‘’…Kır kabuğunu al gel biriken öfkeni pay edin aramızda’’

100 0

Okurdan: Her Cumartesi çiçek açan bir mücadele alanıdır Galatasaray meydanı… Kayıp aleminde sonsuz beklentilere çığlıklarıyla arayışlarını sürdüren Anneler. Her cumartesi aynı inançla, kararlılıkla katledilen, işkencelerle yok edilen çocuklarının akıbetlerini öğrenmek ve belli olan faillerinin açığa çıkarılıp hesap sormak için taleplerini yineliyorlar. Tam 700. hafta olmuştu dört mevsim soğuk, sıcak bıkmadan, usanmadan mücadelelerini sürdürdüler. 700. haftada kayıpların faili olan soysuzlar yasaklayarak o meşhur gaz bombalarını, cop ve mermilerini, tomalarını Annelerimize karşı vahşice kullandılar.

Türkiye-K. Kürdistan’daki Annelerimiz; önceleri belkide hiç haberleri yoktu, Meksika’da, Şili’de, Arjantin’de ve daha birçok ülke halklarına yapılan vahşi barbarlıktan. Duydukları olmuştur ama ‘’şeytanın kulağına kurşun’’ diyerek uzak durmasını dilediler. Kayıp sözcüğünün ardındaki korkunç ve ömür boyu beklentiye sokan hep kanayan bu acıyı yaşamamak için bu sözcükten uzak durup akıllarından geçirmemeye çalıştılar. Faşizmin dünyanın her yerinde yapısı gereği aynı yöntem, aynı barbarlığı işleyeceğine yabancı olmasalar da, bu kadarının da yapılmasının nedenlerini anlamakta da zorlanıyorlardı.

Anneler örülmüş yürekleri çiçek demetleriyle sevgi, merhamet, fedakarlıklarıyla insanlığa örnektirler. Ancak akla gelebilecek insanlık dışı ne varsa birer birer yaşadılar. Baskı, işkence, gözaltı, tutuklamalar, en sevdikleri gözlerinin önünde katledildi. En değerli varlıkları oğulları ve kızları ellerinden alınıp götürüldü bir daha geri gelmemek üzere yok edildi. İşte bunun adı KAYIP’tı. Önceleri bir, iki, üç, on, yüz derken binlerle artan rakamlara karşı kabaran öfkeleri daha fazla evlerinin duvarlarına sığdıramadılar ve taştılar sokaklara. Galatasaray lisesi önünü mesken eylediler. Açtılar sevgiden örülü acı nakışlı yazmalarını. Onlar Anneydi, nasırlı elleriyle, yaşamdan çektikleri ve bu düzenin barbar sahipleri tarafından maruz kaldıkları saldırılardan her olayın acısının derin çizgili yüzleriyle, yürekleri nemli, umut ışığını beslercesine yaşlı ama parıltılı gözleriyle koydular yüreklerini yan yana, çoğaldılar, yalnız olmadıklarını gördüler mücadeleyi daha bir gürleştirdiler.

Onlar Anneydiler. Onlar üreten, emeğin öz ifadeleri, çok iyi biliyorlardı çocuklarının faşist kontr-gerilla zebanilerinin ellerinde vahşi işkencelerden geçirildiğini ve sonrasında ya bir kimsesizler mezarlığında ya asit kuyularında yada karakolun bahçelerinde üst üste yapılmış toprak çukurlarda gömülü olabileceğini. Yine de umudunu yitirmeden geleceğin beklentisiyle meydanlarda beklenmekten vazgeçmediler, vaz geçmeyecekler. Bir annenin en doğal hakkıdır evladını araması, sorması. Ama bu faşist devlet onlardan da korkuyordu ve biliyorlar ki, annelerin öfkelerinden sadece evlatlarını değil, geleceği ve geleceğin kurtuluş güneşiyle saltanatlarını sarsacaklarını.

Annelerimiz her cumartesi çiçek olan meydanda katıksız sevgiyi sunarlar dünya aleme. Zor ile değil, para ile değil sadece emekten yana olanların merhametinde imledikleri güzelliği sunarak insani duyarlılığı sorgulatıyorlardı. Zordan, baskıdan, acıdan dirhem dirhem çoğaltarak örmüşlerdi o meydanı, emek doludur Galatasaray meydanı. Burada öğrendiler, öğrettiler insanı insana ihtiyacını birbirlerinin yüreklerine tutunmayı, paylaşmayı, dayanışmayı. Önemi kalmamıştı artık ak saçlarından tutulup yerlerde sürüklenmenin, hücrelerde yaşlı bedenleriyle günlerce sabahlamanın, hükmü de yetmedi tehditlerin, işkencelerin, karın, yağmurun soğuğu da vız gelirdi kendilerine artık…

Gün gün büyüdüler, 700. haftayı aştılar. Kıtalar arasında yüreklerle buluştular. Dil, ırk, din, isim, renk farklılığının anlamsızlığını gördüler. Ortaklıkları yüreklerinin sesini, gözlerindeki parıltıyı pay ettiler. Bir yangın yerinde bütün yürekler tek bir alev oldular. Korlanan yüreklerinin harında tereddütsüz uğruna ölünebilecek fedakarlıkları gösterdiler. Geleceğin çocukları KAYIP olmasın diye analık yüreğinin merhamet tılsımından önüne barikat olmanın duyarlılığını yarattılar. İşte bu direniş ki sloganlaşmış dillerde ‘’Anaların öfkesi katilleri boğacak!’’ diye ve o öfke ki artık Galatasaray meydanına sığmayacak kadar çok büyümüş, yayılmış dünyanın dört bir yanında sahiplenilmiştir. Annelerimiz yangın külleri arasında yeniden üreten, çıkarsız sahiplenmeyi öğreten tertemiz yürek sesleriyle ilerleyecek, önüne çıkan engelleri tepeleyecektir. Belki çocukları, eşleri, kardeşleri, anneleri, babaları bir daha geri gelmeyeceklerdir. Adlarına hep KAYIP denilecek. Çiçek konulacak mezarlar olmayacak ama onlar renga renk açan cesur yürekleriyle hep ileriyi, geleceği temsil eden birer Güzel ve Şahin olarak anılacaklar.

Ve onlar annelerimiz, babalarımız, duyarlı halkımız üç kuşak yetişip katıldı her Cumartesi çiçek açan pazar yerinden 703 kez verdikleri mesajla şöyle sesleniyorlardı: ‘’…hey duyarlı yürek cesaretin varsa kır kabuğunu, al gel biriken öfkeni pay edin aramızda.’’ İşte bu çağrıdır insanlığa, özgürleşmeye, savaşmaya, sevgiye… Korkmadan Savaş (Cüneyt Kahraman) yoldaşın annesinin verdiği mesajla yoğrulmaya. Tutun annelerin yaşlı çınara benzeyen ellerinden öpün çorak topraklar gibi çatlamış yüzlerindeki tarih taşıyan çizgileri, tutun yüreklerine tutun ki, döndürsün tarihin tekerleğini geleceğin şafağına…

Karadeniz’den Devrimci Demokrasi okurları… 

Related Post

VENEZUELA’DAN SONRA HANGİ ÜLKE VAR.

Posted by - 13 Mart 2019 0
Haber Merkezi: İktisadi krizden bir türlü çıkamayan ve çok daha büyük tehlikenin ufukta belirdiğini gören emperyalistlerin saldırganlığı ivme kazanıyor. Kapitalizm çürümüş…