Devrimci Proletarya Ulusal Baskıya Karşıdır

37 0

Haber Merkezi: Ekonomik kriz tüm emekçi halk kitlelerinin sırtına daha fazla taşıyamayacakları kadar ağır yük bindiriyor; yoksulluk, işsizlik kırıp geçiriyor ama Türkiye’de egemen sınıflar savaş siyasetinden vaz geçmiyor.

Ulusal baskının kaçınılmaz bir sonucu olarak Kürt ulusuna karşı sürdürülen savaş Türkiye’de egemen sınıfının savaş siyasetinin süreklileşmiş biçimi olarak ilk sırada iken buna bağlı olarak Suriye’de İslamcı cihatçılar ile kurulan ittifak ve çeşitli emperyalist ülkeler tarafından desteklenerek faşist Türk ordusunun nizami ve gayrı-nizami biçimlerle sürdürdüğü savaş, keza Irak’ta esası yine Kürtlere karşı olmak üzere yayılma eksenli tırmandırılan savaş birincisine bağlı olarak geliştirilmiş ikinci etaptır.

Kürtlerin ordu ve polis zoru ile Türkleştirilmesi, tarihi bir haksızlığa uğratılarak parçalara emperyalist güçler tarafından bölüştürülmüş Kürdistan topraklarını Türkiye toprakları olarak zor yolu ile kabul ettirilmesi amacının 21. yüzyılda hala sürdürülmesi ne kadar utanılası bir durum. Emperyalist burjuvazinin ve onların uşakları egemen ulus burjuvazisinin demokrasi meselesinde, özel olarak da demokrasinin, demokratik tutum ve ilkeden ayrı düşünülemeyecek ulusal eşitlik, ulusların bağımsızlığına saygı gösterilmesi ilkesi sorununda ne derece iki yüzlü ve sahtekar oldukları Kürdistan’ın özgürlük sorununda da apaçık görülmektedir.

Bu haksız savaşta ısrar eden kim, hangi sınıf ve bu savaşın kurbanları olanlar kim? Savaş ulusal baskının bir aracı olarak devrededir. Savaş genel olarak tüm ülkelerde kapitalist sınıfının ve hükümetlerinin ihtiyaç duyduğunda vazgeçmedikleri politikadır. Türk ulusal baskısı politikası Türk burjuvazisinin çıkarları uğruna Kürt ulusunun köleleştirilmesi politikasıdır. Diğer ifade ile Kuzey Kürdistan pazarına güncel olarak sürdürülmekte olan yayılmacılık savaşının Güney ve Batı Kürdistan’daki işgale bakıldığında ise tüm Kürdistan pazarına hakim olma politikasıdır. Ezen ve ezilen uluslararasındaki çelişmede sömürgeci, işgalci ve ilhakçı uluslar “tüm toplum ve tüm ulus için bu işe giriştikleri” yönlü yalan ve aldatmacalara başvururlar, gerçekte ise ulusal baskı burjuvazinin menfaatleri uğruna uygulanır. Kürtleri yıkıma uğratan haksız savaşa Türk halkının yoksul emekçi evlatları yollanıp toprağın altına yollanırken burjuvazinin kasalarında sermaye büyüyor. “Vatan-millet” nutukları ise Türk işçi ve tüm emekçi halkın gözlerine gerçekleri görmemeleri için örtülmüş karanlık örtüdür. “Vatan savunması”, “teröre karşı savaş”, “beka” tanımları burjuvazinin çıkarlarının savunulması, kitlelerin bilincinin çarpıtılması için kurulmuş tuzaklardır. Bununla halk kitlelerine “benim için ölün” denmektedir.

Oysa bu haksız savaş bir avuç işbirlikçi hain Kürt burjuvazisi ve gerici sınıfları dışında tüm Kürt toplumunu yıkıma uğrattığı gibi emekçi Türk halk kitlelerini de perişan ediyor. Savaşta ölenler burjuvazinin değil, emekçi kitlelerin evlatlarıdır. Öte yandan savaş kardeş olan ulusların Türk ve Kürt işçilerinin birliğinin oluşmaması için ekilmiş ulusal düşmanlık tohumudur. Kürtlere baskı “vatan savunması” bayrağı altında “teröre karşı” yapılan bir savaş olarak gösterilerek ne yazık ki Türk işçiler çoğunlukla – sosyal-şoven reformist akımlar ve sarı sendikaların yardımıyla – kendi sınıf çıkarlarına aykırı biçimde burjuvazinin milliyetçi politikasının etkisi altında hareket etmekten kurtulmuş değiller. Kürt ulusunun haklı ve meşru mücadelesinin desteklenmesi ve ulusal baskının sonlandırılmasını demokratik bir ilke olarak öne çıkarılması sınıf savaşımında Kürt işçi kardeşleriyle birleşmek gibi sosyalist politikanın değil de, milliyetçiliğin Türk işçi sınıfının içinde etkin olması burjuvazinin ulusal baskı ve savaş politikasını kolaylaştırıyor. Milliyetçilikle gözü kör edilen işçi sınıfı bu tavrıyla en büyük zararı kendine verdiği bilincinde değildir.

Türk olsun Kürt olsun işçilerin kendi sınıf düşmanlarından başka düşmanı yoktur. Ne ezen nede ezilen ulus milliyetçiliği proletarya için biricik ilke enternasyonal birliktir. Enternasyonalizm yerine milliyetçilik konulduğunda kazanan daima varlıklı sınıflardır.

Ulusal baskının, bu amaçla sürdürülen savaşın korkunç acıları başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere emekçi kitlelerin sırtına binmektedir. Sınır ötesi tezkerelere, Kuzey Kürdistan il, ilçelerinde her türden yöntemin kullanıldığı savaşa onay veren burjuva partilerin stratejik tutumuna karşı Türkiye’de – ve genel olarak her yerde de böyledir – haksız bir savaşa, ulusal baskıya karşı tutarlı biçimde yalnızca devrimci proletaryanın durabileceği apaçıktır. Sosyalizme doğru mücadele de işçi sınıfı demokrasisi mücadelesinde biricik kurucu kuvvetidir. “Barış, toplumsal huzur” çağrıları anlaşılmaz değildir. Lakin gerçekten barış isteniyorsa her tutarlı kesimin savaşa yol açan nedenlere karşı durması gerekir. Ulusal baskı, Türk ulusuna ayrıcalık tanıyan ulusal eşitsizlikten doğan savaşa karşı durmak, Kürt ulusunun özgürce ayrılma ve devletini kurma hakkının tanınması gereklidir ve sınıf bilinçli Türk proletaryası herkesten evvel bu zalimane baskıya karşı durma görevi ile karşı karşıyadır.

Sorunun çözümü basittir. Kürt ve Türk uluslarının tam hak eşitliğinin kabulü ile ulusal sorundan doğan her türden çatışma ve savaş, ordu ve polis zoru ile Kürtlerin Türkleştirilmesi politikası son bulacaktır. Enternasyonal devrimci proletarya her yerde ulusların tam hak eşitliğini savunmuştur. Türkiye’nin Kürdistan’daki işgal ve sonu gelmeyen savaşına Türk işçileri gür sesiyle karşı çıkma görevini yerine getirmedikçe savaş politikası sonlanmadığı gibi demokrasi mücadelesi de gelişemez.

Parolamız açıktır: Yaşasın ulusların tam hak eşitliği! Her türden ulusal ayrıcalığa son!

Related Post