Emperyalistler ve İşbirlikçileri Halklar ve Ezilen Uluslar İçin Çözüm Üretemez

94 0

Haber Merkezi: Cenevre, Astana, Soçi, Tahran zirveleri derken Suriyelilerin olmadığı toplantılardan biri daha Putin, A. Merkel, E. Macron ve Erdoğan katılımıyla 27 Ekim’de İstanbul’da gerçekleşti. Daha önceki zirveleri gibi İstanbul zirvesi de ‘’Suriye’deki savaşın sonlandırılması ve sorunların çözülmesi’’ amaçlı olduğu utanmazlık ve mide bulandırıcı ikiyüzlülükle pazarlandı. İstanbul’daki zirvenin sonlanmasından sonra birbirlerine yaptıkları teşekkür, iltifatlar eşliğinde, her şeyin yolunda olduğu görüntüsünün verilmesi uğruna diplomatça olduğu apaçık olan sırıtmalar eşliğinde ‘’Suriye’de akan kanın durmasının’’ E. Macron, Putin, A. Merkel ve R.T Erdoğan’ın ortak kaygısı olduğu açıklandı.

‘’Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması’’nın sonuç bildirgesine güçlü biçimde yansıtıldığı bu toplantının bildirgesinde olan bir diğer uzlaşma noktası İdlib’te toplanmış IŞİD artıkları, IŞİD’in bir başka versiyonu HTŞ ve onlarca İslamcı cihatçı çetelerin denetiminin Türkiye’ye verilmiş olduğunun açıklanmasıdır. Almanya ve Fransa’nın da dahil olduğu resmi bir toplantıda çıkan bildirgede Suriye’de İslamcı çetelerin kontrol altında tutulması görevinin Türkiye’ye bırakılması. Böylece İdlib’de toplanan İslamcı tekfirci cihatçı çetelerin Türkiye’nin kontrolünde olduğu Rusya’dan sonra Almanya ve Fransa tarafından da kabul edilmiş oldu.

Anayasa komisyonunun oluşturularak, Suriye halkının katılacağı bir anayasa oluşturularak Suriye’de sorunların siyasi çözüme kavuşturulacağına dair hedeflerin açıklandığı Soçi zirvesinden dokuz ay sonra bir anayasa komisyonu bile oluşturulmadığı bilinmesine rağmen İstanbul zirvesinde de Suriye’de siyasi süreç için ‘’anayasa komisyonunun oluşturulacağı’’ mutabakatına varılacağı açıklandı.

Özellikle A. Merkel, Macron ve Erdoğan İdlib’de ‘’ateşkes’’in sürdürülmesinden yana olduklarını açıkladıklarında, esas olarak uzayan savaşta farklı stratejik çıkarlara sahip bu ülkelerin bir noktada buluştukları anlaşıldı: İdlib’den Suriye ordu güçlerine yapılacak her hangi bir saldırıya yanıt verileceği ve bunun da İdlib’teki ateşkesin sonlanması anlamına geleceği uyarısı içeren V. Putin’in yaklaşımına E. Macron’un ‘’kimyasal silah kullanımının kırmızı çizgi olduğu’’ minvalindeki çıkışıyla yanıtlanması esas olarak ABD, Fransa, İngiltere ve onlara geriden destek veren Almanya’nın Suriye’de Rusya’ya karşı pozisyonunu koruduklarının İstanbul’da yeniden ifade edilmesiydi. Açık olan şudur: İdlib’deki cihatçı İslamcı çetelerin temizlenmesini isteyen Rusya, İran, Suriye’ye karşı Türkiye, Fransa, ABD, Almanya, İngiltere İdlib’e yapılabilecek her türden saldırıya karşıdır. İstanbul zirvesinde de bu karşıt pozisyonun değişmemesi bu emperyalist haydutların uzlaşmaz çıkarları gereği Suriye’yi ve Ortadoğu’yu yıkıma uğratmaya devam edeceklerini yinelemekten öte anlama gelmez.

Suriye’deki yıkıcı savaşta başından itibaren çok önemli rol oynayan ve emperyalist ABD-NATO direktifleriyle sahaya inen ve işgalci emellerini gizlemeyen Türkiye ve Almanya, Rusya, Fransa emperyalistleri ‘’anayasa komisyonunun oluşturulması’’nda anlaştılar.

 Emperyalistler ve İşgalci İşbirlikçiler Suriye Halkı Adına Karar Veremez.

 Bırakalım Suriye’nin çeşitli ulus ve azınlıklarından halkın kendi temsilcilerini Suriye Arap ulusunun burjuva temsilcilerinin olmadığı, Suriye toplumuyla alakalı hiçbir emarenin olmadığı bir toplantıda çıkar çatışması içinde olan emperyalist troyka artı bir işbirlikçi işgalci ülke ‘’Suriye’nin geleceği’’ üzerine kararlar alıyor, oluşturulacak anayasa için komite kurulması gerektiğini ilan ediyor.

Kimin ve hangi soruların kime sorulacağı önceden belirlendiği toplantıların sonuçlarının açıklandığı basın toplantısında Suriye toplumunu ilgilendiren ve ancak Suriyelilerin verebileceği siyasal politik haklara dair kararların İstanbul’da Rusya, Almanya, Fransa tarafından kararlaştırılmasının ulusal bağımsızlığa ve ulusların hak eşitliğine aykırı değil midir sorusunun sorulması beklenemezdi! Burjuva medya emperyalist sermayenin genel çıkarlarına aykırı hareket edemez. Bu ve diğer benzer ülkelerde neredeyse tüm burjuva basına yön veren egemen medya tekelleri hükümetlerin politikasıyla tam uyum içinde çalışmaktadırlar. Çıkarlar doğrultusunda hareket edilmektedir. Bu anlamda sömürgecilik işgal ve saldırganlığın burjuva medya tarafından sorgulanması beklenemez.

Suriye’de kimin ne kadar etkili olacağı, hangi ülkenin daha fazla çıkar elde edeceği meselesi üzerinde diplomasi trafiği yaşanmaktadır. İstanbul toplantısında dünya emekçi halkları ve ezilen ulusların düşmanları olan sömürgeci emperyalist ülkelerin temsilcileri ’’Suriye’nin geleceği’’ ile ilgili kurdukları cümleler arasına mutlaka ‘’Suriye’nin geleceği ile ilgili Suriye halkının karar verebileceği ve Suriye halkının kararına saygı duyulmalı’’ ifadelerinin tekrarlanması burjuva siyasetinin sınır tanımayacak ölçüde ahlaktan yoksun ikiyüzlü olduğunu gösteren çarpıcı bir örnektir.

Suriye’yi paramparça edenler, yıkıma uğratanlar, sömürgeleştirenler utanmadan ‘’Suriye halkının kararlarına saygı duyulmalı’’ diyerek dünya halklarını, ilerici kesimlerini aldatmaya kalkışmaktadırlar. Suriye ve tüm Ortadoğu’da savaşın sebebi olan emperyalistler ve Türkiye gibi bölgesel işbirlikçiler halklar adına çözüm ve demokrasinin adresi olamazlar.

Sadece emperyalistler değil, Türkiye, İran, Suudi Arabistan, Mısır, İsrail gibi bölge ülkeleri de egemenlik peşinde Ortadoğu halklarını perişan etmiş durumdadırlar. Onların her ‘’çözüm arayışı’’ kendi çıkarlarını koruma üzerine oturmuş karşılıklı uzlaşma arayışından başka bir şey değildir.

Türkiye ittifak halindeki İslamcı cihatçılarla işgal ettiği Suriye’de – ki tamamı Rojova Kürdistan topraklarıdır – kalıcı olmak için tüm gücünü kullanmaktadır. Birinci emperyalist dünya savaşı öncesinde Osmanlı’nın egemenliği altında olan Suriye’yi kendi toprağı sayan neo Osmanlıcı ideolojik, siyasi yönelimini ordusunu Suriye’ye sokarak gösteren Türkiye’nin yayılmacılık emellerinin birinci dünya savaşı sürecinde olduğu gibi ikinci bir kırılmayla sonuçlanacağı dinamikler mevcuttur. Türkiye’nin stratejisi Kürtlerin her yerde bastırılmasına dayanmaktadır.

Keza Fransa 1945 öncesi sömürgesi olan Suriye’de yeniden etkinlik kurma hayalleriyle ABD ve İngiltere ile beraber sahadadır. Avrupa’nın motor gücü Almanya biriken üretim fazlasına yeni pazarlar aramakta, birinci dünya emperyalist savaşı öncesi benzer Ortadoğu, Afrika’da etkinliğini arttırma hamleleri yapmakta, sıçrama alanı olarak gördüğü Türkiye üzerindeki nüfuzunu daha da arttırmış durumdadır. Rusya ve Çin ise derinlemesine Suriye’ye yerleşmişlerdir. ABD’nin Rusya ve Çin’e tehdit savurması, nükleer antlaşmadan çekilmesi, ticaret savaşları, muazzam derecede sertleşen kapitalist tekellerin pazar rekabeti ile beraber düşünüldüğünde bu emperyalist ülkelerin Suriye’de çözüm aramadıkları çok açık görülür.

İstanbul’daki ‘’Suriye zirvesi’’ her hangi bir çözüm içermez. Suriye devlet sınırları içinde gasp-edilmiş ulusal haklarını mücadele ile kazanan ve özerk yönetimlere sahip Rojova Kürdistan açıktan Türkiye tarafından toplantının basın açıklamasında tehdit edildi. Bir gün sonrasında ise Rojova Kürdistan’da Serê Kani’de kimi yerler top ateşine tutuldu. Bu girişimle Rusya, Almanya, Fransa’nın Türkiye tarafından Kürtlere karşı geliştirilebilecek bir saldırıya destek verdikleri mesajı verilmiş oldu. Malum aynı güçler Efrin işgalini de onaylamıştı. İstanbul’daki ‘’Suriye zirvesi’’nde Efrin’den Azez’e kadar uzanan bölgede Türkiye’nin işgalci pozisyonunun ne olacağına dair tek bir cümlenin kurulamamış olması meselenin ancak zor yolu ile bir sonuca varabileceğinin işareti olmasının yanında Suriye’yi paylaşma pazarlıkları yapan bu emperyalist haydutların sermayenin çıkarı ve egemenliği için her şeyi yapabilecekleri akılda tutulmalı.

Suriye’de çözümün yolu açıktır: tüm emperyalist ülkeler Suriye’yi, Kürdistan’ı terk etmelidir. IŞİD, El Nusra ve diğer İslamcı cihatçılara silah para ve her türden desteği sağlayanlar açıklanmalı ve cezalandırılmalı. Suriye’de Arap ulusunun bağımsızlık hakkına koşulsuz saygı duyulmalı. Ayrıca birinci emperyalist dünya savaşı sonrası savaşın sorumlusu bu sömürgeci kapitalist ülkelerin Kürdistan’ı dört devlet sınırları arasında paylaştırması ile tarihi haksızlığa uğrayan ve Suriye devlet sınırları içinde kalan Kürdistan’ın bağımsızlık hakkına da saygı duyulmalıdır. Suriye’de ve Batı Kürdistan’da Kürt ve Arap ulusları ve onlarla aynı kaderi paylaşan çeşitli milliyetler nasıl yaşayacaklarına sadece kendileri karar verebilir. Her türden emperyalist ilhak, müdahale ve bölge devletlerinin – özellikle Türkiye’nin – her türden saldırı ve işgali sonlandırılmalı.

Suriye, Irak, Afganistan, Libya, Yemen, Filistin ve Kürdistan’da gerçekleştirilen vahşet ve yıkıcı tarifsiz savaşlardan da bir kez daha görüldüğü gibi emperyalist kapitalizm için ulusların tam hak eşitliği ve ulusların özgürlüğünün hiçbir anlamı yoktur. Özgürlük onlar için sadece sermayenin çıkarları ve özgürlüğüdür.

Ulusal sorunda devrimci proletarya her yerde koşulsuz olarak işgal ve ilhaklara karşıdır ve ulusların eksiksiz tam hak eşitliğinin ve özgürlüğünden yanadır.

Gelişmelerin gösterdiği gibi emperyalizmin prangası altında olan yarı-sömürge ülkelerde bir burjuva hükümetin yerine bir başkasının olması, bir emperyalist blok veya ülkeden bir diğer blok ve ülkelere yaslanmakla ulusların özgürlüğü güvencelenememektedir. Bağımlı ulusların prangadan kurtuluşu görevi devrimci proletaryanın omuzlarına yüklenmiştir. Emperyalist kapitalizm yıkılmadan ulusların eşitliğinden söz edilemez.

Sadece Suriye’de değil, İran, Irak, Türkiye, Kürdistan’da emekçi halklar açısından çözüm emperyalistleri kovmak ve işbirlikçi sınıfları ortadan kaldıracak sınıf mücadelesinin zaferiyle mümkündür. Ezilen ulusların gerçek anlamda özgürlüğü bu uluslardan proletaryanın önderliğinde emekçi halkın özgürlüğüne dolaysız olarak bağlıdır. Hiçbir burjuva çözüm arayışı emperyalistlerin bağımlı, zayıf uluslar üzerinde kurulmuş pranganın kırılmasına çare olamaz. İşçi sınıfı devrimci çözümünü geliştirmedikçe bağımlı ulusların özgürlüğü biçimsel olmaktan kurtulamaz.

Çelişkilerin keskinleştiği Ortadoğu’da Türk, Arap, Kürt, Fars uluslarından ve çeşitli milliyetlerden devrimci proletarya her bir parçada tam bir dayanışma ve koşulları olan her yerde birleşerek sınıf mücadelesi bayrağını yükselterek, hiçbir çözüm ve alternatif yokmuş gibi sunulan tüm başlıca toplumsal çelişkilere çözüm olabileceğini göstereceği günler mutlaka gelecektir. Kapitalist barbarlığa karşı komünist sınıf mücadelesi bilinciyle örgütlenerek iktidar uğruna savaşılarak Ortadoğu halkları üzerindeki kapkaranlık perde yırtılabilir.

Related Post

DAHA AZ ÇAĞRI, DAHA FAZLA MÜCADELE

Posted by - 16 Kasım 2018 0
Makale: Neredeyse tüm devrimci, demokratik, ilerici güçler, birleşik mücadeleden söz etmektedir. Faşist sınıf diktatörlüğüne karşı ezilenler cephesinde birleşik mücadelenin önemine vurgu…