SINIF MÜCADELESİ ULUSAL ÇÖZÜMÜNÜ İÇERİR

109 0

Haber Merkezi: Kürdistan’ın özgürlük sorunu çözüme kavuşmadığından ulusal sorun egemen Türk ulus devletinin yoğunlaşan faşist saldırıları ve tüm saldırılara rağmen gelişimi durdurulamayan Kürt ulusal mücadelesi ulusal çelişkiyi çok daha ağır hale getirmiş sosyal, siyasal, politik gündemin en başına oturtmuştur. Kürtlerin içinde olmadığı bir egemen sınıf gündemi yok gibi. Özgürlük tavrını mücadele  ile ortaya koyan K. Kürdistan’ın bu talebine ordu gücüyle, faşist bir terör ve bastırmayla karşılık verilmesi Kürtleri büyük anlatılmaz acılara mahkum ediyor olmasının yanısıra faşist diktatörlük Türk halkına da demokrasiyi dışlamıştır. Halk baskı ve sömürü cenderesine sıkıştırılmıştır.

Ulusal sorunun çözümü açık ve net olarak bilinmektedir: Her ulusun bağımsızlık hakkına saygı gösterilmeli. Ulusların tam hak eşitliği hakkına bağlı kalınmalı. Kürdistan’ın özgürlük sorunu da bu ilke doğrultusunda ancak çözülür. Kürt ulusunun özgürce ayrılma ve kendi devletini kurma hakkı koşulsuz tanındığında sorun burjuva içerikte çözülmüş olur. O zaman Kürtler nasıl yaşayacaklarına kendi karar verme iradesini ortaya koyacaklardır. 193’ü Birleşmiş Milletler üyesi olmak üzere dünyada ikiyüz on devletin çoğunluğu 1920 ile 1980 yılları arasında 60 yılda emperyalist sömürgeciliğin ve ezen ulusların baskı prangalarını parçalayarak bağımsızlık kazanmış uluslardan oluşmaktadır. Bu ülkelerin bağımsızlığı nasıl tanındıysa Kürdistan’ında bağımsızlık hakkı tanınmalıdır.

Uluslar zorla evlendirilemezler. K. Kürdistan’daki Türk ulus egemenliğine zora dayalı evlilik bile denilemez. Kürdün tümüyle Türkleştirilmesini içeren asimilasyon siyasetiyle hala milli baskı sürdürüldüğü için dünyanın gelişmiş demokrasi seviyesi değerleriyle yan yana getirilip tartışılamayacak kadar korkunç ve zalimce bir durumdur.

Ulusal sorun esas olarak ulusal bağımsızlık sorunudur; Türkiye’ye bağlı çeşitli anayasal düzenlemelerle çözülemez. Ulusal çelişkiye anayasal çözüm bulunabileceğine arayış bu meselenin biricik çözümünü gösteren tarihi gerçeklerle ters olan boş bir yönelimdir ve Türkiye’nin K. Kürdistan’da egemenliğini sürdürmesine yarar.

Uluslararası komünist hareketin büyük deneyimlerinin gösterdiği gibi ulusların eşitliği ve özgürlüğü meselesinde baştan sona yalnızca tutarlı olan komünistlerdir. Komünistler dediğimizde tabi ki ezen ulus burjuvazisine hizmet etmeye koyulmuş komünist ismini kullanmak dışında komünistlikle bir ilgisi olmayan sosyal-şovenler, reformistler bu kapsama girmez. Komünist dediğimizde Marksizm, Leninizm, Maoizmin yüce ideolojisi ve proletaryanın siyasi iktidar gayesine sıkı sıkıya bağlı ve sadık olanları kastediyoruz. Savunumuz yalın ve nettir. Hiçbir ulusa, dile ayrıcalık tanınamaz. Bir egemen devlet sınırları içinde baskı altına alınmış ister bir ulus olsun ister ise on ulus olsun çözüm yolu nicelik oranına göre değişmez. Ulusların özgürce ayrılması ve bağımsız devletini kurma hakkının koşulsuz tanınması ulusal sorunun çözümünde diğer tüm yaklaşım ve çözüm formüllerini örneğin birlikte yaşama yada devletin biçiminin federal mi, özerlik modelinde mi olması gibi biçimleri etkileyebilecek ilkesel bir tutumdur.

İLKELERDEN TAVİZ VERİLMEZ         

Komünistlerin ulusal meseledeki ilkesel yaklaşımı mevcut durumda Kürdistan’ın özgürlük sorununun çözümünde kendisine devrimci, demokrat, ilerici diyen her kesim tarafından tutarlılıkla savunulmalı “çözüm süreci”nde olduğu gibi Kürt ulusunun bağımsızlık hakkını yok sayan çözümsüz ve ilkesiz, keza demokratik normlara da uymayan tasfiyeci yönelimler egemenlerin zaman kazanmasına, gücünü toplulaştırmasına ve yeniden daha büyük saldırıya geçmesine yaramıştır.

Devrimci politikada kısa sürede yararlı gözüken küçük kazanımlar için ilkelerden sapılmış her tutumun bu kararların sahiplerini çok daha büyük zararlarla, yenilgi ve başarısızlıklarla tanıştırdığı tarihi tecrübelerden bilinmektedir. Politik taktiklerde esneklik ilkelerde taviz verilmesini asla gerektirmez; ilkelerden taviz de verilmez. Buda bir ilkedir.

Sınıf mücadelesinde ulusal meselede doğru tutuma sahip olmayan bir parti işçi sınıfına önderlik edemez. Bu aynı zamanda komünist olma ile sosyal şovenizme yada ezilen ulus milliyetçiliğine savrulma arasındaki ayrışım noktasıdır.

Biz iki dayanak noktasından hareket edilmesi gerektiğini savunuyoruz. Birincisi: ulusların özgürce ayrılma ve kendi devletini kurma hakkının koşulsuz tanınmasını;

İkincisi ise: ulusal sorunun proletaryanın komünist sınıf mücadelesinin bir parçası olarak ele alınması, zor yolu ile mevcut sömürücü düzenin yıkılması amacıyla aynı devlet sınırları içinde tüm uluslardan ve azınlıklardan – örgütsel birlik de içerdiği unutulmadan – işçilerin her alanda birliğinin sağlanması ve aynı sınıf düşmanlarına karşı savaşılmasıdır.

Türkiye devlet sınırları içinde bu ilkesel tutumun somut karşılığı çeşitli azınlık milliyetlerden; Ermeni, Rum, Arap, Yahudi, Laz, Çerkez, Gürcü, Pomak, Roman vd. ve Kürt Ve Türk uluslarından proleterlerin aynı sınıf düşmanlarına karşı ortak kurtuluş davasında birleşmeleridir. Türk işçisi için nasıl komünizm kurtuluş ise Kürt işçisi için de öyledir. Ulusal demokratik talepler dışında Kürt proleterlerin Türk proleterlerinden farklı ileri sürebilecekleri çıkarları yoktur. Bu bakış açısı ulusal sorunun küçümsenmesi veya görmezden gelinmesi değil, bilakis ezilen Kürt ulusunun taleplerini de savunacak sınıf mücadelesinin örgütlenmesidir. K. Kürdistan’da sınıf mücadelesinin örgütlenmesi asla ulusal baskıdan ileri gelen taleplerin savunulmasını dışlamaz, aksine Kürdistan’ın özgürlük meselesi en tutarlı içerikte ve pratikte savunulur.

ULUSAL SORUN SINIFLAR ÜSTÜ BİR ÇELİŞKİ DEĞİLDİR

Ulusal sorunu sınıf mücadelesi dışa yada sınıf mücadelesinin üstüne koyan ve sadece ulusal taleplere odaklanan ulusal hareketi gören ve K. Kürdistan’da sınıf mücadelesinin gerekliliğini göremeyen bakış açılarının yanı sıra Türkiye’de ulusal sorunu küçümseyen, taleplerine dudak büken, ulusal hareketin baskıya karşı duran haklı duruşuna ve taleplerine destek vermek yerine onlarla arasına mesafe koyan sosyal-şoven anlayışlar da sınıf hareketine büyük zarar veren zehirli düşüncelerdir.

Ne ezen ulus nede ezilen ulus proleter hareketleri ulusal sorunu küçümseyebilir nede genel kuramsal ve pratik yönelimi içeriğiyle proleter hareket ezilen ulusa uygulanan milli baskıdan dolayı burjuva ulusal mücadeleyi sınıf mücadelesinin yerine koyabilir. Türkiye K. Kürdistan’da işçi, emekçi köylü ve geniş halk kitlelerinin birleşmesi ancak enternasyonalizm ilkesine bağlı sınıf mücadelesi temeli üzerinde gerçekleştirilebilir. Bu alanda ciddi teorik sapmaların oluşturduğu düşünsel kalın kabuk henüz aydınlatıcı ve örgütlenme perspektifi oluşturacak devrimci fikirlerle parçalanmış değil.

Ulusal sorunu küçümseyen, önemsizleştiren ve bir çok biçimde ezen ulus burjuva çizgisine yakınlaşan sosyal-şoven fikirler zararlı olduğu kadar proletaryanın sınıf perspektifine dayanmayan ulusal çelişkinin çözümünde her iki dayanak noktası terk edilerek çizgi olarak ulusal hareketin burjuva demokratik çizgisine kaymak da zararlıdır. Bu her iki akım ve eğilimler komünist çizgiden sapmadır. Bu her iki sapma ters kutuplarda olmalarına rağmen Türk ve Kürt proleterlerin sınıf savaşımında birleşmeleri ve mücadele etmeleri doğru yolunu gösteren ilkeli ve devrimci savaşım çizgisi önünde oportünist engellerdir.

Keza sadece Kürt ve Türk işçileri ve tüm emekçi proleter sınıf mücadelesinde birleşsin denilmesiyle de bir çırpıda her şey hallolmuyor. Öncelikle bu ilkesel tutumda olanların işçilerin birliğinin nasıl sağlanacağına dair doğru yolu gösteren bir perspektif ve örgütlenme biçimini açıklığa kavuşturmaları, hataları açığa çıkarmaları gerekir. Aksi taktirde beklenti ifadesi mücadele de pek işe yaramaz.

MİLLİYETÇİLİKLE ANTİ-EMPERYALİST OLUNMAZ

Sosyal şovenizme batmış kesimler bir yandan “anti-emperyalizm” kılıfı altında sınıftan koparılmış bir anlayışla egemen burjuvazinin biçimde sık kullandığı “emperyalizm karşıtı” ulusalcı söylemlere yakınlaşarak güya herkesin, tüm toplumun birleştirilmesinin esas alındığı bir “milli cephe” rotasında durmaktan hoşnutlar. Orta burjuvazi, küçük burjuvazi ve işçi sınıfının üst ayrıcalıklı ortalamaya göre durumu iyi olan tabakası ve burjuva sanatçı, akademisyen, aydın katmanının gönlünü hoş eden sosyal-şoven akım iş ezilen ulusun hakkı mücadelesine gelince içeriğinden koparılmış bir biçimde Marks’ın “işçilerin vatanı yoktur” sözüne sarılabiliyorlar. Kürtlerin ulusal talepleri uğruna haklı mücadelesini ve Kürdistan’ın özgürlüğü sorununu önemsizleştiren yaklaşımlarını sözde en sıkı proletarya mücadelesi savunucuları olarak göstererek ulusal mücadeleye “emperyalizmin oyunu” damgasını vurabilmekte hiç sorun bulmayan sosyal-şoven kesimler kendilerini işçi sınıfı mücadelesinin temsilcisi olarak savunuyorlar ama ulusların bağımsızlık hakkını her yerde savunan devrimci proletaryanın bu ilkesini ise savunmuyorlar.

K. Marks ve F. Engels’in Komünist Manifesto’da geçen “işçilerin vatanı yoktur” sözü ise asla ulusların bağımsızlık mücadelesini ve ulusların tam hak eşitliğini dışlayan ve önemsizleştiren bir içerik taşımaz. Aksine ulusların özgürlük meselesini en tutarlı biçimde ele alan sadece Marksizm’dir.

Komünistlere yönelik vatanı, milleti ortadan kaldırma suçlaması yöneltilince, Marks ve Engels, Komünist Manifesto’da “İşçilerin vatanı yoktur. Zaten onların olmayan bir şeyin alınması da mümkün değil. Proletarya önce siyasal iktidarı ele geçirmek, kendini ulusal sınıf düzeyine getirmek, kendini ulusal yapmak durumunda olduğu için kendisi de ulusaldır hala ama asla burjuva anlamda değil” (K. Marks, F. Engels, Komünist Manifesto, Sf: 51)

Biran bırakalım henüz bağımsızlığını kazanmamış olanları, bağımsız bir ülkeye bakıldığında burjuvazinin emek gücü dışında her şeyi işçiden çekip aldığı görülür. Fabrikalar, üretici güçler, topraklar ona ait değildir, doğduğu vatan üzerinde işsiz, yarı aç yarı toktur, vatanda ondan çekip alınmıştır. Daha iyi bir yaşam sağlayacak ücret için işçinin ülke sınırlarını aşması kutsal denilen vatan topraklarını terk edip gitmesi boşuna değildir. Bu nedenle işçiye ait olmayan vatanı ondan almanın mümkün olmadığı söylenir. Bunda ulusun, ülkenin önemsizliği sonucu çıkarılabilinir mi? Asla! Tam aksine Marks ve Engels aynı paragrafta zorunlu olarak belli bir devlet sınırlarında “kendi” ulusu içinde mücadele etmek zorunda olan proletaryanın ulusun egemen sınıfı haline gelmesi için siyasal iktidarın kazanılmasına işaret edilir. Bu bağlamda proletaryanın mücadelesi ulusun egemen sınıfı olmayı içerdiği için biçimde ulusal, siyasal iktidarın özü ise proleter, komünisttir. Proletarya iktidarı aynı zamanda sosyalist ulusun doğuşudur. Bu çok önemli bütünlüklü düşünceyi anlamazlıktan gelenler sosyal-şovenler tutumlarını maskelemek için Marksizmin “işçilerin vatanı yoktur” sözünü bağlamından kopararak içeriğini örterek çarpıtmaktadırlar.

Kapitalizmin dünyaya yaydığı tüm sınırların sermaye ve emtiyalara sonuna kadar açıldığı, ticaret özgürlüğünün zirve yaptığı sınırları aşan ve bir birine bağımlı sanayi üretiminin gelişkin bir seviyeye vardığı ve kapitalist dünya pazarının burjuva tek biçimliliğinin yanı sıra sanat, edebiyat, kültürde bilincinin dijital dönemin anlık bir tek tık uzağındaki iletişim ve fikir paylaşımının egemen hale geldiği ve bir yerde olan olumlu ve olumsuz durumun hemen öğrenilerek diğer tüm ülkelerde kendine etki alanı bulduğu yaşam koşulları ulus olarak ayrışan ve burjuvazinin sınıf çıkarları doğrultusunda halklar arasında oluşturulan karşıtlıklar anlam yitimine uğruyor. Sanıldığının aksine anlam yitiren uluslar değil, uluslara hükmeden burjuva düzenin dayandığı sınırlar ve yarattığı karşıtlıklardır.

Proletaryanın egemenliği ise uluslararasındaki çelişkiyi yok edecek, ona yeni bir siyasal içerik kazandıracak tek siyasal iktidardır. Çünkü birinin bir başkası tarafından sömürülmesine son verildiği zaman bir ulusun bir başka ulusu sömürmesi ve ezmesi de ortadan kalkacaktır. Sovyetlerde olduğu gibi uluslar tam hak eşitliği içinde kardeşçe yaşayacaklardır.

Verili koşullarda dünya halkları örgütsüz olmasına rağmen, bir ülkede başlayan kitle eylemleri, haklı protestolar dünyanın bir dizi ülkesinde örgütsüz ama kendiliğinden birleşik eylem dizilerine dönüşebilmektedir. Bu gelişmeler yarınlar için dünyada örgütlü birleşik eylemin nesnel şartlarının ne derece olgunlaşıp genişlediğini göstermektedir.

Sınıf mücadelesinde proletaryanın birleşmesi ve ortak mücadelesi ilkeseldir. Bu bağlamda Kürt ve Türk proleterlerin birleşik mücadelesinin örgütlenmesi faşist diktatörlüğün yıkılması için vazgeçilmez koşuldur. Ulusal hareketin burjuva demokratik çizgisine yedeklenilerek yada tümüyle ulusal mücadeleden ileri gelen talepler görmezden gelinerek üstesinden gelinecek bir iş değildir. Türk komünistlerinin Kürdistan’ın özgürlük sorununa dolaysız yaklaşımla bağımsızlık hakkını cesurca savunmaları ve K. Kürdistan’da sınıf mücadelesi çizgisinin geliştirilmesi doğrultusunda sınıf bilinçli Kürt proletaryasından beklentiler konusunda açık ve net fikirlere ve pratiğe sahip olmalarına ihtiyaç vardır. Birleşebilmek için önce el uzatmayı bilmek gerekir. Aksi taktirde uzatılmış eller olsa bile tutunacak bir şey bulunamadığı için havada kalır. Devrimci teorinin derinlemesine kavranarak yeni bir bakışla meselelere yaklaşım şarttır. Yoksa ya kuyrukçu yada inkarcılıktan kurtulunamaz.

Related Post

24 Ocak Şafağı: Vartinik

Posted by - 18 Şubat 2019 0
Haber Merkezi: Vartinik kömü… 24 Ocak Şafağı… Ve 73 senesi… İşte bütün bunlar ve daha birçok belirgin öğe, benim düşün dünyamda…

İDEOLOJİ ÇİZGİYİ BELİRLER

Posted by - 29 Kasım 2018 0
Makale: Ekonomik kriz, yoksulluk, artan işsizlik, şiddetlenen toplumsal çelişkiler, kapitalist tolumun tüm kötülüklerinin enfeksiyon gibi yaydığı kültürel çürüme ve egemenlerin daha…

DAVAYA BAĞLILIK, SAMİMİYET

Posted by - 5 Nisan 2019 0
Haber Merkezi: (Ozan Emre) Devrim mücadelesinde sade yaşayıp sıkı çalışmanın altın kuralı komünizm amacına bağlılık ve samimiyettir. Davaya bağlılık ve sınıf…