurettir. Proletaryanın önderliğine ve gücüne dayanmayan bir parti ister adı komünist isterse sosyalist olsun devrime önderlik edemez. Mücadele eden her fonksiyonerin hangi sınıfa dayanmamız gerektiğini derinlemesine kavraması gereklidir. Dikkat edilsin sadece işçilerden üye alınsın denilmiyor, elbette proleter devrimden çıkarı olan ezilen ve sömürülen sınıflara mensup olanlarda üyelik kriterlerine uygun oldukça alınmaktadır ama bu durum işçi sınıfına dayanma, partinin işçi sınıfı kökenli üyelerle geliştirilmesinin devrim için önemini azaltmıyor. İşçi sınıfına dayanmayan bir parti işçi sınıfının kurtuluşuna önderlik edemez. Çünkü işçileri harekete geçirmek için önce örgütlemek gerektiği kendiliğinden anlaşılır.

Partide proleter ve burjuva düşüncenin diyalektik çatışmasının sınıfsal kaynağı toplumsal üretim ilişkilerinde aranmalıdır. İçteki görüş ayrılıkları ait oldukları sınıflardan gelen üyelerin varlığıyla açıklanır. Parti değiştiren ve geliştiren bir canlı mekanizmadır. Marksist, Leninist, Maoist ideolojiyle donanmış proletarya partisi siyasi iktidarı kazanma nihai hedefi doğrultusunda sınıf savaşımına önderlik ettiği sürece küçük-burjuvazinin görüşlerinin partiye hakim olması mümkün olmaz. Yani meselenin özü sadece hangi sınıfa mensup üyelerin partide sayısal fazlalığı değildir. Köylü bir toplumda üyelerin çoğunluğunun köylü sınıfından ve küçük burjuvaziden gelen üyelerden oluşabilir ama bu partiye köylü yada küçük burjuvazinin düşünce yöntemi ve ideolojisinin hakim olduğu anlamı çıkmaz. Aksine komünist ideoloji ve ilkelerle donanmış, iktisadi ve toplumsal karşıtlıkları doğru değerlendirebilen donanımlı bir parti önderliğinde partiye gelen köylü ve küçük burjuva sınıf kökenli üyeler, devrimci bir dönüşüm ve değişime uğrarlar.

Bu anlamda tayin edici olan parti çizgisi ve önderliğinin komünist siyasal çizgide ve komünist özde olmasıdır. Çizgi çatışmalarının irademiz dışında var olan nesnel koşullara dayandığı ve partide yansımasını bulduğunun anlaşılması son derece önemlidir. Toplumun derinlerinde sınıfsal temeli olan fikirlerin nereden geldiği, bu fikirlerin işçi sınıfı partisinde ciddi sorunlara yol açtığı görülmez ve kavranmaz ise ne fikir tartışması nede sorunların çözümü bilimsel yaklaşımla ele alınabilir. Sorunun özü burjuva düşüncenin proletarya partisinin içine etki etmesi ve çeşitli biçimler altında üyelerce savunulmasıdır. Bu hatalı eğilimlerin işçi kökenli yada küçük-burjuva kökenli üyeler tarafından savunulmasının ayrıt edici bir yanı yoktur. Kaldı ki işçi sınıfı da burjuva ideolojik etkiden muaf bir sınıf değildir. Önemli olan sınıflara ait fikirlerin içeriğinin kavranması ve ayrıt edilebilmesidir. Savunulan ideolojinin hangi sınıfa ait olduğu, hangi sınıfın siyasi amacı ve çıkarlarına hizmet ettiği bilinmesi ve bu görüşlerin dayandığı nesnel temelin görülmesidir. Yoksa zehirli ve hatalı düşüncelerin kimin tarafından savunulduğunun bir önemi yoktur. Parti içi çelişmelerin kaynağı toplumu oluşturan sınıflar arası çelişkilerdedir. Proletarya ile burjuvazi iki uzlaşmaz sınıflardır; bu nedenle parti içinde proletarya ile burjuvazinin düşüncede uzlaşması ikinin bir olması olanaksızdır.

Küçük burjuvazinin felsefi bakış açısı, yönetimi, görüşü, kültürü denilip geçilemez. Proletarya partilerinde çelişki ve görüş ayrılıklarının toplumsal felsefi kaynaklarının bilinmesi ve bu görüş ayrılıklarından ileri gelen çelişmelerin çözümünde bu olguların dikkate alınarak ideolojik mücadelenin aksatılmaması gereklidir.

Kaçınmanın mümkün olmadığı bu görüş ayrılıkları ve çelişkilerin partiye nereden geldiğine dair Stalin yoldaşın konuyu kavramamızı sağlayan belirlemeleri şöyledir:

“Peki ama bu çelişkiler ve görüş ayrılıkları nereden geliyor, bunların kaynakları nerededir? Proletarya partilerindeki çelişkilerin kaynaklarını iki yerde aramak gerektiğine inanıyorum.

Bunlar nelerdir?

Birincisi, burjuvazinin ve burjuva ideolojisinin sınıf mücadelesi koşulları altında proletarya ve partisi üzerindeki baskısıdır; proletaryanın direnme gücü en az olan tabakaları bu baskı karşısında sık sık gevşerler. Proletarya, toplumun dışına çıkılarak incelenmediği gibi toplumdan da tamamen tecrit edilemez. Proletarya, türlü tabakaların Sayısız ilişkilerle bir birine bağlandığı toplumun bir bölümüdür. Bu yüzden, partide toplumun türlü tabakalarıyla bağıntısız ve onların etkisinden uzak olamaz. Burjuvazinin ve ideolojisinin proletarya partisi üzerindeki baskısı, burjuva düşüncelerinin, törelerin, alışkanlıklarının, ruhsal durumlarının, proletaryanın burjuvaziye şu yada bu tarzda bağlı bulunan belirli tabakalarından geçerek proletaryaya ve partisine girdiği anlamına gelir.

İkincisi, işçi sınıfının kuruluşundaki çeşitlilik, işçi sınıfında türlü tabakaların var olmasıdır.” (J. Stalin, Troçkizm mi? Leninizm mi? Sayfa: 132)

Devam eden değerlendirmenin tamamını aktarma olanağı yok ama Stalin yoldaşın işçi sınıfının kurtuluşundaki çeşitliliğini üç tabaka şeklinde ki belirlemesini özetleyerek konuyu daha anlaşılır kılabiliriz.

Kapitalist sınıflarla bağlarını uzun süredir koparmış, Marksizm’in en güvenilir dayanağı proletaryanın temel çekirdeği olan kitle birinci tabaka olarak tanımlanırken, ikinci tabaka, köylülerden, küçük burjuva sınıflardan, aydınlardan kısa süre önce ayrılan ve proletaryaya daha yeni katılan tabakadır. Alışkanlıklarını, şaşkınlıklarını, düşkünlüklerini ve kararsızlıklarını işçi sınıfına taşıyan bu tabaka aynı zamanda anarşist, yarı anarşist, küçük-burjuva aşırılıkların temeli olur. Son tabaka ise, daha iyi ücret alan, maddi durumu iyi olan işçi sınıfının üst tabakasını oluşturan işçi aristokrasisidir. Ruhsal olarak burjuvazi ile uzlaşmaya yatkın olan bu katman reformistler ve revizyonist-oportünist akım için elverişli ortamdır.

İşçilerin seçkin ve durumu iyi olan katmanı işçi aristokrasisi ile küçük-burjuva sınıf düşüncesi ve kültüründen henüz tamamen kopmayan sallantılı ruh halinde olan tabakasının birbirine yakınlığı oportünizm akımına, reformculuğa zemin olur. Yarı anarşist, anarşist görüntüde ultra radikal küçük-burjuva akımların çeşitli toplumsal hareketlenmelerde hemen devrim beklemeleri, devrim gerçekleşmeyince de umudunu yitirip yalpalamaları legalist-yasalcı tasfiyeci oportünist muhalefetin kenarına yanaşmaları sol görünen devrimciliğin sağa evrilme biçiminden başka bir şey değil. Özcesi bu eğilimler burjuva ideolojisinin ve baskısının etkisi altındaki işçi sınıfının bu iki tabakasında uygun ortam bulur.

Örneğin kendiliğinden kitle hareketi olan Gezi’yi Paris Komününe benzeten veyahut da sınıfsal analize dayanmayan devrim beklentisine kapılan küçük-burjuva örgüt ve çevrelerin kitle hareketi geri çekilir çekilmez kapıldıkları karamsarlık ruh halleri, yalpalamaları, artan devlet baskısı ve şiddeti karşısında sinmeleri ve pasifize olmaları onları daha hızlı şekilde parlamentarizm kulvarında reformculuk politikasına sürükledi. Hemen devrim gerçekleştirmeye kalkışanların bu isteği gerçekleşmeyince burjuva muhalefetinden medet umar bir halde hatlarını hükümetin değiştirilmesi ve reformculuğa sabitlemeleri hiçte şaşırtıcı olmamalıdır.

Sınıf mücadelesinin keskinleşip kızgınlaştığı ve burjuvazinin yeni konumlanmalarla saldırıyı alabildiğince tırmandırdığı ve konjonktürün oldukça zorlaştığı önemli dönüm noktalarında sınıf örgütleri arasında çeşitli saflaşma ve fikir ayrılıklarının ve eğilimlerin ortaya çıkması tesadüfü değildir. Burjuvazinin, politik, siyasi baskısı, burjuva ideolojisinin baskısıyla orantılı artan etkiye göğüs geremeyen eğilimlerin kendisini burjuva ideolojisine uydurma çabaları proletarya partisinde keskin fikir ayrılıklarına yol açar ve bu görüş ayrılıkları ideolojik mücadele ile bir sonuca bağlanır. Ayrılıklar, kopmalar, tasfiyeler yaşanır. Örneğin Türkiye’de 2000’li yılların başından itibaren burjuvazinin yeni konumlanmasıyla arttırılan saldırı ve baskıya göğüs geremeyen bir çok küçük-burjuva devrimci örgüt tasfiye oldu, kimi yapılar ise legal-reformcu bir çizgiye kaydı. Sosyal şovenizmin derin etkisine girenler oldu. Maoistler cephesinde ciddi savrulmalar, sapmalar yaşandı. Bir kanat sağ tasfiyeci, reformcu ve dogmatik eğilimler arasında ayrılma ve parçalanma yaşadı. Marksist, Leninist, Maoist proletarya diktatörlüğü devlet öğretisini reddedebilecek kadar rotayı şaşıran ve burjuva ideolojisine secde eden bir klik partimizde ortaya çıktı ve darbeci metotlarla ayrılığa yol açtı. Parti önderliğini oluşturan 17’lerimizin 2005’te katledilmesi ile partide küçük-burjuva ideolojisi ve siyasi çizgisinin adım adım güçlenmesi arasında dolaysız bir ilişki olduğu da unutulmamalı. Partimizde çıkan Evro komünist kafalı çizgi devrimci sloganlar maskesi altında ideolojik olarak kendisini burjuva sınıf düşüncesine uydurdu. Marksizmi “yeniden yorumlama” görevini tasfiyecilikle eş güdümlü sürdürmektedir.

Deneyimlerimizden de görüldüğü gibi sağ çizgiler – sol çizgilerde dahil – rastlantı değildir. Küçük burjuva sınıf düşüncesinden kopmamış unsurlar önderlik kurumunda birikmiş ve partinin proleter komünist ideolojisi çarpıtılıp yozlaştırılarak stratejik doğrultu yontulmuşsa egemen sınıf baskısıyla olabildiğince zor şartlar gelip çattığında Stalin yoldaşın dediği gibi çeşitli tabakalardan oluşan işçi sınıfı katmanlarında değişen ruhsal durum ve görüşlerinde meydana gelen farklılıklarda böylesi koşullarda Marksizmi çarpıtan eğilim elbette sınıf savaşımını geliştirmeyi değil, sınıf uzlaşmacılığı rotasını seçer ve tasfiyecilik bayrağını omuzlar. Bunu da devrimci sloganları kendine maske yaparak gerçekleştirir.

Bu nedenleri dikkate alarak diyoruz ki, görüş ayrılıklarının sınıf temelinin kavranması bakış açısıyla ideolojik mücadelenin aksatılmaması hayati önemdedir. (1. Bölüm Sonu)

Related Post

DAHA AZ ÇAĞRI, DAHA FAZLA MÜCADELE

Posted by - 16 Kasım 2018 0
Makale: Neredeyse tüm devrimci, demokratik, ilerici güçler, birleşik mücadeleden söz etmektedir. Faşist sınıf diktatörlüğüne karşı ezilenler cephesinde birleşik mücadelenin önemine vurgu…