KOMÜNİSTLER NE İSTİYOR NEDEN SÜREKLİ SALDIRIYA UĞRUYORLAR (1)

126 0

Haber Merkezi: (Ozan Emre) Komünistlerin proletaryadan ayrı isteklere sahip olmadığını Marks ve Engels ölümsüz eserleri Komünist Manifesto’da belirtirler. Komünistler toplumsal kurtuluş için mücadele etmeleri nedeniyle kapitalist toplumun egemen sınıfının en sert ve acımasız saldırılarının hedefi olurlar. Bu saldırılar sadece fiziki değildir, egemen olmanın tüm avantajlarına yaslanılarak, tüm araçlar seferber edilerek, komünistlerin ulus ve tüm halk kitlelerinin düşmanları oldukları düşüncesi o kadar yaygın ve sistemli yapılır ki ezilen ve sömürülen kesimlerden hiçte azımsanmayacak bir oranda insan bu gerici düşüncelerin etkisine kapılır ve bu kara propagandaya inanılır. Komünistlerin işçi sınıfı içindeki çalışmaları olabildiğince zorlaştırılır. Aslında bu saldırganlık komünistlere yönelik yapılsa da meselenin özünde saldırı proletarya hareketinedir, işçilerin kendi sınıf çıkarları uğruna birleşmeleri ve mücadele etmelerinin engellenmesine yöneliktir. Her yerde komünistler proletarya hareketinin taleplerinin en tutarlı ve kararlı savunucuları oldukları için bu böyledir.

Komünistlere yönelik saldırı, baskı, karalama tekil değil genel karakterdedir. Her ülkede çeşitli biçimsel farklılıklar taşısa da kiminde çok vahşi, çok acımasız ve sert, kiminde daha yumuşak olabilir ama sonuçta komünistlere saldırının sınıf özü hep aynıdır: tek cümle ile proletarya hareketinin örgütlenmesi ve gelişiminin engellenmesi şeklinde belirtmek yeterli.

Türkiye’de “vatan haini”, “düşman”, “terörist”, “dış güçlerin ajanları” vb. vs. saymakla sonu gelmez tüm kötü sıfatların sıkıştırıldığı komünistlere yönelik karalama fiziki olarak imha etme ile birleşir. Bu yaklaşım emperyalist kapitalist dünyanın komünist harekete yönelik tutumunun faşist bir parçasıdır.

Özü itibarıyla komünist harekete yönelik yapılanlar toplumun kendisine yapılmaktadır.

Marks ve Engels Komünist Manifesto’da komünistlerin proleterlerle olan ilişkisinin esasını mükemmel bir özetle sundular.

Şöyle deniyor:

“Komünistlerin, tüm proletaryanın çıkarlarından ayrı bir çıkarları yoktur. Proletarya hareketini biçimlemek üzere özel ilkeler koymazlar”

Demek ki komünistler sınıf mücadelesinin en önünde yer aldıklarına göre proletaryanın sınıf çıkarlarının en bilinçli savunucularıdır. Dolaysız olarak işçi sınıfını kurtuluşa taşıyacak çıkarların gerektirdiği görevleri öne almaktadırlar. Proletarya hareketini kendi özel ilkeleri doğrultusunda biçimlemek gibi bir durumları olmadığına göre tümüyle devrimci proletaryanın ilkelerine dayanmaktadırlar. Sınıf bilinci almış proletaryanın en gözü pek ve en ileri öğeleri olan komünistlerin proleterlerden ve diğer tüm emekçi yığınlardan üstün gören, onları her şeye hakim ve kadri mutlak gören anlayışlar yanlıştır. Bu düşünceler devrimin proletaryanın önderliğinde kitlelerin eseri olduğunun kavranmadığını gösterir.

Her modern toplumda engellenemez bir olgu olan burjuvazi ile proletarya arasındaki bazen çok şiddetlenen, bazen geri çekilen ve nispeten daha durgun görünen ama her daim sürmekte olan mücadele de tartışma olmaksızın proletarya hareketinin genel çıkarlarını temsil edenler yalnızca komünistlerdir. İçi sınıfının partileri oldukları iddiasında olan birçok parti bir ulusta olabilir ve varlar ama bu partilerin arasında yalnızca gerçekten komünist partisi ezilen ve sömürülenlerin bütününün çıkarlarını savunur. Diğerleri muhalefette olsalar bile burjuvazinin egemenlik alanlarından kurtulamazlar, kendilerini burjuva topluma uydurmak için kılıktan kılığa girerler.

Komünistlerin hareket ve dayanak noktası proletaryanın çıkarları ve mücadelede biçimlenmenin özü proletaryanın ilkeleri olduğuna göre komünistlerin ayrı ayrı partiler kurmalarının anlamı yoktur. Bir ulusta birden çok komünist partileri ve çeşitli ayrı ayrı örgütleri varsa ya bunlardan biri komünisttir yada bu partilerin hiç biri komünist değil ve proletaryanın çıkarlarını temsil etmezler ve onun ilkelerine dayanmazlar. Çünkü proletaryanın ayrı ayrı çıkarları olmadığına göre sınıfın bu ortak çıkarlarını dayanak yapanların çıkarları ve ilkelerinde birleşmiş olması gerektiğidir.

Örneğin Türkiye’de komünist parti iddiasında olan birçok parti ve örgüt var. İdeolojik, programsal ve strateji meselelerinde birbirleriyle benzer şeyler savunan örgütlerin ayrı durmayı meşrulaştırıcı ıvır zıvır teorileri var. Oysa bu duruş Komünist Manifesto’da ilen edilen ve uluslararası komünist hareketin kabul edilmiş ilkelerine terstir. Bir ülkede ne kadar çok komünist partileri varsa orada kelimenin gerçek manasında o kadar az komünist var demektir. İşçi sınıfının çıkarlarından ayrı ve ondan üstün görülen – ki teorik olarak böylesi bir üstünlükten söz edilmez olsa da – örgüt çıkarları ve proletaryanın ilkelerinden ayrı örgüt ilkelerini koymakta oldukça yetenekli olunması Türkiye’de sınıf hareketinin sübjektif kuvvetlerinin çok parçalığını da açıklıyor.

Burjuvazi komünist hareketten korktuğu kadar hiçbir şeyden korkmaz, çünkü komünistler işçi sınıfı mücadelesinin pratikte en kararlı savunucuları, bedel ödemekten korkmayan öncü savaşçılarıdır. Teorik olarak iç ve dış koşullarda proleter hareketin durumunu, sınıflar arası güçler dengesini, toplumsal gelişmelerin gidiş yönünü ve genel sonuçlarını görebilen önderlik kapasitesine sahiptir.

Komünist partinin ilk siyasal amacı proletaryanın egemen sınıf düzeyine ulaşması olan siyasal iktidarın zor yolu ile ele geçirilmesidir. Sağa-sola çekilemeyecek bu siyasal iktidara proletarya diktatörlüğü denilmektedir. Proletaryanın siyasal iktidarı kazanması, kapitalist devletin paramparça edilmesi teorisi ve pratiğini savunmayana komünist denmez. Komünistlerin devrimci teorisini özetleyen sözü özel mülkiyetin kaldırılması ancak tüm diğer halk kitleleriyle ittifak içinde işçi sınıfının iktidarıyla mümkündür. Egemen sınıfların korkusu boşuna değil, kendisini tehdit eden kuramı ve siyasal gayeyi anlıyor ve dehşete düşüyor. Ama korkuları gerçeğe dönüşecek. Birinin ötekini sömürmesi üzerine kurulmuş üretim biçimi, ücretli emeği sömüren özel mülkiyeti kaldıracak devrim bayrağının göndere çekileceği günler yine ama mutlaka gelecektir.

Kafadan hiçbir şey uydurmuş değiliz, sermaye ve ücretli emek güçleri arasındaki çelişki somut olarak her yerde. Masa başı icat edilmiş kurgusal fikirlere ve ilkelere değil her gün gözlerimizin önünde cereyan eden sınıf mücadelesinin somut ifadelerine yaslanıyoruz. Birden fazla toplumsal başlıca çelişkiler barındıran Türkiye’de sınıf bilinçli enternasyonal proletaryanın bir kolu olarak Kaypakkaya’nın önderliği ile doğan komünist mücadele çizgisi sınıf mücadelesinin somut taleplerine dayanır.

O halde sömürücü zorbaların korkularını çok daha hızlı gerçeğe dönüştürmek için proletarya hareketinin saflarında birleşmek, sınıf mücadelesine katılıp söz söylemek gerekli…       

Related Post

DAHA AZ ÇAĞRI, DAHA FAZLA MÜCADELE

Posted by - 16 Kasım 2018 0
Makale: Neredeyse tüm devrimci, demokratik, ilerici güçler, birleşik mücadeleden söz etmektedir. Faşist sınıf diktatörlüğüne karşı ezilenler cephesinde birleşik mücadelenin önemine vurgu…

YENİLENMEK ZORLU BİR MÜCADELEDİR

Posted by - 19 Kasım 2018 0
Makale:Komünistler dünyayı değiştirme eyleminin önder güçleridir. Toplumsal olgulara tek yanlı değil, çok yönlü bakarlar ve olgulara dayanırlar. Nesnel dünyanın yerine…