24 Haziran Parlamento ve Başkanlık Seçimlerinde Devrimci Örgütlerin ve Reformist Partilerin Tavırları Üzerine

 Genel resmin kaba hatlarını anlaşılır kılacak aktarımlarla yetinilerek Türkiye devrimci hareketinin seçime katılan bileşenlerinin tutarsız politik tavırlarının özetini yaparak sınıf hareketinde burjuva etki olan reformculuk-parlamentarizm tartışmasının zengin malzemesinden yararlanalım. Kuşkusuz partimiz başta olmak üzere, kimi devrimci örgütlerde boykot veya sistemin teşhir edilmesi pozisyonunda kalarak oportünist seçim ittifaklarından uzak durmuşlardır. Bu alanda da farklı kavrayışlar mevcut olduğu için ayrıca ele alınmayı hak eden nitelikte olsa da eleştirilerimizin konusu seçime katılan örgütlerin tasfiyeciliği derinleştirmeye hizmet eden seçim tavırları üzerine olacaktır. Parlamentodan yararlanma kararında olan ile olmayan devrimci örgütleri aynı zeminde meclis çalışmalarında buluşturan nedir?

Özgür Gelecek’ten (ÖG) başlayalım. Mevcut koşullar altında parlamentodan devrimin çıkarı uğruna yararlanabilecek bir parlamento mücadelesi alanı örgütlülüğü ve kararına sahip olmak gerektiğini teorik olarak savunmayan Özgür Gelecek’in günümüze kadar da parlamento alanından yararlanmanın uygun şartlarının mevcut olduğuna dair bir resmi görüş değişikliğine gittiklerini de bilmiyoruz.

Fakat pratik terse akmaktadır bunlarda. Uygun şartlar olması halinde sınıf mücadelesinde önemli bir alan olan, lakin parlamento alan çalışmasını Türkiye’nin siyasi, politik faşist karakteri nedeniyle işe yaramaz gören ve kendi siyasi ve teorik görüşlerine uygun bu alan ile ilgili somut bir politika geliştirmeyen ve kullanmayan ÖG’in burjuva reformcu demokratik parti için proletaryayı ve tüm devrimci, komünist kesimi sandık başına çağırmasının tutarlı bir yanını bulmak olanaksızdır. Üstelik te 24 Haziran seçiminde devletin başına seçilmesi için gösterilen HDP başkan adayının destekçisi ve seçim ittifakı bileşenine dönüşerek bunu yapmak. Buna teorik olarak kullanılmaz-işe yaramaz görünen parlamentodan pratik olarak yararlanmaya yönelmek denir. Teorik söylem ve tezat pratiğin oluşumu esen rüzgara göre savrulmayla ilgilidir.

Özgür Gelecek burjuva gerici partiler ve Türkiye’deki parlamentonun niteliği için şunları söylemektedir:

‘’AKP dışındaki diğer burjuva faşist partilerde, AKP’den özde bir fark taşımamaktadır ve taşımayacaktır. Açık ve net olarak söylemek gerekir ki parlamento, faşizmin suratına örtülen ‘’demokratik’’ bir peçedir ve köklü bir değişim, bir devrim gerçekleşmediği müddetçe de kısmi revizeler olsa bile böyle kalmaya devam edecektir’’ (7)

Parlamento faşizmin suratına örtülen ‘’demokratik’’ bir peçe ise – ki bu çok isabetle savunduğumuz doğrudur – ondan demokratik temelde devrimci amaçlar için yararlanmak olanaksız ise o halde reformcu demokratik burjuva nitelikte olan bir partinin siyasal çizgisi doğrultusunda işçi sınıfını, devrimci ileri kitleleri neden sandık başına çağırıyorsunuz. Madem parlamento yolu ile de açıklamanızda ‘’24 Haziran’da faşizme meydan okunmalıdır’’ diyebiliyorsanız o halde parlamentoya sosyalist temsilciler yollamak için kendi programınızla ortaya çıkmanız ve sosyalist vekillerinizle parlamentoda ‘’faşizme meydan okumanız’’ akla daha yatkın değil mi?

Yeri gelmişken belirtelim komünistlerin gerici parlamenter kurumlardan yararlanma taktiğinin belirlenmesi parlamentonun gerici karakterine bağlı değildir – burjuva parlamentosu genel karakteri ile zaten ilerici değil gericidir – ondan yararlanma taktiği devrimci durum, politik siyasi genel şartlar kitlelerin geri çekilmesi, yada göğü fethe kalkışması, siyasi şartların proletaryanın bu çalışmaları yürütmesine elverişli olup olmadığıyla ilgili ve daha bir dizi faktörlerin toplamıyla saptanabilecek taktik bir meseledir. Parlamento gerici bir kurumdur komünistler orada çalışmaz, yararlanamaz gibi görüşler yanlıştır. Bu çalışmanın hangi sınıf bakış açısıyla yürütüldüğü belirleyici önemdedir.

Devam edelim. Ya parlamenter kurumlardan yararlanmanın siyasi, toplumsal koşulları vardır ve devrimci sınıf bilinçli tüm Türkiye proletaryasının bağımsız sınıf çizgisi korunarak komünist nitelikte burjuva parlamentodan araçları oluşturulup buna uygun çalışılır, komünist bir meclis grubunun oluşturulması için etkin bir sınıf çalışması yürütülür, yada meclisten yararlanma koşulları olmadığı kararından hareketle parlamento kullanılmaz. Biçimde de olsa demokratik ve eşit bir seçim ve demokratik anayasal güvence, demokratik bir seçimin anayasal güvenceye kavuşturulması için kitlesel propaganda yapılır, çalışmalar yürütülür. Burjuva partiler ve dayandıkları faşist sistem teşhir edilir. Kitlelerin öz iradelerinin açığa çıkarılmasının yegane organları olan meclislerin örgütlenmesi mücadelesi sürdürülür.

Sınıf mücadelesinin geliştirilmesinde amaca uygun bir araç olarak görülmeyen parlamento seçimlerinde ‘’Marksist’’ ve ‘’MLM’’lik adına burjuva reformcu partiler bloğunda konumlanılması ve işçi sınıfının bu yönelimiyle seçim sandıklarına çağrılması berbat bir oportünizm örneğidir. Burjuva parlamenter kurumlarında etkin olma ve yararlanma da kendi gücüne dayanarak siyasi çalışma yapmak gücünden yoksun olan reformist akım her seçim döneminde dramatik yedeklenme politikasından kendini kurtaramıyor.

Demokrasi uğruna proletarya mücadelesinin taşıdığı önemi vurgulayan Dimitrov yoldaştan Özgür Gelecek seçim tavrını doğru göstermek adına alıntı yapıyor, ama proletaryanın demokrasi uğruna mücadelesinin bağımsız sınıf çizgisinin bir kenara atılarak herhangi bir burjuva reformcu partinin arkasına takılmak demek olmadığı ayırt edilemiyor veya üstünden atlanılıyor.

Dimitrov’dan ‘’Kitlelere, kendilerini kapitalist yağmacılık ve faşist barbarlık karşısında korumaları için bugün ne yapmaları gerektiğini göstermeliyiz’’ (8)

Alıntısını yapan Özgür Gelecek işçi sınıfına şunu söylüyor: kapitalizme karşı olmayan, dolayısı ile kapitalist barbarlıktan kurtuluşu değil kapitalist barbarlığın daha yumuşak biçimine rıza gösteren partiye oy verin! Gerçekten de işçilere kapitalizme karşı ‘’bugün ne yapmaları gerektiğini’’ nasıl gösterdiklerini reformculuğa tav olmalarından anlayabiliyoruz. Faşizmin koyu biçimine karşı reformcu burjuva gelişimi savunmak ve çareyi orda bulmak! Hatırlanmalı ki koyulaşan faşizmi önlemenin yolu reformcu burjuva partileri yada partiyi savunmak değil, anti-faşist sınıf mücadelesi cephesini güçlendirmekten geçmektedir.

Marksist devrimci teoriye çeşitli göndermeler yapılarak Lenin’den ve diğer Marksist proletarya önderlerinden alıntılar sıralanarak – ki çoğu da bağlamı ve içeriğinden koparılarak – sınıf mücadelesini geliştirmeyen, kapitalist düzeni yönetmeye aday ittifaklarında açıkça yer alacağını beyan eden – bugün HDP yarın başka bir isim olabilir – bir reformcu burjuva demokratik parti için kitlelerin seferber edilmeye kalkışması düpe-düz sınıf iktidarı siyasetinden kopmak reformculuğa batmaktır.

Özgür Gelecek’in savunduğu genel seçime katılma gerekçesi parlamentodan devrimci amaçlarla yararlanmak için uygun siyasi ortamın varlığına dayanmıyor, aksine OHAL, baskı, baraj sorunu, HDP’ye yönelik tutuklamalar vb. vs. nedenlere dayanıyor.

Özgür Gelecek sınıf bilinçli proletaryanın seçimde bulunması gereken yeri şöyle tarifliyor:

‘’24 Haziran seçimlerine hızla yaklaştığımız şu günlerde demokrasi uğruna mücadele edenlerle bir arada durmaya, egemenlerin halkı ittiği OHAL karanlığından çıkış için kendine güvenlerini tazelemeye, yeniden bir araya gelerek faşizmin dağıtmaya çabaladığı demokrasi cephesini güçlendirmeye ihtiyaç vardır. Bu adresin somutlaştığı adres ise bugün faşist ittifak bloklarının baraj altında bırakmaya çalıştığı, düşmanlığında ortaklaştığı, yan yana durmakta imtina ettiği HDP olmaktadır’’

Devam ediyor ve 24 Haziran seçimlerine katılan partilerin ittifakı ise şöyle sınıflandırılmaktadır:

‘’Bu seçimlerde faşist ittifakların yüzünü daha geniş kitlelere teşhir edebilmenin; devrim ve demokrasi mücadelesine yüzü dönük emekçi kesimlerle buluşmanın yolu bu seçimlerde esasta iki ittifak olduğunu göstermek olmalıdır. Birincisi cumhur ve millet ittifakları, diğeri de ezilenlerin ittifakı’’

Bu bakış açısından genel seçimlerde hangi ittifakta yer alacaklarını da şöyle netleştirilmektedir:

‘’bu sebeple 24 Haziran seçimlerinde yer alacağımız ittifak HDP, destekleyeceğimiz cumhurbaşkanı adayı ise Demirtaş olmaktadır.’’ (9)

Bu ifadeler sınıf mücadelesi cephesinden reformcu demokrasi cephesine kayışın itiraflarıdır. Sınıf içeriğinden yoksun ve baskıya karşı koyma üzerine tanımlanmış reform hayalleriyle baskıdan kurtuluşu düşleyen Özgür Gelecek’in bu ‘’ezilenlerin ittifakı’’ istenmeden de olsa faşizmin işini kolaylaştıran reformculuk ittifakından başka bir şey değildir. ‘’Ezilenlerin ittifakı’’ burjuva reformcu parti yada partilerin önderliği altında ‘’sandıkta oy ver evine git’’ anlayışıyla burjuva seçim sandıklarında kurulmaz. Ezilenlerin ittifakı tüm mücadele alanlarında sınıf bilinci almış proletaryanın onun örgütlü öncüsü olan komünist partisinin önderliğiyle emekçi köylülük, küçük üreticiler, aydınlarla işçi sınıfının birleşmesi ve devrimci amaçlar için mücadele yürütülmesiyle oluşur.

Sormak lazım Özgür Gelecek’in ‘’ezilenler ittifakı’’na önderlik eden kim? Hangi sınıfın ideoloji ve siyasi hedefiyle donanmış parti buna önderlik etmektedir. Reformcu burjuva partiden ezilenlerin ittifakını beklemek teorik ve pratik olarak yön kaybıdır. Burjuva toplum içi arayışları aşmayan yönelimlerin süslü yada devrimci sloganlarla eşitlenmesi sağ savrulmayı gizlemiyor.

Türkiye gibi ülkelerde demokrasinin geleceği proletaryanın sınıf mücadelesine bağlıdır. ‘’Demokrasi cephesi’’ gibi sınıf içeriği belirsiz kavramsallaştırma ile apaçık oluşmuş reformculuk ittifakı gizlenemiyor. Öte yandan değişkenlik gösterse de, bazen koyulaşan bazen de hafifleyen faşist devlet baskısı OHAL’ler, demokratik kesimlerinde içinde olduğu kitlelerin muhalefetinin bastırılması Türkiye’nin süreklileşen gerçeğidir. Bu gerçekler seçim çalışmalarının kitlesel propagandasının konularıdır, ama bu gerekçeler sıralanarak ‘’demokrasi cephesinin güçlendirilmesi ihtiyacı’’ zemininde seçim taktiği reformcu burjuva parti ve platformun güçlendirilmesi biçiminde komünistler açısından saptanamaz. Faşizmin barbarlaştığı bir gerçek, ama ondan kurtulmanın yolu reformcu burjuva ittifakların desteklenmesinden geçmez.

Keza ‘’kitlelerin güvenlerinin tazelenmesi’’nden söz ediliyor. Emekçi kitlelerin güveni güçlerini birleştirmekten ve kapitalist yağmacılığa, gericiliğin her türlüsüne karşı sınıf bilinciyle mücadele etmekle ortaya çıkar. Seçimlerde reformcu rotaya oturmuş yönelimlerle kitlelerin güveni artmayacağı gibi reformcu muhalefetin yaydığı hayallere inanma hatası zalim sömürücülerin sınıf egemenliği duvarına çarparak anlaşıldıkça güven bunalımı ortaya çıkar.

Yürüyüşler, gösteriler, mitingler, sendikal çalışmadan silahlı mücadeleye her alanda nasıl ki devrimci proletarya bağımsız sınıf çizgisini koruyarak iktidar savaşımını sürdürüyorsa parlamento alanı da bir istisna oluşturmaz, şayet parlamento alanının kullanılabileceği kararı verilmesi halinde burjuva meclis çalışmasında da proleter sınıfın bağımsız tavrının korunarak mücadele sürdürülmesi gerektiği açıktır.

Her hangi bir alanda işçi sınıfı önder kuvvetlerinin burjuva partilere yedeklenmesi devrimci sınıf tavrının silikleştirilmesi devrimci proletaryanın çizgisinde lekeler oluşturur.

Parlamento mücadelesinin burjuva partilere yedeklenmek eksenine oturtulduğu Türkiye’de kendine has bir karmaşa ortasında küçük-burjuva devrimci örgütler ile yasalcı, reformist burjuva demokratik partilerin parlamentoda politikada çakışmaları parlamento alanından devrimci amaçlar için yararlanılmasından ziyade reformculuğun buluşma zemini olmuştur. Gerçekten komünist temsilciler olmadan burjuva parlamentodan devrimci temelde yararlanılabilinir mi? Bunun mümkün olmadığı mevcut deneyimlerden anlaşılabilir.

TİP reformculuğuna meydan okumuş Kaypakkaya çizgisinin devamcıları iddiasında olan Özgür Gelecek ve Halkın Günlüğü/SMF gibi yapıların devletin başına başkan ve başkanlık hükümetinde belli sözleşmeler dahilinde ittifakta yer almaya hazır olduğunu açıklayan partinin seçim ittifakının parçası durumuna geldiler. Halkın ifadesiyle söylenirse, nereden nereye!

Özgür Gelecek seçimler yolu ile ‘’faşizme meydan okuyacaklarını’’ şöyle açıklamaktadır:

‘’Bugün halkımızın, devrimci ve yurtsever öznelerin bu kazanımlara, morale, kendi gücüne güveneni tazelemeye, nefes almaya, karanlığı parçalamaya, gücünü toparlamaya ihtiyacı vardır. Kuşkusuz bugün bu bir bütün seçimlerle giderilebilecek bir ihtiyaç da değildir. Ancak seçimler bu ihtiyacı karşılarken elimizdeki araçlardan biridir. Ülkede çelişkiler yoğunlaşıp faşizmin karanlığına karşın kitleler bu şekilde yönetilmek istemediğini yüksek sesle dillendirirken bu kaosun karşılık bulduğu her alanda devrimci ve yurtsever güçlerle yan yana durarak bu kaostan faydalanmak halkımızın çıkarınadır, ‘Devrimi kesin olarak başarıya ulaştırmamızı ve kitleleri yanlış yola saptırmamamızı sağlamak için gerçek düşmanlarımıza saldırmak üzere gerçek dostlarımızla birleşmeye dikkat etmeliyiz’ (Mao, Seçme Eserler, Cilt 1, Sayfa, 11)diyen Mao yoldaşın bu sözlerinin bu günkü karşılığı 24 Haziran seçimlerinde alacağımız tutum olmalıdır. 16 Nisan referandumunda ‘’Hayır’’ platformunda birleşen güçler olarak 24 Haziran seçimlerinde aynı platform etrafında bir araya gelmeli faşizme meydan okunmalıdır. Bizler seçimlere HDP ile kuracağımız ittifak ile girecek, Selahattin Demirtaş’ın adaylığını destekleyeceğiz’’ (10)

Kitlelerin yanlış yola saptırılmamasına yönelik Mao yoldaşın teorisini ve söylediklerini kulağımıza küpe etmeliyiz. Özgür Gelecek’in ‘’Hayır’’larımız Daha Bitmedi! Burjuva Faşist Partilere Bir Kez Daha Oy Yok’’ başlıklı 24 Haziran seçimlerine dair açıklaması ve yönelimine bakıldığında Mao’nun söylediklerinden ders çıkarılmadığını gösteriyor. Biryandan faşist karanlığın egemenliği altında yönetilmek istemeyen yığınların varlığından söz edilmekte, diğer tarafta devrimci sınıf siyasetinin yön vermediği ve kendilerinin de bağımsız siyaset tutumunu yitirerek dahil oldukları reformcu burjuva partiden, bu partinin seçimdeki göreceli başarısına ve bu doğrultudaki toplaşmaya faşizme meydan okuma anlamı yükleniyor. Nereden baksan tam bir kafa karışıklığına hapsolmak budur. Madem seçimler kitlelere moral, güven tazeleme, nefes alma, karanlığı parçalayarak gücünü toparlamada araçlardan biriyse o halde Özgür Gelecek’in parlamentodan yararlanması için kendi programı ve adaylarıyla seçime katılması gerekmez mi?! Özgür Gelecek devlet diktatörlüğünü yıkmaktan, devletin yönetimine başkan seçtirerek kitlelere ‘’nefes aldırma, moral ve toparlama’’ vb. reformculuk çizgisine gerilediğini kabul etmeye yanaşmasa da gerçek budur.

Devrimi başarıya taşımak için devrimin itici güçleri olan sınıfların birliğini sağlamak için çalışmalıyız. Faşizm tehlikesini savuşturmak için fırsatı bulur bulmaz reformcu burjuva parti/partilerin destekçisi durumuna gelenler kitlelerin yanlış yola saptırılması günahını işlemiş olur.

Burjuva parlamenter kurumlara, devlete, genel seçimlere ilişkin politikalarda SMF/Halkın Günlüğü, ESP/Atılım, Özgür Gelecek’in siyasi, politik yaklaşımları benzerdir. İfadelendirme biçimleri girdikleri benzer politik yönelimin özünü değiştirmiyor. Anti Maocu çizgi ile ‘’Maocu’’ların pratikteki buluşması reformculuk-parlamentarizm zemininde gerçekleşmiştir.

Faşizme karşı mücadeleyi HDP kuyrukçuluğu ile seçimlerdeki oy başarısına indirgeyen Atılım Gazetesi bu çizgisini 24 Haziran seçimlerinde de savunmayı sürdürdü. Atılım Gazetesine göre AKP’nin gidişi ‘’diktatörlüğün yerle bir olması’’ anlamına geliyor. Reformizmin tipik özelliğidir; sınıf diktatörlüğünü sistemin kendisinde değil, sistemi yönetmede geçici olan burjuva partiler üzerinden tanımlar. Bu tanımlama onların kapitalist sistemi yıkmayı değil, ona hükümet eden burjuva partilerin yönetimden devrilmesini hedeflemelerinin kaçınılmaz sonucudur.

Atılım’ı okuyan HDP’nin ezen-ezilen sınıflar, zenginler ve yoksullar arasındaki çelişmelerin çözüm programına sahip olduğu ve seçimde daha yüksek oy oranına erişmesi halinde faşizmin Türkiye’de sonuçlanacağı yanılgısına kapılır.

HDP’nin baraj altında kalmaması, yüksek oy alması elbette Kürtlere karşı sürdürülen top yekun savaşta KUH’nin kitle temelini ve desteğini muhafaza ettiğini göstermesi bakımından oldukça önemlidir, ama bunun Atılım’ın yüklediği abartılı ve hatalı anlamlarla ilgisi yoktur.

Atılım şunları söylüyor:

‘’Sömüren-sömürülen, ezen-ezilen, yoksul-zengin çelişmeleriyle bağlı tüm politik, iktisadi ve toplumsal sorunlardaki gerçeklerin ve HDP’nin çözüm programının işçi sınıfı ve ezilenlerin siyasi bakımdan en geri bölüklerine değin taşınması iddia ve enerjisiyle hareket edilmelidir. Bu aynı zamanda, diktatör ve çetesinin zincire vurmaya çalıştığı, anti-faşist OHAL zincirlerini parçalama olanağıdır. Böylesine bir çalışmanın emekçi sol kitleleri büyük bir moralle donatacağı, onların cesaretini harekete geçireceği, enerjilerini mücadeleye katmayı sağlayacağı kuşkusuzdur’’ (11)

Özgür Gelecek’te dikkat çekici benzer kavramlarla Atılım’da kitlelerin cesaret, güven kazanması, enerjiyle mücadeleye atılması gibi argümanlar yığınını okuyucunun önüne koyuyor, ama nasıl ve hangi sınıfın mücadelesine nasıl bir enerji sağlayacağını açıklamıyor. ‘’AKP gitsin’’ hedefine sabitlenmiş Atılım, devlet diktatörlüğünün kurumsallaşmış sürekli biçimindeki faşizmi AKP/RTE kliğine indirgeyen bakış açısıyla genel seçimlere olmadık anlamlar yüklemektedir. Oysa gidebileceği yere kadar AKP’nin devlet partisi olarak kullanılacağı da açıktır.

İşçi sınıfının sosyalizme doğru gelişme mücadelesine ve temel toplumsal çelişmelerin çözümüne dair herhangi bir programa sahip olmayan HDP’nin sınıf niteliği es geçilerek neredeyse her yıl yapılan bir seçimde sınıf bilinçli proletaryanın HDP’nin çatısı altında seçim çalışmalarına seferber edilmesinin komünist siyaset olarak sunulması ikna edici değildir. Bunun tek izahı var; açıkça reformculuk ve parlamento yolu ile kurtuluş hayalleri…

HDP proleter sınıf siyasetini izleyen bir parti değil, ama ona kuyrukçuluk yapan ‘’komünistler’’ pozisyonlarını sınıf içerikli kavramlarla işliyorlar. Oysa açıktan açığa faşizmin karanlık tehlikesinin savuşturulabilmesi için komünist hareket bağımsız sınıf siyasetini terk ederek reformcu burjuva partileri desteklemesi, onlarla sözleşmeler yapması gerekir deseler daha tutarlı davranmış olacaklar. Artık mızrak çuvala sığmıyor çünkü.

CHP gibi komprador egemen burjuvazinin temsilcisi parti ile ittifak yapmayı dışlamayan HDP’nin sıralı açıklamalarını Özgür Gelecek, Halkın Günlüğü gibi duymazlıktan gelen Atılım boykot kararında olan devrimci örgütler dışında seçime katılma kararı olmasına rağmen katılma yeterliliğini tamamlayamayan ama buna rağmen HDP’ye destek çağrısında bulunmayan ÖDP gibi partilerin tutumuna dair ise Atılım’ın söyledikleri şunlar:

‘’Seçim mücadelesine boykot biçimiyle katılma kararı alanlar dışındaki parti ve örgütlerin, kitlelerine açık bir çağrı yapma sorumlulukları, politik ciddiyetin ve moral değerlerin gereğidir. Çünkü bu partilerin hiç biri bu seçim mücadelesine kendi adlarına katılamıyorlar.

HDP’ye eleştirilerini ve HDP’den beklentilerini ortaya koyarak da olsa, HDP’ye ve Demirtaş’a oy verilmesi çağrısında bulunmamak, kitlesine CHP, İYİP, SP, DP seçim bloğunu da destekleyebilirsiniz demekten başka bir anlam taşımayacaktır. CHP kuyrukçuluğunu böyle bir düzeye vardırmanın kabul edilemezliği, sosyalistlik iddiasıyla politik sahnede yer alan her parti ve her birey için açık olsa gerek.

‘’HDP’ye ve Demirtaş’a oy ver’’ çağrısı aynı zamanda 25 Haziran’da direnişe, mücadeleye, işçilerin ve ezilenlerin gücüyle diktatörü ve diktatörlüğü yerle bir etmeye hazır olalım çağrısıdır’’ (12)

Türkiye’de tüm demokratik, ilerici katmanların yanı sıra komünist hareketin ve tüm reformist yasalcı partilerin HDP’yi desteklemeye çağıran Atılım’ın ÖDP ve benzerlerinin CHP kuyrukçuluğunun kabul edilmezliğine yaptığı vurgunun tutarlılığı gereği aynı kararlılıkla kendilerinin de ittifak bileşeni oldukları HDP’nin CHP ile ittifakı dışlamayan açıklama ve hatta kimi çağrılarına açık tavırla karşı koyması gerekmezmiydi?.

Anlaşılıyor ki genel seçimlerde HDP kuyrukçuluğu dışındaki tüm seçim taktiklerini Atılım yanlış görmektedir.

24 Haziran seçimlerinden önce HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan verdiği mülakatta seçimin ikinci turunda ‘’cumhur’’ yada ‘’millet ittifakı’’ndan hangisini destekleyeceklerine dair soruya, ‘’henüz karar alınmadığını, gelişmelere göre hareket edileceği’’ şeklinde cevap vermişti. Ne demektir bu HDP belli uzlaşmalarla CHP, İYİP, SP, DP’nin ‘’millet ittifakı’’ ve AKP-MHP, BBP’li ‘’cumhur ittifakı’’nın kendilerine yönelik tekliflerine açık olduğunu beyan etmek anlamına gelir. Tüm bunlar kuyrukçu komünistlerimiz tarafından hiç duyulmadı. ÖDP ve benzerlerine hatırlatılan ‘’kabul edilebilmezlik’’ kendileri açısından hiç düşünülmedi. Sistem içi çözümlere bu denli kendini kaptırmış hareketlerin devrimci hatırlatmalar yapmasının tutarlı bir yanı bulunmuyor.

Yoğun baskıya uğrayan, milletvekilleri, belediye başkanları tutuklanan belediyelerine kayyum atanan HDP’nin kitleleri direniş çizgisinde harekete geçirmediği, demokratik özerklik direnişleri döneminde barikatları değil seçim sandıklarını – tıpkı 10 Ekim katliamından sonra yaptığı gibi – salık veren HDP’nin apaçık olan uzlaşmacı, reformcu çizgisine olmadık ve yapması mümkün olmayan anlamlar yüklemek ve buna da ‘’diktatörlüğün yıkılması’’ gibi ifadelerle 24 Haziran seçimlerinin savunulmasıyla tamamlamak kitlelerin aldatılmasıdır.

‘’Sosyalistlerimizin’’ kuyrukçu olduğu HDP başkanlık seçiminin ikinci turunda kendilerine önerilen tekliflerin cazibesiyle CHP, İYİP, SP, DP ittifakını destekleyip bir şekilde ‘’millet ittifakı’’nın başkanlık hükümetinin parçası olduğunda seçimden önce ÖDP ve benzerlerine CHP kuyrukçusu eleştirisi getiren – ki bu doğrudur – Atılım ve benzer çizgideki yapılar – HDP’nin bu yönelimi nedeniyle – sağdan ve soldan aynı durağa varmış olmayacaklarmıydı?! Gerçek şudur ki reformculuk hangi kılıf altına girerse girsin burjuvazinin egemenliğiyle barışık durakta toplaşır.

Komünist hareket baskının her türüne karşıdır ve baskıya karşı duruşta tutarlı tavra sahiptir. Fakat devrimci proletaryanın politikasını belirleyen baskıya karşı koymak değildir, çünkü egemen sömürücü sınıf diktatörlüğünün en demokratik devlet sisteminde bile işçi sınıfı ve geniş kitleler üzerinde baskı süreklidir bazen koyulaşır, bazen hafifler ama baskı sürer, bu anlamda komünistler baskı politikalarının nedeni olan özel mülkiyet düzeninin ortadan kaldırılmasını hedefleyen siyasi iktidar çizgisiyle sıkı sıkıya bağlı politika belirlerler. Seçim taktiğinin baskıya karşı koyma üzerine kuran ve proletaryanın siyasi iktidarı kazanma nihai hedefinin bir kenara atılmasını içeren parlamento çalışması anayasal rüyalarla oyalanma ve burjuva partilere yedeklenme ve faşizmin peçesi durumundaki parlamentonun niteliğini emekçi kitlelerin bilincinde çarpıtma, mümkün olmayacak hedeflerin parlamentoda gerçekleştirilebileceği yanılgısı yaygınlaştırılmaktadır.

Proletaryanın devrimci partisi burjuvazinin her hangi bir kliğine yedeklenerek değil, her türden baskıya karşı kendi bağımsız sınıf tavrıyla mücadelesini sürdürür, parlamento mücadelesi de bu ilkesel tutuma dahildir.

Parlamentodan yararlanılabileceği kararını vermiş, yasallaşmış bir partiye sahip ulunmasına rağmen söze gelince dillendirdikleri sosyalist teori, ve kendi programsal amaçları doğrultusunda seçim aracını kullanma iradesi ve çalışmasını yürütmekten aciz sosyalist maskeli reformist yasalcı partilerin bir kısmının CHP’ye bir kısmının ise kimi devrimci örgütlerle aynı platformlar içinde HDP’ye yedeklenmesi siyaseti sosyalist maskeli partilerin seçimlerin kelimenin gerçek manasıyla stratejik doğrultu haline getirilmesine rağmen elle tutulur bir çalışma yürütemediklerini gösterir iki eğilimdir.

Neredeyse bir asır geçmişe sahip revizyonist TKP ve türevlerinin 1950’lerden günümüze çeşitli yasal sosyalist partilerin meclise temsilci yollama, meclis grubu oluşturma amaçlarına erişemediklerine bakılırsa parlamento alanında da çalışma yürütemedikleri çok açık anlaşılmaktadır. 1995’ten beri böyle büyük iddia ve yığınla demagojik ifadelerle parlamento mücadelesine atılan EMEP, ÖDP’nin her hangi bir başarısından söz edilemez. Sokağa çıkmama, direnenlerden uzak durma, 19-22 Aralık saldırısında parti şubelerinin kapısını devrimci tutsakların ailelerine kapatılması ve 2000 Ölüm Orucu direnişinin desteklenmemesi gibi tutumlara girilerek burjuvazinin olası saldırılarına karşı kendilerini güvenceye alsalar da parlamentoda ‘’devrimi inşa ettiklerine’’ tanık olan olmadı. ÖDP ve EMEP’de belirgin olan CHP yada KUH parlamento ayağına yedeklenme şeklindedir. Bu partilerin kime yanaşacağı günün siyasi şartlarına bağlıdır; tutarlı ve ilkeli bir çizgileri yoktur. Kurulduklarından itibaren SDP, bugün Birleşik Devrimci Parti, ESP, SYKP gibi partilerde HDP kuyrukçuluğu hattında ilerlemektedirler. Henüz yasal parti olarak kurumsallaşamayan ama politik yönelimi kendilerinden önceki sosyalist maskeli burjuva reformcu demokratik partilerin politik çizgisinden ve siyasi yöneliminden pekte farklı olmayan bir rotaya – ‘’3.Kongre’’ ile giren – SMF ayrıca Özgür Gelecek parlamento çalışmalarında Kürt ulusal hareketinin strateji haline getirilen uzlaşma çizgisine yedeklenmeleriyle reformist cephenin ölçeği erişebildiği genişliğe varmış durumdadır. Keza 24 Haziran seçimlerinde boykot tavrını savunan Yeni Demokrasi’nin bir önceki seçimlerdeki benzer yedeklenmeci tavrı dikkate alındığında kendisini geriye çeken ideolojik, siyasi tehlike ve tasfiyecilikten kurtuluş, arınmış sayılamaz.

Sorun parlamentodan devrimci temelde yararlanmak mı yoksa parlamentoda koltuk kapmak, reformların, demokratik taleplerin devrim hedefinin önüne konulması suretiyle, kapitalist parlamenter kurumların çarklarından daha fazla yararlanmak mı?. Türkiye’de reformculuk devrimci kitlelerin bilincini iğdiş ederek onları seçim oyunlarının bir parçasına dönüştürmektedir.

HDP’ye yedeklenmenin ‘’Kürtlere destek’’ kılıfıyla sunulması gerçeği yansıtmıyor. Ulusal soruna dair ilkesel Marksist çözüm formülasyonundan sapan Kürtlerin bağımsız devlet kurma hakkının tanınmasını, ulusların tam hak eşitliği zemininde savunmayı bir kenara atan, dahası Türk ve Kürt ulusunun yaşadığı Türkiye devlet sınırları içinde ulusal meselenin çözümünde proletaryanın dayanağı olan Türk ve Kürt proleterlerin komünizm mücadelesi gayesinde birliği ve mücadele çizgisinin savunulması ve geliştirilmesi yerine Kürdistan’ın burjuva demokratik hareketine – ki en nihayetinde Kürt burjuvazisinin çizgisidir. Bu hareketin burjuva sınıfa özgü geri ve hatalı politikaları burjuvazinin çıkarları yönünde Kürt ve Türk burjuvazisinin uzlaştırılması yönelimi görmezden gelinerek – yedeklenilmesi ve mecliste koltuk kapma pazarlıklarının yapılması gibi sapma içinde olan ve kendilerine ‘’komünist’’, ‘’sosyalist’’ diyen örgüt ve partiler hem ulusal çelişkinin çözümünde, hem de emek-sermaye çelişmesinde proletaryanın egemen sınıf olarak örgütlenmesinin zaferini gösteren devrim yerine sınıflar arası uzlaşma yolu olan reformculuğu koymuşlardır.

Sadece burjuvazi egemenken proletaryayı burjuvazi ile barıştırmaya kalkışmakla yetinmiyorlar, Kürtler üzerinde Türk ulusu egemenken Kürt ulusu ile Türk ulusunu da ayrıcalıklı Türk ulusu yararına barıştırmak siyasetini izlemektedir bu hareketler.

Mevcut gelişmeler burjuva ideolojisi ve siyasi çizgisinin etkisi altında yedeklenme – kuyrukçulukla karakterize olmuş politik tarzın en çarpıcı biçimde parlamento çalışmasında – seçimlere katılma biçiminde – açığa çıkan sosyalist görünümlü reformcu partilerin yönelimini ifade eden parlamentarizmin komünist sınıf hareketini zayıflattığı, iktidar bilincini sulandırdığı tüm bu olumsuzlukları barındıran oportünizm bataklığını besleyen ideolojik yozlaşmayı daha da derinleştirdiği inkar edilemez olgudur.

Uluslararası komünizm deneyimlerinden öğrenmeliyiz. Parlamento kurumundan yararlanma deneyimleri iyi incelenmeli ki bugün Türkiye-K. Kürdistan devriminin karşısına çıkan parlamentarizm bataklığı iyi anlaşılabilsin. Sınıf mücadelesinin geliştirilmesi için zorunlu olan bilimsel komünizm teorisinin kitlelere taşınması, etkin propaganda yapılması, uygun koşullar varsa proletaryanın kendi temsilcilerini seçmesi, sınıf taleplerinin kararlılıkla savunulmasını güvenceye alması ve burjuva parlamentosunda da işçi sınıfının bağımsız sınıf çizgisinin korunarak burjuva siyasetin, kapitalist toplumun çürüyen niteliğinin teşhiri ve kitlelerin sosyalist devrimle mümkün olan kurtuluş yolunun güçlendirilmesi amacıyla komünist adaylar üzerinden yürütülmesi gereken parlamento çalışması Türkiye’de küçük-burjuva örgütlerce tam tersi yönde ele alınmaktadır; Kürt ulusal hareketinin parlamento kolul HDP çatısı altında tamamen HDP’nin reformcu taleplerini aşmayan, Kürt ulusal meselesinde anayasal düzenlemeler stratejik yönelimli kapsamı içinde seçim çalışmalarına yedeklenmek biçimindedir.

Sosyalizm mücadelesinin, işçi sınıfının kapitalizmi kaldırmaya yönelik aydınlanması ve iktidarın kazanılması bilincinin geliştirilmesi çalışmasıyla hiçbir ilgisi olmayacak formda ‘’barış-çözüm’’ kapitalist sistemde olanaksız eşitlik ve özgürlük vaatleri, kapitalist sistemi kaldırmayı değil, verili sistemin temeli özel mülkiyet ilişkisine dokunulmadan devlet yönetimine dahil olarak kitlelere çok daha iyi ‘’özgürlükçü’’ devleti yönetme ve baskılardan kurtulma retoriğine oturtulmuş seçim çalışmaları yürütülmektedir.

Devrim amacı yöneliminde proletaryanın örgütlenmesi ve bilinçlenmesine ivme kazandırması gereken seçim çalışmaları Türkiye’de reformculuğa ve parlamentarizme dümen kırmış devrimci hareketin önemli bir kısmı tarafından işçi sınıfının devrimci olan kesimlerinin bilincini karartmaya ve iktidar hedefinden uzaklaştırılarak kitleleri parlamento eksenine hapsetmektedir.

Her seçim döneminde benzer gerekçeler sıralanarak komünist devrimci hareketin HDP’yi desteklemesi bir siyaset geleneği haline geldi.

Örneğin Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) seçim taktiğini iki hususa dayandırarak şöyle açıklamaktadır: Birinci husus ‘’Eğer seçimlerde ajitasyon-propaganda yapma, kitlelere sesini duyurma temelinde çalışmalar yürütme ve örgütlenmemize katkı sunuyorsa genel olarak seçimlere gireriz’’

‘’Baskın seçim, Sosyalizm ve Demokrasi Güçlerinin Tavrı’’ başlıklı Halkın Günlüğü (HG) dergisinde seçime girilme taktiğinin diğer hususu şöyle özetlenmektedir: ‘’Seçimler taktiğinde dikkate almamız gereken bir diğer husus da sosyalist ve demokratik cephenin ortak hareketine dönük kaygının taşınmasıdır’’

Bir başka yerde: ‘’Bu bağlamda sosyalizm ve demokrasi güçleriyle ortak hareket etmek mutlak değil ama esastır’’ (13)

H.G’nün bu tanımında sosyalist kim, demokratik olanlar kimdir? Sosyalist olanların programı ve önderliğiyle mi yoksa burjuva reformist demokrat olanların programı ve önderliğiyleler mi kitlelere gidilmektedir? sorularının yanıtlanması gerekir. Bu dostların kendisiyle benzer ideoloji, program ve stratejiye sahip olduğunu değerlendirip komünist örgüt olarak somut çağrıda bulundukları bir parti yoktur. Bu durumda H.G’nin seçimler ‘’taktiği’’ndeki ‘’sosyalist ve demokratik cephe’’nin sosyalisti kendileri ise reformcu burjuva demokratik partilerden oluştuğunu söylemiş olmaktadır. Özünde genel seçimlerde her hangi bir ‘’sosyalist cephe’’ görülebilecek bir seçim ittifakı söz konusu değildir. Olan şey şudur: ‘’sosyalist’’, ‘’komünist’’ olarak kendini tanımlayıp kızıl bayrak sallayan parti ve örgütlerin bir kısmı – hatta önemli bir kısmı HDP’nin burjuva reformcu demokratik çizgisi doğrultusunda ve onun önderliği altında seçim ittifakı yapmış olmasıdır.

Bunların tutum ve söylemleri tamamen HDP’nin belirlediği siyasete göre şekil almaktır. Dersim’de aday göstermesine izin verilmeyen SMF’nin bağımsız siyasi iradesi yoktur. İstanbul’da SMF’ye ayrılmış bir koltuk teveccühü ileride HDP’nin eş başkanlığına mazhar olmaları izlenecek kuyrukçuluk politikasına bağlıdır.

SMF’nin seçimlerde yapılma olanağı bulunacağı propaganda-ajitasyona gelince bu propagandanın sınıf mücadelesinin geliştirilmesi çalışmasıyla alakası bulunmamaktadır. Propagandanın içeriği HDP’nin reformcu taleplerine uydurulmuş biçimde yapılmaktadır. Ana ekseni ‘’AKP/RTE’nin seçimdeki yenilgisi diktatörlükten kurtuluş’’ olmaktadır. Bırakalım kapitalizmi yıkmayı hedefleyen, sosyalizm propagandasının öne alınmasını, böyle bir seçim çalışmasının savunusuna teorik olarak gazete sayfalarında bile rastlanması söz konusu değildir.

24 Haziran seçimlerini ‘’diktatörlükten kurtuluş’’ gibi kulağa hoş gelen propagandasıyla, sürekli birlik ve beraberlikten söz edip, ideolojik mücadeleden kaçarak ‘’demokratik ve sosyalist cephe’’ olarak tanımladıkları oportünist seçim bloğuna dahil olan bu yaman ‘’Kaypakkayacı’’larımızın nereye gideceği ve ne yapacakları belli olmayan bu ‘’sosyalistler’’in seçimleri kurtuluş gören reformcu burjuva demokratik platformda toplaştıkları ayan beyan açıktır.

Kürtlerin ‘’dil-kültür’’ sorunlarına yönelik talepler çıkarıldığında seçim beyannamesinde CHP’den farklı bir şey söylemeyen, hatta 24 Haziran seçimlerinde daha da belirgin CHP etkisi altında kalan HDP ‘’Türkiyelileşme’’nin diyetini ödemesi bir yana düne kadar ‘’barış ve Kürt sorununa çözüm’’ beklentileriyle yıllarca açık-gizli AKP ile müzakere yolu ile ‘’çözüm’’ arayışlarını sürdürerek – istemeden de olsa – ilkesiz, uzlaşmacı politikalarla AKP’nin güçlendirilmesine hizmet eden anlayış bugünde ‘’masayı deviren’’ AKP/RTE’den kurtuluşu ‘’faşizmden kurtuluş’’ gibi sunma arayışına girilerek hatalı politika sürdürülmektedir. Sık vurguladığımız gibi faşizm kurumsallaşmış devlet düzenidir bir partinin politikası olarak açıklanabilecek şekilde daraltılamaz. Hedef gösterilmesi gereken AKP/RTE yada daha doğru ifadeyle bugünkü biçimiyle RTE başkanlık hükümeti ile beraber devlet diktatörlüğüdür. Hedefe konulması gereken bu günkü düzenin temeli olan özel mülkiyet ilişkileridir.

Türkiye’de reformcu seçim koalisyonu sistemin kendisini hedefe koyma yok, hükümetteki burjuva kliğin yerine bir diğer kliğin geçmesini öne almıştır. Tamda bu bakış açısıyla reformist akımla buluşan SMF/HG birleşme mayası ‘’AKP karşıtlığı’’ olan ittifakta seçime girilmesini savunur duruma geldi. Tamda bu sakat anlayışla olası ikinci turda CHP-İYİP-SP-DP’den oluşan ‘’millet ittifakı’’na destek verme şeklinde irade beyanında bulunan HDP ve Başkan adayı S. Demirtaş’ı kendi adayları olarak desteklemeyi işçi sınıfına ‘’komünist seçim taktiği’’ olarak pazarlama uğraşı verildi.

HDP kendi amacına göre siyaset belirliyor, kuyrukçu olan SMF/HG gibi hala devrimci dost kurumlar ise arkadan sürüklenmektedir. Tavır takınacak irade kaybolmuştur.

İkinci olası turda burjuva gerici bir koalisyon ittifakı olan ‘’millet ittifakı’’ lehine HDP’nin çekilmesi halinde bu ‘’sosyalist’’ parti ve örgütlerin kimileri hiç ses vermeden sağırlara oynarken, kimisi de boykot politikasını ikinci turda izleyebileceklerini açıklayarak işin içinden çıkabileceğini, oportünist savrulmanın gizlenebileceğini sanmaktaydılar. İttifak kuran, milletvekili adayları çıkaran HDP’nin parti disiplini içinde meclis çalışmasına dahil olan ‘’sosyalist’’, ‘’komünist’’ parti ve örgütler HDP’nin izlediği burjuva politikadaki sorumluluklarından asla kaçamazlar. HDP çatısı altında seçime giren ve kimi örgütlerin HDP’nin MYK’sında yer alacak kadar bütünleşmiş ‘’sosyalist’’ yapılar ESP, SMF, Özgür Gelecek, Devrimci Parti, SYKP vd. HDP’nin olası ikinci turda ‘’millet ittifakı’’nı destekleyeceğine dair tavrına ‘’bizi bağlamaz’’ diyemezler. Milletvekili koltuğu kaparken ‘’bizim HDP’miz’’ diyeceksiniz, ama burjuva gericilik bloğu CHP-İYİP-SP-DP adayına ikinci turda destek vereceğini açıklayan, yada başkanlık sisteminde kendisine yer açılması halinde devlet yönetimine dahil olmaya hazır olduğunu, bu yönlü uzlaşmalara açık olduğunu beyan eden HDP’ye ise ‘’bizi bağlamaz’’ diyeceksiniz. Buna tutarsızlığın dik alası denir.

Parlamento bataklığında debelenen oportünist-reformist yönelimin düştüğü gülünç durum budur. Marksist bilim, sosyalist partilerin sapma içeren bu politik taktiğini burjuva sınıf egemenliğine, burjuva partilere yedeklenme ve özel mülkiyet ilişkilerinin egemen düzenine dahil olmak şeklinde açıklamaktadır.

İki yol var: Ya kapitalizmi yok etmek anlamına gelen sosyalizm için çalışılır, yada verili sömürücü düzenin temellerine dokunulmadan reformlar talep etme dışına çıkmayacak düzenin bir parçası olma kabul edilir.

Devam edecek…

Related Post