Devrimcilik eski, karanlık ve kötü olanı yok etmek, yeni ve aydınlık bir dünya yaratmak eylemidir. Oldukça zordur. Ama tarihin en onurlu eylemidir. Toplumun ileriye doğru engel tanımayan akışına yön veren komünizmdir. Sınıf mücadelesi tarihi bu realiteyi kanıtlamıştır. Çağdaş toplumda tüm yıkım, savaş ve yozlaşmanın nedeni olan kapitalist sistemin tek alternatifi özel mülkiyeti ortadan kaldıracak sosyalizmdir. Burjuvazi ile proletarya uzlaşmaz karşıtlığında proletarya geleceği, dünyanın değiştirilmesi eyleminin pratik ifadesi ve ilerlemesi olan sosyalizmi temsil eder. Bu anlamda komün’de ve yirminci yüzyıl sosyalist devrimlerinde komünizm proletaryanın devrimci eylemidir. Onun değiştirici gücü, önderliği ve iradesidir. Kendisini ifade eden devrimci teorinin yine kendi eliyle maddi bir güce dönüştürülmesidir. “Gerçek güç kitlelerdir” sözünün anamı da buradadır. Proletarya devrimci kitlelere önderlik sınıftır. Ona dayanmadan, proletaryanın devrimci teorisinin bayrağı altında toplanmadan sömürüye dayanan ve büyütülen eşitsizlik ve sefaletin yürütülebilmesi için sömürücü bir azınlığın yararına her geçen gün devlet cihazının sopasına sarılma yolu ile ayakta tutulmaya çalışılan kapitalist barbarlıktan kurtulmak mümkün değildir.

Sömürü varsa eşitlik yoktur. Eşitlik yoksa özgürlükten söz edilemez. Bu anlamda eşitlik ve özgürlük uğruna mücadele esas olarak sömürünün ortadan kaldırılmasına dayanır. Proletaryanın davasına ihanet etmiş biçimde komünist gözüken ama gerçekte burjuvazinin safına geçmiş reformist-revizyonist akımın “temsilcisi” komünistleri bir kenara atarak, kelimenin gerçek anlamımda komünist olanlar her yerde eşitsizliği yaratan sınıf devletinin sömürücü diktatörlüğünü yok etmek için savaşmışlardır, savaşırlar. Enternasyonel komünist hareketin bir kolu olarak komünist önder İbrahim Kaypakkaya öncülüğünde Maoist parti Türkiye-K. Kürdistan’da bu amaçla tarih sahnesine çıkmıştır. Proletarya partisinin iddiası, mücadele kararlılığı dünyayı değiştirme Marksist önermesinin Türkiye-K. Kürdistan’da pratikleştirilmesidir. Yarım yüzyıla yaklaşan mücadele çizgisinde sınıf düşmanlarımızın acımasız ve vahşi saldırılarına maruz kalarak proletarya partisinin ölümsüzleşen yüzlerce evladının yaşamı sosyalizme bağlılığın ifadesidir. Komünist çizgide burjuvazi ile sınıf barışı yoktur. Verili sömürücü eşitsiz ve çürüyen sistemi yıkma zorunluluğu proletaryanın devrimci olma karakterinin özüdür. Dünyayı değiştirme yönelimidir bu. Faşist siyasi karakterdeki devlet diktatörlüğünün hüküm sürdüğü Türkiye’de proletaryanın devrimci diktatörlüğü uğruna savaş bayrağını açan proletarya partisinin bu tarihi çıkışına bağlı kalmak komünizm hattına bağlı kalmaktır. Mücadele de devrimci ve militan olunmadan Maoist parti çizgisi temsil edilemez! Çünkü proletaryanın sınıf mücadelesine yön veren Marksizm, Leninizm, Maoizm ideolojisi politikada devrimci olmayı gerektirir.

Parti dünyayı değiştirme bilincine ulaşmış işçilerin toplanma merkezidir. Sınıf mücadelesinin zorlu görevleri insan çabası ve etkin emeğiyle yerine getirildiğine göre, sınıfın birliğini sağlama da öncü olan işçilerin her konuda kendisini yetkinleştirmesi olan ihtiyaç da kendiliğinden anlaşılır. Bizde öğrenmek uygulamadan ayrılamaz. Dönüşmek kitleri dönüştürmekten ayrılamayacağı gibi. Marksizmi uygulamak için öğreniyoruz. Eğer yeterince başarılı değilsek, o halde Marksizm bilimini yeterince iyi öğrenememiş ve uygulayamamışızdır. Öğrenmeli, başarmak için çok çalışmalıyız. Mazeretlere sığınmanın, yakınmanın, olanaksızlıkların yarattığı zorluklara tutunarak başarısızlıklarla barışık olmanın zamanı değildir.

Türkiye’de birçok değişim olduğu gibi Kürdistan, Ortadoğu’da da sarsıcı değişimler oluyor. Birçok biçimsel değişimlere rağmen emekçi halk kitleleri üzerinde egemen sınıf baskısı, devlet şiddeti son bulmuyor. Bir tarafta zenginlik içinde keyif çatan bir avuç azınlık, diğer taraftan açlar, yoksullar, işsizler ordusunun olduğu düzen hüküm sürüyor. 24 Haziran seçimlerinde seçimlere, parlamentoya olmadık anlamlar biçilerek iki burjuva kamp arasındaki çelişkide muhalefetteki –“Cumhur İttifakı”na karşı “millet ittifakı”na- dolaylı ve doğrudan yedeklenen sosyalist maske takmış reformist partiler ve küçük-burjuva kimi devrimci örgütlerin demokrasinin geliştirilmesi meselesinde abartılan meclisin önemi ve “seçim başarıları”nın pek bir önemi olmadığını gelişmeler göstermektedir. Gücünü merkezileştiren en gerici ve güçlü egemen burjuvazinin isteklerini karşılayan başkanlık sistemininde meclis fiili olarak bir kenara atılmıştır. Ekonomik kriz içindeki Türkiye’de iktidarın, gücün kimde olduğu daha iyi görünmektedir. O kadar gece gündüz üzerine konuşulan seçimler, parlamento işe yaramaz kukla, yada faşizmi örten maskedir. Güç ve iktidar bankalarda, borsadadır, diğer ifadeyle sermayenin gücü her şeydir. Seçimi kimin kazanacağından ziyade gerçek anlamda sömürücü sınıf iktidarını devirmeyi hedefleyen sınıf mücadelesinin vazgeçilmez ihtiyaç olduğu egemen iktidarın aldığı yeni biçimden de görülmektedir.

Ekonomik krizin yükü emekçi yığınların sırtına ağır bir taş olarak binmiştir. Avrupa, Körfez, Çin ve Japonya’dan borç para bulmak için mesai harcayan RT. Erdoğan hükümetinin geleceği de her şeye hükmeden emperyalist sermayeye bağımlıdır.

Türkiye’de demokrasinin gelişmesi dolaysız olarak proletaryanın sınıf mücadelesine bağlıdır. Parlamenter hayaller, reformcu politika devrimci mücadeleyi engelleyen yönelimdir. Dünyayı değiştirme eyleminde tutarlılık devlet diktatörlüğünün yıkılmasını emreder. Bu temelde son derece uygun olan nesnel şartların gücüne dayanılarak proletaryanın birliğinin sağlanması ve iktidarın kazanılması uğruna mücadele çizgisinin geliştirilmesi yönünde kararlılıkla çalışmak tayin edici önemdedir.

Türkiye-K. Kürdistan emekçi halkların geleceği çeşitli reformların yapılması, biçimsel değişikliklerde değildir, faşist diktatörlüğünün yıkılmasını gerektiren devrimci kurtuluştadır. Siyasi stratejik hedef politikada asla kaybolmamalıdır.

Related Post

ÇİZGİYİ TEMSİL ETMEK

Posted by - 10 Eylül 2018 0
Örgütlenmeyi öğrenmek, onda ustalaşmak sınıf mücadelesinde belirleyici önemdedir. Devrimci bir teori ortaya çıktıktan sonra benimsenen teori ışığında siyasi hedeflerin gerçekleştirilmesi…