Devrimci objektif koşullar uygun ve gelişme seyri yükselişte olmasına rağmen sübjektif kuvvetler geri ve dağınık olabilir. Bu durumda sübjektif kuvvetlerin devrimci şartlardan yararlanması pek mümkün olmaz. Ancak toplumsal iktisadi değişen şartlara ve olgunlaşan siyasi nesnel duruma uygun, verili koşullara denk düşen bir proletarya partisi mevcutsa devrimci gelişmelere yön verebilir. Güçlü komünist bir örgüt yoksa koşullar ne derece uygun olursa olsun devrime önderlik etmek imkansızdır.

Önderliğin öneminin kavranmaması, devrimci teori ve bilimsel komünist bir örgüt anlayışından yoksun olmaktan kopuk değildir. Örgüt yoksa işçi sınıfının aydınlanmış ileri kesimleri, hatta proleter bilince erişmiş tek tek proleter aydınların bile bir merkezde toplanması başarılamaz. Bu gerçeklerin bilinmesi bir şeyi değiştirmez, aslolan bu temel ihtiyacı kavrayan kadrolar tarafından yıkılmaz, disiplinli bir örgüt yaratılmasıdır. Kadrolar yoksa örgüt yaratılamaz, yaratılmış bir örgüt varsa kadroların varlığı ve niteliği belirleyici önemdedir. Çünkü örgüt önderliksiz yürüyebilecek bir mekanizma değildir. Devlet en gelişmiş örgüttür, hükümetsiz kalması veya onu yöneten sac ayaklarından görevli kadrolardan yoksun olması halinde devlet çöker. Keza egemen sınıf arasındaki şiddetli çatışma ve çelişkiler de güçlerin bölünmesi sac ayaklarını birbirine bağlayan anayasa ve yasaların dışına çıkmasına yol açabilir. Bu durumda da hükümetin ve yöneticilerin varlığına rağmen devlet çökebilir. En gelişkin zor örgütü olan devlette nasıl ki kurallar-anayasa ve yasalar önemliyse, örgütte de kurallar önemli ve ilkeseldir. Bu bakış açısından değerlendirildiğinde siyasi iktidar uğruna sınıf düşmanlarını yok etmek için savaş sahasına adım atan bir komünist örgütün bilimsel demokratik kurallara sahip olması gerektiği kadar, saptanan kurallarla hareket etmesi de aynı derecede önemlidir ve zorunludur.

Hiç kimse burnundan kıl aldırmıyor, ama rahatlıkla belirtebiliriz ki ideolojik yozlaşmanın çok çeşitli biçimlerde devrimci harekette boy gösterdiği, tasfiyeciliğin derinleştiği, ciddi dağılmaların yaşandığı ve reformizme doğru savrulmanın aleni olduğu politik atmosfere bakıldığında ayırt edici bir yerde duran örgüt ve önderlik sorunlarını aşmış bir yapıdan söz edilemez. Elbette faşist diktatörlüğün azgın saldırılarının bir etkisi vardır, ama sınıf hareketinin önderlik ve örgüt sorunu sınıf düşmanlarımızın baskısı ve saldırılarıyla açıklanamaz. Proleter iç demokrasi mekanizmasını işletme kabiliyetinden yoksun, grupçu, klikçi, anti demokratik metotlarda ısrar eden ‘’önderlerin’’ Kaypakkaya geleneğinde yol açtıkları ayrılık ve tasfiyeciliğe bakılırsa vurgu yapılan hususların önemi anlaşılır. Ne yazık ki, ciddi değerlendirme ve bilimsel bir analiz söz konusu değildir. İdeolojik mücadeleden uzak sekter bir tutumla ‘’giden gider, kalan sağlar bizimdir’’ yaklaşımıyla hala gerçekten devrime önderlik edebilecek bir parti yaratacaklarına inananların olması bunca tarihi tecrübeye rağmen oldukça dramatiktir. Oysa demokratik merkeziyetçilik ilkesinden uzaklaşmak komünist partinin bilimsel örgütlenme anlayışından uzaklaşmaktır. Ne denirse densin bu ve benzer yanlışlar yanında ilkesel suçlar işleyen ‘’önderlik’’lerin tasfiyeciliğin mimarları oldukları görülmeden gerçek yakalanamaz.

Sınıf hareketi genel olarak çektiği sancılardan da görüldüğü gibi yeni bir şekillenme dönemindedir. Reformizm-parlamentarizme kayanlar parlamenter ‘’zaferlerle’’ zaten yerini bulduklarını göstermektedirler. Burada esas mesele komünistlerin mevcut açmazları nasıl aşacağıdır. Kadro, önderlik ve örgüt sorunlarını gidermede MLM ideolojisi ışığında kararlılıkla çalışarak, hatalardan koparak, karşı durulması gereken reformizme (reformizm, sosyal şovenizm, parlamentarizm) ideolojik darbeler vurmada görevlerini yerine getirme ısrarı keza ihanet, tasfiyecilik, darbecilik üreten örgüt anlayışlarından kopmuş komünist bir örgütün yaratılması kabiliyetinin yakalanması ilerlemek açısından hayati önemdedir.

Devrimci görevlerin şiddetli çekim gücüne karşı çözüm üretmesi gereken kuvvetlerin zayıflığı, hatta yokluğu ciddi bir çelişkidir ve devrimci teorinin bakış açısından bakmayanlar üzerinde karamsarlık ruh hali yaratabilir. Oysa apaçık olan devrimci koşullar hala devrimci görevler talep ettiğine göre karamsarlığa yer olamaz. Yenilgiler olsa bile bu neyi değiştirebilir? Zafere giden her devrimin birçok yenilgiden, büyük kayıp ve hatalardan geçtiği biliniyor. Sınıf mücadelesinin kanunu yenile yenile ancak yenmenin başarılabildiğini göstermektedir. O halde bozulan, elleri ayakları tutmayan, sendeleyen, gücü azalan mekanizmayı sağlamlaştırarak işe asılmak gereklidir.

Mücadelede diğer bir dizi görevlerin yapılması üzerinde etki edebilecek ana göreve odaklanmak bilimsel devrimci bir metottur. Bu temel kurala uyularak hareket edilmesi kolektif enerjinin hatalı kullanımını engellediği gibi hedeflere ulaşmanın da yolunu açar. Bu bakış açısı, çok açık olarak revizyonizmin darbelerine maruz kalmış, hasar görmüş, parçalanmış partimizin yaraları sarıldığı, hasarlar onarıldığı oranda Maoist hareketin gelişebileceğini gösteriyor. Bu gelişmenin ideolojik, stratejik, teorik, siyasi ilerleme ile olabileceği de kendiliğinden anlaşılır…                 

Related Post

Suriye Savaşında Son Halka Türkiye

Posted by - 26 Eylül 2018 0
Makale: Suriye Savaşında Son Halka Türkiye  Ortadoğu’da sular durulmuyor. Emperyalist kapitalist sistemin ağırlaşmaya devam eden krizi dünyanın her yerinde kaçınılmaz etki…