MEVCUT SİSTEM OLDUKÇA HALK İÇİN EŞİTLİK VE ÖZGÜRLÜK MÜMKÜN DEĞİLDİR

107 0

 

Haber Merkezi: (Erol Önder) Türkiye’de mevcut üretim ilişkileri ve sömürü biçimine dokunmaksızın sosyal sorunların düzeltilmesi ve çözülmesini isteyen o kadar çok kesim var ki, adeta talepleri birbirleriyle yarışır biçimdedir. Çalışanların yaşam koşullarını düzelticiler, hayvan ve doğa korumacılar, sosyal devletçiler, anayasal olarak ulusları eşitleyiciler, iyilikseverlere kadar bir dizi reformcular mevcut toplumun selameti açısından sürekli iyileştirmeler talep etmektedir. Tüm bu isteklerde bulunanlar iş sistemin köklü devrimci temelde değişimine gelince uzak durmaktadırlar.

Burjuva demokratik reformcu eğilimler kendisini toplumcu, sosyalist olarak kitlelere sunar ama gerçekte sınıf mücadelesinden kaçar. Düzene dokunmaksızın sürekli iktidardaki sınıf temsilcilerinden talepte bulunur. Reformları devrim gibi sunmada maharetlidir. Komünist hareketin iktidar hedefi bunlara çok çok “yıkıcı” görülür. Sınıf mücadelesinde zorunlu başvurulan ve kullanılan devrimci araçlar ürkütücü gelir. Reformist akım kutsallaştırılan kapitalist toplum içinde barışçıl, anayasal istek dışına çıkmayan bir siyasal duruşu yeterli görür.

Bırakalım reformcu legalist tasfiyeci partileri bugün Türkiye’de kendini sosyalist yazın olarak niteleyen gazete ve dergilerde proletaryanın çıkarları doğrultusunda iktidarın kazanılması mücadelesinin propagandası yapılmıyor. Güncel gelişmeler hükümetin icraatlarına muhalefet, biraz daha adaletli olunması yönünde iktisadi içerikli iyileştirmeler, sınıf içeriğinden soyutlanmış biçimde ulusal sorun, din ve azınlıklar meselesi yanı sıra demokratik hakların kullanımına ilişkin taleplerle sınırlanmış bir yazın ve propaganda esas haldedir. Öyle ki, baskı ve koyulaşan faşizmin üretim ilişkileri ve mülkiyet biçimiyle olan ilişkisi konusunda işçi, emekçi köylü ve tüm halk kitlelerinin sınıf bilinciyle aydınlatılması çalışması yerine tüm sorunların kaynağı hükümet etme biçimine, hükümetteki partilere yüklenerek kitlelerin bilinci iyiden iyiye bulandırılmaktadır. Sanki hükümet değiştiğinde halk için her şey değişecekmiş gibi.

Elbette demokrasinin kazanılması için mücadele şarttır, ama proletaryanın sınıf çıkarları siyasi iktidar amacı uğruna verilen sınıf mücadelesi çizgisi yerine din, etnik, cins, kültür sorunlarının çözümü endeksli ve bunlarla sınırlanmış ve üstelikte sınıf içeriğinden kopartılarak reformlar için mücadelenin öne alınması aynı zamanda komünizm mücadelesi ve propagandasının geri plana atılması anlamına gelmektedir. Türkiye’de sosyalist, komünist gazete adı altında çıkan birçok yazında sınıf çıkarı ve sınıf talebinden bağımsız bolca özgürlük, eşitlik ve herkes için kardeşlikten söz edilmesi ama bu kavramların sınıf karakterine hiç dokunulmamış olması proleter sınıf bakış açısına sahip olamamanın göstergesidir. İşçi sınıfının çıkarları bu akımlarda yerini herkesin çıkarlarına bırakmıştır. Oysa mevcut mülkiyet ilişkileri sürdükçe herkesin çıkarlarının gözetileceği veya herkesin özgür olabileceği düşüncesi bir saçmalıktan ibarettir.

Özgürlük ve eşitliğin nasıl ve hangi sınıfın somut talebi ve mücadelesiyle kazanılacağı açıklanmadan Marksın ifadesi ile “spekülatif tezgahta dokunmuş” özgürlük ve eşitlik pazarlamacılığının yapılması kitlelerin kandırılması politikasıdır.

Sadece dünyada değil, Türkiye’deki sermaye de merkezileşti, merkezileşiyor. Küçük köylü üretimini yıkıma uğratan sistemin çıkamadığı kriz küçük burjuvaziyi derinden sarsıyor. Hiçbir sınıfa dayanmayan ama herkes için özgürlük eşitlik söylemi toplumsal temelini küçük burjuvaziden alır. Kapitalizmin merkezileşme eğilimi ve sık sık kendini tekrar eden krizleri her şeyden önce devrimci bir işçi sınıfının doğuşunu bağrında taşıdığından, sınıfa dayanmayan, gerçekte de bir şey ifade etmeyen genel insan çıkarlarını ve genel eşitliği ifade eden söylemleri burjuvazi memnuniyetle karşılamaktadır.

F. Engels “Anti-Dühring” eserinde “proleter eşitlik talebinin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılması istemidir” der ve bunun dışındaki eşitlik anlayışının içi boş olduğuna dair değerlendirmeler gerçekliğini korumakla kalmıyor çok daha anlaşılır hale geliyor.

Kavramlar sınıf içeriklerinden yalıtılarak gelişi güzel kullanıldığında içi boş sözcüklere dönüşürler.

Hangi sınıf yada sınıflar için ileri sürüldüğü belli olmayan bir genel adalet, eşitlik, özgürlük talebi işe yaramazdır. Bir işçi ve burjuvayı nasıl eşitleyeceksiniz?. Özellikle de her seçim dönemlerinde bu kavramlar havada uçuşmaktadır. Oysa sömürücü hakim sınıf zaten özgürdür, mahkemeler, ordu, polis, hapishaneler onların emrindedir. Özgür olmayanlar sömürülenler sınıfsal eşitsizliğe mahkum edilenlerdir; halk kitleleridir. Devrimci olan hiçbir kaygıya kapılmadan proletaryanın eşitlik ve özgürlük talebinin savunulmasıdır. Komünistler kuramlarını ve amaçlarını açıkça savunurlar, tıpkı Marks ve Engels’in Komünist Manifesto’da aşağıda aktardığımız açıklamaları gibi:

“Tek kelimeyle komünistler, mevcut toplumsal ve siyasal durumlara karşı her yerde ve her çeşit devrimci hareketi destekliyorlar. Bu hareketler içinde, hangi gelişkinlik aşamasında olursa olsun mülkiyet sorununu hareketin temel sorunu olarak öne çıkarıyorlar. (…)

Komünistler görüş ve niyetlerini gizlemeyi reddederler. Amaçlarına ancak bugüne kadarki tüm toplumsal düzenin zorla yıkılmasıyla ulaşabileceklerini açıkça bildirirler. Varsın egemen sınıflar bir komünist devrim ürküntüsüyle tir tir titresinler. Proleterlerin zincirlerinden başka kaybedecekleri şeyleri yok. Bir dünya var kazanacakları.” (K. Marks, F. Engels, Komünist Manifesto, Sf. 76, Evrensel Basım)

Bu kadar açık ve net proletaryanın komünist hareketi amaç ve teoride kendisini ifade etmeli. Mevcut sistemin yıkılmasını değil, onunla barışçıl yaşamayı, bir takım demokratik reformların yeterli görüldüğü anlayışlar emekçi yığınların özgürlüğü ve kurtuluşu için çözüm değildir. Hakim sınıfların egemenliğinin yıkılması hedefi yerine hükümetin değiştirilmesini koyan bilumum yasalcı, tasfiyeci demokratik partiler ile küçük burjuva devrimciliğinin iç içe geçtiği reformist, parlamentarist akımın aksine bugün Türkiye-K. Kürdistan’da emek ile sermaye arasındaki uzlaşmaz çelişkiye ilişkin ve bu çelişkinin çözüm metodu ve kurtuluş yolunu gösterecek apaçık bir bilincin işçi sınıfında oluşturulması görevinin mutlaka başarılacağı bir rotada ilerlemek gereklidir. Devrimle ancak çözümlenecek başlıca çelişmelere ilişkin halk kitlelerinde sınıf bilincinin oluşturulması ihmal edilemez. “İşçi ve emekçilerin çıkarları” diye diye seçimlerde egemen burjuvazinin bir siyasi kampını temsil eden CHP-İP ortak belediye başkan adaylarına oy veren, onlarla fiili ittifak kuran, listelerinden seçime giren “sosyalist”lerin olduğu (EMEP, ÖDP vd.) topraklardayız.

Sömürücü düzen zor yolu ile mutlaka yıkılacak başka yolu yok. Burjuva demokrasisinin ötesine geçmeyen reformistler, radikal küçük-burjuvazi varsın burjuvazinin arkasına takılsın. Gerçekte komünist olanların sistemle uzlaştırılması mümkün olmayacak. Baskı, şiddet ve katliamlara rağmen komünist çizgi yürütülecektir. MGK merkezli planlama ile Maoist partinin önderleri; 17’lerin 2005’te katledilmesi kendi sınıf egemenliği için tehdit oluşturan komünistlere karşı egemenlerin ne kadar gaddar ve vahşi olduğunu gösteriyor. Ama ne olursa olsun sınıf mücadelesinin bu kızıl yolunda yürünecektir düşüncede ve amaçta net olarak.

Related Post

İDEOLOJİ ÇİZGİYİ BELİRLER

Posted by - 29 Kasım 2018 0
Makale: Ekonomik kriz, yoksulluk, artan işsizlik, şiddetlenen toplumsal çelişkiler, kapitalist tolumun tüm kötülüklerinin enfeksiyon gibi yaydığı kültürel çürüme ve egemenlerin daha…