Makale: Kurtuluş Devrimci Kitlelerin Ellerindedir

 Egemenler her zaman ezilen ve sömürülenlere kendilerini çok güçlü olarak gösterir, yönetimlerinin en iyisine sahip olduklarını ve mevcut düzeninin sonsuza kadar süreceğini savunup dururlar. İşçi sınıfını, emekçi köylüleri, tüm halk kitlelerini aldatmak, ezmek, sömürmekte kelimenin gerçek anlamında ustalaşmış bir sınıf deneyimine sahiptir, sömürücü egemenler. Yönetmekte acemi değiller. Çünkü komünal ilkel toplumdan üretimin gelişmesinin belli bir aşamasında adım adım ortaya çıkan özel mülkiyet, sınıfların ve devletin doğuşundan günümüze üretim araçlarına sahip olan sınıflar sömürücü iktidarın zor araçlarıyla çağlar boyu bir yönetme geçmişine sahiptirler. Sömürünün biçimi değişse de sömürü sürmüştür. Devletlerin biçimi değişse de egemen sınıfın emrinde devlet cihazının zor aracı olma işlevi değişmeden sürmüştür. Sadece devrimci sınıflar geçmiş devrimci, direniş ve mücadele geleneğinden beslenmekle sınırlı bir toplum gerçekliği yoktur, çünkü egemen sömürücülerde tarihin yağmacı, talancı, zorba ve sömürücü yönetim deneyiminden beslenirler ve kendilerinden önceki çağların ve egemen sınıfların bıraktıklarını devralarak çok daha geliştirilmiş biçimleriyle uygularlar. Bu anlamda Sümer, Asur, Med, Pers, Hitit, Mısır, Yunan ve Roma köleci devletleriyle karşılaştırılamayacak boyutta çağdaş kapitalist devlet yıkıcı, yok edici gelişmiş bir baskı gücüne sahiptir. Kapitalist devlette olduğu gibi tek bir nükleer bomba ile beş yüz bin yada birkaç milyon insanı öldüren silah köleci devletlerde yoktur.

Ama yıkıcı silah gücü ve gelişmiş bir baskı ve şiddet aygıtına sahip olsa da kapitalist modern devlet düzeni denetim altında tutulması için her yöntemin kullanıldığı proletaryaya karşı güçsüzdür. İşçi sınıfı birleştiğinde ve iktidarı fethetmek için savaş meydanına çıktığında güçlü görünen devletleri param parça edecek kuvvete sahiptir. Bu anlamda taktik olarak üstün olan, zor ve şiddet aygıtı olan devlete sahip egemen sınıf stratejik manada proletarya karşısında güçsüzdür. İleriye doğru toplumsal gelişme üretim güçlerine hükmeden kapitalistler sınıfının toplumun daha ileriye gitmesinin önünde engel olma durumu daha da açık hale gelir. Devrimci kitlelerin haklı, meşru sınıf mücadelesi sömürücü sınıfın daha fazla şiddete sarılmasına yol açar.

1929 büyük kapitalist ekonomik bunalımdan sonra faşizmin emperyalizmin bir siyaseti olarak adım adım devreye konulması, milliyetçiliğin, ırkçılığın zirve yapması tesadüf değildir. Çünkü kriz aynı zamanda devrimci koşullara bağlı olarak sosyalizm mücadelesinin boyutlanmasını getirmişti. Bugünde 2008 krizinden çıkamayan kapitalizm ve yeniden yükselişe geçen milliyetçilik, ırkçılık, gericilik, işgal ve savaş politikası güçlenmeye devam etmektedir. Almanya, İngiltere, Fransa, ABD emperyalistlerinin gerici faşist AKP hükümetini yıllar yılı kollayıp koruması – AKP’nin AB ve ABD ile yaşadığı kimi çelişkiler emperyalistlerin Türkiye’deki gerici faşist devlet sisteminin güçlü tutulması politikasına engel değildir – Avrupa’nın emperyalist gerici karakteri ile uyuşmaktadır. Ortadoğu, Karadeniz, Kafkasya’da Rusya’ya karşı çıkarların korunması Türkiye’nin Rusya’ya kaptırılmaması adına faşist Türk devleti, her yönüyle Avrupa emperyalistleri – özellikle Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, Hollanda – tarafından desteklenmektedir. AKP/Erdoğan’ın isteği ile Almanya’da Türkiye-K. Kürdistan’lı komünistler, Kürt yurtseverlerinin uydurulmuş gerekçelerle tutuklanması, Kürt örgütlerinin çeşitli etkinliklerinin yasaklanması, baskıların arttırılması vd. düşünüldüğünde Avrupa emperyalistlerinin ne derece faşist gerici AKP hükümeti ile bütünleştiklerini ve gericiliği nasıl besledikleri de rahatlıkla anlaşılır. Gericilik, faşizm destekleniyor çünkü sınıf mücadelesinin, demokratik direnişin Türkiye gibi yarı-sömürgelerde gelişmesi halinde emperyalist sermayenin azami kâr sızdırma çarkının kırılacağının farkındadırlar.

Halk Kitlelerinin Gücünden Korkuyorlar

 Egemenin sömürücü sınıfların genel karakterine uygun olarak işçi, köylü, küçük üreticiler ve tüm emekçi halkın sırtından geçinen Türkiye’deki egemenler, onların dokunulmaz devlet bürokrasisi, akademisyenleri, politikacıları, hukukçuları, kalemşorları hepsi bir ağızdan sürekli kendilerinin çok güçlü olduğunu söyleyip durmaktadırlar. Oysa bu bilinçli söylem ve ideolojik duruş sistemin iktisadi, siyasi niteliğindeki zayıflığın örtülmesi için sürekli tekrar edilmektedir. Oysa devlet partisi AKP ve ‘’değişmez ebedi reis’’leri Erdoğan hükümeti ve devletin kendisi güçsüzdür. Bu faşist devletin niteliği ve gücünü anlamak için Cumartesi Anneleri’ne yaptıkları gaddarca saldırıya bakmak yeterlidir. Devletin kolluk güçleri tarafından gözaltında işkencelerle, yada kaçırılarak veyahut da sokak ortasında infaz edilen devrimcilerin annelerinin evlatlarının akıbetini sormasına tahammül edemeyen ve annelere saldıran, sokak ortasında sürükleyen, işkence eden bir devlet düzeni güçlü değil, zayıf ve çürüktür. Hiçbir devrimci ve demokratik direniş eyleminin gelişmesinin istenmediği apaçıktır. OHAL kaldırıldı dendi ama OHAL tüm hızıyla sürmektedir. Kuzey Kürdistan’da 1990’lı yılları, 12 Eylül dönemini aşan bir baskı ve saldırı politikası devrededir. 1990’lı yıllardaki gibi kimi bölgelerde gıda ambargosu uygulanmaya başlanmıştır. Karakol, kayyum, imamlar ordusu rejiminin dayanağı artan oranda devletin zor kullanımıdır. Bu durum korkularının büyük olduğunu gösteriyor.

İşsizlik üreten, yoksulluğu ve sefaleti genelleştiren, emekçileri bir kuru ekmeğe muhtaç eden, haksız savaşta emekçi halkın gücünü tüketen, vergilerle kitlelerin soyularak emperyalist sermaye ve uşaklarına faizle aktarım çarkı kuran, en ufak demokratik direnişi devlet zoruyla ezen, komünist, devrimci, yurtsever, demokratik, ilerici muhalefeti hapishanelere kapatan, Kürtlere karşı savaşı daha da derinleştiren işçi sınıfını, emekçileri borç köleliğine prangalayan sistem güçlü değildir. Faşist baskı rejimine karşı demokratik direniş ve demokrasi arzusu Türkiye ve K. Kürdistan’da güçlü bir toplumsal olgudur ve mücadele baskıyla engellenemez. Türkiye ve K. Kürdistan halkları güçlüdür, güçsüz olan faşist devlet gücüne dayanarak ayakta kalmaya çalışan emperyalistlerin uşakları işbirlikçi burjuvazi, büyük toprak sahipleri, rantla gününü gün eden spekülatörler, doymak bilmez mali oligarklardır.

Son dönemlerde gerillaya karşı insansız hava araçları, ABD emperyalistlerinden alınan akıllı bombalar kullanılarak yaptıkları saldırılarda aldıkları kimi sonuçlara dayanılarak gerillaya atfen ‘’bitirdik’’,  ‘’yok ettik’’ ifadeleriyle ideolojik üstünlük sağlama, karamsarlık geliştirme ve devletin yenilmezliği düşüncesinin yoğun propagandası yapılmaktadır.

Tüm bu söylemler kitlelerin mücadele azminin kırılması, hakim sınıf düşüncesine toplumsal biatın egemen olması için sistematik olarak işlenen ideolojik saldırılardır. Elbette gerilla alanında kayıplar oluyor. Özellikle Dersim’de ulusal hareket ve devrimci örgütlerde ciddi kayıplar yaşandı. Bu vesileyle büyük bir adanmışlıkla mücadele eden ve ölümsüzleşen devrimcileri saygıyla anıyoruz… Teknik üstünlüğe dayalı kullanılan düşman taktiğine karşı gerilla elbette yaratıcı taktiklerini geliştirecektir. Gerek ulusal gerekse de sınıf mücadelesinde gerilla alanında kayıplar oldu, oluyor. Termal kameralı tanklar, gece görüşlü saldırı helikopterlerinin devreye konulduğu 1990’lı yıllarda da ilk başlarda gerillada önemli kayıplar olmuş, o zamanda ‘’bitti, bitirdik’’ propagandasına hız verilmişti. Düşmanın teknik üstünlüğüne karşı kendisini konumlandırmayı başaran gerilla yenilmezliğini gösterdi.

Günümüzde de farklı değil. Mücadele yaratıcı yöntemlerle ve kararlılıkla gelişmeye devam edecektir. Teknik üstünlük ne sınıf mücadelesini ne ulusal mücadeleyi durdurabilir. İnsansız hava araçlarının, tank ve topların, akılı bombaların devrimci sınıf güçlerinden, Kürdistan’ın özgürlüğü için mücadele eden Kürt ulusu ve Kürt işçi ve emekçi halkından daha güçlü olmadığını tarih gösterecektir.

Faşizmin Koyulaşması Ve Güç Merkezileşmesi

 En saldırgan, milliyetçi, ırkçı, fetihçi ve gerici egemen burjuvazinin gücünü toplulaştırması ve güç birliğinin Başkanlık sistemi üzerinden yapılandırılması koyulaşan faşizmin siyasi ve politik ifadesidir. Devlet bu egemen sınıf güç merkezileşmesine uygun yapılandırılmaktadır. Mesele Erdoğan üzerinden değerlendirilmeyecek kadar geniştir ve iktisadi toplumsal temellere dayanmaktadır. 1950’ye kadar olan dönemdeki CHP gibi AKP’de günün şartlarına uygun bir devlet partisi misyonu üstlenmiştir.

Devlet partisine dönüşmenin yanında AKP neredeyse burjuvazinin tüm aşırı uçlarını bünyesinde toplamıştır. IŞİD zihniyetinde olan İslamcı faşistlerden, cemaat, tarikatlardan, İslami akımın diğer temsilcileri, Çiller Ağar ekibi, yani DYP, ANAP’ın en gerici kanadı, Perinçekçi, Ergenekoncu Kemalistler, MHP, BBP gibi ırkçı milliyetçiler, NATO’ya bağlı yıllarca halkın kanını döken kontra katil yapılanmalar vb. hepsi AKP’de toplanmıştır. CHP ise devlet partisi AKP’nin halk düşmanı yönetimini kolaylaştırma görevini üstlenmiştir. İYİ Parti’de MHP’nin ikiz kardeşi olarak AKP’nin halk kitlelerini baskı altına alan, Kürtlere savaş ve imha politikasının destekçisidir.

Saldırının çok yönlü ve kapsamlı oluşunun anlaşılamaz yönü yoktur. Faşist diktatörlüğün saldırılarına karşı devrimci ve demokratik toplumsal direniş sürmektedir. Ödenen ağır bedeller boşuna değildir. Yaratılmaya çalışılan güçlüyüz, ‘’bittiler, bitirdik’’ söylemleri yalandır ve koftur. Devrimci sınıf mücadelesi sadece baskıları durdurmak, faşizmi geriletmekle kendisini sınırlamaz, dayanaklarıyla birlikte sömürücülerin düzenini yok etmek için sonuna kadar savaşmaktır. Ezilenler büyük bir haklılığa, moral üstünlüğe ve kazanacakları bir geleceğe sahiptir. Faşizmin yaratmak istediği üstünlük düşüncesinin aksine bu çürümüş sistemin zalimliğini gören, görme bilincini yakalamış her emekçi kadın ve erkekler, her gencin mücadelenin en ileri mevzilerinde yerini alması, kendi kurtuluşunu sağlayacak yegane güç olarak rolünü oynamanın gereğidir. Çünkü faşizme ve gericiliğe karşı savaşmadan ne demokrasi nede sınıf mücadelesi geliştirilebilir. Bu nedenle diyoruz ki, durmanın zamanı değildir…

Related Post

Mücadele Süreklidir.

Posted by - 30 Ağustos 2018 0
Koşulların zorluğu tartışmasız bir olgudur. Emperyalist sistem dünyayı bir ağ gibi sarmıştır. Sadece sermayenin çıkarları gereği bir çok zayıf ve…