24 Haziran Parlamento ve Başkanlık Seçimlerinde Devrimci Örgütlerin ve Reformist Partilerin Tavırları Üzerine

 H.G seçime katılma politikasında fiili olarak ‘’biz komprador tekelci klik adaylarına oy vermeyi telkin edemeyiz’’ diyor, ama ittifak yaptığımız ve milletvekili adayı çıkardığımız, ‘’sosyalist ve demokratik cephe’’nin partisi olarak gördüğümüz HDP bu komprador klik adaylarından birini destekleyebilir şeklindeki çarpık anlayışını savunmaktadır. Yani burjuva reformcu bir parti niteliğindeki HDP’ye sınıf bilinçli işçiler başta olmak üzere tüm emekçileri oy vermeye çağıracaksınız, bu esnada bir komprador burjuvazinin klik adayı lehine ikinci turda çekileceğini açıklayan HDP politikalarından sorumlu olmayacaksınız, buna kargalar güler.

H.G tavrını şöyle özetlemektedir:

‘’Seçimlerde düzen partileri ve adaylarına oy vermeyi kitlelere telkin edemeyiz. Bu anlamda başkanlık seçimlerinde HDP adayının desteklenmesi tek doğru yaklaşımdır. Ki, HDP ve adayının desteklenmesi onun demokratik niteliğinden de kaynaklanan doğru bir tavırdır. HDP’nin başkanlık seçiminde muhtemel ikinci turda bir komprador tekelci klik adayı lehine çekilip bunlardan herhangi birini desteklemesi durumunda bağımsız siyasetimizi devreye sokarak hiçbir adayı desteklememe tavrı geliştirmeliyiz ki, bunun açık ifadesi söz konusu durumda boykot taktiğinin ikinci turda devreye sokulmasıdır. Milletvekili seçimlerinde ise HDP ile ittifak temelinde HDP’nin desteklenmesi veya HDP’den aday gösterilmesi genel olarak doğru olandır. Bu esastır’’ (14)

HG’de bunlar yazılırken HDP ikinci turda komprador burjuva klik adaylarından biri olan ‘’millet ittifakı’’ adayını destekleyeceğini açıklamıştı. Buna rağmen HG burjuva partilere oy vermeyi telkin eden, onlarla sözleşmelere hazır olan bir parti ile seçimlere giremeyiz demedi. Milletvekili adayı çıkardıkları HDP’nin kitleleri burjuva gericiliğin adaylarına oy verme siyasetine ortak oldu.

Devletin başına başkan seçmede komünistlerin işi olur mu sorusunu bile sormayan H.G/SMF kendisine bir başkan adayı buldu ve kitleleri sandık başına çağırdı. HDP’nin başkan adayına oy verilmesi çağrısı yapılırken S. Demirtaş ise ikinci turda ‘’millet ittifakı’’ lehine çekileceğini belirten açıklamalarda bulundu. H.G bütün bu tutarsız, burjuva sınıf siyasetiyle hiç ilgilenmedi. Duymazlıktan geldi. Böylece halk kitlelerinin burjuvazinin arkasına takılma siyasetinin bir bileşeni olduklarını da gösterdiler. HDP ve Başkan adayı S. Demirtaş’ın ikinci turda ‘’millet ittifakı’’ komprador burjuva kliğin lehine çekilmesinden hiçbir hoşnutsuzluk duyulmuyor, sadece kendini aklama telaşı ile ikinci turda ‘’boykot’’ tavrı takınılacağı belirtiliyor. İyide milletvekili adayı çıkarıp ittifak kurduğunuz disiplinini kabul ettiğiniz HDP burjuvazinin faşist kliğinden biri ‘’millet ittifakı’’ adayına ikinci turda oy verilmesini kitlelere telkin ediyor. Bu hatalı siyasetten, sizin gibi biçimde Maocuların kurtulması mümkün olabilecek mi?. Bu berbat oportünizm sizleri şimdiden tahmin edileni aşan ölçüde hızla çürütmüştür.

SMF/H.G’nün tek doğru seçim taktiğinin HDP çatısı altında – burjuva reformcu hat anlamına geliyor – seçime girmek olduğu savunusu temelsiz ve katıksız bir oportünizmdir.

Komünistler seçim çalışmasını devlet sistemini yönetmeye talip olmuş adaylar arasında demokratik olan adayın seçilmesi yönünde işçi sınıfını bu demokrat adaya oy verme temeline oturma taktiği ile ele almazlar. Eğer demokratik nitelik taşıyan kapitalist devlet başkanı adaylarının desteklenmesi doğru bir tavır ve taktik olmuş olsa, örneğin komünistlerin Almanya’da sosyal demokratları, Türkiye’de ise EMEP, ÖDP ve benzer reformcu burjuva demokratik partileri ve başkan adaylarının desteklenmesi gerekir. Lakin tarih bunu söylemiyor. Komünistler reformcu, oportünist partilerin arkasına takılmamaları parlamentoyu bir kurtuluş yolu gösteren bu partilerin boş vaatlerine kanmamaları için devrimci kitleleri uyarmışlardır.

Başkanlık seçiminde işbirlikçi egemen burjuva kliklerden birisi olan ‘’millet ittifakı’’ lehine çekileceğini – ki bu CHP’nin desteklenmesi oluyor – uzlaşmalara açık olduğunu 24 Haziran seçiminden önce açıklayan HDP ve başkan adayının devrimci işçi sınıfının adayı olarak desteklenmesi gerektiğini savunan ittifak güçleri şu yapılardan oluşmaktadır: SMF, Özgür Gelecek, Alınteri, Devrimci Parti, SYKP, ESP, Yeşiller ve Sol Gelecek Parti, SODAP, EMEP, EHP, HTKP (TİP), Halk Evleri, Kaldıraç, DSİP, KÖZ, ÖSP. Bu parti ve örgütlerin seçim taktiği işçi sınıfının burjuvaziye karşı sınıf mücadelesini geliştiren bir öze sahip değildir. Aksine işçi sınıfının bilinçli öğeleri düzenle barışık yaşamayı siyasal çizgi haline getirenlerin seviyesine çekilmektedir.

‘’25 Haziran’da her şey düzelecek’’, ‘’25 Haziran’da HDP ile halklar yeni bir yaşama uyanacak’’, ‘’diktatörlükten kurtulacak’’ vb. vs. propagandasını taşkın seller gibi yapan kuyrukçu sosyalistler emperyalizmin yarı-sömürgesi, borç kölesi durumundaki Türkiye’de işçi sınıfının ve tüm emekçi halkın kanını kurutan kapitalist sömürüden, ücretli emek köleliğinden nasıl kurtulacağını açıklamayı düşünmeden! Kitlelere hatalı bilinç taşıyarak büyük günah işlemeye devam ettiler. HDP’nin düzeltebileceği bir ekonomik düzen olmamasına rağmen seçim rüzgarına kendini kaptırmış devrimci yapılar kapitalist sömürü sistemi var oldukça gerçekleşmesi olanaksız vaatlerde bulunulmasında hiçbir mahsur görmüyorlar.

Madem HDP başarı kazandıkça ‘’25 Haziran’da her şey düzelecek’’ hatta ‘’diktatörlükten kurtulacak’’ o halde bir işçinin devrime inanmasına da gerek yoktur.

Kapitalist sermaye işçi sınıfını sömürmeye, köylülüğü yıkıma uğratmaya devam ettikçe, 500 milyar dolara yaklaşan – 295 milyar doları şirketlerin borcudur – borçla, gırtlağına kadar emperyalistlere bağımlı sanayi ve ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 70 civarında olan, cari açığı sürekli büyüyen, borçlarını ödemeyi ancak yeni borçlanmalarla ve daha yüksek faizle döndürebilen bir düzende nasıl HDP ‘’24 Haziran akşamı Yeni Yaşam’ı kuracak’’?!. Anlaşılıyor ki devrimci kitlelerin aldatılmasına hizmet eden propagandanın seçim çalışması olarak sürdürülmesine söz konusu devrimci örgütler çok hızlı ayak uydurmuştur.

Kapitalizmin teşhir edilmesi ve toplumsal sorunların çözümünde bilimsel sosyalizm propagandasından kaçınılması başkanlık seçimine katılan küçük-burjuva devrimci örgütlerin belirgin ortak yanıdır. Seçim çalışmalarının esası ‘’AKP gitsin’’ çerçevesine oturtulmuştur.

Proletarya ile burjuvazinin başlıca iki karşıt sınıf olarak bölündüğü çağdaş her toplumda burjuvazinin gerçek karşıtlıkları gizlemek için yapay kutuplar suni zıtlıklar ürettiği ve işçi sınıfını böldüğü bilinmektedir. Bunun yanı sıra zengin ve yoksulların, topraksız, küçük-orta toprak sahibi köylüler ile büyük toprak sahipleri, özcesi köy burjuvazisi ile emekçi köylüler arasında; kent küçük burjuvazisi ile büyük burjuvazi –küçük mülk sahibi üreticiler ile büyük burjuvazi arasındaki çelişki ve bölünmeler apaçık olmasına rağmen HDP’nin seçim bildirgesinde ‘’toplumsal kutuplaşmanın olmadığı ülke’’ vaadinde bulunması egemen burjuva düşüncenin gerçekleri görünmez kılmak siyasetinden devralınarak normalleştirilmiştir. ‘’Sosyalist’’ ittifak güçleri çarpık sınıf bilincinin kitlelere sunulmasının parlatılmış vitrini olarak seçimlerde işlev görmektedir.

Sosyalistlik iddiasında olan, ama gerçekte reformizm-parlamentarizme savrulan bu hareketlerin bir diğer ortaklaşma noktası Kürt ulusal sorununda Marksist çözümden uzaklaşarak, anayasal düzenlemeleri içeren arayış politikası gütmeleridir. Bu oldukça dikkat çekicidir. Kürt ulusunun özgürce ayrılma ve devlet kurma hakkının tanınması teorik olarak kabul edilse de gerçek manada bu hareketler tarafından savunulmadığı gibi, Kürt ve Türk proleterlerin enternasyonal temelde birliğinin geliştirilmesi zorunlu sınıf mücadelesi yerine ise KUH’nin Türk burjuvazisi ile uzlaşma politikası ve hedeflerinin savunulması konulmuştur. ‘’Kürt halkına destek’’ gibi temelsiz argümanlarla kuyrukçuluk yapılmakta Kürt işçi ve emekçilerinin sınıf mücadelesinin üstü örtülmektedir.

Bolşeviklerin parlamentodan yararlanma taktiklerine atıfta bulunularak ve içeriği kavranmadan Lenin, Stalin’den yapılan alıntılarla burjuva reformcu hatta seçim taktiği benimseyen örgütlerin hatalı politikasını doğru göstermeye çalışmaları kaçınılmaz olarak oportünizmin özü olan Marksizm teori ve pratik tecrübelerinin çarpıtılmasını içermektedir.

Örneğin Özgür Gelecek’in 1905’te devrim fırtınası içinde parlamentonun Bolşevikler tarafından boykot edilmesi, ama devrimci dalganın ayaklanma düzeyine varmasının beklenmediği ve karşı-devrim cephesinin azgınca saldırıyı yoğunlaştırdığı 1907 ile 1908 ve sonraki yıllardaki boykot için ‘’ağır ve onarılması zor yanılgı oldu’’ diyen Lenin’in 1908 ile 1914 arasında illegal mücadele ile legal mücadele biçimlerini birleştirme olanaklarını nasıl kullandığına, parlamentodan nasıl yararlanıldığı ve bu parlamento ve diğer gerici kurumlardan yararlanmak proletaryanın devrimci partisini nasıl sağlamlaştırabildiklerine bakmadan Bolşeviklerin parlamentoyu boykot, yada devrimci temelde yararlanma taktiğini bugün kendilerini demokratik burjuva reformcu bir partinin kuyruğunda seçime katılma gibi bir sapmaya dayanak yapmaya çalışmaktadırlar.

Unutulmaması gereken şudur: Çarlık Rusya’sında Bolşevikler hiçbir zaman mutlak monarşiye karşı ilerici demokratik talepleri ileri süren burjuva bir partinin çatısı altında veyahut da böyle burjuva reformcu parti ile sözleşme yapma, işçi sınıfının bu parti için sandık başına çağrılması şeklinde parlamento mücadelesi yapmamıştır. Aksine Bolşevikler parlamentoya kendi komünist adayları ve bağımsız proleter sınıf siyasetiyle katılmışlardır. Yani boykot siyaseti benimsendiğinde reddetme, ama boykot kararı alınmadığında ise burjuva partiler içinde en demokrat ve reformcu olan bir partinin desteklenmesi gibi çarpık, oportünist ve bağımsız proleter siyasetini dumura uğratan bir politika söz konusu değildir Bolşeviklerin çizgisinde. Tarihin doğru kavranması hayati önemdedir. Keza Batı Avrupa’da başta Almanya olmak üzere 19’uncu yüzyılda henüz komünist oldukları dönemde parlamentodan yararlanma taktiği benimseyen tüm sosyal demokrat partiler (dönemin komünist partileridir) ve daha sonra Rusya’da Bolşevikler parlamento mücadelesini doğrudan komünist adaylarla ve bağımsız proleter sınıf siyasetiyle sürdürmüşlerdir. 4.5 milyon oy alan Alman Sosyal Demokrasisinin kurucu liderlerinin de parlamento grubu içinde yer aldığı, daha sonraki yıllarda ise proletaryanın kurtuluş davasına parlamento grubu içinde sadık kalan tek komünist K. Liebneckht’in emperyalist savaşa karşı tutarlı duruşu ve işçi sınıfını ‘’kendi’’ burjuvazisine karşı mücadeleye çağırma ısrarı burjuvazi tarafından K. Liebneckht’in tutuklanmasıyla yanıtlandığında Alman parlamentosunda sosyal demokratların ciddi ve güçlü bir sayıda grubu vardı. Komünizm mücadelesine ihanet ettiler ama bu tartışdığımız konunun özünü değiştirmeyen ayrı bir meseledir. Keza aynı tarihi dönemde Bolşeviklerin Duma’daki – meclisteki – komünist temsilcileri de tutuklanmıştı. Reformistlerimiz bu tarihi olguların anlamı üzerine düşünmüyorlar.

Bu anlamda Rus komünistleri seçime katılmışlardır, ama nasıl sorusunun doğru yanıtlanması hayati önemdedir. Burjuva parlamentosundan komünistlerin yararlanmasının tarihsel konuluşu bizlere komünist partilerinin parlamentoya kendi komünist adaylarıyla girdiklerini göstermektedir. Burjuva kliklerin geriletilmesi, yada monarşinin yerine burjuvazinin sınıf egemenliğinin geçirilmesi, çeşitli reformlar için değil, devrim amacıyla sınıf mücadelesinin geliştirilmesi perspektifi ile uygun koşullar altında parlamentodan proletaryanın bağımsız sınıf çizgisi ile yararlanılması bu alanda tek, ama gerçekten tek Bolşevik taktiktir.

Parlamentodan devrimci amaçlarla yararlanmanın mümkün olmadığı anlayışında olan Özgür Gelecek ve benzer yapıların seçimlere burjuva reformist parti olarak değerlendirdikleri HDP çatısı altında girmelerinin uluslararası komünist hareketin seçimlere katılma-parlamento taktiğiyle, deneyimleriyle bağdaşmadığı çok net ve açıktır.

AKP-MHP faşist gerici burjuva kliğin geriletilmesi adına – ki alternatifi CHP-İYİP, SP, DP burjuva kliği oluyor – parlamentoda reformcu burjuvaziye yedeklenmek emekçi yığınların yaşamını doğrudan etkileyecek demokratik hakların korunmasını sağlayamayacağı gibi bu taktik sınıf mücadelesi yerine sınıf uzlaşmacılığının konulması taktiğidir. Mutlak monarşinin gericiliğine karşı devrimci proletaryanın burjuva partiler için sandık başına çağrılması ve bununda parlamentodan yararlanma taktiği olarak Rusya’da Bolşevikler tarafından savunulsaydı Lenin’in burjuva etki altında olan oportünist Menşeviklerden, Plehanovculardan farkı kalmazdı. Lenin’in seçim taktiğinde hiçbir zaman bu tür burjuva etkiye rastlanmaz. Ama Türkiye’de küçük-burjuva devrimciliğinin kendine özgü dar görüşlülüğü, kavrayışsızlığı ve tutarsızlığı ile alakasız alıntılarla sanki Leninist taktikmiş gibi ‘’tüm demokratik hakların rafa kaldırılması, faşizme karşı demokratik hakların korunması’’ gibi gerekçelere dayandırılarak seçimlerde komünist adaylar ve sınıf siyasetinden yoksun olarak – bunun olup-olmayacağı, olmayacaksa nedenlerinin açıklanmasına hiç değinilmeden – devrimci proletaryanın reformcu burjuva partiyi desteklemesinin biricik doğru taktik olduğu savunulmaktadır.

Oysa devrimin zaferi için doğan proletarya partisinin reformculuğun geliştirilmesi için çalışmasının hiçbir nedeni yoktur, olamazda.

Özgür Gelecek şöyle demektedir:

‘’Ülkemizin içinden geçtiği politik atmosfer ve AKP’nin kazanması durumunda kırıntı düzeyinde de olsa tüm kazanılmış demokratik hakların rafa kaldırılarak faşizmin daha da koyulaştırılarak uygulanacağı bir döneme geçileceği açıktır. İşte tamda burada devreye kazanılmış hakların korunması, hatta demokratik anlamda az çok kullanacağımız yeni demokratik kazanımlar için mücadele etmek taktik olarak yanlış değildir.’’ (16)

Elbette koyulaşan faşizme karşı mücadele etmek ortak düşüncedir, ama bu mücadelenin biçimi, yöntemleri, önderliği tayin edicidir. Eğer proleter devrim hedefi için değil de demokratik haklar ve reformlar – ve gerici faşist AKP/RTE kliğinin yerini muhalefette demokrat kesilen diğer bir burjuva faşist gerici kliğin almasını demokratik hakların korunması açısından öne alınması anlamına gelen bir yönelimle – bir parlamento mücadelesi benimsenirse Özgür Gelecek’in düşüncesindeki içerikle burjuva reformculuğuna devrimci işçi sınıfının yedeklenmesi de normal karşılanır. Ama bu ‘’normallik’’ komünistlik adına proletaryanın devrimci sınıf çalışmasında burjuvaziye yedeklenmektir.

Demokratik haklar için mücadele etmeyi parlamentoda burjuva reformculuğuna yedeklenmek olarak kavrandığı görülen Ö.G’inde seçim taktiğinin toplamı seçimlerde burjuva reformcu partinin siyasetiyle çalışmaktan ibarettir. Kitleler ancak birleşerek kendi öz güçleriyle haklarını koruyabilirler, burjuvazinin arkasına takılmaları onları korunaksız bırakır.

Devam edelim,

‘’AKP’nin 24 Haziran seçimlerinde alaşağı edilmesi toplumun %60’lık bir kesimin istemi haline gelmiştir. Bu anlamda AKP 24 Haziran seçimlerinde halk kesimlerinin karşısındaki en büyük düşman durumuna gelmiştir. Buda seçimin birinci aşamasında HDP dışındaki partilerle ittifak halinde hareket etmeyi gerekli kılmamaktadır… Seçimin ilk turunda ‘’hiçbir burjuva partiye oy yok’’ tavrımız oldukça isabetlidir. Bu tespit ilk turda tüm çaba ve çalışma HDP’nin kazanması üzerine şekillenecektir. HDP kendisi için çalışırken, okun esas hedefi elbette AKP’ye yönelecektir. Ancak bu diğer burjuva partilerin teşhir edilmeyeceği anlamına gelmez. SP genel başkanının Sivas katliamındaki rolü, İYİP genel başkanı Meral Akşener’in 1990’lardaki icraatları, CHP’nin dönem dönem AKP’ye koltuk değneği olması ve burjuva partilerin halk düşmanlığında nasıl ortak bir noktada durdukları görmezden gelinemez.’’ (17)

İYİP, SP, SHP gibi gerici partilerin teşhir edilmesi, asıl hedefin ise AKP’ye yöneltilmesi gerektiğini açıklayan Ö.G işçi sınıfını kazanması için sandığa çağırdığı HDP’nin ikinci turda bu gerici kliği desteklemesi tavrının ne anlama geldiğinin üstünden atlamayı seçiyor. İlk turdaki tavrınızı anladık HDP’ye çalışacaksınız, peki ikinci turda olacaklar ne anlama geliyor?. Teşhir edilmesi gereken gerici burjuva kliğin adayı lehine HDP tutum aldığını açıkladı. Benzer örgüt ve çevreler gibi Ö.G’de HDP’nin bu uzlaşmacı tutarsız tutumundan sorumludur.

Ayrıca M. Akşener, T. Karamollaoğlu gibi sicili bozuk parti başkanları yada CHP’nin AKP’ye koltuk değneği olması gibi olgulardan çok daha önemlisi bu faşist gerici partilerin burjuva sınıf niteliği ve temsiliyeti teşhir tahtasına oturtulmalı.

HDP’nin tavrına yönelik Özgür Gelecek herhangi bir tutum geliştirmedi. Yani biz gövdemizle HDP’yi destekleyeceğiz ama ikinci turda ‘’millet ittifakı’’ denilen burjuva gericiliğe HDP’nin destek vermesi ve uzlaşmasından biz değil HDP sorumludur, sessiz kalalım tavrına girilmiştir. Kaypakkaya yoldaşın burjuva reformculuğuna karşı keskin sınıf tavrından bunu mu öğrendiniz?.

AKP’nin gitmesi için CHP’nin desteklenmesi siyasetini benimseye ÖDP’nin kuyrukçuluğu çarpıcı bir şekilde HDP ile seçime giren küçük-burjuva devrimci örgütlerin, yasalcı reformist sosyalist maskeli partilerin dönüp dolaşarak CHP, İYİP, SP, DP’nin ‘’millet ittifakı’’na HDP üzerinden yedeklenme hali dramatik olmuştur. Kabul etmekte zorlansalar da, hatta hiç böyle bir şey olmamış gibi davransalar da durum budur. Domino taşları şöyle devrilir; devrimci yapılar HDP’ye çalışır, HDP ise ikinci turda kalması ihtimali düşünülen CHP’nin – ‘’millet ittifakı’’ – başkan adayını destekleyeceğini ilan eder. Yedeklenmenin geldiği sonuç budur. Burjuva siyasi çizgi ve programı altında seçime girmek, işçi sınıfını, tüm emekçileri bu bakışla sandığa çağırmak devrimci bir taktik değil, reformculuk ve ne yaptığını bilmemektir. ‘’Yenilikçi’’ Ö.G’in bu kuyrukçuluk ve reformizm zemininde nasıl bir sınıf siyaseti üretebileceği üzerine biraz durup düşünmesini dostça öneriyoruz.

‘’AKP kazanırsa baskı artacak’’ tüm mesele bundan ibaret. Ö.G, SMF başta olmak üzere kuyrukçu seçim çalışanları katarına göre artacak baskı nedeniyle devrimci proletarya AKP’nin kazanmaması için reformcu parti desteklenmeliymiş; o da dönüp muhalefetteki burjuva kliği destekleyebilirmiş. Peki burada proletaryanın sınıf mücadelesi, bağımsız siyasi çizgisi, kapitalizm karşısında sosyalizm propagandası, burjuva temsilciler karşısında işçilerin kendi komünist temsilcilerini devrimci sınıf davasını sürdürmesi nerede?!. Hiç biri yoktur.

Artan faşist devlet baskısının nedenleri keskinleşen toplumsal çelişmeler ve bu çelişmelerin dayandığı iktisadi temelde açıklamak yerine meseleyi bir partiye ve kişiye bağlayıp işin içinden çıkmak devrimci teoriye uygun düşmez. AKP kazandı ve başkanlık sistemi ile baskı düzeni yeni isim ve devletin yeniden düzenlenmesi sürmektedir. AKP’nin yerini CHP’nin çektiği ‘’millet ittifakı’’ almış olsaydı baskılar son bulacak, devletin siyasi niteliği değişecek, faşizm sonuçlanacak mıydı?!. Böyle bir durum olamazdı. Devletin niteliğini yeterince açıkladık, tekrara düşmeyeceğiz. Sınıf hareketi aşırı şiddet ve baskıya başvurmaksızın kendini güvenceye alamaz. Nesnel koşulların burjuvazi cephesindeki sonucu budur. Reformcular ise faşist sistemin yerine AKP’yi koyarak, AKP’yi savuşturmak için ise burjuvazinin muhalefetteki kliğine yedeklenmeyi salık vermektedirler. Böylece sermayenin egemenliği ve devlet diktatörlüğünün hedef alınması, işçi sınıfına iktidar bilincinin taşınması dışlanmaktadır. AKP devlet partisi niteliği kazansa da ondan kurtulmak için başka bir burjuva gerici bloğa yedeklenmek işbirlikçi, teslimiyetçi siyasettir.

Kuzey Kürdistan kentleri yerle yeksan edildiğinde, ulusal hakları için mücadele eden binlerce Kürdistanlı tutuklandığında ve savaş Batı ve Güney Kürdistan’ı kapsayacak biçimde genişletildiğinde, Suruç, 10 Ekim Ankara, Amed katliamları olduğunda OHAL’mi vardı. Faşizm zaten seçimden çok önce koyulaşma sürecine girmişti. Haklı demokratik talepler elbette savunulmalı lakin demokratik hakların savunulması ve ileri sürülmesinin komünistlerin seçime katılma veyahut da boykot etme taktiği üzerine belirleyici unsur değildir. Komünistlerin kriteri şudur: sınıf mücadelesinin geliştirilmesi, proletarya partisinin güçlendirilmesi bakımından parlamentodan yararlanmanın siyasi ve politik şartları mevcutsa seçime katılırlar, ama bu alandaki çalışmasını şu yada bu düzeyde demokratik burjuva talepleri ileri sürmekle siyasal yaşamlarını sınırlamış reformcu partilerin destekçisi biçiminde değil, komünist adaylar ve sınıf çizgisi ile sürdürürler.

Burjuva demokratik hakları savunduğu gerekçesi ile komünistlik adına HDP desteklensin, HDP’de emperyalizmin uşağı komprador Türk burjuvazisinin yönetimdeki AKP ve onların ‘’cumhur ittifakı’’ karşısındaki muhalefetteki bir diğer komprador burjuva kamp olan CHP’nin başını çektiği ‘’millet ittifakı’’nı ikinci turda desteklesin gibi çarpık ve oportünist bir seçim taktiği komünistlerin taktiği olamaz.

                                                                                   ***

Reformizm bayrağını omuzlayanların durumunu daha iyi anlamak için ÖDP’nin seçim tavrına da değinmek gerekiyor. Diğer yasalcı sosyalist partiler gibi ÖDP’de kendisini sosyalist olarak tanımlıyor. Hatta burnundan kıl aldırmıyor, HDP kuyrukçusu olan örgüt ve partileri sosyalist bile görmüyor.

SMF, Devrimci Parti, Özgür Gelecek, HTKP (TİP), KÖZ, EHP, ESP, SODAP, EMEP, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, SYKP, Alınteri, Halkevleri, Kaldıraç demokratik hakların savunucusu olarak HDP’yi görürken ÖDP ise hiçbir sınıfsal analize dayanmadan AKP’ye karşı demokratik hakların savunulabilinmesinin yolunu CHP’nin kuyruğuna takılmakta bulmaktadır.

ÖDP Başkanlar Kurulu üyesi Alper Taş Birgün Medya’daki mülakatında 24 Haziran seçimleriyle ilgili konuşmasında ‘’ikinci turda mutlaka sol-demokrat bir adayın kalması gerektiği’’ni söyledi. A. Taş’ın ‘’sol-demokrat aday’’ tarifinin CHP adayı olduğu söyleşinin şu satırlarında açığa çıkmaktadır:

‘’CHP’nin İnce’yi ortaya çıkarması bile, sol tabandan ve CHP dışından gelen tabanın basıncı olarak görülüyor’’

CHP gibi burjuva gerici bir partinin başkan adayını ‘’sol-demokrat’’ değerlendiren reformist-sosyal-şoven ÖDP açık ve net olarak 24 Haziran seçimlerinde ‘’sosyalist’’ olarak tüm emekçi halk kitlelerini burjuvazinin bu gerici partisinin ve başkan adayının AKP-MHP’ye karşı desteklemeyi önermiştir. Kitlelere ‘’oy ver’’ çağrısı yapan burjuva reformist yasalcı ÖDP ne hikmetse kime oy verilmesi gerektiğini söylemedi, lakin açıklamalarıyla CHP’yi işaret etti. HDP ile arasına mesafe koyup, CHP’den ‘’demokratik cumhuriyet’’ hedefine öncülük bekleyen ÖDP özünde politikada tipik bir kuyrukçu ve kendiliğindencilik örneğidir. Sosyal şovenizm etkisi HDP’yi desteklemektense CHP’yi kabul edilir kılıyor.

Emekçi yığınları oy kullanmaya çağıran ama hangi aday ve partiye oy vermeleri gerektiğini açıklamayan AKP’ye karşı muhalefette olan burjuva partiler arasında serbest bırakan ÖDP’nin ‘’kararsızlığı’’ katıksız oportünizmdir. Sosyalistlik iddiasında olan ÖDP gibi partilere ancak çarpık, reformist siyaset deryası olan Türkiye’de rastlanır.

Başkanlar kurulu üyesi A. Taş ÖDP’nin tavrını şöyle özetliyor:

‘’Kime oy vereceğiz? Haziran Hareketi izlediği siyaset itibarı ile bir tutarlılık içerisinde olmalı. Biz CHP ve HDP dışında bir güç olmaktan bahsetmiştik. O nedenle çok açık söylemek gerekir ki ‘’şu adaya oy ver’’ diye bir çalışma yapmak zorunda değiliz. Solun bakacağı adaylar vardır. Solculara kime oy vereceğini reçete ile sunmaya gerek yok’’ (19)

Özcesi CHP’nin arka bahçesine dönmüş ÖDP hangi aday ve partiye oy verilmesi gerektiğini açıklamayan, emekçi halk kitlelerine seçimde hangi tavrın alınmasını açıkça öneremeyen iradesiz özgün bir örnektir.

Keza ‘’sol’’ kavramının Marksist teoride ÖDP’nin yüklediği anlamda bir karşılığı yoktur. Proletarya ile burjuvazi, devrimci siyaset ile burjuva siyaset uzlaşmaz ayrımının silikleştirilmesinde sınıf içeriği ve anlamı taşımayan ne ifade ettiği belirsiz ‘’sol’’ kavramı bir imdat butonu olarak ÖDP ve tüm reformist, küçük-burjuva yapılar tarafından kullanılmaktadır.

Halk düşmanı CHP gibi burjuva sınıf partisinin devletin başına geçecek adayı sosyalizm maskesi takan ÖDP gibi partiler için ‘’sol’’ tanımına girmektedir. Bunlar aklını peynir ekmekle yemiş değiller, burjuva dünyası ile barışmanın gereklerini yerine getirmektedirler.

Bu nedenle Alper Taş’ın CHP’den milletvekili adayı gösterilmesine açık olmasının şaşırtıcı yanı bulunmuyor. Söyleşide CHP’den teklif edileceği söylenen milletvekili adaylığı için ise A. Taş’ın cevabı şudur: ‘’CHP’den bir aday teklifi olacağı yansıdı. Bize gelmiş resmi bir teklif söz konusu değil. Resmi teklif gelirse bu teklifi değerlendiririz. Teklif gelirse ÖDP ve Haziran Hareketi değerlendirir’’

Beklenen teklif CHP’den ÖDP’ye gitti. Lakin daha önce HDP’nin teklifine sosyal-şoven etkiyle mesafe koyan ÖDP, CHP’nin teklifini kabul etmesi halinde yükselecek tepkileri göğüsleyemeyeceği kaygısı ve izah edilemeyecek tutarsız politik sonuç doğurma vs. nedenlerle son anda teklife olumsuz cevap verildi. Lakin ÖDP tutum ve açıklamalarıyla 24 Haziran’da CHP’nin destekçisi durumuna düşmüştür.

Devrimci proletarya burjuvaziyi yok edilmesi gereken devrim düşmanı sınıf olarak tanımlar, ama sosyalizmi maske olarak kullanan reformist ÖDP gibi partiler burjuvaziyi dost olarak benimsemektedir.

AKP’nin baskıcı yönetim ve saldırganlığı gerekçelerine dayanılarak HDP’de milletvekili gösteren, ittifak kurarak seçime HDP çatısı altında giren reformist partiler ve kimi devrimci örgütler kaçınılmaz olarak HDP’nin CHP’nin etkin olduğu ‘’millet ittifakı’’nı ikinci turda destekleyeceğini açıklamasıyla, kabul edilsin yada edilmesin CHP’yi destekleyen ÖDP ile aynı durağa varmış olmaları 24 Haziran seçimlerinin ayırt edici bir yanını oluşturuyor.

Devam edecek

Related Post