Makale: İDLİB’DE İSLAMİ CİHATÇILARIN KORUYUCUSU TÜRKİYE’DİR.

 Artık dünya alem Türk devletinin Suriye’de EL NUSRA, EL KAİDE, IŞİD’in çeşitli türevlerinden tutalım da çok çeşitli isimler altında savaşan İslamcı örgütlerle birlikte çalıştığını bilmektedir. Hollanda, İngiltere, Fransa’nın içinde olduğu bir çok emperyalist sömürgeci ülke Suriye’de bu İslamcı paralı askerlere yardımı durdurdukları vs. basına yansıdı. Bir nevi yenilgiyi de kabul etmiş biçimde Suriye’de istemeye istemeye Rusya’nın öncülük ettiği ‘’siyasi geçiş’’ sürecine dahil olmuş durumdalar. Perde arkasında başka işler çevrilse de görüntüde savaştan ziyade siyasi diyalogla çözüm Suriye’nin yeni bir anayasa ile yeniden yapılandırılmasına yönelik gelişmelerin olumlu bulunduğu diplomatik misyonlar, yetkili merciler tarafından açıklanmaktadır.

Elbette, ABD başta olmak üzere İngiltere, Fransa ve Almanya’da İdlib’te toplanmış İslamcı paramiliter örgütlerin yok edilmesini istemedikleri ‘’kimyasal kullanılırsa sert cevap veririz’’ açıklamalarından da anlaşılmaktadır. Lakin İslamcı cihadistlerle ittifak kurmuş Türkiye olası, hatta planlanmış İdlib harekatına en açık ve kararlı karşı çıkan ülke oldu bu tekfirci yapılarla olan bağını da fazlasıyla açık etti. çünkü Rusya, İran’la görüşmeler sürerken de Suriye’deki tekfirci selefi yapılara Türkiye’den her türlü aktarım yapıldı. İdlib’in temizlenmesi ne derece geciktirilirse o derece avantaj sağlanacağını ve Rojova işgal bölgelerinde tahkimatın güçlendirileceği hesaplandığı için Türkiye İdlib’e askeri harekat yapılmaması uğruna tüm diplomatik ve daha başka taviz vs. enstrümanlarını kullanmıştır.

İdlib sorununda Tahran zirvesinde tekfirci paralı askerleri için ateşkes ısrarında bulunan RTE V. Putin’in restiyle karşılaşsa da Moskova ziyaretinde Putin-Erdoğan görüşmesinden sonra İdlib’deki İslamcı yapıların silahsızlandırılması görevini – müzakere yolu ile – üstüne alan Türkiye’nin teminatıyla askeri harekat 15 Ekim’e ertelenmişti. Hepsi olmasa da İdlib’de Türk devletine bağlı oldukça fazla İslamcı örgüt ve insanlığa her türlü kötülüğü yapmaya hazır karanlık odakların olduğu Astana’nın devamı olan Tahran zirvesi ve Moskova’da Putin ve RTE mutabakatı göstermiştir.

İdlib meselesinde Türkiye’yi çektiği zeminde tutma ve içeride Erdoğan’ın fazla zayıflamasını istemeyen Putin tavizler kopararak RTE’nin isteğini karşıladı. Lakin bu kısa molanın soruna nihai çözüm olamadığı görüldüğüne göre İdlib meselesi en nihayetinde Rusya’nın istediği biçimde sonuca bağlanır.

İdlib’deki İslamcı çetelerin oradan çıkarıldığı, ama nereye götürüldüğü ise açıklanmamaktadır. Emperyalistler ve bölgedeki işbirlikçi devletlerin – Türkiye başta olmak üzere – ne derece Suriye’de savaşan cihatçıları kontrol ettiklerini gösteren bu taşıma meselesi aynı zamanda Suriye’den taşınan İslamcı tekfirci-selefi örgütlerin başka – Asya, Afrika ülkelerinde ortaya çıkacaklarının da habercisidir. Bir kısmı Türkiye’nin kontrolünde Kürtlere karşı savaştırılıyor, peki diğer taşındığı söylenen cihatçılar nereye götürüldü?.

TÜRKİYE’NİN AMACI İŞGAL ETTİĞİ TOPRAKLARDAN ÇIKMAMAKTIR

 

Başından itibaren emperyalist ABD’nin bir piyonu olarak Suriye’nin çökertilmesi anlamına gelen savaşa dahil olan Türkiye sürecin beklenmeyen gelişmeleri Türkiye ile ABD’yi Suriye planlarında ayrıştırdı. Kürtlerin politik, siyasi gelişimini tehdit olarak değerlendiren Türkiye Kürtlerin birleşik gücünü parçalamak saikiyle Azez’den Efrin’e kadar Rojova Kürdistan’ı işgal etti. Alana yerleşti. Suriye’deki cihatçı İslamcıları besledi. Suriye ön cephede savaş sürdükçe, geri hatta Türkiye alana derinlemesine yerleşmiş olacaktı. Batı Kürdistan’ın tamamını işgal amacını sürekli dışa vuran Türkiye’nin yerleştiği işgal bölgelerinden çıkmak istemediği sır değildir. Lakin ne yapılırsa yapılsın sonunda işgalci Türk devleti Rojova’dan çıkarılacaktır.

Kürtlerin tüm politik, siyasi kazanımlarının yok edilmesi stratejisi ile dış politika sürdüren Türkiye bu amacı doğrultusunda ABD, Rusya, Avrupa emperyalistlerine avantajlar sağlayan tavizler vermekten kaçınmamaktadır. Uyanmış Kürt ulusunu yeniden uykuya yatırma peşinde koşan egemen, işgalci, ilhakçı Türkiye’nin milli meseleyi sınır dışına taşımış olması ve savaşı yaygınlaştırması bir güçlülük göstergesi olarak propaganda edilse de kendisini güçsüzleştiren bir süreç olarak iç çelişmeleri ağırlaşmaktadır.

Faşist Türk devleti ABD ve Rusya emperyalist devletlerinin icazeti, bu iki sömürgeci egemen gücün arasındaki rekabetten yararlanarak Suriye’de Türk burjuvazisinin çıkarlarını ve nüfuz alanını genişletmek gayesindedir. İdlib’te koruyuculuk rolünün temelinde bu vardır. Öte yandan silahlarını bırakıp teslim olmayan cihatçı-tekfirci çetelerin yok edilmesi yönünde Rusya, İran’ın ısrarı karşısında Türkiye’nin daha fazla dayanamayacağını da gelişmeler göstermiştir.

Suriye emperyalistler ve bölgenin işbirlikçi kukla devletlerinin ortaklığıyla yıkılıp viran edildi. Ulusların eşitliği, bağımsızlığı ve özgürlüğünün emperyalizm çağında nasıl da kağıt üzerinde kalmış formül olduğunu Suriye’deki gelişmeler göstermektedir. Irak, Libya’da devletler çökmüş. ABD Suriye’ye yerleşmek isterken, Suriye Rusya’nın bir sömürgesine dönüştü. Çin’de Suriye’ye yerleşmiş durumdadır.

Keza Suriye sınırları içinde en büyük tehlike altında olan toplum Kürt ulusudur. Kürtlerin bastırılması yönünde Türkiye, Irak, İran ve Suriye’nin siyasi amaçları ortaktır. Kürtlerin avantaj elde etmek, karmaşık dengesizlik sarmalında koz olarak kullanılması, kirli, ahlaksız pazarlıkların konusu yapılması hem ABD, hem Rusya hem de başta İngiltere, Almanya olmak üzere Avrupalı emperyalistlerin vazgeçemedikleri siyasettir. Bu anlamda emperyalist ABD’nin IŞİD’e karşı YPG, SDG ile ‘’geçici’’ denilen ittifak ABD emperyalizminin Kürtleri daha büyük çıkarlar uğruna kurban etmesi önünde engel değildir. Irak hava sahası ABD’nin kontrolünde ama her gün Türk uçak filoları Qandil’e yağmur gibi bomba yağdırılıyor. Emperyalist ülkelerin hiç biri Kürt ulusunun bağımsızlık hakkının tanınması yönünde bir politikaya sahip değildir. Bu durum Kürtlerin üzerindeki tehdit ve tehlikeyi büyütüyor. ABD, Avrupa, Rusya, Türkiye, İran vd. geniş konsensüsle işgal edilen Efrin unutulmamalı.

Dünya tarihi sosyalist toplum dışında ulusların özgürce ve kardeşçe birarada yaşama olanağına sahip olamayacağını göstermiştir. Burjuvazi iki yüzlü, sahtekar, işgalci ve fetihçidir. Yabancı ulusların haklarına saygı duymak yerine, onların pazarlarının ele geçirilmesi her ülke burjuvazisinin emelidir.

Tüm işgalciler Suriye’den defolmalı. Suriye ve Kürdistan’ın bağımsızlık hakkına saygı duyulmalı. Bu anlamda emperyalist işgale, ulusal baskıya, İslami gericiliğe karşı durmak en başta devrimci proletaryanın görevidir.

Related Post

YENİLENMEK ZORLU BİR MÜCADELEDİR

Posted by - 19 Kasım 2018 0
Makale:Komünistler dünyayı değiştirme eyleminin önder güçleridir. Toplumsal olgulara tek yanlı değil, çok yönlü bakarlar ve olgulara dayanırlar. Nesnel dünyanın yerine…

İDEOLOJİ ÇİZGİYİ BELİRLER

Posted by - 29 Kasım 2018 0
Makale: Ekonomik kriz, yoksulluk, artan işsizlik, şiddetlenen toplumsal çelişkiler, kapitalist tolumun tüm kötülüklerinin enfeksiyon gibi yaydığı kültürel çürüme ve egemenlerin daha…

DAHA AZ ÇAĞRI, DAHA FAZLA MÜCADELE

Posted by - 16 Kasım 2018 0
Makale: Neredeyse tüm devrimci, demokratik, ilerici güçler, birleşik mücadeleden söz etmektedir. Faşist sınıf diktatörlüğüne karşı ezilenler cephesinde birleşik mücadelenin önemine vurgu…