Reformistler İçin Her Yol Mübah

146 0

Haber Merkezi: Sınıf savaşımının çok ağır ve çetin hal ve şartlarda yürütüldüğü Türkiye-K. Kürdistan’da emekçi halk kitlelerinin sınıf çıkarlarının geliştirilmesi yönünde kazanılmış her mevzi, gerçekleştirilmiş örgütlenme ve direniş odağı son derece önemlidir. Dar grup anlayışına hapsolmadan devrimci, demokratik tüm kazanım ve değerlerin savunulması gereklidir. Yeniden K. Kürdistan illerinde kayyum siyasetinin devreye konulduğu yerel yönetimlerin sahiplenilmesinin demokratik toplumsal bilincin geliştirilmesi yönünde son derece önem arz etmesinin yanında gerçek manada yerel yönetimler başta olmak üzere yığınların sınıf menfaatleri doğrultusunda işlev görmesi gereken kitle örgütlenmelerinin sahiplenilerek hatalara karşı eleştirel pozisyonda denetleme görevinin öncü devrimci kesimler, devrimci proletarya tarafından yerine getirilmesi de bir o kadar önemlidir. Yerel idarelerin devrimci tutarlı demokratik güçler tarafından yönetilmesini önemsiyoruz, ama hatalı politikalarına sessiz kalmamız anlamına gelmiyor.

Demokrasinin yerelden merkeze doğru kitlelerin doğrudan katılımı ile gerçekleşmesi gerçek manada işçi sınıfı önderliğinde sınıf mücadelesinin geliştirilmesi olgusuna sıkı sıkıya bağlı ise o halde devrimci temelde farklı bir yerel yönetim inşası burjuva partilere ve onların biçimsel temsili demokrasi anlayışına mesafe konulmasını gerekli kıldığı gibi burjuva partilere yakınlaşılmasını değil, onlardan uzaklaşılmasını da şart koşar. Devrimci yerel yönetim proletaryanın iktidarı kazanma hedefli sınıf mücadelesinin mevcut olanaklar ve çalışma koşulları bağlamında geliştirilmesi gayesine sıkı sıkıya bağlı yönetim anlaşılmalı. Siyasal amaçtan kopuk, çeşitli hizmetler bağlamında verili sistemle bütünleşenler yada bütünleşmeye can atan yönetim anlayışının devrimci yerel yönetimle ilgisi yoktur. Yerel yönetimler yasalarla mevcut düzene bağlıdır sıkı bir merkezi faşist denetim altındadır ama bu yine de kitlelerin örgütlenmesi, bilinçlenmesi ve geliştirilmesinde devrimci zeminde yararlanılamayacağı anlamına gelmez.

Dersim belediye başkanı (Dersim ismi yasağına “valinin oluruna göre davranacağız” demişti. Öyle davranıp bir daha sesini çıkarmadı) F. Mehmet Maçoğlu ve Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) üyesi yaklaşık elli kişi ile (15 Ağustos ’19) İstanbul CHP büyükşehir belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’nu ziyaret etti. “Tebrik ziyareti” olarak basında yer buldu; İmamoğlu rutinleşen ifadelerle “adil, israfın engellenmesi ve tasarrufun İstanbul’un ekonomisini güçlendirmek kaynağın toplumun her kesimine eşit bir şekilde paylaştırılması” gibi süslü sözlerden sonra “Tunceli Belediyesi’nin ve ilçe belediyelerinin destekçisi olacaklarını” ekledi.

Verili sömürücü düzende kaynakların adil, eşit dağıtımı ve paylaşılmasının mümkün olmadığını hatırlatarak geçelim. Burjuva siyasetçiler hep benzer safsataları sıralıyor.

Maçoğlu ise memnuniyetini üst perdeden yansıtarak CHP’ye olan desteğini şöyle ifade etti: “Buraya arkadaşlarımızla gelirken kendimize ait bir yer olarak gördük ve geldik. 25 yıldır buralara gelemiyorduk. Yönetici arkadaşlarımız bugün çok rahat bir şekilde bu sıraları kullanabiliyor. Kendisine ait olduğu hissiyatının gelişmesi; esas olarak orayı sahiplenmesi anlamına da geliyor (…) Dersim dışına göç etmiş yüzbinlerce insan var. Bunların en büyük kitlesi şu an İstanbul’da. 280-300 bine yakın bir nüfusun burada olduğunu söylemek isterim. Emin olun yüzleri hep aydınlığa, demokrasiye dönük. Hep o anlayışın çizgisi içerisinde hareket ettiler. Dersimlilerin İstanbul’da olması sizler…için gelecekte çok büyük bir destek olacak. Amaca giden yolda hizmetleri olacaktır.’’ (Cumhuriyet Gazetesi, 16 Ağustos 2019, SF 4)

“Komünist” başkan daha ne desin?! Aydınlık ve demokrasiyi CHP’de görmüş olmalı ki Dersimlilerin yüzlerini CHP’ye dönmelerinde duyduğu memnuniyeti dile getirmiştir. Oysa egemen burjuvazi ve her türden burjuva partiler, en başta da CHP demokrasinin geliştirilmesinin önündeki engellerdir. İbrahim Kaypakkaya’nın 1972 tezleri ne çabuk unutuldu sayın başkan?..

“Komünist” başkan ile milliyetçi Kemalist başkanın geleceğe dair istek ve destek planlarının nasıl bir ittifak ile biçimleneceğine dair şimdiden bir şey söylemek erken olsa da aralarındaki ilişkinin bir hayli ilerletildiği somut bir olgu. Faşist devlet diktatörlüğünün saldırgan politikalarında tetikçilik yapan aşırı uç milliyetçi Kemalist sözcü gazetesinin yakından ilgi gösterip F. M. Maçoğlu’nu M. Kemal fotosu ile birinci sayfasının tümünü ayırması boşuna değilmiş. CHP ile olan yakın teması beklentileri, egemen burjuvazinin köklü partisi CHP’nin yönetimindeki belediyeleri “kendilerine ait bir yer olarak görmesi” ve ileriye dönük “büyük destek” açıklamasında bulunulmasına bakıldığında Maçoğlu ve temsil ettiği kurumun CHP ile kurduğu ilişki nüans farkları bir kenara atıldığında Alper Taş-ÖDP ve EMEP’in CHP ile kurdukları ilişki ve ittifak anlayışından bir farkı yoktur. Tüm bunlar devrimci, komünist bir yapının ilke ve amaçlarından sapması halinde ne derece kirleneceğini gösteren gelişmelerdir. Açıktan CHP ile ittifak kuran ÖDP, EMEP’nin tavrına göre değerlendirildiğinde görüntüde karşılarmış gibi yapan, devrimci argümanların arkasına saklanan gerçekte ise CHP ile adı konulmamış ittifak içinde olan “komünist” başkanın ve temsil ettiği kurumun tutumu daha tehlikeli ve aldatıcıdır. Çünkü devrimci söylem ve sloganlar ardına gizlenmiş biçimde komünist bir geleneğin mirası burjuvazi ile uzlaştırılmaktadır. Belediye başkanı bir semboldür, onda simgeleşen, somutluk hali olan ise temsil edilen siyasi çizgidir. TKP etiketli SMF’nin ideolojik ve siyasi sağ yönelimi kılavuz edindiklerine bakılarak değerlendirilebilir ve Maçoğlu’nun CHP güzellemeleri üzerinden görülebilir. Mesele bireysel değil, temsil edilen siyasi çizginin ideolojik ve politik niteliği ile değerlendirilmelidir.

Yirmi beş yıl önce İstanbul büyükşehir belediyesi bilinen CHP’den Refah Partisi adayı R.T. Erdoğan tarafından devralınmıştı fakat on ile 14 arasında bir sayıda İstanbul ilçe belediyeleri her zaman CHP’nde idi. Türkiye’nin birçok il, ilçe, belde belediyelerinde de ikinci büyük parti olmaya devam etti. Marksist, Leninist, Maoist ideolojiyi rehber edinmiş Kaypakkaya hareketini temsil eden her hangi bir kurum ve temsilcisi hiçbir zaman kalkıp da CHP belediyelerine gidip “buraya arkadaşlarımızla gelirken kendimize ait bir yer olarak gördük ve geldik” demedi-demezler. Bu tam olarak kendini kaybetme halidir! Çünkü Kemalist milliyetçi egemen burjuva ideolojiyi ilk kez derinlemesine mahkum eden İbrahim Kaypakkaya yoldaşın genel yönelimini çizdiği komünist iktidar hedefli sınıf mücadelesini yürüten Maoist hareketin her ferdi, CHP’nin gerici Kemalist milliyetçi burjuva sömürücü sınıf özünü bilir CHP’nin yönetiminin de olan belediyelerde olsun, CHP’nin kendisinde olsun komünistlere ait bir şey ve onlara ait bir şey yoktur; olamaz da. Maçoğlu ve arkadaşlarının kapitalist rant ve yağmanın merkezi olan ve bu rant paylaşımında işlevsel ve yasal bir aracı idari birim konumunda bulunan İstanbul büyükşehir belediyesinin CHP’ye geçmesi vesilesi ile “kendilerine ait bit yer” olarak gördüklerini beyan etmeleri temsil ettikleri siyasi politik hattın ne derece sistem içine kaydığını gösterir. Sormak gerekiyor: AKP’den CHP’ye geçen belediye yönetimini “kendilerine ait bir yer” görenler, AKP-RTE hükümeti yerini CHP-E. İmamoğlu hükümetine bıraktığında bu hükümeti de “kendilerine ait bir yer” bir yer olarak görmeye hazır olduklarını beyan etmiş olmuyorlar mı bu tutumlarıyla.

Bu dostlara önerimiz bari biraz dürüstlük gösterip İbrahim Kaypakkaya’nın takipçileri olduklarını söylemeyi bırakmalarıdır.

Kapitalist üretim ve meta dolaşımı ilişkisi içinde işlevsel olan ve çok çeşitli üretim kollarında var olan üretim ve tüketim kooperatifçiliğinin küçük üreticinin korunması bakış açısından savunulması ve hiç ilgisi olmamasına rağmen kooperatifçiliğin komünizm ile eşleştirilerek komünizm tabelası ile pazarlanması komünizm gayesi ve sınıf mücadelesinin içinin boşaltılmasından başka bir şey değil. İşçi sınıfının kurtuluşunu esas alan iktidar hedefli mücadele yerine komünist proleter hareket yozlaştırılarak sistem içi yerel yönetim ve burjuva parlamentarizmin uyumlu kulvarında ehlileştirilmesi amacı her daim egemenlerin yöntemidir. “Komünist” başkan gibi popülerleştirilen, medya aracılığı ile köpürtülen rol-modeller üzerinden bu hedef doğrultusunda propaganda gerçekleştirildiği çoğunlukla gözden kaçırılmaktadır. Kaypakkaya önderliğinde kıvılcımı çakılan gerilla savaşının sembol merkezi Dersim’de gerillayı tasfiye eden ve revizyonist fikirlere sarılan çizginin yerel yönetimde ifadesini bulan “komünist başkan”ın Kemalist burjuva başkan ile kol kola girmesi ve açık destek sunulması esas olarak ideolojik ve siyasal bakımdan önemli irdelenmeli.

Yeminli Maoizm ideolojisi düşmanı aynı zamanda Kürt ulusal mücadelesine “bölücülük”, “emperyalitlerin milliyetçi kışkırtmalarının savunucuları”, “emperyalist oyunlar” vb. vs. tanımlarla ulusal baskı uygulayan komprador Türk burjuvazisinin diliyle konuşan ve saldıran sosyal-şoven TKP ile kurulan ittifak da izah edilen ideolojik sağ savrulmanın ifadesidir.

“AKP’den kurtulma gayesi” ile muhalefetteki burjuva siyasi kampın öncülüğünü yapan CHP ile sosyalizmi maske olarak kullanan reformist burjuva demokrat partilerin yanı sıra özellikle C. Başkanlığı ve milletvekili genel seçimi ve 31 Mart ( ve 23 Haziran-İstanbul) yerel seçimlerinde başta HDP ve birçok küçük-burjuva devrimci yapı ve çevrenin CHP’den medet umar duruma gelmesi tasfiyeciliğin, iddia kaybının, yozlaşmanın genişleyen çemberi ve derinliğini göstermektedir. Biçimde “Maoist” “Kaypakkayacı” ama gerçekte ilgisi kalmayan “komünist başkan” ve temsil ettiği kurumun CHP’ye yanaşması, belediyelerini “kendi yeri gibi” görmesi tavrı ve yönelimi de bu genel savrulmanın bir parçasıdır. CHP’ye “büyük destek sunma”yı devrimci siyaset olarak sunan işportacıların varacağı yer sistemin duraklarıdır, ötesi hiç değil.

Yerel yönetimler yada parlamento kürsüleri proletaryanın devrimci sınıf mücadelesini güçlendiriyor, kitleleri burjuva düşünceden koparıyor ve bağımsız sınıf bilinci ile donatılmasında yardımcı oluyor, olanak ve kabiliyet yaratıyorsa, devrimci amaca uygun kullanılıyordur, ama burjuvazi ile proletarya arasında temel çelişmeyi uzlaşmaz karşıtlığı silikleştiriyorsa sistemin sınırlarını aşmayan düşünceyi yaygınlaştırıyor, yerel yönetimlerin kazanılmasını “iktidarın kazanılması” olarak çarpıtıp sunuluyorsa keza burjuva partilerin halk düşmanı politikaları ve sınıf nitelikleri işçi-köylü ve tüm emekçi halk kitlelerine süreklileştirilmiş bir propaganda ile anlatılması, ilişkilerinin burjuva partilerle kesilmesinin gerekliliği üzerine çalışmaların geliştirilmesi yerine burjuvazinin temsilcisi CHP gibi bir partiye ileri kitlelerin “destek vereceği” güvencesi veriliyorsa bu gibi gerici partilerle politikada yakınlaşma normalleştiriliyorsa böyle bir yerel yönetim isterse kendisine komünist desin verili sistemin sömürücü, bozuk çarklarına dahil olmuştur.

“Halkçı belediyecilik” ve devrimci sloganlar eşliğinde CHP ile dirsek temasına girilmesi, destek sunulması, emekçi halk kitlelerinin kurtuluşu mücadelesi yararına bir politika güç ve kabiliyet yaratamaz. Büyük zorluklar ve can bedeli kazanılan değerlerin bir çırpıda sömürücü sınıfların sofrasına meze olarak sunulmasına müsaade edilmemeli…

Related Post