DHP: “Emek güçleri ve demokrasiden yanaymış gibi umut tacirliği yapan burjuva partiler ve sosyalist maskeli adaylara oy yok!”

446 0

Haber Merkezi: Demokratik Haklar Platformu (DHP) 31 Mart 2019 yerel seçimlere dair değerlendirme ve tutumunu yaptığı yazılı açıklamayla kamuoyuna duyurdu.

DHP’nin açıklaması şöyle:

YEREL SEÇİMLERE İLİŞKİN DEĞERLENDİRME VE TUTUM

31 Mart 2019’da Yerel idareler seçimine doğru zaman aralığı daraldıkça seçimler çok daha yoğun biçimde siyasi, politik gündemi belirliyor ve bu durum seçim sonuçlanana kadar da sürecektir.

Daha önceki mahalli idareler seçimlerine göre neredeyse tüm burjuva partiler hazırlıklara çok daha erken başladıkları, 31 Mart seçimlerine yüklenen “bekaa sorunu” özünde Türk burjuvazisinin egemen çeşitli kliklerinin kendi aralarındaki çelişkinin keskinliği ve Kürt ulusal sorunu başta olmak üzere başlıca toplumsal karşıtlıkları zorla bastırma ihtiyacından ileri gelmektedir. “Bekaa sorunu” varlık-yokluk anlamına gelmektedir. Yaratmaya çalıştıkları toplumsal korkuyu sandıkta oya çevirmeyi planlamaktadırlar. Yerel yönetim seçiminden başarıyla çıkmayı hedefleyen AKP-MHP milliyetçi, muhafazakar islami gerici faşist kliğinin emekçi halk yığınlarına yutturmaya çalıştığı “bekaa sorunu”nu özünde kendisi yaşamaktadır.

81 milyon civarında Türkiye-K. Kürdistan nüfusunun yüzde 83’ü (yaklaşık 67 milyon) 30 büyük şehirde olmak üzere toplam yüzde 93’ü (Büyük şehir yasasına göre) 75 milyon nüfus belediye sınırları içinde yaşarken, 6 milyonluk nüfus ise köy sınırları içinde yaşamaktadır.

30’u büyük şehir olmak üzere 81 il belediyesi 519’u büyük şehir ilçe belediyesi olmak üzere toplam 919 ilçe belediyesi ve 397 belde belediye başkanları, il genel meclisleri, belediye meclis üyeleri ve muhtarlıkların seçimi yapılacak. Milletvekili genel seçimlerinden hiçte az olmayacak biçimde geniş kitlelerin canlı bir politik atmosferin içine çekilmesi, tartışmaların yoğunlaşması ve sınıf mücadelesi olanakları bakımından çok çeşitli propaganda fırsatları sunması nedeniyle yerel seçimlerde önemlidir.

İKİ GERİCİ SİYASİ KAMPA AYRILMIŞ BURJUVA PARTİLERİN DURUMU

16 Nisan referandumu, “cumhurbaşkanlık yönetim sistemi” denilen fakat gerçekte faşist başkanlık sistemine geçişi ifade eden 24 Haziran hileli seçimlerinden sonra AKP için bir test niteliği taşıyacak olan yerel seçimlere nihayet sıra geldi.

Mevcut durumda çeşitli burjuva partiler AKP ve CHP etrafında iki büyük gerici siyasi kampa ayrılmıştır. Kitlelerin ayrıştırılarak aldatılması için gerici partilerin “laik” “şeriatçı-dinci”, “muhafazakar-milliyetçi” “demokrat” vb. vs. ileri sürdükleri nüans farkları bir kenara atılmıştır. Birbirine benzemez gibi gözükenler aynı havuzda toplanmıştır. Devlete egemen olma rekabeti ve kapışması içinde burjuvazinin kendi arasındaki çelişme çeşitli uzlaşma arayışları, Kürtlere karşı savaş ve yayılmacılık emellerinde ortaklaşmalarına rağmen birbirlerini ezme süreci ağırlaşarak devam etmektedir.

Hükümet partisi AKP, MHP, BBP’nden (ve bu gerici faşist blokla hareket eden Perinçek’in Vatan Partisi, aşırı milliyetçi Kemalistlerin açık destek verdiği) oluşan “cumhur ittifakı” ile CHP, İYİP, SP, AP’den oluşan “millet ittifakı” şeklinde 24 Haziran seçimlerinde iki ayrışmış siyasi kamp olarak sürdürülen rekabet 31 Mart yerel yönetimler seçimlerinde de sürmektedir.

Kapkaranlık faşizmin sürdürülmesi konusunda birbirinden hiç farkı olmayan AKP ile MHP yerel seçimlere “cumhur ittifakı” ile girme kararı alarak ortak adaylar, birbirinin yararına çekilme biçiminde kazanma taktiğine odaklandılar. CHP ise MHP’den yeni doğan İYİ Parti ile ittifak kurdu, Saadet  Partisi (SP) ile yakın ilişkisinin sürdürülmesine bakılırsa bu gerici klikte özünde “millet ittifakı”nı devam ettirmektedir.

AKP, MHP, CHP, İP, SP, AP, Vatan Partisi, BBP, DSP gibi burjuva partilerin yerel yönetimlere dair söylediklerinin bir kıymeti yoktur. Bu partiler sermayenin çıkarını esas alan, her türden gericiliğin tüm kirini üstünde taşıyan halk düşmanı yapılardır. Al birini vur ötekine, hepsi aynı mayanın hamurundan oluşur. Devrimci proletaryaya düşman bu iki faşist gerici burjuva siyasi kamp arasında keskin bir rekabet ve egemenlik kavgası hakim sınıf siyasetinin süreçteki belirgin yönünü oluşturmaktadır.

Devleti mülkü gibi gören, imtiyaz ve rantı kaybetmek istemeyen AKP-MHP faşist kliği devletin kaptan köşkünden ayrılmamak için tüm kirli, zehirli yol ve yöntemlere başvurmaktadırlar. Din ve milliyetçilik düşüncesini devlet tekeline alınmış medya ile pompalamaktadırlar. Milliyetçilik, islam din düşüncesi tüm burjuva partilerin elinde en kullanışlı ideolojidir. Demokratik, halkçı, emekçilerden yana söylemler altında kendini gösteren CHP ise bu şekilde Kemalist milliyetçiliği bir nebze maskelemekte olsa da AKP-MHP’yi geriletmek ve hükümet olmak için AKP-MHP’den bir farkı olamayan İYİ Parti, SP ile ittifak halinde amacına ulaşma peşindedir. Yerel yönetimler seçimleri bu iki siyasi kamp arasında hiçbir ahlaki ölçü tanımayan kıyasıya bir rekabete sahne olmaktadır.

İstanbul, Ankara gibi büyük şehirler başta olmak üzere AKP-MHP büyük şehir belediyelerini yeniden alarak Başkanlık Sistemi’nin mahalli idareler ayağını sağlamlaştırmak istiyor. CHP-İYİ Parti ve diğer tüm burjuva muhalefet ise büyük şehirleri kazanarak başkanlık sistemini sorgulatan ve devleti yeniden yapılandıran sürecin önünü açma hesabı içindedir. Belediye seçimleri bu anlamda hakim burjuva klikler dalaşında önemli bir halka olmuş durumdadır.

Tek dil, tek din, tek millet, tek bayrak gibi Kemalist sınıf ideolojisinin islam ve kızıl elmacılıkla cilalanmış düşüncenin uyumlu ikizleri AKP-MHP ittifakı hedefi belli:

  1. a) Kürdistan’da HDP/DBP yönetiminde olan ve kayyum atanan tüm belediyelerin alınması
  2. b) İstanbul, Ankara başta büyük şehirlerde kazanmak
  3. c) Tepeden aşağıya inen baskı ve şiddete dayalı sistemin sürdürülmesi, yerel yönetimlerin merkezle uyumlu hareket etmesinin sağlanması başkanlık sisteminin gidişatı açısından hayati önemde bulunmaktadır.

Güç merkezileşmesi tüm yönetim birimlerine hükmetmeyi gerektirir. AKP tıpkı 1923 ile 1950’ye kadar faşist tek parti yönetiminin devlet partisi CHP’nin 21. yüzyıl modeli, ama İslamcı-muhafazakar, kızıl elmacı milliyetçi Kemalist modeli devlet partisidir. AKP devletin olanakları ve gücü ile ayakta kalmaktadır.

YEREL SEÇİMLER KÜRTLERE KARŞI SÜREN ÇÖKERTME SAVAŞININ BİR AŞAMASI GÖRÜLÜYOR

Kuzey Kürdistan’da DBP belediyeleri için D. Bahçeli “Kesinlikle belediyeleri vermemeliyiz” demiştir. Belediyeleri HDP’nin yeniden alması halinde reis “yeniden kayyum atarız” demişti. Yerel seçimler Ortadoğu; Suriye, Irak’ta Kürt ulusuna karşı sürdürülen savaş ve işgalin bir parçası olarak ele alınmaktadır. İçteki amansız baskı ve sindirme politikası da bu konsepte dahildir.

Durgunluk ve krizden çıkamayan kapitalist ekonominin yarattığı yoksulluk, sefalet, artan işsizlik, emekçilerin açlıkla boğuşması, ailelerin yıkıma uğraması, ucuz ekmek, sebze kuyruklarında aşağılanmasının her geçen gün derinleştiği ve eşitsizliğin çekilemez seviyede olduğu şartlarda seçimlerde sandık yolu ile yerelde demokrasinin gelişebileceğini beklemek ham hayaldir. Kaldıki kayyumla gasp edilen belediyeler örneği devletin toplumun seçimini takmadığını göstermektedir. Faşist diktatörlük hakim sınıfın dayandığı nizamın selameti için gerektiğinde meclisi kapatmakta, gerektiğinde belediyeleri gasp etmektedir. Türkiye’nin hapishaneleri komünist, devrimci, Kürt yurtseverleri, muhalif aydın, gazetecilerle doludur. İşçilere grev yasaktır. En ufak hak arama eylemi, demokratik yasal tepki polisin pervasız saldırısına uğramaktadır. Milletvekilleri tutuklanmakta, polisin şiddetine uğramaktadır.

CHP görüntüde AKP’ye karşı gözükse de faşist devlet diktatörlüğünün yürürlükte olan yönetiminin aktif destekçisi pozisyonundadır. Savaş, işgal, baskı ve emek sömürüsüne dayanan sistemin koruyucusudur. Reformist yasalcı-tasfiyeci partilerin CHP’yi “demokrasi gücü” gibi göstermelerine aldanılmamalı. Bu partilere işçi ve tüm emekçi kitleler oy vermemeli.

HDP/DBP ÜZERİNDEKİ FAŞİST ABLUKA VE BASKI SÜRÜYOR

Belediyeleri yeniden bölüşmek için AKP-MHP’nin “cumhur ittifakı” ile CHP İYİP’nin “millet ittifakı” rekabet halindedirler, fakat AKP’nin kayyum gaspı altındaki K. Kürdistan kentlerinde üçü büyük şehir olmak üzere 94 belediyenin tekrardan HDP yönetimine geçmemesi hususunda Türk burjuvazisinin bu ikiye bölünmüş siyasi kampları aynı nokradadırlar. Nüans farklarını koruyarak ittifak kurmuş ve bölünmüş Türk burjuvazisinin siyasi tüm temsilcileri ulusal baskı konusunda aynı stratejik doğrultudadır. AKP, MHP, İYİ Parti’nin Iğdır’da tek aday çıkmalı ve HDP kazanmamalı ortaklığında olmaları tekil bir duruş değildir. Kürt ulusunun meşru demokratik haklarına karşı düşmanlık ve imha stratejisinde AKP, MHP, CHP, İP, SP vd. vs. adını saymadığımız burjuva gerici partiler birbirinden farksızdır; devlet politikasının savunucularıdır. Türk burjuvazisinin çıkarları doğrultusunda yerel seçimlerde de bu yönlü tutarlı ve tavizsiz davranmaktadırlar. Buna karşı bir çok ilde aday göstermeyerek CHP-İP adaylarına destek veren HDP’nin tutumu tutarsız ve hatalıdır. Ezilenler ezenlerin iki kötüsünden birisini seçmek zorunda değildir, olamazlar.

Uzlaşmacı reformcu ve burjuva demokratik sınıf niteliğine rağmen amansız bir ulusal baskı altında olan Kürdistan’ın kırpılmışta olsa demokratik haklara kavuşması, KUH’nin siyasal taleplerinin parlamentoda savunusunu yapması bakımından HDP’nin durumu ayrı değerlendirilmesi gerekir. Sosyalizmi kendine maske yapan sosyal-demokrat çizgide legalist reformcu-tasfiyeci partilerin reformist niteliği ile ezilen ulus hareketinin milli haklara yönelik reform talepleri için mücadelesi birbirine karıştırılmamalıdır. HDP’nin durumu ancak ulusal soruna devrimci bakışla doğru değerlendirilebilir. Kimi küçük-burjuva devrimci yapı ve çevrelerin KUH’nin hedefinde hiç olmamış bir şeyi onlardan isteyerek “sistemi-devleti yıkmayı hedeflemediği için HDP’yi desteklemiyoruz” türü anlayışta olmaları ulusal sorunda yaşadıkları kafa karışıklığını gösterir. HDP’nin reform talepli siyasetinin Kürtlere uygulanan ulusal baskının önüne alınması bu çarpık anlayıştan kaynaklanır. Oysa ezilen ulusun baskıya karşı duran mücadelesini desteklemek komünistler için ilkesel bir tutumdur.

HDP/DBP belediyelerinin kayyumla gaspı yeterli görülmüyor. Tutuklamalar sürüyor, imhaya dayanan “çökertme” konsepti sınır dışında ve içinde durmuş değil. Hile, hurda, baskıyla ne olursa olsun HDP’nin belediyeleri almaması için devlet zoru devrededir. Bu anlamda yerel seçimler K. Kürdistan’da Türk burjuvazisinin her iki kampı, ilhakçı ve işgalci faşist Türk devleti ile Kürdistan’ın politik, siyasi güçleri arasında belirlenecek. Kayyumların kovulması sadece K. Kürdistan’ın mücadele kuvvetleri üstünde değil, Türkiye’nin tüm proleter, devrimci, ilerici, demokrasi kuvvetleri üzerinde de moral ve olumlu etki yaratacaktır. Baskıya karşı ezilen ulus direnişinin başarısı demokrasi bilincinin gelişmesine de katkı ve tesirde de bulunacaktır.

HDP’nin belediyeyi kazanma durumu olmayan şehirlerde “AKP-MHP ittifakını geriletmek” adına aday çıkarmayarak fiili olarak CHP-İP ortak adaylarına destek veren taktiği ilkesiz ve tutarsızdır. 24 Haziran seçimlerindeki benzer taktiği ile politik, bilinçli kitlelerin rahatlıkla diğer gerici partilerin arkasına takılmasını normalleştiriyor. Bu taktik tipik burjuva partilerinin seçimde kazanmaya dayanan reflekslerin bir benzeridir. Yeni bir uzlaşma arayışı olarakta değerlendirilebilir. Fakat tüm bunlara rağmen kayyumların kovulması, Kürt ulusunun azgın faşist saldırılar karşısındaki direnişine, mevzilerin yeniden kazanılması mücadelesine destek verilmesi, ulusal baskıya karşı durulması doğru olandır. Maoist komünistlerin kayyumla gasp edilen belediyelerin geri alınması ve ulusal baskıya karşı durmanın bir gereği olarak mevcut süreç ve şartların değerlendirilmesiyle HDP adaylarının desteklenmesi çağrısı HDP’nin izlediği seçim taktiği, gösterdikleri adayların profilinden bağımsızdır. Bu tavrımız öz olarak zorlu mücadele şartlarında ağır bedellerle kazanılmış Kürt ulusunun demokratik haklarına karşı gerçekleştirilen açık faşist saldırı, imha ve savaş siyasetine karşı durma görevinden ileri gelmektedir. Destek çağrısı Yeni Demokratik Cumhuriyet programının propagandasının askıya alındığı anlamına gelmiyor.

YEREL SEÇİMLERDE YENİ DEMOKRATİK CUMHURİYET PROGRAMININ PROPAGANDASINI YAPALIM

Maoist komünistler taktik politika olarak yerel seçim çalışmalarında belli deneyime sahipler. Benzer retorikle yapılan boykotçu politikaların aksine mevcut süreç ve konjonktür değerlendirilerek katılım kararı alınan yerel seçimlerden edinilmiş deneyimler mevcuttur.

Marksist, Leninist, Maoistlerin tavrını şöyle özetleyebiliriz: sınıf mücadelesinin siyasal iktidar nihai hedefi doğrultusunda komünizm propagandası kitlelerin bilinçlendirilmesi ve sömürücü düzenin teşhirini yapmak ve proletarya devrimi yararına olanaklardan yararlanmak için komünist adaylarla yerel seçimlere katılmak taktik politikamızın esasıdır.

Örgütsel yetersizlikler nedeniyle verili durumda komünist adaylar çıkarılarak seçim çalışmalarının yürütülmesi pratiğine sahip değiliz. Proleter adaylar etrafında kitle çalışması yürütme olanağı olmadığı durumda ilerici, devrimci, yurtsever güçlerle görüşmelerle ortak platformlarla bağımsız adayların gösterilmesi yada bağımsız adaylarla sağlanmış temas ve uygun olabilecek anlayış çerçevesinde bu adaylar etrafında yerel seçim çalışması yapma tutumuna sahibiz. Adaylar gösterilmediğinde de seçim süreçlerinde Yeni Demokratik Cumhuriyet Programının demokrasi ve yeni tipte iktidarının propagandası yapılması esastır.

Süreç ve koşulların özgün yanları değerlendirilerek yerel seçimlerde izah edilen şartlar dikkate alındığında gasp edilmiş belediyelerin geri alınması, inkar ve imhaya dayalı ulusal baskıya karşı bir duruş olarak adaylarının desteklenmesi mahalli idareler seçim taktiğimize uygun bir tutumdur.

Ayrıca devrimci, demokrat muhtar adayları etrafında oluşturulacak inisiyatif veya platformlarla kitle çalışmalarının yürütülmesi, devrimci sınıf mücadelesi lehine mevzilerin kazanılması, kitlelerin örgütlenmesi, çalışmaların genişletilmesi yerel seçim taktiğinin parçasıdır. Demokratik Halk Hareketi yada Halk Meclisleri gibi kitlelerin doğrudan katılımına dayanan örgütlenmeleri kolaylaştıran bir ortamdan yararlanılmalı. Yeni tipte demokrasi ve yerel demokrasinin içeriği kitlelere açıklanmalı. Proletarya hareketinin, devrimci kuvvetlerin kazanacağı çizgide hareket edilmesi unutulmaması gereken yöndür.

Öte yandan parlamentarist kulvarda “barışçıl yollarda, seçimler ile iktidar” hayalleri yayan AKP’den kurtulduğunda faşizm son bulacakmış gibi anlayışlarla genel yada yerel seçimleri ele alan, seçimleri taktik politika yerine strateji seviyesine çıkaran ve dolaysız olarak oportünist, hatalı taktik politika izleyen küçük-burjuva akımlar ve reformist yasalcı-tasfiyeci akımın iç içe geçtiği parlamentarist rüzgarın küçük-burjuva devrimci akımı esir aldığı ve her yönüyle MLM karşıtı tasfiyeci düşüncenin dolaşımda olduğu verili koşullar ve politik ortamda, ideolojik mücadelenin aksatılmadan sürdürülmesinin önemini bir kez daha vurguluyoruz.

Bu yönlü değerlendirmelerimiz olacaktır ama şunları da belirtmeden geçmeyelim. CHP gibi gerici komprador burjuva partiyi “demokrasi güçleri” arasında gösteren CHP listesinde yerel seçimde aday gösteren ittifak kuran ÖDP, bir eli CHP’de diğer eli HDP’de olan EMEP gibi yasalcı-reformist tasfiyeci partiler faşizmin dayanağı olan burjuva parti ile kol kola girmekte bir çekince görmüyorlar. Keza bir yandan kimi devrimci-küçük burjuva örgütler, yasalcı-reformist partiler, Kürdistan reformist yasalcı partilerle ittifak kuran, öbür yandan CHP ile ittifak arayışında olan ama bu isteği olmayınca da “ AKP-MHP’yi geriletme” adına Türkiye’nin çeşitli illerinde CHP-İP ortak adaylarını fiili destekleme politikası -bu illerde aday çıkarmayarak- izleyen HDP’nin ilkesiz, uzlaşmacı yönelimi de akılda tutulmalı. HDP’ye tamamıyla endeksli kuyrukçu politikalar izleyen küçük-burjuva devrimci yapıların yanında bir ayağı kuyrukçulukta, diğer ayağı küçük hesaplara dayalı başka sularda olanlarda mevcuttur. Yön kaybı SMF örneğinde olduğu gibi; bir yandan HBDH adı altında “stratejik birlik” kuran, 24 Haziran genel seçimlerinde ittifak yapıp HDP listesinden milletvekili gösteren SMF çizgisinin yerel seçimlerde o süslü tüm belirlemelerini biranda unutup sosyal-şovenizmde en önde koşan ve Kürdistan’ın ulusal özgürlük sorununda Türk burjuvazisinin çizgisinde olan TKP’nin listesinden adaylarla yerel seçim ittifakı kurması ve Dersim’den revizyonist-oportünist tasfiyeci TKP’yi parlatması gibi daha saymadığımız çok boyutlu tasfiyeci politikalar yerel seçimlerde de devam etmiştir.

Emek güçleri ve demokrasiden yanaymış gibi AKP-MHP karşısında umut tacirliği yapan CHP ve benzeri burjuva partilerin listesinde – ÖDP’nin “sosyalist” başkanı gibi kim olursa olsun – hiçbir adaya oy verilmemelidir.

Ayrıca kendisini, komünist, sosyalist, devrimci olarak gösteren bağımsız adaylar yada dahil olmadığımız platformların adaylarını peşinen destekleme politikasına sahip değiliz. Bu adaylar ancak kurulacak temas ve ortak anlayışlar çerçevesinde desteklenebilir. Bu taktik politika her bir yerelde kurulan temas ve ortaklıklarla ayrı ayrı değerlendirmeyi gerektirmektedir.

ARAÇLAR NİHAİ AMACA HİZMET ETMELİ

Anayasal çerçevede faşist devlet iktidarının merkezi idaresi altında olan yerel yönetimlerin kazanılmasını devrimci iktidar inşası gibi sunan reformist-yasalcı tasfiyeci anlayışların aksine yerel yönetimlerden devrimci iktidarın inşa edilemeyeceği unutulmamalıdır. Devrimci iktidar ancak proletaryanın önderliğinde kitlelerin devrimci iktidar organlarıyla kurulabilir. Yerel yönetimlere gereğinden fazla anlam yükleyen akımların düşüncesine karşı durulmalı. Belediyeler devlet iktidarının onaylamadığı hiçbir kararı uygulayamaz. DBP belediyelerine yapılanlar unutulmamalıdır.

Kitlelerin doğrudan katılımına dayanan proleter demokrasi anlayışının propagandası ve bilincinin geliştirilmesi için yerel yönetimler taktik araçtır, bu bakış açısıyla seçim çalışmalarından yararlanılması önemlidir. Sınıf mücadelesini değil de, seçim kazanma odaklı yönelimlerin kılıktan kılığa giren taktik politikaları iktidar hedefli sınıf mücadelesine büyük zarar vermektedir.

Hangi araç kullanılırsa kullanılsın devrimci proletarya için komünizm mücadelesinin geliştirilmesi esas gayedir. Yerel yada genel seçimler fark etmez “yeni demokrasi ve yeni iktidar” anlayışını ifade eden Yeni Demokratik Cumhuriyet programının kitleler içinde propagandasının yapılması için uygun ortamdan yararlanılmalı. Faşizme karşı, sosyalizme doğru ilerleme mücadelesinde komünist hareketin programına bağlı olarak yerel yönetimlerdeki asgari programın kararlı propagandası yapılmalıdır.

FAŞİZME VE HER TÜRDEN GERİCİLİĞE KARŞI SÖZ YETKİ KARAR EMEKÇİ HALK KİTLELERİNE!

–          Yerel yönetimin açık ve hesap verebilir olması; emekçi kitlelerin yararına kültür ve sanatı desteklemesi, toplum sağlığını ve doğanın korunmasını gözetmesi, kadın-erkek cins ayrımcılığı yapmayan bir kent yönetiminin gelişmesi, halk gençliğinin gelişlimi için spor ve kültür komplekslerinin yaratılması, sistemin egemenlik sınırları içinde olunsa bile sermayenin çıkarlarını değil, emekçi yığınların çıkarlarını merkeze alan, kadını koruyan, yaşlılar için barınma ve yaşam alanları oluşturan bir yerel yönetim ancak kitlelerin doğrudan katılımını ifade eden Halk Meclisleri’nin yönetimiyle mümkündür.

–          Yerelde işçi sınıfı ve tüm emekçi kitlelerin doğrudan katılımına dayanan Halk Meclisleri’nin etkin kent yönetimi için belediyelerde Kent Halk Meclisleri Temsilcileri Meclisi kurulmalı.

–          Parti ve platformlar tarafından yerel yönetime gösterilen adayların tepeden tayin edilmesi değil, tüm yerel yönetime gösterilen adaylar seçimle belirlenmeli. Seçilmiş yerel yöneticiler Halk Meclisleri yolu ile istendiğinde seçmenler tarafından görevinden alınabilmeli.

–          Ulaşım ve iletişim araçları planlı biçimde toplumsal hizmet için düzenlenmeli.

–          Merkezi devlet yönetimi tarafından illere atanmış vali, ilçelerde kaymakamın onayı olmaksızın Belediye Meclisi’nin hiçbir kararının uygulanamadığı faşist gerici yerel yönetim biçimi sonlandırılmalı.

–          Belediye başkanları seçimi gibi tüm yerellerde devlet görevlileri- vali, kaymakam, hakimler halk tarafından seçilmeli.

–          Kent güvenliği bir halk sorunudur. Kent güvenliğinin halk kitlelerinin denetiminde olması doğrudan katılıma dayanan yeni demokrasinin önemli parçasıdır. Bu temelde düzenli ordu ve polisin yerine dönüşümlü görev yapacak halk meclisinin alması devrimci proletaryanın genel ve yerel demokrasi programının parçasıdır.

Vali ve kaymakamın iki dudağı arasından çıkan her sözün dokunulmaz bir yasa olarak uygulandığı kentlerde emekçi halk için demokrasi ve demokratik kentlerden söz edilemez. Devrimci proletaryanın demokratik yerel yönetimler programında vali, kaymakam, hakimlerin halk tarafından seçilmesi talebi belediye başkanının halk tarafından seçilmesi gibi önemli, demokratik ve devrimci bir taleptir.

Devrim ve demokrasi mücadelesi yerelden genele bir bütündür. Hakim sömürücü sınıfların devlet diktatörlüğü yıkılmadan özgür kentler, özgür yerel yönetimler mümkün değildir. Bu temelde emekçi halk kitleleri kelimenin gerçek manasında söz-karar-yetki iradesini elde etmek için kazanılmış yerel yönetimler olabilecek ölçüde örgütlenme mevzilerine dönüştürülerek iktidarın kazanılması nihai amacında proletarya ile birleşmiş biçimde sınıf mücadelesi geliştirilirse ancak devrimci amaca hizmet etmiş olur.

Related Post

Seçmen İradesine Devlet Gaspı

Posted by - 7 Mayıs 2019 0
Haber Merkezi: Yerel seçimler sonuçlandı ama tartışmaların sonu gelmedi. Dünyanın sayılı metropollerinden İstanbul’un seçilen büyükşehir belediye başkanına mazbatanın verilmesi iki hafta…