Kadın Kendi Kurtuluşunun da Yaratıcısıdır

71 0

Haber Merkezi: (İsyan Güneş) Kadınlar toplumun yarısını oluşturur. Her insan bir kadından doğuyor ama kadın hak ettiği saygıdan yoksun. Ayrıcalıklı bir istek değil, cins olarak erkek ile eşit derecede bir insana gösterilmesi gereken saygıdan söz ediyoruz. İnsanın insan tarafından sömürüldüğü ve eşitsizlik olmadan varlığını sürdürmesi mümkün olmayan kapitalizm koşullarında kadının toplumda hak ettiği saygıyı görmesi olanaksızdır. Erkek karşısında ikinci cins pozisyonu değişmeyen kadının dünya genelinde karşı karşıya kaldığı eşitsizlik, baskı, çok daha ağır sömürüye maruz kalması gibi genel son derece olumsuz koşulların parçası olarak Türkiye’de kadınların durumu korkunç derecede kötüdür. Her yıl ortalama üç yüz elli kadının sevgili, koca, kardeş gibi yakınlar yanı sıra hiç tanımadıkları erkekler tarafından öldürülmesi kadınlar açısından toplumsal koşulların ne derece zor ve ağır olduğunun göstergesidir.

Elbette sadece baskı altına alınan kadınlar değildir. Türkiye’de erkelerde faşist devletin, çözülse de hala varlığı devam eden gerici, muhafazakar gelenekler, dinin baskısı altındadır. Devletin, geleneklerin, dinin baskısına ek olarak kadınlar erkeklerin baskısı altındadır. Cins eşitsizliği tüm yaşam formlarında kadının karşısına cinsel taciz, küçümseme, insan yerine konulmama, aşağılanma, ikinci sınıf insan muamelesine maruz kalma gibi olumsuz davranışlar dizisi ve şiddete uğrama biçimleri olarak çıkar. Çalışma yaşamında ise aynı işi yapmasına rağmen erkekten çok daha düşük ücretle kadın çifte sömürüye maruz kalır. Kadınların alçaltılması görmezden gelinerek toplumun ne derece yüceltildiğinden söz edilir, ama oysa kadınların alçaltıldığı bir toplumun yüksekliğinden söz edilemez.

“Kadının ve işçinin ortak yanı ezilen olmalarıdır. Bu baskının biçimleri zaman içinde ve çeşitli ülkelerde değişti, ama baskı kaldı.” (August Bebel, Kadın ve Sosyalizm, İnter Yayınları)

Kadının ikinci sınıf insan, erkeğin kulu ve kölesi, onunla asla eşit olamayan bir varlık olarak doğduğunu ve sonsuza kadar da bu eşitsiz durumun devam edeceği düşüncesi hala küçümsenemez boyutta varlığını koruyor. Oysa kadın ve erkek insan cinsleri olarak ilk çağ toplumlarında eşitti. Hatta komünist ev ekonomisinin geçerli olduğu, sınırlanmamış cinsel ilişki ve evlilik biçiminin var olduğu ve soyun ancak kadının üzerinde tanımlandığı ilkel çağda ev içinde de ağır basan konumlarıyla kadınlar çok yüksek bir değer görmekteydi. Hala islami gericiliğin ebedi bir aile biçimi olarak benimsemeye devam ettiği kadının en başından itibaren erkeğin kölesi ve hizmetkarı olduğuna dair saçma sapan fikirler bizzat devlet sistemi tarafından bir çok ülkede desteklenmektedir. Kadının başörtüsü ve çeşitli örtünme biçimleriyle islami ailenin bir sembolü halinde dini etkin kullanan burjuva erkek politikacıların arkasında bir figür olarak kadının topluma benimsenmesi gerekli rol model sunumunun yapıldığı Türkiye’de kadının ikinci sınıf insan olarak erkeğin hizmetinde olduğu düşüncesi politika, eğitim, kültür, sanat alanı da çok yönlü canlı tutulmaktadır.

Oysa kadının erkek karşısındaki eşitsizliği tarihin belli bir döneminde ortaya çıkmıştır. Özel mülkiyetin egemenliği erkekler arasında sınıf farkını ortaya çıkarmakla sınırlı değil, kadının erkeğin boyunduruğuna girişinin temelidir. O tarihi dönemden günümüze sosyalist toplumlar dışında kadın ne hor görülmekten, ne küçümsenmekten ne cinsel nesne olmaktan kurtulabildi. Kadının kurtuluşu onun köleliğine yol açan nedenin ortadan kaldırılmasına bağlıdır. Bu anlamda kadının ikinci sınıf konumunu devralan burjuva dünyanın cinsler arasındaki ileri sürdüğü eşitlik sadece biçimde kalır.

Burjuva medeni hukuk, miras hakkı ve diğer konularda anayasal düzlemde erkek ile aynı haklara sahip olunsa da kadın gelenek, düşünce, kültür ve din sarmalında sıkışıp kalır ve erkeğin rahatlıkla tadını çıkardığı bir yığın hareket, davranış tarzı ve hak kadın tarafından kullanıldığında hayatına mal olacak derecede günah, suç, kabahat sayılmaktadır. Erkekler için övünülesi özgürlük alanı olan birçok “neden” kadınların öldürülme gerekçeleri olarak gazete manşetlerine çıktığı Türkiye’de durum sorunun önemini kavramak için başka yerlere bakmaya ihtiyaç bırakmıyor.

“Burjuva demokrasisi eşitliği ve özgürlüğü sözde vaad eder. Gerçekte ise tek biri, en ileri burjuva cumhuriyeti bile, insan türünün kadınca yarısına, ne erkekle tam eşitlik nede erkeğin vesayetinden ve baskısından kurtuluş sağlamıştır.” (Marks, Engels, Lenin, Kadın ve Aile, Sol Yayınları)

En gelişmiş sanayi toplumlarında bile üretim ve yönetimde, toplumsal yaşamda kadının, erkek karşısında eşitsiz durumu devam etmektedir ve kapitalist özel mülkiyetin egemenliğine dayanan ve son sınırına varan burjuva toplumda kadın ve erkek eşitliğinin sağlanamayacağı kanıtlı somut olgudur.

Kadının eşitlik sorunu kadın ve erkek arasında cinsler arası düşmanlık sorunu değildir. Kadının köleliği özel mülkiyetin egemenliğinin bir sonucudur. Kapitalizm yıkıldıktan sonra gerçek anlamda kadının özgürlük yolu açılmış olacaktır. Emeğini, bedenini, ruhunu kemiren kapitalizm – dört duvar arasından üretimin içine sömürmek için çekerken gelişimine yol açsa da – kadının en büyük düşmanıdır. Kadının sosyalizm mücadelesine katılmasında erkek emekçiden çok daha fazla nedeni var, çünkü daha ağır baskı ve sömürüye uğramaktadır. Kadın denilince kapitalist özel mülkiyeti kendisine dert etmeyen meseleyi tümüyle kadın ve erkek arasında cins sorununa indirgeyen sistemin sınırlarından çıkamayan burjuva feminist düşüncenin etkisinde olan birçok kesim ve elit kibar hanımlar kadın denilince seksüel sorunlar kültür ve cins sorunu dışında bir şey göremiyorlar. Elbette kadın cinayetlerine, baskı ve ayrımcılığa karşı çıkıyorlar ama bu kesimler çözümü sınıf mücadelesinde değil, asla gerçekleşmesi mümkün olmayacak düzen içinde arıyorlar.

Kadına yönelik baskı ve eşitsizliğe karşı çıkan burjuva kadın ile proleter devrimci kadının bakış açısı ve çözümü aynı değildir. Proleter Kadın Hareketi sınıf mücadelesinin asli ögesi olarak yalnız biçimsel bir eşitlik için savaşmakla kalmıyor, kadının gerçek anlamda toplumsal eşitliği için savaşıyor. Tarihte olduğu gibi günümüzde de bu böyledir.

Kadın ve erkek arasında yasal eşitliğin olmasının kadının erkekle eşitliği için yeterli olmadığı en gelişkin burjuva cumhuriyetlerde de somut bir durumdur. Kadının eşitliği için kapitalizmin aşılması zorunludur. Bu durumda işçi gibi kadının da – ki kendisi de işçidir – kurtuluşu kendi ellerindedir. Sınıf savaşımının bir savaşçısı, öznesine dönüşmeyen emekçi kadın özgürlüğü eline alamaz. Ve kadınlar komünist partisinin saflarına akmadıkça toplumsal kurtuluş mümkün değildir. Dokuz milyon çalışan dışında yirmi milyon kadının ev köleliğine devam ettiği çalışma yaşamının dışında olduğu Türkiye-K. Kürdistan’da kadınların sosyalizm uğruna mücadelesinde örgütlenmesi görevi – sadece kadınların değil ama büyük oranda kadınların kendi omuzlarındadır.

    

Related Post

24 Ocak Şafağı: Vartinik

Posted by - 18 Şubat 2019 0
Haber Merkezi: Vartinik kömü… 24 Ocak Şafağı… Ve 73 senesi… İşte bütün bunlar ve daha birçok belirgin öğe, benim düşün dünyamda…