REFORMİZM İÇİN SEÇİMLER AMAÇTIR, DEVRİMCİ MÜCADELE İÇİN İSE TAKTİK ARAÇTIR

161 0

Haber Merkezi: Devrimci sınıf hareketi ciddi zorluklarla mücadele ediyor. bu zorluklar sadece faşist devlet diktatörlüğünün azgın saldırıları, yoğun tutuklamalar, infaz ve katliamlar komünist çalışmanın çok sıkı takibe alınması ve engellenmesi ile sınırlı değildir, burjuva düşüncenin mevcut sınıf baskısıyla birleşen etkisi kendini komünist, sosyalist olarak tanımlayanlarda içinde devrim cephesinin çok çeşitli parti ve örgütlerinde ideolojik ve siyasi çizgideki kırılma ve savrulmalarla göstermektedir. Bu durum sadece yetersiz subjektif kuvvet, örgütsel sorunlar veyahut da taktik hatalar kapsamıyla meselenin değerlendirilemeyeceğini, esas olarak ideolojik ve siyasi çizgi yönünden ele alınmasını gerektirmektedir. Çünkü devrimci komünist hareketi içine çeken reformist dalganın geride bıraktığı tortu ancak siyasi çizgideki sapma ve prolataryanın komünizm ideolojisine inançsızlıktan gelen derin kırılmayla açıklanabilir.

Reformizm, parlamentarizm, devrimci proletaryanın ideolojik baş düşmanıdır. Türkiye ve K. Kürdistan’da sınıf mücadelesinde tasfiyeciliği derinleştiren tehlike reformizm olmaya devam etmektedir.

Politikada reformculuğa kaymak proletaryanın devrim hedefinden geriye düşmektir.Kendisini sosyalist gösteren ama politikada reformculuğa batan örgüt ve partiler Marksizm teorisini çarpıtmadan bu politikasını sürdüremezler. Lenin’in ifade ettiği gibi Marksizm’in teorik gücü düşmanlarını bile Marksizm kılıfına girmeye zorlar. Oportünizm-revizyonizm (reformizm, parlamentarizm, sosyal-şovenizm) devrimci sınıf hareketinin bilimi ve ideolojisi olan Marksizm, Leninizm, Maoizm ideolojisini çarpıtma yolu ile sınıf çatışması yerine sınıflar arasında uzlaşma siyasetini koyan zehirli bir akımdır. Bu zehirli akım Türkiye-K. Kürdistan’da bir hayli palazlanmıştır. Kapitalist düzenin aşılmasını değil, ona rıza gösteren ama sivri uçlarının törpülenmesiyle ilgilenen devrimci amacını reformlara kurban eden reformist akıma karşı işçi sınıfının ileri katmanları bilinçlenmez, onların halkı aldatmasına karşı verilecek mücadelenin önderi, öncüsü olmaz ise proletaryanın devrimci savaşımı  geliştirilemez.

Reformizm-parlamentarizm, sosyal-şovenizmle lekelenmiş tasfiyeci oportünist akıma karşı kararlı ideolojik mücadele verilmeden işçi sınıfı bilinçlendirilmez ve devrimci amaçlar yönelimi ile örgütlenemez. ikisi bir birine bağlıdır.

Parlamentarizm yönelimi Türkiye’de reformculuğa kaymış politikanın hayat bulduğu alandır. Genel veya mahalli idareler seçimlerinde sınıf hareketinin çeşitli örgütlerinin taktik politikalarına bakılması bile reformculuk ve parlamentarizm yöneliminin ne derece derinleştiğinin görülmesi için yeterlidir.

Komünistler seçimlere taktik olarak yaklaşır, sınıf mücadelesinin geliştirilmesi, işçi sınıfının bilinçlendirilmesi amaına uygun seçimlere katılmayı yada uygun koşullarda boykot etmeyi taktik politika olarak belirleyebilir. Ne yerel yönetimlere, nede burjuva parlamentoda kürsüsünden yararlanılmasına stratejik bir mana yüklenemez. Seçimlere stratejik anlam yüklenilmesi ve bu tutumunda sosyalist, komünist devrimci maskeler altında savunulması teslimiyetçiliğin çizgi halini almasından başka bir şey değildir.

Bir çok küçük-burjuva devrimci örgüt ve parti teorik olarak seçimlere stratejik bakmadıklarını taktik politika olarak ele aldıklarını söyleselerde izledikleri pratik politika da söyledikleri ile yaptıklarının bir birine uymadığı düpe düz burjuva partilerin seçim kazanma yarışı arasında sıkışıp kalarak reform beklentili bir yönelimle burjuva siyasete yedeklenme söz konusudur. Yasal reformist partiler için seçim “tek parti, tek adam iktidarına karşı” argümanıyla muhalefette bulunan burjuva kampın başını çeken CHP’ye yedeklenme, onu destekleme çalışmasına dönüşmüştür. Öyle ki burjuvazinin en köklü siyasi temsilcisi CHP listesinden “sosyalistler” adına aday gösterilmesi normalleştirildi.

Genel yada mahalli seçimlerde ne gerekçeyle olursa olsun sosyalizm adına burjuvazinin her hangi bir kampıyla ittifak kurulamaz. Burjuvazi ve onları temsil eden partileri sömürücü düzenin ne pahasına olursa olsun devamından yanadırlar ve gericidirler. Örneğin hükümette olan AKP’ye yada AKP-MHP faşist gerici ittifakına karşı mücadele adına bir diğer muhalefetteki burjuva gerici olan CHP-İP ittifakına yedeklenmek, onları açıktan desteklemek, CHP listelerinden seçime girilmesi ve bu kampın sanki emekçi halk kitleleri için demokrasiyi temsil ediyorlarmışcasına şirinleştirilmesi düpe düz sınıf teslimiyetçiliğidir. Bu politika kapitalizm ile barışmak, kitlelerin ise aldatılması siyasetidir.

Devleti bir süreliğine kimin yöneteceğine, hangi kliğin devletin olanaklarından yararlanacağına karar verilen burjuva seçim sisteminde burjuva klikler yada tek tek burjuva partiler arasındaki yarışa bilinçli proletaryanın dahil olmasının hiçbir anlamı yoktur. Aksine işçi sınıfının tüm örgütlü kuvvetleri daha uygun politik atmosferin doğduğu genel ve yerel seçim dönemlerinde burjuvazinin tüm siyasi temsilcisi partileri teşhir etmeleri, kitlelerin bu partilerin arkasına takılmaması ve aktif komünizm propagandasıyla beraber seçimlerin ezilen ve sömürülenler için ne anlama geldiği, parlamentodan ve yerel yönetimlerden yararlanma biçimlerine dair bilinçlendirme çalışmasının sürdürülmesi gerekir. Bu ilkesel anlayışa uyulmadığı her koşulda seçim politikası burjuvazinin sınıf çıkarlarına hizmet eder. Reformizm seçimlerde sınıf mücadelesi anlayışıyla değil, hangi partinin koltuklara daha fazla yerleşeceği hesabını yapar.

Sınıf mücadelesi ile ilgisi kalmamış reformcu yasal tasfiyeci partilerin seçimlerdeki oportünist politikalarıyla sınırlı olmayan, devrimci hareketin önemli kısmını içine alan bir savrulma söz konusudur. Hükümet değişimini sınıf iktidarı değişimi ve faşizimden kurtuluş gibi gösterenlerden tutalımda yerel yönetimleri halkın iktidarı olarak ele alan bir dizi çarpık anlayış ve sapmalar yığını arasında seçimlere yüklenen stratejik anlam doğrultusunda seçimler politikaların ana gövdesine oturmaktadır. Oysa bir burjuva bloğa karşı bir diğer burjuva bloğa yedeklenip seçim çalışması ve taktiğini sınıf mücadelesinden muaf tutulması öz olarak verili sistemin parçası olmaktan başka bir siyaset değildir.

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimleri sürecinde “cumhur” ile “millet” ittifakları arasında sınıf sınıf siyasetinin tercihe zorlanarak “AKP-MHP bloğunun geriletilmesi” adı altında “millet ittifakı”na yedeklenilmesine dair burjuva siyaset tarzının 31 Mart yerel seçimlerinde de derinleşerek sürmesi burjuva sınıf ideolojisi ve baskısının sınıf hareketi içinde ne derece etkide bulunduğunu gösterir.

HDP’nin yerel seçimde “AKP-MHP bloğunun geriletilmesi”ni bir strateji haline getirdiği için CHP, İP, SP adaylarını desteklemesi, dahası HDP çatısı altında ittifak kurmuş devrimci örgütlerin bu seçim taktiğine kayda değer bir eleştiride bulunmamaları ve irade yitimine uğrayanların sinik ruh haliyle süreçte sürüklenmelerine bakıldığında yerel yada parlamento seçimlerinden yararlanma ve bu alanları ele alış ve politikada küçük-butjuva devrimci örgüt ve partiler ile legal reformist partiler arasında bir anlayış farkının kalmadığı görülmektedir. Sol sloganlarla kendisini gizleyen küçük-burjuva devrimci örgütler çatısı altında oldukları HDP’nin CHP-İP ittifakı ve SP adaylarına destek vermesini görmezden gelme, sessizce geçiştirme taktiği ile burjuva siyasetin parçası olurken, ÖDP açıktan CHP listesinden adaylar gösterme (diğer yandan HDP bileşeni küçük-burjuva hareketlerin CHP listelerinde il genel meclisi, ilçe meclislerine aday göstermeleri), EMEP bir eliyle HDP’yi diğer eliyle CHP’yi tutmuş vaziyette burjuvazinin seçim yarışına dahil olmaktadırlar. Bu seçim politikasının tümünde ortak nokta kendini sosyalist gösterenlerin taktiğinde devrimci sınıf siyasetinin bulunmamasıdır.

Kendisini sosyalist gösteren ama gerçekte burjuva reformcu demokratik partilerden öte bir siyasi nitelikleri olmayan EMEP, ÖDP bunlardan farklı biçimlerde hareket etse de TKP kopamadıkları burjuva Kemalist ideolojiye uygun olarak “demokratik cumhuriyet inşasına” yönelik taleplerinde egemen burjuvazinin partisi CHP’den beklentilerle hareket etmektedirler. Faşizm tahlilleri, devlet ve sınıf iktidarı teorilerinde oportünist oldukları işine geldiği gibi devrimci teoriyi tersyüz ettikleri için faşizimide devlet yönetim biçimi olarak değil AKP’nin politikası ile sınırladıktan sonra, AKP ile sınırlanan faşizmden kurtulmanın yolunu CHP’ye sarılmakta bulmaktadırlar.

Aylar öncesinden “emek ve demokrasi güçlerinin seçim platformu” olarak EMEP’in sunduğu “seçim platformu”nda CHP ile kol kola girme heyacanı yarıda kaldı. EMEP’in CHP ile ittifak arayışı CHP’nin İP ile ittifakı sürdürmesi, siyasi teslimiyet çizgisinde hareket eden EMEP’i hayal kırıklığına uğrattı. Çünkü EMEP açıkça yerel seçimlerde “tek adam ittifakına karşı” CHP’nin bir halk hareketine öncülük etmesi beklentisini yansıtmaktaydı. Ama EMEP ve benzerlerinin CHP ile ittifak arayışı CHP tarafından makul karşılanmamıştır. CHP ile yerellerde kurdukları “seçim platformu” ise dağılıp gitmiştir. Önemli olan şudur: Dersim’de “Devrimci Güç Birliği” ile seçime giren EMEP diğer taraftan egemen burjuvazinin siyasi temsilcilerinden olan CHP’nin EMEP tarafından “emek ve demokrasi güçleri” arasında sayabilmesi ve onunla seçim ittifakı politikasında aynı cephede buluşmak için yoğun çaba göstermesidir.

ÖDP ise tam yerini buldu!

ÖDP’nin Başkanlar Kurulu Başkanı Alper Taş CHP listesinden Beyoğlu belediye başkanı gösterilmeden şunları söylemiştir:

“Eğer CHP benim adaylığımı Beyoğlu’nda sosyalistler ile sosyal demokratların işbirliği olarak görüyorsa aday olabilirim. Bizim sosyalistler olarak bir dünya görüşümüz var (…) kazanırsak bunu Beyoğlu’nda yansıtmak isteriz. CHP bu yaklaşımımıza hazırsa olur” (Hürriyet, 2 şubat 20199

Faşist diktatörlüğün tüm egemen burjuva sınıf ideolojisini ve siyasi temsiliyetini üstünde taşıyan burjuvazinin köklü partisi, sömürücü sistemin bağnaz, faşist savunucusu CHP bir çırpıda sosyal demokrat bir parti oldu!

Sosyal şovenizmden bir türlü kurtulamayan Kemalizm hayranı ÖDP CHP ile bütünleşmekten gayet memnun.

CHP anlaşılan o ki ÖDP’nin “yansıtacağı sosyalist görüşler”den pek çekinmemiş olacakki “olur” demiştir. “Sosyalizmin ilhamını iyi insanların kalbinden aldığını” söyleyen ÖDP’nin ağır abisi Oğuzhan Müftüoğlu mutlu olmalı “iyi insanların” (!) partisi CHP ile ÖDP’nin seçim ittifakından.

Öyle olduğu “CHP’ye dışarıdan gelen bir adaysınız. Nasıl karşılandınız, sorun yaşadınızmı” sorusuna ÖDP’nin CHP listesindeki adayı Alper Taş’ın cevabından da anlaşılıyor. Alper Taş soruya şu yanıtı vermiştir:

“CHP’li arkadaşlarla gerek Haziran Hareketi içerisinde gerekse diğer toplumsal mücadele pratiklerinde birlikteydik. Birbirimize yabancı değiliz. CHP Beyoğlu ilçe başkanı yönetimi ve üyeleriyle hızla kaynaştık. Bir çok konuda aynı anlayışa sahibiz. Neredeyse hiç sorun yaşamadığımızı söyleyebilirim” (Birgün, 11 Şubat 2019)

Çok doğru burjuva Kemalist ideoloji ve sosyal-şovenizmden kurtulamayan oportünist reformist ÖDP CHP ile bir çok konuyla sınırlı kalmayan boyutta aynı düzlemde hareket etme durumuna gelmiş ve CHP’nin arka bahçesine dönüşmüş iradesiz bir partidir.

EMEP’in CHP’yi “emek ve demokrasi güçleri”, “ilerici ve demokratik güçleri” arasında göstermesi ve CHP’yi ilerici, demokratik güçlerin platformları arasında görme ve gösterme arzusu; ÖDP’nin CHP’yi “sosyal demokrat” “halkçı” gösterme çabaları CHP’nin burjuva gerici, faşist siyasi sınıf niteliğinin maskelenmesi ve kitlelerin aldatılması için yapılmış tanım ve ifadelerdir. Bu tür seçim taktikleri burjuvazi ile sınıf uzlaşmacılığıdır ve siyasi teslimiyet çizgisidir.

Legal reformist partiler kendilerini sosyalist gösterseler de, sosyalizm onlar için kitlelerin aldatılması için bir maskedir. Gerçekte kapitalist toplum düzeni içinde yaşamaya rıza gösteren, sistemde yer edinme çabası içinde egemen burjuvaziye yanaşma yönelimini ifade ederler. Seçim çalışmalarında sosyalizm propagandasının izine bile rastlanmaz.

Seçimlerde elbette devrimci ilerici güçlerle ittifak yapılır ama ittifak adı altında siyasi iradeni başka bir partiye teslim etmek ittifak değil, siyasi teslimiyettir. Yerel seçimde ÖDP siyasi olarak iradesini CHP’ye teslim etmiştir. “Kendi anlayışımızı uygulayacağız” söylemleri ise demagojidir. ÖDP’liler CHP listesinden yerel seçimlere girerken “bizim kim olduğumuzu bilmiyormusunuz” diyerek kendisini aldatırken TKP listesinden seçimlere katılan SMF’de “bizi tanımıyormusunuz” şeklinde kendini aldatıyor. TKP’nin Dersim koluna dönüşmekten memnun gözüken SMF’nin sosyal-şovenizmde şampiyon TKP ile ittifakı başlı başına değerlendirilmeli. Bir il yada ilçe belediyesinin kazanılması adına sınıf mücadelesinde siyasi çizginin ideoloji ve devrimci amacın ötelendiği birliktelikler, anlaşmalar ittifaklar ilkesizdir. Sınıf mücadelesini geliştirmeye değil, seçim kazanma odaklıdır. Bu anlayış her yolu mübah görür. TKP’nin sosyal-şoven, reformist-revizyonist elli yıllık ideolojik karanlığı ve teslimiyetçi sınıf çizgisine karşı ideolojik mücadele içinde doğan Kaypakkayacı hareketin ardılları oldukları iddiasında olanların genelde ve özel olarakta Dersim’den TKP’nin propagandasını yapmaları, TKP’nin siyasi iradesiyle sunulmalarından hiç rahatsız olmamaları reformizm-parlamentarizm akımına kapılmanın dramatik bir dönüşüm hikayesidir. TKP’nin propagandasını yapanlardan sosyal-şoven revizyonist TKP’ye karşı ideolojik mücadele vermeleri de beklenemez.!

Devrimci sloganlar atan küçük-burjuva devrimci parti ve örgütler ile legal reformist burjuva demokrat partilerin seçim taktikleri arasında özde bir fark yoktur. Sınıf mücadelesinin geliştirilmesi uğrana seçimlerden yararlanma dışında neredeyse her şey mevcuttur. Bu zehirli tarzlardan ve akımlardan kendisini ayıran komünistler reformizm-parlamentarizme karşı ideolojik mücadeleyi daha da geliştirmelidir.

Related Post

DAHA AZ ÇAĞRI, DAHA FAZLA MÜCADELE

Posted by - 16 Kasım 2018 0
Makale: Neredeyse tüm devrimci, demokratik, ilerici güçler, birleşik mücadeleden söz etmektedir. Faşist sınıf diktatörlüğüne karşı ezilenler cephesinde birleşik mücadelenin önemine vurgu…

SİSTEM ZOR VE BASKIYLA AYAKTA DURUYOR

Posted by - 14 Kasım 2018 0
Haber Merkezi: 2019 Mart tarihinde yapılacağı belli olan ve yaklaşan süre itibarıyla tartışmaların yoğunlaşmaya başladığı bir dönemin başında DBP/HDP’nin belediyeleri kazanması…