Hatalı Örgütsel Çizgilerin İdeolojik Nedenleri Vardır (2. Bölüm)

35 0


Haber Merkezi: (Ozan Emre) 
Birinci bölümde hatalı örgütsel, siyasi çizgilerin ideolojik köklerine işaret ettik. Türkiye-K. Kürdistan devriminin pratik ve teorik ihtiyaçlarına diyalektik ve tarihi materyalizm düşüncesi ve metoduyla bakılmadığında, bu devrimci teori sosyal gerçeklere uygulanmadığında toplumsal gerçeklerden kopulduğu ve gerçek koşulların yerine bir takım tasarımlara dayalı fikirler konulduğu ve bu hatalı düşünüş ve anlayışların hatalı örgütsel, siyasi çizgilere yol açarak devrimci sınıf hareketinde tasfiyeye yol açtığını açıklamaya çalışmıştık. Keza partimizde dogmatizm ve öznelciliğin yarattığı tahribat ve sapmaların bu ideolojik kökten beslendiğini belirtmiştik. Keza hatalı örgütsel çizgilerin ideolojik köklerini deşerken, proletarya partisinin Marksizm, Leninizm, Maoizm bilimsel gerçeğine sıkı sıkıya bağlı kalarak tarihi materyalizmden hareket ederek iktidar hedefiyle yürütülen sınıf mücadelesinin ilerletilmesi için ihtiyaç duyulan meselelerin aydınlığa kavuşturulması görevinin yerine getirilmesinde orantılı olarak ancak ezilen ve sömürülen sınıflara önderlik etme vasıflarına sahip olunabileceği üzerinde durmuştuk. Hataların toplumsal kökleri üzerinde de durmak gerekiyor.
Hatalı çizgilerin ideolojik temelleri olduğu gibi bu hatalı fikirleri örgüt içinde yeşermesini besleyen toplumsal nedenler vardır. Kimi dönemlerde hataların yol açtığı ağır sonuçların kimi kişilerin omuzlarına yıkılarak, bu hataların ideolojik, toplumsal ve tarihi köklerine bakılmaması meselesi de özü itibarıyla bir çizgi sorununa işaret eden bilimsel olmayan bir tutum ve anlayıştır. Bu yaklaşım benzer hataların tekrar edilmesine zemin sunar. Oysa olumlu yada olumsuz sonuçların tahlil edilerek dersler çıkarılması doğru olan yöntemdir. Proletarya ideolojisine karşıt fikirlerin parti içinde çeşitli biçimleriyle ve farklı dönemlerde ortaya çıkması tesadüfmüdür?. Hayır değildir; bunların toplumsal kökleri vardır ve sürekli farklı biçimler ile ortaya çıkarlar. Örneğin Marksist, Leninist, Maoist teoriyle biçimlenen partimizde 1976’da Koordinasyon Komitesi hizbi ve 1981’de Bolşevik Partizan Maoizmi reddederek sağ oportünizme kayarken, 2014 yılında üçüncü “kongre”ciler Maoizmi açıktan reddetmediler ama proletarya diktatörlüğü ilkesini programdan çıkarmakla kalmadılar, Marksizm, Leninizm, Maoizm evrensel gerçeğini ifade eden temel teorik tezlerini “eskimiş” ilan ederek tarihimizde görülen sağa doğru en kapsamlı ideolojik dönüşüm adımlarını atarak, üstelik de bunları darbeci metotlar ile, demokratik merkeziyetçilik ilkesinin üstünde tepinerek yaptılar ve sağ oportünizmin bayrağını omuzladılar. Örnekler farklı tarihlerde gerçekleşmiş olsa da bunların proletaryanın devrimci çizgisinden sapmaları ve tasfiyeci olma özleri aynıdır. Demek ki toplumsal kökenleri olduğu sürece partide sağ yada sol hatalı çizgilerin ortaya çıkma durumu vardır. hatalı çizgilerin hangi sınıfın ideolojisini yansıttıklarının anlaşılması bu bakımdan oldukça önemlidir.
Sınıflar üstü ve sınıflardan bağımsız bir ideoloji yoktur. Her politik ve siyasi çizgi ait olduğu sınıfın ideolojisini yansıtır. Parti içinde doğru ile yanlışın çatışması esas olarak devrimci olan proletarya ile gerici olan burjuvazinin fikirleri arasındaki çatışmadır. Maoist parti Türkiye-K. Kürdistan proletaryasının sınıf bilinçli mücadeleci en sağlam ve ileri öğelerinin ideolojisini yansıtır. Bu doğru çizginin siyasi iktidar rotası komünist önder İbrahim Kaypakkaya tarafından çizilmiş ve bu mücadele çizgisi kesintisiz sürmüştür. Parti içinden sağ oportünizme evrilen sapmalar ise burjuva düşüncenin etkisi altında olan küçük-burjuva demokratlarının ideolojisini yansıtır. Nihayetinde proleter fikirlere karşıt hatalı fikirlerin parti içinde yeniden ve yeniden türemesi egemen burjuva düşüncenin işçi sınıfı güçleri üzerindeki etkisinden başka bir şey değildir.
Bu hatalı fikirler komünist örgüte nereden gelir?. Vahiy yolu ile gelmediğine göre toplumsal dayanakları vardır. Yarım yüzyıl önce Türkiye çok daha yoğun küçük-burjuvazisi olan bir ülkeydi. İşçi sınıfının sayısı ise oldukça azdı. geçen yarım yüzyıl içinde büyük sosyal yer değişmeler meydana geldi. 2018 resmi verilerine göre 82 milyonu aşan Türkiye-K. Kürdistan toplam nüfusunun yüzde 92,3’ü il ve ilçelerde, yüzde 7.7’si ise belde ve köylerde yaşamaktadır. Otuz milyonu aşan nüfus İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya gibi beş büyük şehirde üst üste yığılmıştır. Bu tablo yüzyıl içinde daha önce yüzde 80’i köylü olan, kırda yaşayan toplumun yer değiştirerek tam tersi yönde kent toplumu haline geldiğini göstermektedir. Köylülük tedricen maddi temelini kaybederken erirken, kentlerde ücretli emek ordusu büyümüştür. Küçük burjuvazi sınıf olarak sayısal olarak büyüyen işçi sınıfı karşısında ikinci konuma gerileyen ara bir sınıf olsa da, hala küçümsenemez bir toplumsal güçtür ve hala parti içinde küçük-burjuva kökeninden gelen üyeler çoğunluk oluşturmaktadır. Bu durum aynı zamanda partinin işçi sınıfı içinde yeterli ciddiyetle ve önemle çalışmadığını göstermektedir. Partimiz içinde küçük-burjuva ideolojisinin çeşitli biçimler altında kendisini tekrar etmesi, küçük burjuva kökenden gelen ve geldiği sınıfın düşünüş, kültür ve siyasi kavrayışını terk etmeyen, burjuva düşüncelere açık durumda olan kişilerin eğilimi olarak görülmeli.
Kaldı ki işçi sınıfı kökenli üyeler de küçük-burjuva özelliği taşıyabilir. Üretim araçlarını kaybeden köylüler, kent küçük-burjuvazisinin iflas etmiş katmanları işçiye dönüştüklerinde daha önce edindikleri sınıf karakterini, düşünüş ve kültürü bir çırpıda atamazlar. İşçi sınıfı da yek pare değildir. Kır ve kent küçük burjuvazisinden işçi sınıfına katılmış katmanlar henüz proleter sınıfın refleks ve düşünüşünü içselleştiremedikleri için burjuva fikirlere açıktırlar. Biraz işleri düzeltip yeniden küçük mülkiyetini yaratma hayali kurarlar. Ücretli emeğini satmaksızın yaşayamayacak durumda olan belli bir zamanı işçilikte ardında bırakmış işçi katmanları proleter sınıf bilincine en yatkın tabakadır. Bir diğer tabaka ise daha iyi şartlarda çalışan, ortalama ücretin üstünde ücret alan, sendika bürokrasisiyle iç içe geçmiş aristokrat işçi tabakalarıdır. Bu tabaka sosyalist görünümlü reformist burjuva demokratik partilerin de işçi sınıfı içindeki ileri dayanaklarıdır. Keza burjuva reformcu fikirlere en açık tabakadır. Sınıf çatışmasından ziyade iyileştirmeler ile çözümler bulunmasından yanadır. Dolayısıyla partide işçi kökenli üyeler de küçük-burjuva özelliği taşıyabilirler ve burjuva ideolojik etkiyi yansıtan yönelimlerin parçası haline gelebilirler.
Partide gönüllü olarak birleşen bilinçli ögelerin, en başta da küçük-burjuvazi kökenli olanların proletaryanın ideolojik eğitimiyle dönüştürülmesi görevi partinindir. Küçük-burjuva kökenden gelen yoldaşlar da yavaş yavaş ideolojik eğitimle proleterleşerek komünizm davasına büyük fedakarlıklar da bulunabildiklerini parti tarihimizden de biliyoruz.
Fakat partide teorik ve pratik önderlik sorunları yaşandığında, devrimci ideolojik çizgide zaaflar görüldüğünde, ideolojik olarak henüz proleterleşmemiş, komünist sınıf savaşımı çizgisini özümseyememiş ve ona gerçek anlamda katılmamış olan parti içindeki küçük-burjuva öğeler reformist, parlamentarist, anarşist Troçkist vd. çeşitli eğilimlerle ortaya çıkarlar Örgüt sorununda dağıtıcı, darbeci maceracılık, sekterizm, disiplinsiz tarzı geliştirirler. Tamda proletarya ile burjuvazi arasındaki bir geçiş-ara sınıfının tavrına uygun olarak, proletaryanın ideolojik ve pratik çizgisinde zayıflama olduğunda Marksist kılıfına bürünmüş küçük-burjuva devrimcileri düşüncede ve yönelimde dümeni burjuvaziye doğru kırar. Küçük burjuvazi sınıf olarak devrimci sınıf mücadelesinde proletaryanın ittifak gücüdür. O da baskı altındadır ve özgürlük, demokrasi talebi vardır. İşçi sınıfı hareketinin güçlü önderliği olması halinde devrim saflarında yer alabilecek küçük-burjuvazi Türkiye’de proleter hareketin güçsüz, dağınık ve önderlik görevini yerine getirmesinde ciddi zayıflık içinde olması nedeniyle esasta eğemen burjuvazinin kuyruğuna takılmış durumdadır. Bu sınıfın arada bocalayan siyasal eğiliminin partide ortaya çıkması süpriz değildir.
Türkiye-K. Kürdistan’da küçük-burjuvazinin siyasal eğilimini yansıtan reformizm dalgasının etkili olduğu, sınıf hareketinin parçalı ve dağınık, burjuvaziye karşı proletaryanın önderlik etme görevini yerine getiremediği, dünya da ve Türkiye’de burjuvazinin bir zafer sarhoşluğu ile sanki sınıf mücadelesi tarih olmuş düşüncesini pompalamaya devam ettiği politik, siyasi atmosferde partinin önderliğini ele geçiren sağcı unsurların “3.Kongre” ile Marksizm, Leninizm, Maoizmin temel görüşlerini revize ederek reddetmeleri ve kendilerini Marksizm’e düşman ideolojilerin bataklığına atmaları açıklamaya çalıştığımız küçük-burjuvazinin örgütteki siyasal, ideolojik eğilimidir. Komünist hareket güçlü olduğunda, proletarya ile burjuvazi arasındaki çatışma kızıştığında sol sloganlar atanlar, partinin ağır darbeler ile geriletilmesi, önderliğin, -17’lerin 2005’te imha edilmeleri- sınıf hareketinin gerilemesi, iktidar hedefli mücadele yerine, parlamento yolu ile düzende iyileştirmeler uzlaşmalar, demokrasi beklentilerinin geçirilmesine bir çırpıda ayak uyduran partimizdeki sağcılar hemen MLM dışı “yeni” düşünce arayışlarına girdiler. Kibirlice, ukalaca argümanlar ile “Marsizmi aştıklarını”(!) bile söyleyenlerden tutalım da, sosyalist devrimleri başarısızlıkların suçlusu ilan edenlere kadar denilmeyen bırakılmadı. Oysa ne yeni bir şey söylemişlerdi, nede yeni bir şey yapıyorlardı. Proleter devrime, proletaryanın sınıf mücadelesine inançlarını yitirince girdikleri hatalı ve tasfiyeci yolun ne kadar iyi ve doğru olduğunu kanıtlamaya çalışıyorlardı. Dünya da ve Türkiye’deki sınıf mücadelesinin partimize yansıması 2014’te sağcıların darbesiyle sonuçlandı. Parti içinde proleter ve burjuva fikirlerin mücadelesi dışarı da süren sınıf mücadelesinin genel tablosunun bir yansıması olduğu unutulmamalı.
Daha önce partimizde Maoizmi reddeden ve revizyonist-oportünist sağ çizgiye kayan hiziplerde görüldüğü gibi burjuvazinin pompaladığı MLM karşıtı düşüncelere sarılan üçüncü “kongre”ciler de de egemen olan düşünce yönetiminin küçük-burjuva düşünce yöntemi ve anlayışı olduğu bir kez daha görüldü. Dünya, Türkiye ve Kuzey Kürdistan nesnel gerçekliği, sınıflar dengesi, sınıfların ilerleme doğrultusundan hareket etmeyip, kendi düşüncelerini toplumsal gerçeklerin yerine koymak için öznelci, gayri MLM fikirleri devrimci sloganlar ile süsleyip savundukları dogmatik olan bu düşünce yöntemi aynı zaman da öznelci, dogmatik fikirleri devrimci teori olarak savunabilmek için Marksizmi revize etmek; çarpıtmak zorunda olduğundan revizyonisttir. Düşüncede eklektiktir. Olguları diyalektik yöntemle çok yönlü çelişkileriyle ve bütün boyutlarıyla değil, tek yanlı bakmayı ve o an düşüncesine uygun olanı görmeyi benimser.
Küçük-burjuva siyasal eğilim sağ ve sol sapmaya açıktır. Öznelci ve tek yanlı düşünüş küçük-burjuva devrimciliğin rüzgara göre yön almasının önünü açar. Devrim hareketi geriledi mi karamsarlığa kapılır, devrim hareketi yükselişte ise hemen devrim olması beklentisine kapılır. Türkiye’de mevcutta işçi sendikalarının esasta burjuvazi ile işbirliği, sosyalist görünümlü burjuva reformcu demokratik partilerin iyiden iyiye burjuva muhalefet bloguyla yakınlaşmaları, çeşitli meslek odalarının, küçük burjuva aydınların bunlarla uyumlu siyasal ve düşünsel tutumu, ulusal hareketin ezen burjuvazisi ile uzlaşma arayışları vd. etkenler ile reformcu anlayışların politik, siyasal yaşamdaki baskın durumu; en önemlisi de komünist hareketin güçsüz ve dağınık olması küçük-burjuva devrimciliğin sağ çizgiye kayışını hızlandıran nesnel olgulardır.
Partimizde tanık olduğumuz demokratik merkeziyetçilikle bağdaşmayan tutumlara girişilmesi, sekterizm, dağıtıcılık, bozgunculuk, disiplinsizlik, ben yaptım oldu bitti dayatmacılığı, kendilerine aşırı demokrasi alta mutlak itaat buyrukçuluğu, kibirlilik, özeleştiriden kaçınma, eleştirilere kulak asmama, dedikoduculuk, liberalizm, kendiliğindencilik, keyfiyetçilik, sol sloganlarla pasifizmi gizlemek, darbeci çalışma tarzı, kendini beğenmiş çok bilmişlik edasıyla sol lafazanlık, parti birliğini paramparça eden tasfiyeci örgütsel, ideolojik çizginin yapay, özden yoksun “birlik” savunuculuğu (!) ile gizlenme çabası, ve daha birçok gürültü patırtıların damgasını vurduğu örgütsel yaşam küçük-burjuva devrimciliğinin örgütsel çizgisi olduğu bir kez daha partimizin içinde çıkan sağ oportünistlerin pratiğinde görüldü.
Tüm bunlar bize şunu gösteriyor: Partide ortaya çıkan sağ yada “sol” sapmalara karşı etkin mücadele yürütülmeden komünist saflık korunamaz. Doğru sonuçlar çıkarmalıyız. Parti içindeki burjuva etkiye karşı proleter çizginin sağlamlığının korunması için içteki küçük-burjuva ideolojisinin gelişimine izin vermemek zorunludur. Bunun için Marks, Engels, Lenin, Stalin, Mao Zedung ve geniş tarihi külliyata sahip komünist eserlerden yararlanmalı, ideolojik eğitimle siyasi, teorik bilinci geliştirmeliyiz. Burjuva fikirlere karşı uyanık olma kabiliyeti derinleştirilmeli. Eleştiri-özeleştiri, özgürce tartışma kültürü, demokrasinin içte geliştirilmesi ve demokratik merkeziyetçilik ilkesini uygulamalıyız. Örgütsel hataların ideolojik, sosyal temelini açığa çıkartarak açıklamalı ve önlemler geliştirilmeli. İdeolojide açıklık, çalışmada disiplin, özeleştiri de dürüst ve samimi olunmalı. İdeolojik, siyasi ve örgütsel çizgi hatalarından doğru dersler çıkarılmasını sağlayan bu Marksist, Leninist, Maoist anlayış ve tutumdan hareket etmeliyiz. Proleter sınıf mücadelesinin geliştirilmesi için ideolojik ve politik çizgi bakımından bu olmazsa olmazdır. (Bitti)

Related Post