Seçmen İradesine Devlet Gaspı

108 0

Haber Merkezi: Yerel seçimler sonuçlandı ama tartışmaların sonu gelmedi. Dünyanın sayılı metropollerinden İstanbul’un seçilen büyükşehir belediye başkanına mazbatanın verilmesi iki hafta geciktirildi. Masa başında seçim sonuçlarına hile ve oyunlarla müdahale edilerek AKP-MHP faşist ittifakı lehine değiştirilmesi için devlet – yasa dışına çıkmış kesimleri özel rol üstlendi – gücü kullanıldı. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üzerinde baskı oluşturularak yasa dışı kararların alınmasına zorlandı ve İstanbul belediye başkanlık seçimleri iptal edildi.

Mevcut seçim hukukunun dışına çıkılarak HDP belediyelerinin bir kısmının AKP’ye devredilmesi, asker-polis ve taşıma oylarla birçok il, ilçe ve beldede AKP lehine sonuçların ortaya çıkarıldığı ve seçim görüntüsü altında yeniden kayyım atanan belediyeler açık hile ve kanunsuzluğa dayanmasına rağmen HDP itirazlarının peşinen YSK tarafından reddedilmesi sandığa devletin girdiğini gösterdi. İşlerinden ve görevlerinden Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile işten atılmış adayların seçildiği HDP belediyelerinin AKP’ye YSK kararıyla devredilmesine bakıldığında devletin seçimlere müdahale etmesinin belli oranda Kürdistan’da sonuç verdiği açıktır. Kürdistan’da rahatça yapılan hile ve entrikaların, kanunsuzluk ve seçmenlerin iradesinin boşa çıkarılması faaliyetlerinin Ankara ve İstanbul ve benzer Türkiye kentlerinde rahatlıkla yapılamadığı istenilen hedeflere ulaşılamadığı, çok ciddi zorlama ve engellerin AKP-MHP kliğinin karşısına çıktığı, seçim sonucunu bir türlü değiştirememelerinden de görülmüştür.

Ayrıca seçim sonuçlarının YSK eliyle değiştirilmesine karşı CHP’nin Ankara, İstanbul için gösterdiği yüksek düzeyli karşı duruşu güya “demokrasi savunuculuğu” duyarlılığının Kürdistan kentleri için pekte gösterilmediği klasik devletçi tutumun Kürtlere karşı sürdürüldüğü akılda tutulmalı. Bu tutum burjuvazinin sadece kendisi için demokrasi istediğine iyi bir örnektir.

31 Mart 2019 yerel seçim sonuçları hem iki siyasi kampa ayrılmış burjuvazi arasındaki çelişkiyi hem de Türk burjuvazisi ile Kürt ulusu arasındaki çelişkileri keskinleştirdi.

Son derece eşitsiz anti demokratik şartlarda muhalefetin, özellikle HDP’nin azgın faşist baskı altına alındığı, devletin tüm olanaklarının AKP-MHP ittifakının emrine sunulduğu ortamda yapılan mahalli idareler seçimlerinin büyük şehirleri kaybederek yaşanılan hezimeti devlet gücünün yasa dışı biçimde kullanılarak seçim sonuçlarının Ankara ve İstanbul’da değiştirilmesi, – ki 2014’te Ankara’da bunu başarmışlardı, şimdide İstanbul’da başardılar – Kürdistan’da ise tüm il ve ilçelerde olmasa bile önemli bir sayıda il, ilçe ve beldede hileli seçim – taşıma seçmen asker-polis seçmenlerle – ve YSK eliyle kayyım atama siyasetinin sürdürülmesi hedeflendi. Seçim öncesi AKP sözcüleri tarafından “dünyanın en güvenli seçim sistemi” denilen sistem İstanbul ve Ankara kaybedilince “hile ve suiistimal sistemi” ilan edildi; seçim iptali için gerekçe yaratılması ihtiyacı gereği “kanıt üretimi”nde polis-savcılar seferber edildi. İstanbul’u almak adına dayandıkları anti demokratik seçim sisteminde son karar mercii olan YSK’nın oluşmuş uygulama ve kararları bir kenara atıldı. Egemenlik dalaşında verili hukuk dışına çıkılması onların isteği dışında ve kaçınılmaz olarak egemenlerin dayandığı ve kitlelere inandırılan demokrasi algısının parçalanmasına olanak sunduğunu da belirtelim.

İstanbul’un kaybı rant alanlarının kaybı ve ekonomik gücün zayıflamasını beraberinde siyasi olarak da zayıflamayı doğurduğundan AKP-MHP ittifakı seçim sürecini hükümette olma avantajına dayanarak devlet gücüyle sonuçları tersine çevirmek için riskler göze alındı. Devlette yargı, bürokrasi ve ordu-polisin yasa dışı tutumlarla AKP’yi koruma ısrarını sürdürmesi Türkiye’de seçimlerin demokrasinin varlığının bir ölçüsü olamayacağını gösteren son gelişmelerdir. Siyasal merkezileşmede işlevsel olduğu için devlet partisine dönüşmüş AKP olabildiği ölçüde, kitle desteği olduğu sürece kullanılmak istenmektedir. AKP devleti ele geçiren bir parti değil, aksine buyruklarını uyguladığı devletin partisidir. Kullanım ömrü kitle desteğini kaybetme süresine eşittir.

“Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” denilen aşırı siyasi güç merkezileşmesini ifade eden “başkanlık sistemi” ile daha önce biçimsel de olsa sözü edilen ama fiili olarak işlev dışı bırakılan meclis ve Kürdistan’da seçilmiş belediyelere kayyım atanması, Kürt belediye eş başkanları ve milletvekillerinin hapis cezalarıyla bastırılması, HDP’ye destek veren ulusal baskıya karşı duran demokrat ve ilerici kesimlerin cezalandırılması ve saymakla sonu gelmeyen baskı süreci seçmenlerin iradesiyle kimin yöneteceğine karar verilmiş belediyelerin YSK eliyle AKP’ye devredilmesine vardırıldı.

Burjuva demokratik bir sistemde biçimsel de olsa seçmenlerin iradelerine saygı gösterilir. En gelişmiş burjuva demokrasilerinde seçimler tüm sermaye güç ve medya araçlarına sahip olanalar ile bu araçlara sahip olmayan ezilip sömürülen sınıfların temsilcileri arasında bir eşitlikten söz edilemez ise de hukuksal manada biçimsel olarak “eşit” şartlarda gerçekleştirilmesi gerekli. Olağan üstü koşullar dışında bunlara riayet edilir. Adayların ön seçimle belirlenmesi ve seçmenler tarafından seçilenler devletin yargı kurumları aracılığıyla değiştirilemezler. Toplumsal demokratik bilinç seçmenlerin iradesini gasp etmek anlamına gelen saldırganlığa izin vermez. Ancak sınıf mücadelesi gelişme kaydettiği, devrimci işçi sınıfı her türden burjuva cumhuriyeti aşma yönelimine girdiği süreçlerde bu denge bozulur ve en demokratik görünen ülkelerde bile faşizme doğru bir geçiş gerçekleşir.

Emperyalist ülkelere göbekten bağımlı Türkiye’de ise faşizm süreklidir, tepeden aşağıya devlet diktatörlüğü sistemi olarak uygulanır. Sınıfın siyasal merkezileşmesi devlet iktidarında çimlenir. Parlamentonun varlığı faşizmi maskeleyen bir örtüdür. Kaldı ki seçim sistemi ise demokratik nitelikten çok uzaktadır. Bir takım parti liderleri seçilecekler belirlenir ve toplumun önüne konulur. Tabandan doğrudan katılımla gerçekleşen demokrasi yerine merkezden tabana dayatılan bir sistem egemendir. Demokrasi bilincini dışlayan bu egemen zihniyet öylesine yaygın ki muhalif, demokratik görünen, hatta kimi devrimci yapıları bile etkisi altına alabilmektedir. Sistem zorlandığında ise meclis bir kenara atılır. Askeri darbe rejimi anayasasıyla toplum yönetilir. İşçi sınıfının komünist çalışmasına hiçbir zaman izin verilmez. Eşitsiz koşullarda büyük zorluklarla ve bedeller göze alınarak mücadele ile parlamento ve yerel yönetimlere seçilenler ise koşullar oluşunca ya tutuklanır ya partileri kapatılır. Yani seçmenlerin iradesi devlet diktatörlüğü tarafından ayaklar altına alınır. Baskı sadece komünist, devrimci, demokratik reformcu partiler ve Kürt yurtseverlere uygulanmakla sınırlanmaz, olağan üstü koşullarda burjuvazinin arasında keskinleşen rekabet ve emperyalistlerin ihtiyaçları doğrultusunda askeri darbeyle hükümetler düşürülür, burjuva partilerin tümü kapatılır, liderleri tutuklanır hatta Menderes’ler gibi idam edilirler. Bugün ise AKP-MHP ittifakı korunurken, CHP-İP-SP ve diğer burjuva partiler üzerinde baskı uygulanması bir sivil hükümet – AKP-MHP – ittifakı siyasetiyle biçim alsa da esasta bir darbe rejimi ve MGK’da kararlaştırılan bir devlet politikasıdır. Yönetememe krizine sürüklenen koşullar oluştuğunda seçilmişlerin, meclisin bir kenara atıldığı bu siyasal geleneğin oluşturduğu hafıza faşist devlet diktatörlüğü bürokrasisinde capcanlıdır. Buna rağmen reformistlerimiz parlamento yolu ile Türkiye’de demokrasinin geliştirilemeyeceğini anlamak istemiyorlar.

İktidar amaçlı sınıf mücadelesi bir kenara atılarak seçim çalışmaları dışında bir şeyleri gözleri görmeyen reformist, tasfiyeci partiler ve savrulan küçük-burjuva devrimci örgütler faşizmin tüm demokratik hakları baskı altına alınca ve seçilmeyi anlamsızlaştırınca yerinden kıpırdayamaz hale gelirler ve karamsarlığa kapılırlar. Karamsar ruh hali orta ve küçük burjuva reformcu muhalefeti arayışa iter ve çözüm ise egemen burjuvazinin temsilcilerinden CHP gibi partilere yaklaşmakla bulunur. Siyasal güç merkezileşmesinin daha da yoğunlaştığı Türkiye’de verili durumda olan tamda budur.

Seçim sonuçlarının İstanbul, Diyarbakır/Bağlar, Van/Çaldıran, Tuşba, Edremit, Erzurum/Tekman ilçeleri başta olmak üzere YSK eliyle AKP lehine çevirme hamlesi ile eş zamanlı açıklanan “Yeni Ekonomik Program”, “Yapısal Dönüşüm Programı” işçilerin kazanılmış haklarının – kıdem tazminatının yarı yarıya tırpanlanması – ve sermayeye yeni teşvik ve krediler içeren paketlerin müjdelenmesi emperyalist tekellere ve işbirlikçilerine “bizi destekleyin” çağrısından başka bir anlam taşımıyor.

Kürdistan’da toplum kayyım politikasını reddettiğini seçimlerde gösterdi. Yeniden aynı yollarla sonuç alınmasının olanağı yoktur. Türkiye-K. Kürdistan halklarının demokrasi talebinin karşısına dikilmiş AKP-MHP ittifakı hangi yol ve yöntemlere başvurursa başvursunlar süreci lehe döndüremeyecekler. Gelişmeler Türkiye’nin bir demokrasi olmadığını, karanlık bir faşizmin hakim olduğunu göremeyenlere göstermektedir. Yerel seçim toplumsal çelişmeleri hafifletmedi aksine daha da keskinleştirdi.

Seçmenler demokratik haklarına sahip çıkmalı hem demokratik haklara, hem de işçi sınıfına karşı tırmandırılan azgın faşist taarruz sürmektedir. Sınıf bilinçli Türkiye proletaryası Kürt ulusuna yönelik ulusal baskıya karşı durmalı. Devletin üstünde yaptırım gücü olan biricik sınıf olan proletarya birleşerek ve sınıf mücadelesiyle azgın faşist dalgayı kırabilir. Demokrasi devrimci kitlelerin doğrudan katılımı ve örgütlenmesiyle gelişir. Ne AKP-MHP, nede CHP-İP kitleler için demokrasiden yanadırlar, aksine bütün burjuva gerici partiler proleter sınıf mücadelesi ve demokratik mücadelenin önünde en büyük engeldirler. AKP çözülmesi hızlanan bir hükümettir. Saldırılara karşı kitlelerin kararlı direnişi bu çözülmeyi daha da hızlandıracaktır. Mücadeleden başka bir yol yoktur.

Demokratik haklara, işçi sınıfının kazanılmış haklarına – kıdem tazminatı gibi – yönelen her saldırıya karşı durmak görevdir. Seçimlerden sonuç çıkarılacaksa bu işçi sınıfının önderliğinde tüm emekçi halkın egemenlere karşı birleşerek haklarını ancak öz güçleriyle koruyabileceği ve ancak öz güçleriyle demokrasiyi geliştirebilecekleridir. Bu bakış açısıyla diyoruz ki halk için demokrasi sandıklardan çıkmaz, kitlelerin devrimci mücadelesinden çıkar, büyür ve gelişir…

Related Post