Gelişmeler Ortadoğu, Türkiye, Kürdistan’da Savaş Politikasının Sürdürüleceğini Göstermektedir

52 0

Haber Merkezi: Uzun zaman emperyalist ABD açıkça İran’ı vurmakla tehdit edip durdu. Tehditle de yetinmiyor hiçbir şekilde kabul edilmemesi gereken bir pervasızlıkla ağır bir ambargo kuşatmasını da sürdürüyor. “Savaştan korkmadığını” açıklayan İran ise kendisine yönelik tehdidi boşa çıkarma uğraşında. İstemeye istemeye de olsa Irak ve Türkiye’de İran ambargosu kararına uymak zorunda. Irak’ta dönem dönem IŞİD saldırıları devam etmektedir. İran’ın artan etkisine rağmen Irak’taki ABD varlığı, siyasi ve askeri varlığı tartışmasız. Bir türlü siyasi istikrarın sağlanamadığı ülkede İran’a karşı gerçekleştirilmesi olası bir ABD saldırısı ve patlayacak savaş büyük endişe kaynağı. Çünkü ABD ve Avrupalı emperyalist müttefikleriyle işgale uğradıktan sonra yıkılıp, harabeye dönen, yaraları kapanmayan ve emperyalist işgalciler ve işbirlikçileri kovulmadıktan sonra iyileşmeleri uzun zaman alabilecek kadar büyük acılar çeken Irak halkı savaş istemiyor. Esasta Ortadoğu’da tüm halklar savaşa karşıdır. Savaş emperyalist devletlerin ve yayılmacılık emelleri taşıyan bölge devletlerinin politikasıdır. Bu yüzden sular durulmuyor.

Suriye’de Savaş Sürüyor

ABD ve Avrupalı emperyalist müttefikleri tarafından desteklenen Türkiye’nin ise en büyük tedarikçi pozisyonunda olduğu HTŞ ve diğer birçok gerici İslami taşeron lejyonlar sıkıştıkları İdlib’ten ve yerleştikleri “Fırat kalkanı” bölgesinden bir türlü çıkamıyorlar. Rusya ve Suriye İdlib’te biraz ilerler ilerlemez, ABD ve Avrupa burjuva medyasından dünya medyasına “İdlib’te kimyasal kullanılıyor”, “fosfor atıldı” vs. vb. haberleri servis ediliyor. Arkasından aynı merkezlerden “Rusya ve Suriye İdlib’te saldırılarını derhal durdurmalı” açıklamaları yapılıyor. Tehdit rüzgarları estiriliyor, diplomasi ve medya manipülasyon savaşları yaşanıyor. Nihayetinde Avrupalı NATO üyesi ülkeler, ABD ve Suriye, Batı Kürdistan’a yerleşen işgalci Türkiye ile Rusya, Suriye, İran ve bu kampta yer alan Çin ve diğer ülkeler arasında sürmekte olan rekabet sadece Suriye’nin maffına yol açmakla kalmıyor, tüm Ortadoğu ülkelerini ve ezilen halklarını ciddi boyutta etkiliyor. NATO’nun Rusya’yı çevreleme stratejisini yakın dönemde yenilemesi, ABD ile Rusya arasında daha da sertleşen rekabetin varlığı Suriye’de nihai bir “çözüme” ulaşılmasının oldukça zor olduğunu göstermektedir. İdlib’te tıkanan süreç esas olarak ABD ile Rusya’nın egemenlik ve pazar paylaşım pastası üzerinde uzlaşamamalarından kaynaklanmaktadır. Suriye’yi yıkıp, yerleşme planı yapan ABD idi, derinlemesine yerleşen ise Rusya oldu. Ayrıca “ipek yolu” durağı olması bakımından Çin Suriye’deki savaşın parçasıdır.

ABD ile Rusya emperyalistleri arasındaki keskin çelişmelerden yararlanarak İdlib’te pozisyonunu güçlendirme taktiğini sürdüren Türkiye’nin ise sırtındaki boş sepete taş doldurduğu yeni güç dengeleri ortaya çıkmadan bile görülmüştür. Kürtlere yaklaşımda demokratik bir dönüşüme ayak direyen Suriye’nin bu konuda Türkiye ile ortak refleksler gösterip, gizli uzlaşmalar sağlaması Suriye’yi daha fazla Rusya’ya bağımlı kıldığı gibi, yıllardır İslamcı paralı katiller sürüsünü besleyen Türkiye’ye de bağımlılığını geliştirecektir. Azez’den Efrin’e kadar işgalci Türkiye’yi Rusya’nın direktifleri doğrultusunda hoş görüyle sindirmesi Türkiye’nin Kürt karşıtı politikasını uzun vadede Suriye çıkarına uygun bulmaktadır. Fakat tüm gelişmeler Türkiye’nin Suriye ve Batı Kürdistan’daki işgalci pozisyonunu uzun süreli koruyamayacağını gösteriyor.

Aşırı, diğer ifadeyle üretim anarşisi, büyüyen stoklar, pazarın daralması tekellerin rekabetini şiddetlendiriyor ve savaşa yol açıyor olduğuna göre, sertleşmeye devam eden rekabet Ortadoğu’daki savaş çemberini daha da genişletecektir.

Bekayı Yayılmacılıkta Bulan Ülke: Türkiye

Burjuva yazılı basın ve televizyonlar sürekli bir korku, tehdit, yıkılma, yok olma korkusu pompalarken eş zamanlı milliyetçilik demagojisi, İslam dininin itaat karcı, şükürcü, sığınmacı yönü ile birleştirilerek sunulmaktadır. Yok olma tehdidine dayalı korkuyu önleyici güç olarak savaşa sürerek toprağın altına yolladıkları halkın askere alınmış gençlerine düzülen “şehitlik” övgüleridir. Ekranlar ölüm kusan makinaların “başarılarını” sayıp dökmeden yoruldu, ama askerileşmiş medya devlet tekeline alınmış basın ordusuna indirilen ısmarlama yayınları yapmaya devam ediyor. Geniş kitleler demagoji ve yalan merkezi medya aracılığıyla uyutuluyor ve aldatılıyor.

“Teröre karşı savaş” yalanına inandırılan kitlelere pompalanan milliyetçilik bırakalım kitlelerin “ne işimiz var komşu Irak ve Suriye’nin topraklarında” demeyi yıllarca savaş hükümetine destek sunan bir pozisyona düşüyor. Halk kitleleri sınıf bilinçli değilse geleceği konusunda hiçbir şey olduğu düşüncesi bu olguda da görülmektedir. Türk burjuvazisi örgütsüz proletarya ve geniş halk yığınlarının bilinçsizliği ve dağınıklığından yararlanmaktadır.

Türkiye içte ve dışta Kürt ulusuna karşı savaş sürdürmektedir. Kürtlerin yükselen siyasal gücünün kırılması politik gelişmelerin durdurulması işin sınır dışına ordusunu çıkarıp Irak, Suriye devlet sınırları içinde Kürdistan topraklarında genişleyerek tehlikeyi önleyeceğini hesaplayan faşist Türk devletinin güçlenmek yerine iktisadi, siyasi ve politik açıdan güç kaybına uğradığı artık gizlenemez bir gerçektir.

 Ağırlaşan ekonomik kriz, işsizlik, emeklilik ve SGK fonlarından para aktarımına muhtaç duruma gelen hazine 500 milyar dolara yaklaşan dış borç, sekiz milyonu aşan işsiz, çöken tarım, uyuşturucu kullanımının, hırsızlığın, soygun ve yağmanın, fuhuşun patladığı, kültürel ahlaki çürümenin zirve yaptığı Türkiye’de Kürtlere karşı sürdürülen savaşta kitleler milliyetçilikle konsolide edilmeye çalışılıyor.

Rojova’da, Efrin’de faşist Türk ordusu pozisyonunu korumaya çalışırken, Lelikan’da ileriye doğru bulunduğu hattı ilerletmek, Güney Kürdistan’da yirmiyi aşan askeri üstlere yenilerini eklemek istiyor. Lakin mızrak çuvala sığmıyor. Savaş maliyeti halkı daha da yoksullaştırdığı gibi Türkiye çok daha ağır ve derin biçimde emperyalist finans kapitale bağımlı ve muhtaç hale geliyor.

Talimatla İstanbul yerel seçimini yeniletme kararını aldırtabilecek derecede darbe rejimine sarılan AKP-RTE’nin durdurulamayan güç kaybının daha fazla baskı uygulamakla giderilemeyeceği açık olsa da ellerinde bu yıkıcı araçtan vazgeçmiş değiller. Komünist, devrimci, ilerici, muhalif kesimler üzerinde tutuklama furyası sürüyor. En önemlisi ise kriz koşullarında işçi sınıfının daha da ağır şartlarda çalışmaya zorlanması, grev yasağının sürdürülmesi, işçilerin birleşme ve mücadelesini geliştirecek en ufak bir çalışmaya izin verilmemesi, devlet eliyle ezilmesi politikasının ancak bir askeri rejimde olabilecek biçimde uygulanmasıdır.

S-400 ile F-35 üzerinden tartışılan ikilem, Türkiye’nin hem ABD ile Rusya arasındaki çelişkilerden yararlanmaya, hem de alabildiğince sıkışmasını ihtiva eden dış politika ve savunma alanındaki bağımlılığının ne derece büyük olduğunu gösteriyor. Trump ve Putin arasında mekik dokuyan RTE’nin bir dediğinin diğerini tutmaması olgusu esas olarak Türk burjuvazisinin ve onların devletinin emperyalist güçlere dayanan temel üzerinde ayakta durduğunu göstermektedir.

Ne AKP+MHP ittifakı, ne müjdelenen yeni reform paketleri nede Qandil’i fethetme naraları iktisadi krizin siyasal krizle birleştiği Türkiye’de egemen sınıflar açısından çelişkileri hafifletmeyecektir. Zayıflamaya devam eden ve çöküşü kaçınılmaz olan AKP’nin daha fazla devlet partisi olarak muhafaza edilmesinin toplumsal koşulları kalmıyor. Egemen sınıf kliklerinin devlete egemen olma rekabetinin kriz biçimini aldığı politik, siyasi şartlar aşılmış değildir. Her gün halk kitlelerine pompalanan yalan ve aldatmaca ile gerçeklikten koparılmış toplum çürütülmektedir. Rekabet halinde olan burjuva blokların hiç birinden işçi sınıfı ve tüm emekçi halk kitlelerinin yararına bir fayda gelmez.

Kurtarıcı Devrimci Kitlelerdir

Dünya, Ortadoğu, Türkiye ve Kürdistan’da toplumsal çelişkiler alabildiğince keskinleşmiş ve kan emicilerin savaş dışında ellerinde bir araç kalmamıştır. Dikkat çektiğimiz politik, siyasi ve iktisadi koşullar proletarya için büyük zorluklar barındırsa da aynı zamanda devrimci olanaklar barındırmaktadır. Sistem içi çözümler peşinde olmayan, var olan sömürücü, talancı, rantçı sistemi aşma, üretim araçlarını toplumun mülkiyetine dönüştürme ve sömürüyü ortadan kaldırma gayesiyle sürdürülen komünist sınıf mücadelesi halk kitleleri için biricik kurtuluş yoludur. Devrimci amaçların stratejik manada ısrarla savunulması, kitlelerin gücüne güvenerek sınıf bilinciyle halk örgütlülüğünün yaratılması çalışmasının ilerletilmesi ancak devrimci proletaryanın bakış açısıyla kitleler içinde olmakla mümkündür. Burjuvazi ulusal baskı uygulamaya, din ve inanç özgürlüğünü tanımamaya, söz, ifade, toplanma, grev, örgütlenme hak ve özgürlüklerini devlet zoruyla ezmeye, işçi sınıfının öncü kuvvetleri komünistleri ve K. Kürdistan’lı devrimci güçleri katletme ve proletaryanın birleşmesinin engellenerek azami sömürünün sürdürülmesi temeline dayanmaktadır. Devrimci işçi sınıfı ise ulusal baskıya karşı Kürdistan’ın özgürlüğünden yanadır ve ulusların tam hak eşitliğini inanç ve din özgürlüğü için dinin devletten kurtulmasını, söz, ifade ve toplanma, grev ve benzer her türden özgürlüğü savunmakta, baskılara karşı koymaktadır.

Proletaryanın önderliğinde birleşmiş halk kitlelerini hiçbir güç yenemez, bu temelde birleşerek mücadelenin adım adım büyütülmesi dışında kitleler için bir çözüm yolu yoktur…

    

Related Post

SİSTEM ZOR VE BASKIYLA AYAKTA DURUYOR

Posted by - 14 Kasım 2018 0
Haber Merkezi: 2019 Mart tarihinde yapılacağı belli olan ve yaklaşan süre itibarıyla tartışmaların yoğunlaşmaya başladığı bir dönemin başında DBP/HDP’nin belediyeleri kazanması…