NBC SİNEMASI (MI?)[*] TEMEL DEMİRER

95 0

“Beğendiğiniz bedenlere,

hayalinizdeki ruhları koyup,

aşk sanıyorsunuz.”[1]

 Susan Buck-Morss’un Walter Benjamin’in ‘Pasajlar’ çalışmasını açımladığı ‘Görmenin Diyalektiği’ başlıklı yapıtında[2] Benjamin’den aktardığı, “Bir mekânda yaşamak, orada izler bırakmak demektir,” saptamasıyla; Miguel de Cervantes’in, “Değersiz olarak kalan bir şey, değersiz olan bir şeye tutunmuştur,” uyarısına müthiş önem veren birisi olarak; Nuri Bilge Ceylan’ın (NBC) ya da sinemasının insan(lık) toplumsal duruşu ve soru(n)ları açısından “mekân(ımız)da izler bıraktığı”na inanmayıp, içe dönük bireyciliğiyle de önemli şeylere tutunabildiğini düşünmeyenlerdenim.

Bu bağlamda siz bakmayın NBC’nin, “Bireyi anlamadan toplumsal meseleleri de iyi anlayamayız tabii ama gene de kendiliğinden oluşma diye bir şey yok… Kierkegaard’ın dediği gibi, ‘Hiçbir düşünce sistemi bireyin benzersiz deneyimlerini açıklayamaz’,”[3] demesine!

Tarihsel sürecin anlaşılması, bireyleri de biçimlendiren toplumsal koşulların anlaşılmasıdır. Çünkü “Madem ki insanı biçimlendiren yaşadığı koşullar; koşullar en insani şekilde biçimlenmelidir…

İnsanların varlığını belirleyen onların bilinçleri değildir; tersine insanların bilinçlerini belirleyen onların varlıklarıdır,” diyen Karl Marx için -nihai kertede- insan, “toplumsal ilişkiler’in oluşturduğundan başka bir şey değildir.

Tam da bunun için Şenay Aydemir’in, “Nuri Bilge ve Yılmaz Güney aynı masada”[4] saptaması kanımca, zorlama bir öznellikken, gerçekle ilintisi söz konusu olamaz.

Evet NBC, 1959’da İstanbul’da doğdu. Boğaziçi’nde elektrik mühendisliğini bitirip, ‘Üç Maymun’la ödülünü alıp, Cannes Film Festivali’nde en iyi yönetmen seçildi. Sahneye çıkıp, “Bu ödülü tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkeme ithaf ediyorum,” dedi.

Delice alkışlandı. “NBC’nın deha pırıltıları da, esas olarak, sanatsal üretimin en zor olduğu alanlardan biri olan sinemada, sonsuza yakın bir sabırdan ve ince kuyumculuktan kaynaklanıyor,”[5] türünden müthiş övgüler aldı.

‘Kış Uykusu’ ardından, Asghar Farhadi’nin ‘Ahlat Ağacı’na ilişkin, “Yarışmada başarılar ve iyi şanslar diliyorum, gerçi ihtiyacı yok görünüyor ama,”[6] dediği yapıtın, Sinema Genel Müdürlüğü Destekleme Kurulu’ndan 2 milyon TL ile en büyük desteği alan film NBC’ın son filmi ‘Ahlat Ağacı’ olduğunu[7] biliyor muydunuz?

* * * * *

“Filmleri hakkında çok konuşmayı sevmeyen” NBC, “İnsanları ve onların küçük hesaplarını anlamıyorum,” deyip, “Hayatın aklın diş geçiremeyeceği bir boyutunun var olduğuna her zaman inandım,”[8] vurgusuyla ekliyor:

“Bizim halk zayıflığı sevmiyor. Bir ortamda mütevazı olmaya kalkarsanız saygı hemen azalmaya başlar, hissedersiniz”!

“Şu küçük çok anlamlı iğneleyici sözler. Küçük alaycı dudak kıvrımları, Nasıl da bıkmışım nefret etmişim tüm bunlardan şimdi daha iyi anlıyorum,” dese de; yukarıdaki sözler NBC ya da sineması açısından önemli ipuçları veriyor.

Devamla NBC, “Sinemamız artık Hollywood taktikleriyle film yapmaya çalışıyor. Kendisini görecek gözü ya da dile getirecek sözü kalmayan toplum, ötekinin bakışını benimser, ötekinin sözüyle konuşur,” demesine diyor ama; ardından da “Yaptığım filmin tam olarak ne üzerine olduğunun fazla anlaşılmasını istemem” demeden geçemiyor.

Burada durup, bir parantez açalım: 3 saat 16 dakikalık filmi ‘Kış Uykusu’nda Haluk Bilginer’in canlandırdığı “Türk Aydını” tiplemesine dair “Türk aydını kendini tanımada kara cahil… Türk aydını dediğimiz şeyin tümüyle genellenebilecek homojen bir yapısı olduğunu da söyleyemem. Ama yakın çevremde sık rastladığım ve filme de bir şekilde girmeyi başarmış özelliklerden bazıları olarak söyleyecek olursam, başkaları hakkında epey gelişmiş sezgileri ve bilgileri olmasına rağmen, kendilerini tanımak konusunda şaşırtıcı derecede kara cahil oluşlarını, bıçak kemiğe dayandığında kendini kandırma yeteneklerinin son derece gelişmiş ve kıvrak olduğunu, yaptıkları hemen her şeyi bir takım erdemlerle süsleme eğilimlerini söyleyebilirim. Vicdan, ahlâk gibi temel kavramları çok fazla kullanmaları ve bunu sürekli kendilerini temize çıkartmak için yapmaları. Kendini korumak için harcanan enerjinin yarısı kendini tanımak ve gerektiğinde gerçekle yüzleşmek için harcansa aslında çok daha büyük yüklerden kurtulunacak,”[9] diyen NBC’nin “es” geçtiği, Haluk Bilginer’e canlandırdığı tipin (bir İsmail Beşikçi, bir Fikret Başkaya, bir Haluk Gerger vb’leri gibi) “aydın” olmadığıdır.

Oysa, NBC hâlâ, “Bir yönetmen filmindeki en küçük ayrıntının bile hesabını verebilmek durumundadır,” diyebiliyor![10]

Tabii, bir başka mesele daha var: Bireyi, bireyciliği bu denli yücelten NBC’nin “Türk Aydını” konusunda bu denli toptancı ve kestirmeci genellemelerden sakınmaması…

* * * * *

67. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanan ‘Kış Uykusu’ filminin başrol oyuncularından Melisa Sözen’in, “Nuri Bilge Ceylan bambaşka, uçsuz bucaksız bir okul, yeni bir çağ. Çok ayrı bir lüks onun setinde çalışmak. Oyuncuya mucize sunuyor. Oyuncusuna sonsuz zaman ve sonsuz alan tanıyor. O sette sanki herkes transa girmiş gibi çalışıyor. Kesinlikle sadece oyunculardan bahsetmiyorum; tüm ekip. Herkes o sahnenin içinde oluyor. Kostümcüsünden ışıkçısına herkesin enerjisi tek bir yerde oluyor. Ve onunla ilgili en hayran olduğum şey insanla ilgili, insan ruhuna ve aklına dair muazzam bir farkındalığı, bakış açısı ve derinliği var. Sen bir oyuncu olarak bir karakteri yaratırken, o seni bambaşka yerlere götürebilecek bir vizyona ve içgüdüye sahip,”[11] sözleriyle altını çizdiği “NBC Sineması” vurgusu, sadece bir abartı, başlı başına bir öznelliktir.

“Sinema benim için hâlâ muamma,”[12] diyen NBC ekliyor:

“Ben yalnızlığı seven, film yapma gücünü kendimi yalnız hissettiğim bölgelerden alan bir insanım. Bu tip şeyler insanı bir sürü yapay diyebileceğim ilişkiler şebekesiyle donatıyor. Havai fişek gibi diyebileceğim bir aydınlık yaratıyor. Ama havai fişekten sonra genellikle insanın gözü kör olur, karanlık gelir. Ama bunların bilincinde olan bir insanım. Sonuçta Tarkovski’nin, Breson’un, Ozu’nun Altın Palmiye almadığı bir dünyada, bu ödülleri bir oyun gibi görmek gerek. Yılmaz Güney pozuna gelirsek. Ödül töreninden sonra yüzlerce fotoğrafçının olduğu bir ödül pozu var. Orada sürekli bağırarak sizden çeşitleme yapmanızı, elinizi kaldırmanızı, gözlüğünüzü çıkarmanızı, elinizi cebinize sokmanızı isteyen bir güruh var. Çeşitlemeler yapmanız isteniyor. Tabii ki Yılmaz Güney’e bir selam olarak algılanabilir. Benim yumruğumu sıkmamı istemediler, ‘Elini kaldır’ dediler. Orada bir saniye için yumruğumu da sıktım. Tabii Yılmaz Güney’i çok severim ben. Zaten ‘Uzak’ ile ilk ödül aldığımda ona adamıştım. Böyle bir ilişki kurulması beni rahatsız etmez. Ama çok bilinçli, hesaplanarak yapılan bir şey de değildi. Ama fotoğraf dediğiniz şey bir saniyeyi genel bir durum hâline getirebiliyor.”[13]

Ona, kendisini bu kadar net anlattığı için teşekkür etmeliyiz! Sadece bir saniyecik için sıkılan yumruk… Ve bunun “genel bir durum” hâline gelmesinden kaynaklanan can sıkıntısı!

Hakkında “Sinemaseverler kadar eleştirmenlerin de övgüsünü alan filmleriyle uluslararası başarı kazandı ve yirmi birinci yüzyılın en özgün ve provokatif sinemacılarından biri olarak kendini kabul ettirdi,” denilen “NBC sinemasını filizlenmekte olan bir ‘Yeni Türk Sineması’ bağlamında ele almak yerine, filmleri klasik Avrupa (özellikle Fransız, Alman ve Rus) düşüncesi, edebiyatı ve filmleriyle desteklenen ulusötesi bir bağlama yerleşir,”[14] kimilerine göre…

Ya da Cüneyt Özdemir’in, “NBC bizlere her filminde insanlık hâllerimize dair yeni bir şey anlatıyor. Kiminde insanın ikircikli hâli, kiminde sıkışmışlığı, kiminde ise yolculuğuna dair bir şey var”;[15] veya Cem Erciyes’in, “… ‘NBC filmi gibi..’ diye bir laf vardır. Hani anların durmuş gibi olduğu, zamanın yavaşladığını hissettiğimiz ve hayatın, doğanın bir küçük detayına odaklanıp düşüncelere daldığımız o hâller var ya; işte o hâller bana hep Ceylan sinemasının aslında ne kadar da gerçekçi ve doğal olduğunun ispatı gibi gelir. Bambaşka bir görsellik, zaman algısı, diyaloglar ve insana dair felsefi meseleler. NBC filmlerini hem güzel hem de izlemesi zor kılan şeyler bunlar. Onun kendi sinemasını oluşturmasını, bir büyük sinemacıya dönüşmesini sağlayan da tabii ki bu benzersiz olma hâli,”[16] güzellemelerinin açıklayıcı arka plandan yoksun olduğunu anımsatmaya gereksinim olmadığı çok açıkken; NBC filmlerinde, i) Yersiz yurtsuzluk; ii) Sürekli bir “yokluk” duygusu; iii) Yas, melankoli ve can sıkıntısı; iv) Yerinden edilmiş “sürgünler” ve dışlanmışlar incelenip, öne çıkarılır.

‘Bulut Dörtlemesi’ adı verilen (‘Koza’- ‘Kasaba’ – ‘Mayıs Sıkıntısı’ – ‘Uzak’) serinin ilk filmi ‘Koza’; “Bireysel bellek, insan faniliği, belirsizlik, yas ve yaşam çerçevesinde analiz ediliyor.”

“Koza filmi, bireysel bellek ile yasın iç içe geçmiş ürününü, ölüme dair derin bir tefekkürde ve ölümü keskin bir biçimde hatırlatacak şekilde tahayyül eder.”[17]

“Koza filmi, bazen durağan, bazen hareketli bir memento mori, insanın faniliği üzerine bir düşünme pratiğidir.”[18]

‘Kış Uykusu’ ise, “Toplumsal topoloji olarak kayboluş”[19] olarak yorumlanırken; ‘Üç Maymun’ da, “Yaşamlarının çorak, macerasız adalarında rüzgârsızlık yüzünden hareket edememenin yol açtığı bir cansızlık, yaşamın dinamizmini ve özgürlüğünü boğar.”[20]

“Baştanbaşa bir sinema ve felsefe ilişkisi üzerine kurulu” olduğu “iddia” edilen NBC filmleriyle, ‘Recep İvedik’ler arasında tersten bir koşutluk vardır.

Ve öyle görünüyor ki, NBC filmlerini “bulunmaz Hint kumaşı” kılan, coğrafyamızın, kesif anti-komünist, anti-entelektüel ikliminden, yapımcıların toplumsal eleştiriden kaçınması ve meydanın ya ‘Recep İvedik’lere ya da kof hamasete kalmış olmasıdır.

* * * * *

2010 yılında Aydın Doğan Ödülü’nü: “Türk sinemasının yakın zamandaki büyük atılımının önde gelen isimlerinden biri olması, Türk sinemasının son yıllardaki kimlik arayışının tüm dünyanın dikkatini çeken ve çekecek çarpıcı örneklerini vermesi, aldığı ödüller ve kazandığı başarıyla genç kuşaklara örnek olması” gerekçesiyle alan[21] “NBC mi”? 

“- Cevapları değil, soruları seviyor…

– Çehov ve Dostoyevski sevgisi aşikâr.

– Hiçbir soruya kesin yanıtı yok.

– ‘Bugün uzaya gidiliyor ama insan ruhunu hâlâ çözümleyemiyoruz,’ diyor”[22]

O NBC ki, Güldal Kızıldemir’e göre, “1959’da İstanbul’da doğmuş, bir ‘kasaba’da büyümüş. Duvarına bile asmadığı diplomasında (niye assın ki-yn) Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü yazıyor. Bilenler onu siyah beyaz fotoğraf ustası olarak bilirler. Ama o hep potansiyel bir sinemacı olarak yaşamış. Londra günleri, sayısız yolculuklar, Himalayalar, binlerce kare siyah beyaz fotoğraf onu hep ‘kişisel sinema’sına hazırlamak için girmiş yaşamına. Ama kameranın arkasına geçebilmesi için yıllar, yıllar geçmiş. Her şeyin anlamını yitirdiği, içindeki boşluğun büyüdükçe büyüdüğü bir zamanda ‘kendini fırlatır gibi’ başlamış film çekmeye. İlk filmi Koza çıkmış ortaya. 20 dakikalık Koza Cannes Film Festivali’ne kabul edilince, Kasaba’yı çekmek için yıllarca beklememiş. Masraflarını cebinden ödediği, annesi babası ve kuzenini oynattığı ve sadece ‘iki kişi’lik ekiple (kendisinden başka bir kişi. Sadık İncesu) gerçekleştirdiği film Adana ve Antalya özel ödülleri sahibi. Ceylan, batıda ve doğuda aşamadığı anlamsızlık duygusunu kendi ‘kasaba’sıyla aşmaya çalışıyor.”[23]

* * * * *

Ali Abaday’ın, “İnsan ruhunun panoraması”[24] diye sunduğu ‘Kış Uykusu’ da, “aşamadığı anlamsızlık duygusu”nu aşma çabası mı?

Cüneyt Cebenoyan’ın, “… ‘Kış Uykusu’ sadece NBC’nin en politik filmi değil, sinemamızın da en politik filmlerinden biri. Ama politik bir mücadeleyi anlattığı için politik diye tanımlanan filmlerden değil ‘Kış Uykusu’. Politikanın özüne damardan girdiği için politik bir film… NBC ‘hadi saflara’ tarzı bir slogan atmıyor filmlerinde,”[25] abartılı hayranlığına[26] rağmen; karanlık bir insanlık tablosu çizen ‘Kış Uykusu’, sonuna kadar izlenmesi zor bir film; bitiremeyenler de bir hayli fazla.

“Sanki beyaz perde değil de Freud’un terapi koltuğu mübarek, biz de film niyetine hastaların ruh dünyasını çözümleme seansına takılıyoruz topluca. Çenesi düşmüş karakterler, içleri dışlarına çıkıncaya kadar konuşuyor…”[27]

“NBC, ‘Kış Uykusu’nun senaryosunu eşiyle birlikte 6 ayda yazdıklarını ve bunu yaparken zaman zaman tartıştıklarını anlatan Ceylan, senaryonun başlangıç noktasını Rus yazar Anton Çehov’un bazı kısa öykülerinin oluşturduğunu, ama bu temele çok şey katıp çok şey de çıkarttıkları vurgusuyla, ‘Sonuçta kendi çevremizde çok iyi tanıdığımız insanların hikâyesini anlattık’ dedi,”[28] demesine de; 3 saat 16 dakika süren filminde yönetmen bir öykü anlatmıyorsa eğer, ne anlatıyor o zaman? Tartışılan da bu!

“Büyüklükten korkmayın,” diyen William Shakespeare ve ekler: “Bazıları büyük doğar, bazıları büyüklüğe ulaşır. Bazılarına ise, büyüklük atfedilir.”

Şimdi NBC büyük mü doğdu, büyüklüğe mi ulaştı, bilemem ama, bazılarımızın ona büyüklük atfetme yarışına girdikleri açık..

NBC’nin ‘Kış Uykusu’, insanı çözmüyor. Tersine, nasıl çözülmez bir yaratık olduğumuzu gösteriyor. Onun için de tartışılıyor![29]

* * * * *

Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülünü ‘Kış Uykusu’yla NBC’nin kazanması hemen herkesi derinden etkiledi. Ödülünü alırken yaptığı konuşmada “Ödülümü son bir yılda Türkiye’de hayatını kaybeden gençlere ve Soma’da hayatını kaybeden madencilere adıyorum” dedi.

‘Kış Uykusu’ filminin Cannes’daki galasında da Soma’daki maden kazasında hayatlarını kaybedenler anılmıştı. Galada, film ekibi “kırmızı halıya” yakalarında siyah kurdelelerle çıkmış ve ellerinde Soma yazılı kağıtlarla dünya basınına poz vermişlerdi.[30]

Ancak Yekta Kopan’dan aktarmadan geçmeyelim: “Herkes fotoğrafa kilitlendi. 32 yıl sonra Yılmaz Güney’in yumruğunu yeniden havada görmek, Fransa’dan Türkiye’ye heyecanlı rüzgârlar estirdi. Ama ufak bir şüphe de vardı: Nuri Bilge Ceylan gerçekten Yılmaz Güney’e selam mı göndermek istemişti, yoksa sadece foto muhabirlerinin ‘Lütfen yumruğunuzu şöyle kaldırır mısınız?’ ricasını kıramadığı için mi vermişti o pozu? Gerçeği bilemezdik çünkü bu bilgiyi bize olay yerinden aktaracak kimse yoktu. Aynı şüpheci tavır teşekkür konuşması için de geçerliydi. Nuri Bilge Ceylan, ‘Son bir yılda hayatını kaybeden Türk gençleri’ mi demişti, ‘Türkiye’nin gençleri’ mi? Soma faciasında hayatını kaybedenlerden söz etmiş miydi?”[31]

Ayrıca Fransa gazetelerine verdiği röportajlarda, Altın Palmiye’nin henüz hayatını değiştirmediğini söyleyen[32] NBC’nin ödülü konusunda Jean-Luc Godard -Cannes’a gelmediği gibi-, kendisine verilecek olası bir ödülü de önceden reddedip, “Festivalin bana ihtiyacı var, benim festivallere ihtiyacım yok!” demişti.[33]

* * * * *

Ve beklenen “başarı”yı elde edemeyen ‘Ahlat Ağacı’…

“Bizim için varsa yoksa ‘Ahlat Ağacı’ elbette. NBC ve filmin ekibi de Cannes’da ve cuma akşamı saat 18.30’da başlayacak filmi bekliyor herkes heyecanla. Genel kanı politik yanının ağır bastığı bir festival olduğu yönünde; ne de olsa 1968’in 50. yılını idrak ediyoruz ve 2018’de özellikle kadınların varlığı kendini her zamankinden çok daha fazla hissettiriyor. Bu politik atmosferin bir kadın sinemacıya ödül getirebileceği bile konuşuluyor doğrusu,”[34] denilirken; Cannes Film Festivali sona erdi. Altın Palmiye ödüllü yönetmen NB’nin filmi Ahlat Ağacı, festivalde büyük beğeni almasına ve festival gösteriminde 15 dakika boyunca ayakta alkışlanmasına rağmen herhangi bir ödüle layık görülmedi.[35]

Evet, “Ekibinin çoğunluğu kadınlardan oluşan film eril profile meydan okuyor,”[36] yollu kocaman “iddialar”ı karşılık bulmayan NBC, ‘Ahlat Ağacı’nın basın toplantısında, “Sürreel detaylar filmi daha gerçek kılıyor” diyor ve ekliyordu:

“Hayatın hayalgücünü aşan bir sürrealizmi var aslında. Yani gerçek çok sürrealist geliyor. İnsan hayalgücüyle bir gerçek kurmaya kalktığında genellikle daha basma kalıp, ilk akla gelen şeylerden kuruyor dünyasını. Ama gerçeğe çok yakından baktığınızda çok sürreel detaylarla karşılaşıyorsunuz. Ve o detaylar eninde sonunda daha gerçekçi kılıyor filmi.”[37]

Ama ne NBC’nin dediği, ne de beklediği gibi olmadı…

O hâlde Cannes için NBC’yi alkışlayanların, bir kez daha düşünüp, tartışması gerekmez mi?

Ne dersiniz?!

 

3 Haziran 2018 19:22:56, İstanbul.

N O T L A R

[*] Kaldıraç, No:206, Eylül 2018…

[1] William Shakespeare.

[2] Susan Buck Mors, Görmenin Diyalektiği, Çev: Ferit Burak Aydar, Metis Yay., 2009.

[3] Nil Kural, “NBC: Yönetmen Hesap Vermek Zorunda!”, Milliyet, 22 Mayıs 2014, s.8.

[4] Şenay Aydemir, “Nuri Bilge ve Yılmaz Güney Aynı Masada”, Radikal, 27 Mayıs 2014, s.21.

[5] Emre Kongar, “Nuri Bilge Ceylan’ın Işıldayan Karanlığı”, Cumhuriyet, 30 Mayıs 2014, s.2.

[6] Esin Küçüktepepınar, “Asghar Farhadi: Nuri Bilge’ye İyi Şanslar”, Cumhuriyet, 12 Mayıs 2018, s.15.

[7] “Nuri Bilge Ceylan’a 2 Milyon TL”, Hürriyet, 2 Şubat 2017, s.7.

[8] Mehmet Eryılmaz, Nuri Bilge Ceylan-Söyleşiler, Norgunk Yay., 2012.

[9] Cansu Çamlıbel, “Nuri Bilge Ceylan: Twitter Başkalarını Suçlama Arenasına Döndü”, Hürriyet, 19 Mayıs 2014, s.6.

[10] Nil Kural, “NBC: Yönetmen Hesap Vermek Zorunda!”, Milliyet, 22 Mayıs 2014, s.8.

[11] “Nuri Bilge Uçsuz Bucaksız Okuldur”, Milliyet, 29 Mayıs 2014, s.2.

[12] “Nuri Bilge Ceylan’dan Sinema Dersi”, Cumhuriyet, 14 Nisan 2012, s.16.

[13] Şenay Aydemir, “NBC’den Sinema Dersi”, Radikal, 29 Mayıs 2014, s.22.

[14] Bülent Diken-Graeme Gilloch-Craig Hammond, Nuri Bilge Ceylan Sineması-Türkiyeli Bir Sinemacının Küresel Hayal Gücü, Çev: Ahmet Nüvit Bingöl, Metis Yay., 2018.

[15] Cüneyt Özdemir, “Yumruksa, Al Sana Yumruk!”, Radikal, 27 Mayıs 2014, s.8.

[16] Cem Erciyes, “Bir Altın Palmiye de İzleyiciye”, Radikal, 26 Mayıs 2014, s.25.

[17] Bülent Diken-Graeme Gilloch-Craig Hammond, Nuri Bilge Ceylan Sineması-Türkiyeli Bir Sinemacının Küresel Hayal Gücü, Çev: Ahmet Nüvit Bingöl, Metis Yay., 2018, s.42

[18] Bülent Diken-Graeme Gilloch-Craig Hammond, Nuri Bilge Ceylan Sineması-Türkiyeli Bir Sinemacının Küresel Hayal Gücü, Çev: Ahmet Nüvit Bingöl, Metis Yay., 2018, s.44.

[19] Bülent Diken-Graeme Gilloch-Craig Hammond, Nuri Bilge Ceylan Sineması-Türkiyeli Bir Sinemacının Küresel Hayal Gücü, Çev: Ahmet Nüvit Bingöl, Metis Yay., 2018, s.167.

[20] Bülent Diken-Graeme Gilloch-Craig Hammond, Nuri Bilge Ceylan Sineması-Türkiyeli Bir Sinemacının Küresel Hayal Gücü, Çev: Ahmet Nüvit Bingöl, Metis Yay., 2018, s.124.

[21] Doğan Hızlan, “Nuri Bilge Ceylan’ı Hepimiz Kutlamalıyız”, Hürriyet, 28 Mayıs 2014, s.22.

[22] Zeynep Oral, “Nuri Bilge Ceylan Yaratıcılığı”, Cumhuriyet, 29 Mayıs 2014, s.15.

[23] Güldal Kızıldemir, “Nuri Bilge Ceylan’ın Şifreleri”, Radikal, 26 Mayıs 2014, s.24-25.

[24] Ali Abaday, “İnsan Ruhunun Panoraması”, Taraf, 13 Haziran 2014, s.13.

[25] Cüneyt Cebenoyan, “Taş Atan Çocuklar”, Birgün, 14 Haziran 2014, s.15.

[26] “Bazıları da beğendiği diyaloglara hayali bir senaristi koyup çok önemli, bunu kaçırmayın diye ortalığı şenlendiriyor.” (Zahit Atam, “Kış Uykusu Üzerine Tartışmalı Düşünceler-2”, Birgün, 22 Haziran 2014, s.9.)

[27] Akif Beki, “Kış Uykusu’nu Beğendiniz Demek”, Hürriyet, 26 Haziran 2014, s.23.

[28] Nafiz Albayrak, “Nuri Bilge Ceylan: Özgürlüğümü Özenle Korumaya Çalıştım”, Hürriyet, 31 Ekim 2014… http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/keyif/27491262.asp

[29] Hıncal Uluç, “Nuri Bilge Ne Anlatıyor, Peki!”, Sabah, 20 Haziran 2014, s.21.

[30] A. Hicri İzgören, “Medyanın Kış Uykusu”, Gündem, 29 Mayıs 2014, s.15.

[31] Yekta Kopan, “Yumruk”, Radikal, 4 Haziran 2014, s.28.

[32] Arzu Morin Çakır, “Altın Palmiye Henüz Hayatımı Değiştirmedi”, Hürriyet, 7 Ağustos 2014, s.8.

[33] Mehmet Basutçu, “Yaratıcı Sinemasının Zaferi”, Cumhuriyet, 26 Mayıs 2014, s.17.

[34] Emrah Kolukısa, “Cannes Sinemadır”, Cumhuriyet, 18 Mayıs 2018, s.15.

[35] “Nuri Bilge Ceylan’ın Ahlat Ağacı Filmi Cannes Film Festivali’nden Ödülsüz Döndü”, 19 Mayıs 2018… http://www.mynet.com/haber/guncel/nuri-bilge-ceylan-in-ahlat-agaci-filmi-cannes-film-festivali-nden-odulsuz-dondu-4133600-1

[36] Yekta Kopran, “… ‘Ahlat Ağacı’na Cannes’da İyi Şanslar”, Cumhuriyet Cumartesi, 19 Mayıs 2018, s.4.

[37] Emrah Kolukısa, “Gerçek Çok Daha Sürreel”, Cumhuriyet, 20 Mayıs 2018, s.15.

 

Related Post

SAHİCİ OLMAK / SİBEL ÖZBUDUN

Posted by - 13 Eylül 2018 0
“Herkes gibi olmayan, herkes gibi düşünmeyen herhangi bir insan, ortadan kaldırılma riskini göze alıyor demektir.”[2]   Yeni bir Tiyatro Buluşması’nda daha…