Makale: 24 Haziran Parlamento ve Başkanlık Seçimlerinde Devrimci Örgütlerin ve Reformist Partilerin Tavırları Üzerine

 CHP yada HDP kuyrukçuluğu ikileminin komünist hareket açısından benimsenmesi gereken tek doğru politika olduğunu ileri süren burjuva reformcu parti ve yapıların nüans olarak birbirinden farklı iki eğilimi kaçınılmaz olarak ‘’AKP’den kurtulma stratejisi’’ ile CHP havuzunda buluşmaya uygun oldukları ortaya çıktı. Bu oportünist politikaya karşı çıkan ve burjuvazinin arkasına takılanları teşhir eden komünistlere bu oportünistler ‘’diktatörlüğün değirmenine su taşıyacaksınız’’ suçlamasıyla saldırmaktan geri durmadılar. Burjuva reformist siyasete kuyrukçu olma dışında devrimci bir seçim çalışmasının mümkün olmayacağı düşüncesini at gözlüğüyle savundular.

Saray sayıklamalarıyla yatıp-kalkan Atılım Gazetesi çizgisi kendisi ile beraber HDP kuyrukçuluğunda yarışan oportünizmi görmek yerine ne yapacağı belirsiz bu koalisyonun dışındakileri bakın nasıl tanımlıyor:

‘’24 Haziran seçim çarpışmasının (devletin başına başkan ve parlamentoya vekil seçilmesini ‘’çarpışma’’ olarak tanımlamak sadece abartıyı gelenek haline getirmiş Atılım’ın bu özelliğinden ileri gelmiyor. Bu parlamentarizm çizgisine teslim olmanın seçimle faşizmin yenilebileceğini inanmanın, faşizmi ‘’tek adam’’, ‘’tek partiye’’ bu hükümetteki partinin – mevcutta AKP’nin politikalarına indirgemenin bir sonucudur) merkezinde yeni rejim biçimiyle birlikte, diktatörün ve AKP-MHP faşist diktatörlüğünün yasallığının sağlanması diğer ifade ile bir şekilde halkın rızasının oluşturulması sorunu duruyor. Ya buna karşı özgürlükçü, halkçı demokratik bir tutum geliştirecek, yada siyaset dışı kalarak en iyimser bir ifade ile nesnel olarak diktatörün değirmenine su taşıyacaksınız! Bunun dışında sosyalizmin ilkeli bir tavrı da, gelecek inşası da olamaz. ‘’Düzeni’’ rahatsız edecek, halklarımızı işçileri, ezilenleri düzeni değiştirmek üzere hazırlayıcı olan da budur’’ (21)

24 Haziran yasallık sağlama seçimi değil, yasallık 16 Nisan hileli referandumu ile sağlanmıştı, genel seçim ise bu yasallığa dayanılarak başkanlık hükümetinin belirlenmesidir. Atılım karıştırıyor.

Ayrıca Atılım/ESP’ye göre bağımsız proleter bir sınıf örgütü seçim çalışmalarını kendi aday ve programıyla her hangi bir oportünist bloğa dahil olmadan sürdürürse bu ‘’siyaset dışılık’’ mış! Ama bağımsız bir parti olma iradesi yitirilerek, asgari düzeyde sınıf mücadelesi, kapitalizme karşı sosyalizm propagandasının yapılmayacağı şekilde reformcu burjuva programa sahip başka bir partinin iradesine teslim olmak ‘’sosyalizmin ilkeli tavrı ve gelecek inşası’’ için biricik doğru taktik oluyor! Oportünizmin bu denli cüreti şaşkınlık verici!

Yani seçimin ikinci turunda ‘’millet ittifakı’’nın egemen burjuva kliğin destekleneceğini deklere eden HDP’ye sınıf bilinçli proletaryanın komünist örgütü, devrimci yapıların iradesini teslim edip reformcu ilkesiz koalisyona dahil olunması Atılım/ESP’nin biricik ‘’sosyalizm tavrı’’ olmaktadır. Bağımsız sınıf siyasetinde ısrar edilmesi ise bu kuyrukçular katarına göre ‘’diktatör Erdoğan’ı-AKP’yi desteklemek’’ oluyormuş. Bu iki karşıtlık temeline oturtularak savunulan Atılım/ESP’nin seçim tavrı, genel yönelimi reformizm-parlamentarizmdir. Reformculuk politikası dışında politikada proletaryanın devrimci olma tavrını peşinen dışlamaktır.

Sormak lazım HDP’nin ikinci turda CHP-İYİP-SP-DP burjuva kliğini desteklemesini hangi sosyalizm tavrıyla açıklıyorsunuz. HDP’nin MYK’nda yer alıyorsunuz. Bu kararınızla kimin değirmenine su taşıdığınızı bilmiyor olamazsınız.

Berbat kuyrukçuluk, reformizm politikasının esiri durumundaki ESP/Atılım’ın sık sık kullandığı ‘’HDP/HDK ekseninde gelişen halkçı demokratik eksen’’ reformist burjuva eksenin kendisidir. Burjuva seçim taktiğini komünist harekete dikte etmek ESP/Atılım’ın kendi ayağındaki kuyrukçuluk, reformculuk prangalarını hafifletmez.

İki burjuva egemen klik arasında emekçi halk kitlelerinin saflaştırılması; AKP-MHP’den kurtulmak için CHP-İYİP-SP-DP koalisyonuna tutunmayı salık veren işçi sınıfının, tüm emekçi kitlelerin burjuvazinin arkasına takılması ve sınıf egemenliğinin ifadesi her türlü gaddarlık ve saldırganlığı, sömürüyü meşrulaştıran parlamento yolu ile bu zalimliklerden kurtulabileceği yanılgısının ‘’yoksulluk bitecek’’, ‘’eşitlik ve adalet sağlanacak’’ vb. vs. gibi olmayacak vaatlerle kitlelerin aldatılması politikasının yanlışlığının açıklanması gerekirken Atılım/ESP başta olmak üzere HDP’ye yedeklenen ‘’komünistler’’ politikasını bu olguları görmeme üzerine inşa etmekteler ve kitlelerin aldatılması vitrindeki ‘’sosyalistlerle’’ kolaylaşmaktadır.

Sosyalistlik, komünist, Maoist, Marksist ismi taşıyan birçok örgüt ‘’halkçı demokratik eksen HDK-HDP’’ olarak yola çıkıp AKP-MHP-BBP burjuva bloğu ile CHP-İYİP-SP-DP burjuva bloğu arasında proleter, yarı-proleterler, emekçi köylüler, tüm emekçi halk kitleleri tercihe zorlanmakta, çözüm olarak dönüp-dolaşıp doğrudan (ÖDP) dolaylı olarak (HDP üzerinden) ‘’millet ittifakı’’nın önerilmesiyle varılabileceği son noktaya varılmıştır. Devleti yıkmak iddiasıyla var olan birçok devrimci hareket gelinen aşamada mevcut devlet düzenine yedeklenme aşamasına varmış burjuvaziyi takip eden ve onun düşünce dünyasından kurtulamayan radikal küçük burjuvazisinin gelişim durağı demokratik burjuva toplumun kendisidir. Bu yapıların tutumu artık reformist kulvarda düzen çerçevesi içinde kendilerine yer edinme doğrultusundadır.

KUH’ne kuyrukçulukta yarışanlar arasına katılan Özgür Gelecek’de eleştirilere saldırıyla cevap veriyor ve dikkat çekici ölçüde Atılım/ESP ile aynı dili kullanarak HDP’yi desteklemeyenleri ‘’politikasızlık’’la tarifliyor şöyle deniyor:

‘’Bugün kimi çevreler tarafından boykot taktiğinin ileri sürüldüğü bilinmektedir. Bu politika(sız)lığa diyecek bir şeyimiz yok. Bu bize ancak bu çevrelerin devrimci görevlerden yan çizmesine Kürt ulusal sorununa sosyal-şoven bakış açısına dair bir fikir verir’’ (22)

Burjuva reformcu seçim çalışmalarının kuyrukçu çalışanlarına dönüşenlerin yaklaşımı, dili ve argümanları hep aynı; ‘’politikasızlık’’ ‘’sosyal-şovenizm etkisi’’ ‘’görevlerden yan çizme’’ vs. vb… Oysa kendilerinin belirlediği ne bir taktik nede bir siyaset vardır. Yaptıkları tek şey HDP’nin belirlediği siyaset doğrultusunda kuyrukçuluktur. Bu dostların birde Kaypakkaya flamalarını sallayarak bu oportünizmi normalleştirmesi işin en acı ve dramatik yanıdır.

Yanlış yada doğru seçimlerde boykot bir taktiktir. Proletaryanın siyasal iktidar hedefi, program ve stratejik yönelimi üzerine oturtulmuş propaganda araçlarıyla kitleleri sınıf mücadelesi, sınıf bilinciyle örgütlemeyi, devrimci krizde iç savaş, iktidarı kazanma çağrısı içeren önemli bir taktiktir. Türkiye’de boykot taktiğinin parlamentodan yararlanma koşullarının oluşmadığı düşüncesine bağlı olarak esas olarak burjuva partiler ve sistemin teşhir edilmesi ve sınıf mücadelesi çağrısıyla proletaryanın birleşerek örgütlenmesini içerdiği biliniyor. Pasiften ziyade aktif olması durumu vardır ve bir taktiktir.

Sınıf içeriği proleter olmayan, sınıf mücadelesi amacına uygun düşmeyen burjuva reformcu partinin programının altında meclise temsilci yollanmasını içeren düzeyde bağımsız proleter sınıf siyasetinin silikleşmesi anlamına gelen ve tüm parlamento çalışmasının bu burjuva reformcu partinin – uzlaşma ve barış – siyasi politik amaçlarına sabitlenmesi bir seçim TAKTİĞİ değildir. Bu olsa olsa bağımsız sınıf siyasetinin yitirilmesi ve taktik gerektirmeyen KUYRUKÇULUKTUR.

Özgür Gelecek burjuva reformcu parti olan HDP’nin destekçisi, programı ve hedeflerinin savunucusu olmayı bir seçim taktiği-politika olarak savunurken sistemi teşhire yönelen ve sınıf mücadelesini esas alan örgütleri ‘’politikasızlık’’la suçluyor ve kuyrukçuluğu seçimlerde Leninist taktik biçiminde savunuyor. Bu sapmasını gizlemek için bolca ama ilgisizce Lenin’den alıntılar yapmayı da ihmal etmiyor. Bu çarpıklığa önceki bölümlerde değinmiştik. KUYRUKÇULUK bir taktik değildir; ilkesizlik ve ideolojik yozlaşmadır.

Soruyoruz seçimlerde devrimci görev koyulaşan faşizme karşı fırsatını bulur bulmaz faşizmin savuşturulması adına reformcu burjuva platforma koşmak ve tüm komünistleri bu burjuva zemine çağırmak mıdır?

1960’lı yılların kitle hareketlerinde boylanan başkaldırı ve devrimci düşüncelerin sosyalist maske altında burjuva parlamentoda eritilmesi rolünü üstlenen TÜRKİYE İŞÇİ PARTİSİ (TİP) parlamentarizmi-reformizmine – TİP 1966’da parlamentoya 15 milletvekili ile girmişti – meydan okuyan komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın devamcıları oldukları iddiasındaki Halkın Günlüğü/SMF, Özgür Gelecek nasıl oluyor da ‘’AKP karşıtlığı’’ ile sınırlanmış bir anlayışla bir diğer gerici kampın temsilcisi CHP-İYİP-SP-DP’den oluşan ‘’millet ittifakı’’nı ikinci turda destekleyeceğini ve oluşacak hükümette yer alabileceğini açıklayan HDP ile seçim ittifakı kurarak kitleleri burjuvazinin arkasında sandık başına çağırabiliyorlar?!

İkinci turda ‘’millet ittifakı’’nı destekleyeceğini açıklayan HDP’nin ittifak gücü olan SMF’nin pek rahatsız olmadığı Haziran 2018/Sayı: 15 Halkın Günlüğü dergisinin ‘’Seçimlerde Mevcut Tablo ve Muhtemel Seçim Sonuçları Üzerine Kritik’’’ başlıklı yazıda anlayışlarını yansıtan değerlendirmelerde bulunulmaktadır.

SMF’nin şuna cevap vermesi gerekiyor: Burjuva gerici kamp gördüğünüz ‘’millet ittifakı’’ ile sizin komünistlik adına ittifak kurduğunuz ve milletvekili gösterdiğiniz HDP’nin uzlaşması ve ikinci turda ‘’millet ittifakı’’nı destekleme kararını proletaryanın devrimci sınıf siyasetinin hangi amacına uygun buluyorsunuz?. Anlaşılıyor ki proleter sınıf siyaseti yok, ‘’AKP gitsin ne olursa olsun’’ anlayışıyla burjuva gerici kamplardan birisine yedeklenme siyaseti var. Bravo size! ‘’Yeni’’ rotanız reformculuk-parlamentarizm bayrağını pek şahane dalgalandırıyor.

Hüseyin Şimşek SMF temsilcisi olarak katıldığı ‘’68’in 50. yılında ‘’Gerçekçi Ol İmkansız Görüneni İste’’ şiarıyla ‘’68 ve İbrahim Kaypakkaya Sempozyumu’’nda ‘’Günümüze gelecek olursak, İbrahim’i statik olarak tekrar ederek bir külte dönüştürdük. Bu ardılları açısından bir açmazdır’’ şeklinde konuşabiliyor.

İ. Kaypakkaya’nın düşüncelerinden oluşan çizgide DEĞİŞTİRMEDİKLERİ BİR ŞEY BIRAKMAYAN kurumun temsilcisi bunları söylüyor. Demek ki İbrahim’i statik değil, ‘’diyalektik kavrayan’’ Hüseyin Şimşek gibiler ve toplaştıkları kurumlar İbrahim’in yükselttiği kızıl bayrağı reformculuğun rengiyle boyayarak açmazdan çıkmışlar.(!) İbrahim’in komünist çizgisinden koptuklarını hala anlamadılar. Temsil ettiği revizyonist çizginin temelini oluşturan değişimlerin anlatılması yerine SMF’nin temsilcisinin ‘’İbrahim’in külte dönüştürülmesi’’ üzerinde durması onların değişim adına anlatabilecek gerçek devrimci bir teoriye sahip olmadığının kanıtıdır. Bunlardan söz ediyoruz çünkü tüm bu bakış açısının seçimlerdeki tavır ve yönelimle kopmaz bağı vardır.

SMF/Halkın Günlüğü Dergisi çevresi seçimlerde iki siyasi kutup var diyor ve şöyle ayırıyor:

‘’Seçimlerde iki siyasi kutup var. Biri aralarında iki bloğa ayrılmış komprador tekelci sınıfların temsil ettiği gerici kutuplar; ikincisi ise HDP bünyesinde Kürt ulusal temsilinin ağırlıklı olduğu ulusal demokratik, ilerici, devrimci ve sosyalist güçlerden teşekkül olan demokratik kutuptur’’(24)

Böyle bir ayrışıma gidildikten sonra sosyalist, devrimci güçlerden oluşturulduğu söylenen ittifakın komprador burjuvazinin temsilcisi gerici her iki kutuptan uzak duracağı; hatta bir ikisine karşı aktif mücadele etmesi gerektiği sonucu kendiliğinden bir akıl yürütmeyle varılır. Ama hiçte öyle olmadı. ‘’Komünist’’, devrimci, demokrat ilerici, ‘’sosyalist’’ ve Kürt ulusal hareketinden oluşmuş kutup seçim startının verilmesinden sonra ikiye ayrılmış burjuvazinin siyasi kampından birisi olan ‘’millet ittifakı’’nı bir diğerine karşı ikinci turda destekleyeceğini ve başkanlık sistemi içindeki hükümette yer alabilmenin – uzlaşma protokolü ile mümkün olabileceği açıklandı.

Peki bu duruma SMF ne dedi?. Ölü taklidi yaparak geçiştirdi. İdeolojik çürümenin vardığı boyutun görülmesi tayin edici önemdedir.

Böylesine açık bir burjuva kampa destek verilmesinin HDP’nin ‘’komünist’’ devrimci bileşenlerinin tavır takınarak ÖDP’nin yaptığı CHP destekçiliği burjuva yedeklenmeciliğine HDP’nin bu sosyalist bileşenlerinin dolanarak aynı tavra düşmeyecekleri yönlü olumlu beklentilerin hepsi boş çıktı. ‘’Bu kadar da olmaz’’ dedirten cinsten kendilerini ortama uydurdular. Özgür Gelecek gazetesi 6-19 Haziran sayısı ‘’bir oy HDP’ye bir oy Demirtaş’a’’ manşetiyle çıktı. Halkın Günlüğü Dergisi ise Haziran sayısında HDP’nin ‘’millet ittifakı’’nı ikinci turda desteklemesi kararında bir sakınca görmeyen değerlendirmelerle çıktı. Daha önce HDP tarafından komprador kliklerden birisinin adayının desteklenmesi halinde ikinci turda boykot edeceklerini açıklamalarına rağmen ‘’millet ittifakı’’ komprador burjuvazi kampı lehine gelişen HDP’nin tutumuna hiçbir eleştiri yapmadıkları gibi, SMF milletvekili gösteren tutumunu sürdürdü. Bu çarpık reformist yönelimdeki siyasi sorumluluklarını izah etmiş değiller.

Her hangi bir ilkede yaklaşım beklemiyoruz oportünist yönelime dahil olmuş olanlardan, ama sınıf bilincini almış her emekçinin kendisi bu reformistlerden kurtulması gerektiğine inanıyoruz.

Pratikleri yaptıkları tanımlamalara uymuyor. Proletaryanın çıkarlarından söz edilirken ‘’sosyalist ve demokratik cephe’’leri burjuvazi ile uzlaşmaya koşuyor. Çünkü kendileri burjuva reformist partinin iradesi altına girdiklerini idrak etmiş değiller.

SMF/Halkın Günlüğü Dergisi HDP ittifakını şöyle tanımlıyor:

‘’HDP çatısı altında demokratik ittifak, tamamen özgür ve bağımsız siyasi iradesiyle oluşup demokratik normlara sahip Türkiye-K. Kürdistan proletaryası ve halkları ile mazlum Kürt ulusu, diğer azınlık ve inanç kesimlerinin çıkarları lehine oluşmuş ilkeli demokratik bir ittifaktır. Bu anlamda seçimlerde sınıf temeli taşıyan iki kutubun mevcut olduğunu söylemek yanlış değil doğrudur’’(25)

O halde soru şudur: Sınıf temeli taşıyan bu iki kutbun ilkeli, devrimci demokratik ittifak nasıl oluyor da komprador burjuvazinin gerici partilerinin bir bloğunu oluşturan ‘’millet ittifakı’’nın destekçisi durumuna geliyor!?

Seçimde burjuvazi ile bilinçli proletaryanın uzlaşmaz karşıt kutupları oluşturduğu açıktır, ama SMF’nin seçimlerde dahil olduğu reformist kutup devrimci proletaryanın sınıf temelli kutbu değil reformist demokratik nitelik taşıyan içinde sosyalizmi kendine maske yapan bir çok renkten yapının toplaştığı reformist burjuva demokratik sınıf kutbudur ve bu reformist çok sesli korodan devrimci gaye ile uyumlu bir ses ve ruh çıkmaz, çıkmadı.

Seçimlerde HDP’ye KUYRUKÇULUK pozisyonunda reformizm bayrağının omuzlandığına dair SMF/Halkın Günlüğü çevresine yapılan eleştirilere Halkın Günlüğü ‘’bühtandır’’ (kara çalmak) salvosuyla yanıtlarken eleştirileri ve eleştiriyi ‘’stratejik doğruları tekrar eden siyaset yoksunları’’ ile etiketledi. Yüksek perdeden seslenmek bunlarda tarzdır. ‘’3. Kongre’’nin darbeci tarzı ve revizyonist teorilerine tavır aldığımızda ömrümüzü adadığımız partinin otuz, kırk yıllık çalışanları olduğumuza bakmadan bizi ‘’parti düşmanları’’ olarak etiketleyip işin içinden çıkmışlardı. Aynı tarzı devam ettiriyorlar. Demek ki stratejik doğruların savunulması ‘’siyaset yoksunluğu’’ stratejik doğruların bir kenara atıldığı anlık politikalar, geçici yararlar ve rüzgara göre yelken açmak ise Halkın Günlüğü/SMF’ye göre ‘’pratik politika’’ oluyor. Tüm modern revizyonistlerin babası olarak ilk adımı atan Berntein ‘’Nihai amaç hiçbir şeydir. Hareket ise her şeydir’’ demişti. Takipçilerinin bugün nihai amacı ifade eden stratejik doğruların savunulmasını ‘’siyaset yoksunluğu’’ olarak tanımlamasında şaşılacak ne olabilir!. Biz ise stratejik doğruların savunulmasını sürdürdüğümüz sınıf mücadelesinde bizi nihai amaca taşıyacağı için her şey olarak görüyoruz bu olguyu reddedenleri hiçbir şey olarak değerlendiriyoruz.

Halkın Günlüğü/SMF’den devam edelim:

‘’Seçimlere dönük devrimci siyaset taktiği, stratejik doğruların tekrarını geçmeyen siyaset yoksunluğuyla mahkum etmeye kalkışıp suçlayanların ‘’eleştirisi’’ devrimci ittifak politikasını sığ görüşlü ön yargılarla kuyrukçuluk tanımına oturtanların yargısı ölü doğmuş vakadan ibarettir.’’ (26)

Eleştiriyi sövgü sayan ve stratejik doğrulara bir hiç muamelesi yaparak bu tamturaklı retorik laf kalabalığını ayrı ele almak gerekir, ama önce Halkın Günlüğü’nün şu ‘’seçimlere yönelik devrimci siyaset taktiği’’nin nasıl oluyor da dolanarak komprador burjuvazinin bir bloğu ‘’millet ittifakı’’ durağına vardığının açıklanmasını yapması gerekmez mi?!

Proleterlerin devrimci ittifakı her hangi bir burjuva kliğe uzanan seçim taktiğini benimsemez. Tüm burjuva ve reformcu yasalcı partilerden işçi sınıfının kendisini kurtararak birleşmesi ve siyasi hedefleri için mücadele etmesi doğru taktiktir. HDP’ye kuyrukçu ol, oy iste, olmayacak vaatlerde bulun, HDP’de ‘’millet ittifakı’’ ile uzlaşsın. Bu dökülen siyasete kuyruklu reformizmi kalkıp ‘’devrimci seçim taktiği’’ yap. Yutulursa!..

SMF çizgisi HDP’nin ‘’millet ittifakı’’ ile uzlaşmasını hoş görü ile geçiştirmiştir. SMF’de dahil seçimde HDP çatısı altında seçime katılan devrimci örgüt ve reformist partilere ‘’kuyrukçu’’ denilmesi ‘’ön yargı’’ değil, ‘’siyasi yoksunluk’’ ise hiç değil, aksine kuyrukçuluğu aşan boyutta ortalığı saran bir reformizm çürümüşlüğü vardır.

HDP’nin uzlaşmacı tavrının SMF/Halkın günlüğü tarafından görmezden gelinerek geçiştirilmesi ‘’taktiği’’nin özeti şudur: Ey Kürtler mevcutta size katliam yapan AKP/Erdoğan’a oy vermeyin, daha önceki katliamlardan sorumlu olan ama dinlenerek şu anda hükümete aday olan diğer cellatlarınıza oy vermeniz sizin için daha iyidir. Evet niyetten bağımsız seçimlerdeki tavır ve anlayışları buraya varmaktadır.

Yoksa tutarlı hiçbir devrimci örgüt CHP-İYİP-SP-DP’den oluşan ‘’millet ittifakı’’ destekçiliğine tavırsız kalamaz.

Doğru anlaşılması açısından Halkın Günlüğü/SMF’nin anlayışını olduğu gibi –uzun olsa da – aktarıyoruz. Şöyle söyleniyor:

‘’AKP-MHP-BBP ittifakının oy oranı ile CHP-İYİP-SP-DP ittifakının oy oranları arasında farkın birinden diğerinin lehine dönüştürülmesinin, dolayısıyla bunlardan hangi bloğun başkanlık seçimlerini kazanacağının anahtarı Kürt oylarıdır. Bu oyların taraf olacağı blok, cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanan blok olacaktır. Kendi cumhurbaşkanı adayını, verilecek olan Kürt oylarının birinci tur seçiminden sonra, ikinci turda hangi blok lehine kullanacağı mevcut siyasi iradesi tarafından beyan edilmiştir. (Yani HDP’nin ‘’millet ittifakı’’nı destekleyeceğini açıklamıştır diyor)

Erdoğan’ın karşısında ikinci tura kalacak adayın desteklenmesi esas eğilim ve tutumdur. Bu oyların kimin kazanacağını belirleyeceği açıktır. Erdoğan’ın bu oylara oynayacağı muhakkaktır ancak yaşam ve siyaseti büyük bir deprem sarsıntısıyla sarsan bir gelişme olmadığı müddetçe Kürtlerin tavrı Erdoğan alehinedir. Ki Kürtlerin siyasi iradesi veya partisinin çeşitli vesilelerle Erdoğan’ı destekleme, Erdoğan ile uzlaşma gibi bir tavra girmeleri kendilerinin siyasi bitişleri anlamına geleceği gibi, desteklerini yitirip büyük bir güvensizlik kazanarak yalnızlaşmalarını da getirecektir. Ancak bu varsayımın gerçekleşme ihtimali yok denecek kadar zayıftır. Soykırımcı katliamlardan geçirilen Kürtlerin bu düşmanına el uzatmasının hiçbir gerekçeyle bağdaşmadığı aleni ve kesindir.’’(27)

KUH’ne AKP ile uzlaşıp ona destek vermeleri halinde siyasi bitiş anlamı biçenler dahil oldukları HDP seçim bloğunun ‘’millet ittifakı’’nı desteklemesinin ‘’komünistlik’’ ismi taşıyanların siyasi bitişi anlamına geldiğini ise bu dostlarımız es geçiyor.

AKP’nin Kürt ulusunun düşmanı olduğu açıktır. Bu çok doğrudur. Peki ikinci turda destekleneceği açıklanan ve uzlaşmaya girilen CHP-İYİP-SP-DP bloğundan oluşan egemen bir diğer burjuva kamp Kürtlerin dostumudur?. Haklı olarak katliam, ulusal baskı ve saldırılarda sınır tanımayan AKP/Erdoğan’a oy vermemesi gerektiğini hatırlatan Halkın Günlüğü’nün, Kürtlerin jenoside uğratılması suçundan AKP’den hiçte az olmayan diğer Türk burjuvazisinin gerici bloğuna da Kürt toplumunun verebileceği oyların olmadığını söylemesi gerekmez mi?!. Ama söylemiyor. Burada ÖDP gibi davranıyor. ‘’Devrimci seçim taktiği’’ tekerlemesi ile Halkın Günlüğü/SMF seçimin ikinci turunda sadece AKP’ye oy verilmemesi ile meşgul olmaktadır. AKP’nin karşısında ikinci turda kalacak diğer burjuva kampın adayının desteklenmesini doğru bulmaktadır.

H.G/SMF seçime katılmayı açıklamaya gelince HDP çatısı altında ‘’sosyalist ve demokratik ittifak’’ kurduğunu söylüyor, ama ‘’millet ittifakı’’ denilen burjuva kampın desteklenmesi kararına gelince cümleyi KUH üzerinden kuruyor ve HDP’nin uzlaşmacı siyasetinden kendisini azade tutuyor, sanki ittifak kurmamış gibi dışardan konuşuyor. Oynaklığın bu kadarı da çok fazla…

İkinci tura kalacağı hesaplanan CHP’li Muharrem İnce’nin HDP tarafından desteklenmesi politikası Halkın Günlüğü/SMF‘nin seçim politikasına uygun düştüğü için cumhuriyetin kuruluşundan itibaren Kürt jenosidinden sorumlu olan CHP’nin burjuva, gerici sınıf niteliğini irdelemekten kaçınıldığı açıktır. Bu seçim tavrı da sizin siyasi bitişini anlamına gelmektedir.

H.G/SMF seçim ittifakında her yapının özgür iradesinden söz etse de öyle bir durum yoktur. Çok istemenize rağmen Dersim’den neden aday gösteremediğinizi açıklayın, özgür iradenizin olup olmadığı anlaşılsın.

Diğer bir hatalı düşünce de şudur: Burjuva ve küçük-burjuva aydınların egemen ulus bakış açısıyla Kürtleri tek parça bir topluluk gibi ifadelendirmesi gibi H.G’nünde ‘’Kürt oyları’’ kavramını kullanması dikkat çekicidir. Sınıflardan oluşan Kürt ulusuna, Kürdistan’a proletaryanın sınıf bakış açısından bakmayıp modern her ulus gibi Kürt proletaryası ile Kürt burjuvazisi bölünmesi ve uzlaşmaz karşıt siyasi amaç ve karaktere sahip olma realitesini bağrında taşıyan toplumsal yapı görmezden geliniyor. Kürtler, Kürdistan’ın özgürlük sorunu olunca tüm proleter sınıf aklı bu ve benzer anlayışlarda donuklaşıyor, anlam yitimine uğruyor. Kürtlerin yek pare bir topluluk olarak algılanması Kürdistan’a baktığında sadece Kürtleri görmesi, ama Kürt proleterlerini, Kürt emekçi köylülerini, sınıf bilinçli Kürt proleterlerini ve Kürt işçi-emekçilerinin Kürt burjuvazisinden ayrı birer sınıf olarak var olduklarını görememeleri Marksist sınıf düşüncesi ile Kürdistan’a bakamamalarının sonucudur. Bu fikir körelmesi ezilen ulusun anayurdu Kürdistan’da Kürt proleterini Kürt burjuvazisinden ayırt etmesini bilmez. Bir Marksist topluma bakarken önce sınıfları görür, bir milliyetçi ise sadece etnik kökeni görür. Ezilen ulus burjuva milliyetçiliğinin düşüncesinin etkisi altında olan sosyalistler bugün Kürdistan’a baktıklarında bu nedenle sadece Kürtleri görmekte, ama sınıfları ve taşıdıkları çelişkileri görmemektedirler.

Ulusal bağımsızlık mücadelesi veren Kürtler olduğu gibi egemen ulusun burjuva partileri; AKP, CHP, SP, İYİP vd. oy veren, ilhak, istila ve sömürgeciliğin etkisinden kurtulamayan Kürtlerde vardır. Burjuva kapitalist düzen amaçları doğrultusunda ulusal zeminde olan Kürtler olduğu gibi sınıf bilincini almış Kürt proleterleri de vardır. Burjuva milliyetçi Kürt partileri olduğu gibi sosyalist, Marksist, Leninist iddiasında olan Kürt örgüt ve partilerde vardır. Bu anlamda sınıf eğilimleri ve siyasi hedefleri farklı olan Kürt ulusunun çeşitli güçlerinin ‘’Kürt oyları’’ tabiri ile aynı torbaya konulması ve yekpare olarak bir ‘’Kürt siyasi iradeye’’ tapulanarak ifadelendirilmesi bilimsellikten uzak yüzeysel bir düşüncedir. Hatırlatalım ki ‘’millet ittifakı’’ gibi burjuva kampın ikinci turda HDP tarafından desteklenmesi gibi yanlış politikasına ortak olan SMF reformist sapmasının aksine sınıf bilinci almış Kürt proleterleri asla sandıkta egemen ulusun burjuva gerici bloğuna oy vermez ve sınıf düşmanlarına da el uzatmaz. Aynı şekilde sınıf bilinçli Kürt proleterleri Kürt burjuvazisinin Türk burjuvazisi ile kendi sınıf hesapları doğrultusunda uzlaşma arayışlarının da destekçisi olmaz, onların arkasından sürüklenmez. Kürt proleterlerin Türkiye’de elini uzatacağı tek sınıf Türk proletaryası, tüm emekçi halk kitleleridir. Bu olgunun görülememesi ulusal sorunda SMF gibi ve genelde de devrimci hareketin içinde olduğu sapmanın kaçınılmaz sonucudur.

Uzlaşma çizgisi ile Kürt ulusal hakları kazanılmaz. CHP ve ittifak güçleri Kürtlere ve proletaryaya düşmanlıkta AKP’den aşağı değildir. Burjuva klikler arasındaki çatışmada ikisinden birinin seçilmesine çıkan taktiğe ‘’devrimci’’ denilse de, devrimci seçim taktiği ile hiç alakası yoktur. Kuyrukçuluğun taktik olmadığını yeniden hatırlatarak bu yönelimlerin düpedüz MLM bilimin çarpıtılmasıyla teorisi yapılmaya çalışılan reformizm-parlamentarizm, sınıf teslimiyetçiliği politikası olduğunu tespit etmek tayin edicidir.

Seçim politikasında SMF/H.G, diğer reformist yasalcı parti ve oluşumlardan farklı bir şey söylemiyor. Cümleler farklı ama öz aynıdır. Çünkü hepsinin amacı aynıdır: AKP karşıtlığının stratejiye dönüşmüş olması ve mecliste koltuk kapmak.

                                                                                         ***

HDP İstanbul 2. Bölge milletvekili ve HDP’nin seçim ittifakı bileşeni HALKEVLERİ’nin eski genel beaşkanı Oya Ersoy seçim çalışmaları sırasında ziyaret ettiği BirGün Gazetesi’nde (06. Haziran 2018) sorulara verdiği yanıtta: ‘’Cumhurbaşkanlığı seçiminin mutlaka ikinci tura kalacağını’’ söyledikten sonra Ersoy seçimin ikinci tura kalması halinde izleyecekleri tutumu ise şöyle özetlemiştir:

‘’Bizim 24 Haziran’a kadar ki kampanyamız ‘Birlikte tamamlayalım, barajı yıkalım’, 24 Haziran’dan sonra ‘Birlikte tamamlayalım, sarayı yenelim’ diye devam edeceğiz. Hem barajı aşacağız, hem sarayı yeneceğiz’’(28)

Bir başka yerde ‘’Halkevleri neden aday çıkardı?’’ sorusuna Oya Ersoy şu cevabı veriyor:

‘’AKP’nin sokakta olduğu kadar mecliste de geriletilmesi, azınlığa düşürülmesi Halkevleri’nin siyasal hedeflerinden biridir’’(29)

Söze gerek yok; AKP’den kurtulma arayışı söze gelince mangalda kül bırakmayan devrimci hareketin önemli bir kısmını seçimde KUH ile birlikte CHP’nin başını çektiği ‘’millet ittifakı’’ burjuva muhalefete yedeklenme durumuna düşürmüştür.

Bu durumda ÖDP’ye öfkelenmeleri de anlamsızlaşmıştır. CHP’nin arkasına kuyruk olan ÖDP siyasetinin bir diğer versiyonu reformizm-parlamentarizm rotasına dümen kıran ama çok daha devrimci sloganlara sarılan bir kısım devrimci örgütte biraz yolu uzatarak HDP üzerinden gerçekleştirilmiştir. Seçim ikinci tura kalmadan R.T Erdoğan seçimi kazandı diye CHP’nin yedeğine uzanan seçim politikasında kendi siyasi bitişlerini gösteren devrimci örgütlerin tavrı unutulacak değildir. ÖDP gibi reformistlerden çok farklı olmayan biçimde CHP’ye yedeklenen Halkevleri ve diğer reformist cenahla önemli bir kısım devrimci örgütü parlamentarizm etabında buluşturan sağ savrulma değil de nedir?. Atılım, Halkın Günlüğü, Özgür Gelecek seçimlerde açığa çıkan politikada Halkevleri’nden farklı konuşmuyor. Koşullar küçük-burjuva devrimciliğinin aralarındaki nüans farklarını anlamsızlaştırarak birbirine yakınlaştırarak reformculuk bayrağına sarılarak burjuvazinin arkasından sürüklenmelerinin yolunu açıyor.

Peki SYKP, EMEP, TİP farklı mı konuşuyor? Hayır. Sınıf mücadelesine alan açmak iradeleri ve siyasi çizgileri olmayan parlamentarist-reformcu eğilimin seçimlere yüklediği büyük anlam boştur, aldatmacadır.

SYKP’den bir dönem HDP milletvekilliği yapan Ertuğrul Kürkçü daha ileri giderek HDP’nin rolüne sosyalist bir çerçeve çizerek reformizm ile oluşturulmuş hayal dünyasını oldukça geniş tutarak şunları söylüyor:

‘’HDP demokratik ve sosyalist görevler arasında istisnai bir köprü oluşturuyor. Onunla anlamlı bir ilişki başaramayan bütün politik güçler 24 Haziran denkleminde ister istemez boşluğa – yada diktatörlükle aynı hat üzerine – düştüler.’’ diyerek HDP etrafı yada çatısı dışında bir politik mücadele ve seçim taktiğini de reddetmiş oluyor. Atılım Gazetesi, Halkın Günlüğü, Özgür Gelecek ve diğerleri de bu konuda aynı dili kullanıyorlar. Siyasi iddiada anlamsızlaşmış bu örgüt ve partilerin tümüyle HDP’ye katılması kendilerinin pratik duruşlarına daha uygun düşecektir. Çünkü HDP dışında bir komünist mücadele taktiğinin olabileceğini dışlıyorlar. Onlara göre herkes kuyrukçu olmalı.

E. Kürkçü kapitalizmi kaldırmayı hedeflemeyen, kapitalizm ile barışık yaşamayı öğrenen bir sosyalizm çizgisinde – ki bu sosyalizm düşmanı sosyal demokrat çizginin kendisidir – olduğunu HDP’ye yüklediği misyonla anlaşılmaktadır.

Söylenen şudur: ‘’Sırtımızda akamete uğratılmış 20’inci yüzyıl devrimciliğinin yüküyle yürüyüşümüzü sürdürürken sosyalizmin yeniden kuruluşuna giden yeni yollar keşfetmekle, karşımıza dikilen yeni muammaları çözmekle yükümlü olduğumuzun idrakindeyiz. HDP bu çözümü tılsımlı formüllerde değil, tahammül edilemez baskı ve sömürüye karşı ayağa kalkan her insanın ortak eyleminde arayan en kayda değer kolektif deneyimdir ve artık bir edinimdir, sosyalist tasavvur ve iddiaların insani kurtuluş arayışıyla başkaldıran milyonlarca kadın ve erkeğin umutlarına tercüme edilebilmesi ve ulus-devletin ötesine bakan diğer özgürlükçü tasavvurların yanı sıra toplumun öz deneyimiyle sınanabilmesine imkan sunan istisnai bir seçenektir.’’(30)

Sosyalizme giden ‘’yeni yollar’’, ‘’keşifler’’ ortak toplumsal eylemin kurtuluş eylemine tecrübe edilmesine dair sıralanan yığınla şeyi toplayıp bir kenara atın, tüm bu kavramlar reformculuğun sosudur. Sosyalizmin yeniden kuruluşunu sınıf mücadelesi ve devrim nihai hedefi olmayan HDP‘de arayan E. Kürkçü –SYKP gibilerinin sosyalist devrim gibi amaçlarının olmadığını anlamak zor değildir. Keşfedilen ‘’yeni yollar’’ denilen ise topyekun sosyalistlerin HDP çatısı altında mevcut egemen sınıf düzenine dahil edilmesi olarak karşımıza çıkıyor. SYKP-E. Kürkçü, yanı sıra Sırrı Süreyya Önder, Ufuk Uras ve daha başkalarının dahil olduğu bu ‘’yeni yol’’, ‘’tılsımlı olmayan formül’’ün özü sınıf mücadelesinin komünist kuvvetlerinin zayıflatılması, tasfiye edilmesi, ideolojik olarak yozlaştırılarak parlamentoya çekilmeleri ve stratejik nihai hedeflerinden vaz geçilmiş pozisyonda burjuva kurumlarla barışık yaşamlarından ibarettir. Bu nedenle döne dolaşa tüm sosyalistlerin toplanması gereken yer HDP olmalıdır vurgusunu yapmaktadır. E. Kürkçü, Ufuk Uras, Sezai Temelli gibi ‘’sosyalistlerin’’ HDP’nin CHP’ye benzetilmesi eğiliminin işlevli öğeleridir. Egemen burjuvazinin etkisi altındaki bu reformist eğilim sadece proletaryanın sınıf mücadelesini değil aynı zamanda Kürdistan’ın ulusal özgürlük meselesinin de yozlaştırılmasında küçümsenmeyecek derecede rol oynuyor.

Kürkçünün milyonlarca kadın ve erkeğin sosyalist iddialarına tercüme olduğunu iddia ettiği HDP’nin – HDP ile ittifak kurmuş SMF/Halkın Günlüğü, Özgür Gelecek, Alınteri, Devrimci Parti, SYKP, ESP, Yeşiller ve Sol Gelecek Parti, SODAP, EMEP, EHP, HTKP (TİP), HALKEVLERİ, Kaldıraç, DSİP, KÖZ, ÖSP’ninde – cumhurbaşkanı başkan-adayı tutuklu eski eşbaşkanı S. Demirtaş ise aynı tarihlerde verdiği mülakatta ikinci turda AKP’ye karşı, CHP-İYİP-SP-DP ‘’millet ittifakı’’ diğer gerici burjuva bloğu destekleyeceklerini bakın nasıl açıklıyor:

‘’Seçime dönük olarak kurulan ittifakların seçimden sonra devam edeceğini düşünüyormusunuz? HDP yine bütün ittifakların dışında mı kalacak’’ sorusuna S. Demirtaş şu cevabı vermektedir:

‘’Ben şuanda millet ittifakı’nın genişleyerek demokrasi ittifakına dönüşmesi gerektiğine inanıyorum. En azından Türkiye’yi normalleştirecek yeniden demokrasi rotasına sokacak geçiş sürecinde muhalefet mutlaka birlikte hareket etmelidir. Yeni anayasa ile durum normale dönüşünceye kadar her parti fedakarca davranmalı, tabanını buna hazırlamalı, partizanca çıkarları geri plana iterek toplumun ortak çıkarları için birlikte hareket etmenin erdemini göstermelidir. Artık kamplaşma, gerilim, düşmanlaştırma yerine uzlaşma ile yönetme kültürünü geliştirebilmeliyiz. Biz HDP olarak buna açık olacağız. Bize verilecek her oyu uzlaşma, bir arada yaşam ve barış için kullanacağız’’(31)

Ertuğrul Kürkçü’nün sosyalist tasavvurunda bolca püsküllü laflar kurularak işçi sınıfı ve tüm emekçi halk kitlelerine adres olarak sunduğu HDP görüldüğü gibi burjuvazinin bir kampıyla uzlaşarak Türk devletini yönetmeyi vaat ediyor. Burjuvazi ile birlikte hareket etmek, uzlaşmak, verili mülkiyet ilişkileri altında burjuvazinin çıkarları anlamına gelen ‘’toplumsal çıkarları için birlikte hareket etmenin erdemi’’ dışında bir gelecek paradigması bulunmuyor.

Tuhaf olan ise ‘’millet ittifakı’’ gibi faşist bir burjuva bloktan demokrasi rotasına girilmesi sürecini birlikte yürütme beklentisinin olmasıdır.

Burjuvazinin egemenliği ile devlet yönetiminde uzlaşmak ne zamandan beri sosyalist tasavvur oluyor?. Bu tasavvur olsa olsa sosyalizme ihanet etmiş modern revizyonist sosyal demokratların kafasına ait olabilir.

Cumhuriyet gazetesinin ‘’Eğer ikinci tura kalmazsanız, mevcut adaylar içinden her hangi birini destekleme kararı alacaksınız?’’ sorusuna HDP başkan adayı S. Demirtaş şu cevabı veriyor:

‘’2’inci turda kesinlikle boykot vb. bir tutumumuz olmayacak. Demokratik bir uzlaşma çerçevesinde 2’inci turda şimdiki gibi seçim kampanyamızı hız kesmeden sürdüreceğiz’’(32) şeklinde ‘’millet ittifakı’’ burjuva bloğunu destekleyeceğini beyan etmiş oluyor.

Komünist hareketin böyle bir seçim oyununda ne işi olabilir?! Açıktır ki AKP’den kurtulma adına CHP-İYİP-SP-DP milliyetçi-İslamcı burjuva faşist bir diğer kampa yedeklenmek devrimci siyaset olamaz. Ne söylenirse söylensin bu reformist cephenin ideolojik savrulmasına meydan okunmadıkça sınıf hareketi bir adım ilerletilemez. HDP’nin KUH’nin stratejik hedeflerine uygun olarak bir takım uzlaşma arayışları beklenmeyen bir durum değil, burada eleştirimizin ana hedefi komünistlik, devrimcilik iddiasıyla sınıf uzlaşmacılığına yönelen hareketlere olduğu gözden kaçırılmamalı. Düşünün bu pespaye burjuva sınıf kuyrukçuluğuna karşı dik duran komünist devrimcilere bunlar kalkıp ‘’siyaset yoksunluğu/a-politizm/diktatöre ve diktatörlüğü destekleme/sosyal şovenizm etkisi’’ vb. düzeysiz saldırılarda bulunabilmektedirler. İlla da ‘’gelin HDP’ye oradan da CHP’ye yedeklenin’’ diyorlar. Hayır bu yerlerde sürünen reformculuk siyasetini asla izlemeyeceğiz.

Başkan adayı S. Demirtaş’ın ikinci turda ‘’millet ittifakı’’nın adayını destekleyeceklerini ifade etmesinin bir gün sonrasında HDP sözcüsü Ayhan Bilgen ikinci tura kalınması halinde Muharrem İnce, yada İYİP genel başkanı Meral Akşener olması fark etmeksizin kim kalırsa destekleyeceklerini aşağıdaki ifadelerle açıkladı:

‘’Bizim yarışımız iktidarla’’ diyen Ayhan Bilgen ‘’Biz şu espriyi yapıyoruz sokakta; bu seçimde 1 milyon oy verin eğer muhalefetin başka bir adayı ikinci tura kalırsa 6 milyon oy alın.’’ Bu tavrınız İYİP genel başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Meral Akşener içinde geçerli mi? sorusuna HDP sözcüsü A. Bilgen şu cevabı veriyor: ‘’Bizim açımızdan kişiler üzerinde siyaset doğru değildir. Tek adam rejimi bütün adaylar için yanlıştır. Kim olursa olsun bu yanlışa tavır almalıyız.’’ (33)

Yani HDP için ikinci turda CHP’nin adayı M. İnce yada İYİP adayı M. Akşener fark etmez destekleneceğini savunuldu. Hadi gidelim 1990’lı yılların Çiller-Ağar ekibinin şahin içişleri bakanı devrimci ve Kürt katili M. Akşener üzerinden siyaseti kişiler üzerinden okumanın doğru olmadığını düşünelim. Peki milliyetçilik-ırkçılık, dini gericilik, yabancı düşmanlığı ve demokrasinin dışlanması konusunda AKP adayı ile bu iki burjuva gerici aday arasında ne fark var?! Erdoğan’da ilk dönemlerinde HDP’ye demokrat görünmüştü, yıllarca ‘’barış-çözüm süreci’’ aldatmalarına ortak olundu, sonra bu yaklaşım Kürtlere, sınıf hareketine kurşun olarak geri dönmedi mi?. Devam edecek…

Related Post

Mücadele Süreklidir.

Posted by - 30 Ağustos 2018 0
Koşulların zorluğu tartışmasız bir olgudur. Emperyalist sistem dünyayı bir ağ gibi sarmıştır. Sadece sermayenin çıkarları gereği bir çok zayıf ve…