Ayrılık ve Birlik Meselesinde Perspektifimiz; Marksizm, Leninizm, Maoizm! (1)

234 0

Haber Merkezi:(Seyfi Çelik) Proletaryanın önderliğinde devrimin içeriğine uygunluk içinde halk kategorisinde ve devrimde çıkarı olan sınıfların birleştirilmesi, siyasal devrimci bilinçle eğitilmesine önderlik edilmesi görevi komünistlerin omuzlarındadır. Mücadele de birlik, birleşmek esastır, ama ayrılıklarda sınıf savaşımının bir parçasıdır. Tek tek üyeler, ileri sempatizanlar çok çeşitli ve birbirinden farklı gerekçeler ile örgütten ayrılabilirler, ama hatalarını düzeltenler, eksikliklerini görenler tekrardan proletaryanın aktif mücadele saflarında yerini alabilirler. Keza her dönem mücadele edenler arasında da ayakları tökezleyip düşenler olabilir, ki oluyor, ama bu zayıflık yaşayan veya çeşitli ağır örgüt hataları nedeniyle de olabilir, zayıflık yaşayan yoldaşların yeniden ayağa kalkamayacağı anlamına da gelmez.

Birey ve örgüt ilişkisinden farklılıklar taşısa da örgütsel ayrılıklar da birleşmeyi dıştalayan mutlak ayrılıklar olarak değerlendirilemez. Ayrılık aynı zamanda birleşmeyi içinde taşır, tıpkı her birlik ayrılma ve dağılmayı içinde taşıdığı gibi… Zıtların birliği ve mücadelesinin canlı bir organizasyonu olan partide de doğada olduğu gibi geçerlidir. Her ayrılığın mutlaka birliğe evrileceği, daha önce ayrılan örgüt güçlerini birleştirecek bir aşamaya evrileceği gibi bir şey söylenmediğine dikkat edilmeli, fakat her ayrılığa da bir daha birlik olunamayacağı anlayışıyla bakılamaz. Yeniden birleşmenin mümkün olabileceği ayrılıkları, birleşmenin mümkün olamayacağı ayrılıklardan ayrıt eden ilkesel bir anlayışın benimsenmesi komünist partisi olmanın gereğidir. “Komünistlerin, tüm proletaryanın çıkarlarından ayrı bir çıkarları yoktur.” ( K. Marks, F. Engels, Komünist Parti Manifestosu) Proletaryanın çıkarı ve amacı ise siyasal iktidarı kazanmasıdır. Bu amaç doğrultusunda burjuva egemenliğine son verilmesi için öncelikle proletaryanın BİRLEŞMESİ ve kendisini işçi sınıfının partisi olarak ifade eden öteki partilerle proletarya partisinin amaç, politik ilkeler, strateji ve programsal zeminde mümkün olduğunca birleşme siyasetinin izlenmesi gerçek anlamda komünist olan her parti için ilkeseldir.

Proletaryanın bakış açısından değerlendirildiğinde komünistler kendisini özel bir yere koyamaz. Kendilerine göre özel kriterler, kendilerine göre ilkeler belirleyip proleter sınıf hareketini biçimlendirmeye kalkışamazlar. Aksine komünistler ancak proletarya ile burjuvazi arasında uzlaşmaz karakterde ve kıyasıya süren mücadele de genel çıkarların temsil edilmesi, ortak hedef ve taleplerin öne çekilmesi görevini yapabildikleri oranda hareketin bütününe yön verebilirler. Toplumsal ve iktisadi ilişkilerin çok yönlü karşıtlıklarını görmeyen, devrimin itici güçlerinin birleştirilmesi siyasetine sahip olamayan kendi sübjektif bakış açısının esiri olan, kendisi için icat edilmiş özel ilkeleri öteki parti ve örgütlere de öğretmeye kalkışarak onları biçimlemeyi umut eden ama proleter hareketin gidiş yönünü, engelleri görmekten uzak olanlar önderlik kabiliyetine sahip olamazlar.

Proletaryanın sınıf olarak birleşmesi ve bu birliği sağlayacak bilinçli en kararlı öğeleri ifade eden komünistlerin birliğinin gerçekleştirilmesi, burjuvazi ile proletarya arasında yürüyen mücadele de sınıf hareketi bütününün çıkarlarını gerçekten savunan çeşitli devrimci örgüt ve çevrelerin birleşmesi her gerçek komünist partisi için stratejik bir siyasettir. Çünkü en bilinçli, kararlı ve tutarlı sınıf öncülerinin birleşmesi devrim hareketine önderlik meselesinde temel bir halkadır.

Mesele bu temelde konulduktan sonra, proletaryanın kurtuluşunda iddia sahibi olan her partinin işçi sınıfı ve ittifak kuvvetleri sınıfların birleşik hareketinin örülmesi için sınıf hareketini birleştirecek parti, grup ve çevrelerin bir merkezde toplaşması ihtiyacı doğrultusunda birlik siyasetine sahip olması zorunludur.

Elbette birlikten söz edilince tüm devrimci yapılar bir çırpıda birleşmez. Ama sınıf savaşımının anlayışı ve genel çıkarlarına uyum içinde birlik siyasetine sahip parti ve örgütler birleşebilirler. Bu bağlamda ayrılıklar sınıf mücadelesinde geçici, birleşmek ise süreklidir. Küçük burjuva ideolojik tutumu ve hatalı örgütsel çizgi ile ayrılıklarda yeniden birleşmeye kapıların kapatılmasının devrimci proletaryanın mücadele tutumu ile ilgisi yoktur.

Birlik Sorununda Kötü Benzetmeler Likidasyonu Besliyor.

Türkiye’de birçok küçük-burjuva devrimci örgütte olduğu gibi kendilerinde “var” denilse de Yeni Demokrasi’nin – Partizan’ın – savuna geldiği çizgi temsilcilerinin de izah ettiğimiz çerçevede birlik siyasetine sahip oldukları söylenemez. 1994 tarihli parti güçlerinin ayrılığında ve sonraki süreçte esas olarak program, ideoloji, stratejik doğrultu ve örgütsel kuralları tanımlayan tüzük gibi temel konularda görüş ve esaslara sahip olunmasına rağmen, yıllar boyu Maoist partinin çağrılarına yanıt verilmemesi, bırakalım partimizin çağrısına yanıt verilmesini, değerlendirmeye değer görülmemesi (!) Yeni Demokrasi’nin komünistlerin savunduğu birlik siyasetine sahip olmadığının kanıtıdır.

Öte yandan birlik siyasetindeki hatalı sol sekter ilkesiz tutum esas olarak örgütsel ayrılıkta bilimsel ve ilkesel anlayıştan sapılmasından ileri gelmektedir. Bir partinin komünistlerin birliği ve iç demokrasi anlayışına bakılmak isteniyorsa, ayrılıklar karşısındaki tutumuna bakılmalıdır. Partiye üye alınması kriterleri çerçevesi üzerine başlayan ve 1903’te RSDİP’te Menşevikler ile Bolşevikler ayrılığına dönüşen örgütsel nedenlerden hemen sonra 1904 tarihindeki Bolşeviklerin Kongresinde Lenin’in yaptığı ilk şey yeniden partinin birliğinin sağlanması için bu amaçla bir Birlik Komisyonu’nun kurulması ve doğrudan çalışmaların yürütülmesi kararını açıklamak ve sürece önderlik etmek olmuştur. Çünkü örgütsel meselelerden ileri gelen ayrılıklar birleşme niteliği taşımaktadır. Birleşme zeminini ortadan kaldıran ayrılıklar ise ideolojik, programsal içerikte olanlardır. Proletarya ile burjuva ideolojisi ve siyasi karşıt hedefleri arasındaki keskin mücadele kapsamında bir ayrılık gerçekleşmişse, böyle bir ayrılığın komünistler açısından birliğe dönüştürülmesi beklenemez. Ancak revizyonist-oportünist çizgiyi temsil edenler hatalı fikirlerinden vaz geçerler – ki bu genelde pek görülmemiştir – ve parti programı, ideolojisi siyasi çizgisine yeniden dönerlerse bu olanaklı olabilir.

Yeni Demokrasi Gazetesi ise ayrılığın hatalar giderilmesi suretiyle yeniden birleşebilir nitelikte esasta örgütsel meselelerden mi kaynaklandığını, yoksa proletarya ile burjuva çizgisi arasındaki ideolojik-siyasi mücadele çatışmasından mı kaynaklandığı ayrımını gözetmeden ayrılık durumunda kendisi dışındaki taraflara adeta düşmanmış gibi yaklaşımlarda bulunmak gibi sol sekter çizgide ısrar etmektedir.

Örgütsel sorunlara yaklaşımda sol-sekterizm halk kitleleri ve sınıf mücadelesinin çeşitli güçleri arasında muhtemel karşıtlıkların ikna, eğitim, eleştiri-özeleştiri metoduyla ele alınması doğru anlayışından da uzaklaşmayı ifade eder. İdeolojik mücadele verilmesi gereken sınıf güçlerine düşmanmış gibi yaklaşılamaz. Bu her hangi bir politik ayrılıkta farklı yönlere giden taraflar için de geçerli bir anlayıştır. Örgüt içi en üst düzeyde birlik sağlanması, keza birleşebilecek komünist örgüt ve oluşumlar ile birleşmek için nasıl ideolojik mücadele en vazgeçilmez silah ise, esasta örgütsel meselelerden ileri gelen ayrılıklarda da ideolojik mücadele esastır.

Gelgelelim ki detaya inilmeden kuş bakışıyla bakıldığında bile son yarım yüzyıl içinde yaşanmış onca ayrılıklardan, hatta partimizde son otuz yılda yaşanmış ayrılıklardan pekte doğru dersler çıkarılmamış olduğu son gerçekleşen ayrılıkta Yeni Demokrasi ve Özgür Gelecek’in sorunlara yaklaşımda gösterdikleri karşılıklı yıpratıcı, yıkıcı tutum ve düşüncelerinde çok açık ve net görülmektedir. İdeolojik mücadele dışında her yakıştırmanın mevcut olduğu didişme, kimi ideolojik-siyasi tespitler eşliğinde kriminal vakalar dizisi karşılıklı suçlamalar ile sürdürüldüğüne bir kez daha tanık olundu. “Sağ oportünistler”, “hizip”, “darbeci tasfiyecilik”, “sol görünümlü sağ oportünist”, “güruh”, “bürokratlar”, “kaçkınlar”, “ispiyoncular”, ajanlık iddialarını içeren söylemler şeklinde ve daha fazlası ciddi tanım ve tespitlere karşılık gelen kavramlar ile karşılıklı suçlamalar yapılsa da bu tasfiyeci eğilimler ve “önderlik” etme biçimlerinin toplumsal kökenleri, örgüt içindeki çizgisel yansımaları ideolojik olarak açıklanamamış, bu konuda ayrılıktan önce nasıl ve hangi konularda ideolojik mücadele verildiğine dair her hangi bir belge kitlelere açıklanmadığından yapılan tanımlamaların iç ideolojik mücadeleye dayanmadığına dair düşüncelerin haklı gerekçeleri çok fazladır. Çizgi mücadelesinden ziyade koltuk kavgası görüntüsü söz konusudur. Kendileri “biz ideolojik mücadele yürütüyoruz” diyebilirler kuşkusuz, ama dışarıdan pekte teorik karşılıklı çatışmayı yansıtan farklı fikirlerin uzlaşmazlığını gösteren bir emareye rastlanılmadığını da ifade etmek isteriz. Eğer bir yapıya, kişiye, gruba sağ oportünist, yada sol oportünizm tespitinde bulunuluyorsa, bunu söyleyenler kendi fikir ve amaçlarından farklı olarak sapma içinde olanların hatalı teorik düşüncelerini açıklamalı ve temellendirmelidir. Fikir mücadelesi suçlular ilan edilerek, savunma alınmadan gıyabında yargılama yapılarak mahkumiyet kararlarının açıklanması ile değil, gerçekler üzerinde düşüncelerin tartışılmasıyla verilebilir. Ve bu tümüyle pratiği de açıklayan teorinin konusudur. Tüzük ve işleyiş dışı pratikler – ki bunların ceza-yaptırım karşılıkları vardır – örnekleri ile yapılan suçlamaların bir fikir mücadelesi veriliyormuş formuna sokularak sunulması gerçekten teorinin konusu olan fikir mücadelesinin verildiği veyahut da orada ideolojik mücadelenin varlığına kanıt olarak gösterilemez.

Son gelişmeler Yeni Demokrasi ve Özgür Gelecek taraflarının birlik politikalarının olmadığından ayrılık meselesindeki anlayışlarının da hatalı ve sorunlu olduğunu göstermiştir. “Parti benim, çizgiyi, değerleri, geleneği, geçmişi ve geleceği yalnızca ben temsil ediyorum” yaklaşımı ve tutumuyla karşı tarafın her hangi bir değeri, geçmişi ve geleceği temsil edemeyeceği şeklinde birbirlerini yok sayma aşırılığı biricik politika olarak benimsenilmektedir. Kendini meşru gören diğerini gayri meşru ilan etme hakkını kendinde bulmaktadır. Özünde bu durum demokratik bilinç yetersizliği ve siyasi geriliğin tezahürüdür. Ayrılıklar nihayetinde sınıfsal, toplumsal kökenleri olan bir düşünce ve eğilime dayanmaktadır, yok saymakla da yok olmayacaklardır; bu bağlamda ideolojik mücadele konusu olarak ele alınması gerektiğinin öğrenilmesi sınıf savaşımında önemli bir meseledir.

İdeolojik mücadele ikinci plana atılarak çelişkilerin şahsileştirildiği, hileli metotlar ile yıpratma savaşının esas alınması gibi devrimci olmayan anlayışla her yolun mubah görüldüğünü partimizde de dayatılan 2014 ayrılığında gördük. Devrimci Halkın Günlüğü, Devrimci Demokrasi’ye yönelik manüplatif, karalamacı, tehdit içerikli ve pratikte yasakçılığa vardırılan – ortak platformlarda yer almamıza yönelik engeller, afiş toplatma, pankart engelleme, açık tehditler “onlar varsa biz yokuz” la başka yapı ve kurumları kendi tavrına çekme çabaları ve ısrarın hala sürdürülmesi – gibi birçok tutumlarında Halkın Günlüğü’nün ayrılıktaki pratiği de test edilmiş oldu ve görüldü. Sanki masumlarmış gibi bu konuda demokrasi nutukları atmaları ise ibretlik bir durumdur. Özcesi birlik ve ayrılık meselesinde hatalı örgütsel çizgide olanlar hiçte yalnız ve az değiller. Kendi yaptıkları ortadayken ve hâlâ da devam ediyorlarken hatalı pratiklerinin özeleştirisinin yapılması yerine kendileri ile benzer refleksler gösteren yapılara ilke ve anlayış dersi verilmeye kalkışılmasının altında pragmatist hesaplar ve 2014 ayrılığında Halkın Günlüğü çizgisinin tasfiyeci, sol-sekter hatalarının üstünün örtülmesi çabası olduğu açıktır.

Ağustos 2019 tarihinde Gazete Patika’ya yöneltilen eleştiriler ve süren tartışmalarda Yeni Demokrasi’nin doğruları “kavratmaya”(!) çalışırken ne derece doğrulara muhtaç halde olduğunu gösteren hatalı anlayışı üzerinde ayrılık meselesinde yanlışların düzeltilmesi bakımından durmak gerekiyor. Patika’cıların teori ve pratik arasındaki uyumsuzlukları konusunda söylenecek çok şey olmasına rağmen bunlara ilişkin görüşlerimizi yazıya dahil etmeyerek – Yeni Demokrasi’nin ayrılık meselesinde tutumunu yansıtan kusurlu anlayışına değineceğiz.

Yeni Demokrasi ile Özgür Gelecek arasında kim hatalı, kim hatasız, kim daha az hatalı, kim daha çok hatalı tartışmasına dışarıdan dahil olunamaz. Böyle bir ayrılık tarafımızdan üzüntüyle karşılanmıştır. Ayrılık muhatabı tarafların kendilerini tanımlamaları, neyi temsil ettikleri kendilerini ilgilendirir. Böylesi durumlarda, pragmatik hesaplar, düşünsel yakınlık, yatay bağlantılarla kurulan irtibatların yönlendirmesiyle yada “büyük parçaya” göre küçük parçanın yok sayılması gibi ilkeden ve ideolojik doğru anlayıştan uzak tutumların sergilendiği yaklaşımları doğru bulmuyoruz. Partimizin birlik anlayışının parçası olan ve doğrudan yansıtan ayrılıklardaki tutumu Marksist, Leninist, Maoist ilkelere dayanır. Duruma, kişilere göre, grup çıkarları, yada “ne koparırım” hesaplarıyla olguya yaklaşmaz. Ayrılan taraflar adına onların iradesini hiçe sayan, tanımayan bir tutumla hareket edemez. Ayrılan tarafların siyasi çizgisi, programı, ideolojik karakteri pratik yönelimine bakılarak sınıf niteliği konusunda edinilen sonuçlarla değerlendirmeye gidilip kendisine yakınlık ve uzaklık saptamasında bir fikre varılabilir, varılması da gereklidir. Birinin diğerine göre kendisine yakın görülmesi yada ayrılan tarafların tümü kendisinden çok uzak görülebilir. Nihayetinde bu dost devrimci güçler ile ilişki kurulurken kendine yakın olanı tanıyıp, uzak görülenin yok sayılması, tanınmaması tutumuna girilemez. Ayrılan taraflar adına karar vermek, biri tanınırken diğerinin yok sayılması gibi anti-demokratik, karşı devrime hizmet eden ve devrimci sınıf hareketine zarar veren tavırlardan uzak durulması yönlü partimizin ideolojik mücadele çabası kesintisiz yürütülmüştür. Faşist diktatörlüğün süreklileşmiş azgın saldırıları altında mücadele eden her devrimci kuvvet nicel gücüne bakılmaksızın gerekli özeni, ilişkilenmeyi, gerektiğinde bir araya gelmeyi hak eder.

Yeni Demokrasi ise bir süre önce ayrılık yaşadığı Ö. Gelecek kesimini “sağ tasfiyeci, parti ve savaş kaçkını güruh” tanımıyla beraber düne kadar aynı parti çatısı altında birlikte mücadele yürüttükleri bu gücü düşmanmış gibi göstererek (Özgür Gelecek’de Yeni Demokrasi’ye yönelik pek farklı anlayışta olmasa da) hiçbir devrimci değer, norm kültür ve ahlak taşımadıkları vurgusuyla suçlular vitrinine yerleştiriyor. Bununla da yetinmiyor ayrılık yaşadığı kesime yönelik yaptıkları tespit, tanımların öteki dost, devrimci güçler tarafından esas alınması yaklaşımı sergileniyor. “Parti çizgisini ve partiyi biz temsil ediyoruz” onlar ise “kaçkınlar güruhudur” bu nedenle muhatap alınmamalılar. 1994 tarihli ayrılıktan itibaren terk edilmeyen popüler “güruh” kavramlarını kullanırken bununla ayrılığın diğer kesimi değersiz, aşağı görülen, küçümsenmesi gereken topluluk olduğu da söylenmiş olunuyor. Bir çırpıda esası örgütsel nedenlerden gerçekleşmiş ayrılıkta yolları ayrılmış devrimciler değersiz, aşağı görülen önemsiz bir topluluğa dönüştürülüyor ve bu çerçeveye oturtulan politik, ideolojik zemin üzerinden “parti değerleri” adı altında daha önce yaratılmış maddi ve manevi ne varsa kendi otoritesinin mülkiyeti altında toplanması hakkı söz ve eylemle ortaya konuluyor. Oysa devrimci bir gücün değersizleştirilmesinin kendisi yozlaşma ve büyük değer yitimidir.

Gerektiğinde “tanımayın” gerektiğinde “dergi bürolarının alınması” yada “dergi bürolarının icra ve polis-mafya aracılığıyla alınması” gerektiğinde çok daha başka “değerleri korumak” adına sergilenen ve düşmana hizmet eden pratikler devrimci politika olarak sunulabiliyor. Bu tür yaklaşımlar özü itibarıyla ne adına yapılırsa yapılsın tasfiyecidir, devrimci değerlerle de ilgisi yoktur. Bu tür hatalı sol sekter anlayışa yöneltilen eleştirilere kulakları kapalı olan Y. Demokrasi – pragmatist hesaplarla tutum alanların sırıtan gerçekliğini bir kenara koyarak söylüyoruz – kendisini eleştirenleri “tarafgirlik” le suçlamaktadır. Sekter, tasfiyeci politik çizgisini sol sloganlar atarak gizlemeye çalışmaktadır. “Parti, program, tüzük, işleyiş hizip, suç kavramları dikkate alınmadan hizbe arka çıkılıyor” gibi savunularla ‘haklılığını’ bu temelde savunmaktadır. Oysa “hizip” denilen Ö. Gelecek’de Y. Demokrasi’yi “parti, program, ilke, tüzük, işleyiş, suç, darbe” vb. vs. kavramlarla eleştirmektedir. Ö. Gelecek gibi elbette Y. Demokrasi’de hareketi kendisinin temsil ettiğini savunacak ama bu savunusunu kendisi ile yolunu ayıranlara hiçbir şeyi temsil etme hakkınız yoktur yasakçılığına da vardırmaması gerekirdi. Her iki kesim gerçekten ellerinden gelse birbirlerini konuşturmayacaktır, neyse ki güç dengeleri buna izin vermemiştir.

Politik çizgide bu sol sekter tutum birlik anlayışına sahip olamamanın sonucudur. Nihayet iki ayrı örgüt formu kazandıktan sonra gerçekleştirilen (ayrılmadan başarılması gerekirken) iki ayrı kongrede her iki yapıda mevcut hat korunmuş, programsal stratejik değişikliklere gidilmemiştir. Yani “suçlular topluluğunu yok sayın” anlayışında biçimlenen sol sekter istekleri toplumsal kökenlere dayanan eğilimi ifade eden ve ideolojik olarak ele alınması dışında bir yöntemi bulunmayan ayrılık sorununda pek işe yaramamıştır. Yolları ayrılan ve kendi parçası olan yoldaşların düşmanmış gibi ele alınması en başta bu hataya düşen partiye, genel olarak devrim cephesine zarar verir.

Marksist, Leninist, Maoist örgütsel birlik anlayışından sapmanın sonucu olarak içte doğan ayrılıkları doğru ele almayı başaramayan Y. Demokrasi öteki parti ve örgütlerde meydana gelen ayrılıklarda doğru yaklaşım sergileyemiyor. Her ayrılıkta kendisini daima partinin tek ve ebedi temsilcisi – ki bu anlaşılabilir de – ama ayrılan diğer kesimi ise hiçbir şeyi temsil etmeyen tortu, değersiz bir yığın olarak gösterme çizgisine sahip olduğu için öteki komünist, devrimci parti ve örgütlerdeki ayrılıklarda da örgütü temsil etme iddiasını koruyan her iki taraf arasında kendine göre kimin örgütü temsil ettiği aranıyor ve kayyum titizliği (!) ile kimin temsil ettiği kimin ise örgütü ve çizgisini temsil etmediği ayrıştırılarak bulunuyor. Bu ayrıştırma işlemiyle tayin edilen “temsilci” muhatap alınıyor, örgütü temsil etmedikleri düşünülen ve onlar adına verilmiş kararla kendisiyle yollarını ayıran kesimlere yapıldığı gibi yok sayılıyor. Yalıtma, muhatap alınmama, yıpratılma, manipülasyon ve karalama eşliğindeki tasfiye konseptine bu ve benzer tutumlar ile destek verilmiş olunuyor.

Belirtelim ayrıca, tartışmanın konusu olduğu için Yeni Demokrasi’yi eleştiriyoruz, hatalarına vurgu yapıyoruz yoksa birlik ve ayrılık anlayışında Özgür Gelecek’de sol sekter hatalı çizgide farklı bir yerde durmuyor. Hatta bu iki yapıdan farklı bir yerdeymiş gibi kendisini gösterse de Halkın Günlüğü’de aynı dağıtıcı, tasfiyeci çizgide birleşmektedirler.

Yeni Demokrasi’nin Kayyım Atama Sakat Anlayışı

Y. Demokrasi diğer çeşitli parti ve örgütlerdeki ayrılıklarda örgütü temsil eden tarafı belirleme kriterlerine sahip olduklarını savunuyor. Bakalım kayyım atama kriterleri neymiş:

“İki ayrı örgüt formu kazanan dost yapılar söz konusu olduğunda da savunulan teorik-ideolojik görüşlere, yapılan açıklamalara ve pratik gözlemlere vb. dayalı olarak bu yapıların sınıfsal ve ideolojik niteliğini, örgütsel süreci ve durumu değerlendirilerek kimin neyi temsil ettiğine dair yargıya varılır (…) Ayrışmanın kendisi taraflarca çeşitli şekillerde açıklandığı ve temellendirildiği için yine bu kapsamda tartışılabilir ve yargıya varılabilir. (…) Bu söz konusu değerlendirme ve tanımlar yapılırken kuşkusuz esas olan ideolojik-siyasi hattır. Ancak söz konusu ayrışmada (…) “haklı haksız” olanı ayrıt etmede örgütsel tüzük ve işleyiş karşısındaki tutum özel bir önem taşır. Bu grubun hizip mi, darbe mi yada kolektifin iradesi mi olduğunu açığa çıkarmada belirleyici bir yerde durur. Nitekim proletarya partisi devrimci dost güçler arasında yaşanan ayrılıklarda bu doğru anlayışlarla hareket etmiş (…) farklı örgütsel yapılar haline gelen dost güçleri yukarıda belirtilen kıstaslar temelinde ele almaktan ve tanımlamaktan geri durmamıştır. Hangi yapının hizbi hangisinin ise söz konusu yapıyı temsil ettiğini, o yapının esas devamcısı olduğunu ve yine bunların ideolojik-siyasi hattını değerlendirmekten çekinmemiştir. Proletarya partisi bu tavrını Patika ve siyasi çevresi (“siyasi çevresi” her ne demekse) içerisinde baş gösteren ayrılıkta da göstermiş, ilişkilerine bu değerlendirmeler etrafında yön vermiştir.” (Y. Demokrasi Gazetesi, Sayı: 44/2019, Sayfa; 8-9)

O halde belirtilen “kıstasları” Yeni Demokrasi ve “siyasi çevresi”(!) içerisinde baş gösteren ayrılık özgülünde Y. Demokrasi’ye uygulayalım.

Tuhaf olan şu ki; kendi iç yapısına hakim olmada zaaflar yaşadığı açık olan, önderlik krizini çözemeyen, imza attığı “cephe”nin içinde aylarca sonra “bilgimiz dışında yapıldı” türünden pratikler sergileyen, burnunun ucunu göremediği halde pişkince ayrılık yaşanan partimizin ayrılan tarafları hakkında, hatta genel olarak ayrışmalarda tarafların açıklama ve temellendirmelerine bakılarak kimin örgütü temsil ettiği, kimin temsil etmediği yargısına varabildiklerini söylemiş olmalarıdır. Öncelikle kendilerinin içerisinde bulundukları durum hakkında doğru yargıya varmaları gerekirken kalkıp resmen kayyım atayarak “siz örgütü temsil etmiyorsunuz” hadsizliğini gösterebilmektedirler.

Yeni Demokrasi ideolojik görüşlere yapılan açıklamalara ve pratik gözlemlere dayanarak, esas olarak da ideolojik-siyasi hata bakılarak, ama örgütsel tüzük ve işleyişin de özel önemde göz önünde tutularak ayrılıkta kimin örgütü temsil ettiği, kimin ise etmediği saptamasında bulunduklarını söylemektedir. Tümü bundan ibarettir.

Yani ayrılan taraflarda iddia sahiplerinin kendilerini partinin temsilcisi görmelerinin hiçbir önemi yoktur, önemli olan Y. Demokrasi’nin onlardan kimin temsilci olup-olmadığına dair yargısıdır.

Pek güzel…! Yeni demokrasi ile Ö. Gelecek ayrışmasında şu belirttikleri “kriter”e göre düşünüldüğünde kim neyi, yada kim hareketi temsil ediyor, kim etmiyor? Her iki tarafta savuna geldikleri ideolojik-siyasi hattı savunduklarını söylemekteler ve herhangi bir temel değişikliğe de gidilmedi. İkisi de İbrahim Kaypakkaya yoldaşın görüşlerini savundukları iddiasını korumaktadırlar. Programları ise yazılı olarak olmasa da, politik çizgi, amaç ve yönelimleri aynıdır. Demek ki her iki kesimin de ideolojik-teorik-siyasi olarak     esasta aynı çizgidedir.

Ayrılıkta tarafların yaptıkları açıklamalar kıstas alınacaksa her iki kesimde “parti, program, ilke, tüzük, işleyiş, hizip, suç, yozlaşma, darbe” vb. vs. kavramlarla karşılıklı suçlamalarda bulunmaktadırlar. Dost güçler kime ve neye göre birine doğru, diğerine yanlış diyecek ve hakim olmadığı üstelikte her iki gücünde karşılıklı “yalancılık” suçlamalarında ve daha başka ahlaki çöküntüyü ifade eden ibarelere bakarak bu konuda açılamaları bir kıstas olarak alacak? Neden-sonuç ilişkileri bilinmeyen iç meseleler hakkında açıklamalar üzerinden bir kıstas yaratılamaz ve böyle bir anlayışla “temsilci” tayinine kalkışmak başkaları adına karar vermektir ki bu kabul edilemez bir anlayıştır, çağ dışılıktır.

Eğer Y. Demokrasi’nin “kimin kim olduğu” örgütü temsil ettiği-etmediğine dair “esas olan ideolojik-siyasi hattır” belirlemesi kıstas alınacaksa bu konuda resmi program, tüzük, işleyiş, devrimin niteliği ve amacı konusunda Y. Demokrasi’yi Ö. Gelecek’ten ayıran bir çizgi ortada bulunmuyor. Peki bu durumda hangisinin hizip, hangisinin ayrılık yaşanılan örgütün devamcısı olduğu konusunda nasıl karar verilecek?. Her iki söz konusu yapılar örgütü kendilerinin temsil ettikleri iddialarını sürdürmektedirler. Y. Demokrasi ve Ö. Gelecek’de “sadece ben, ben” diye bağırıyorlar. Ama bu konuda “tek temsilci benim” mülkiyetçiliğinde daha ısrarcı görünen ve belirlediği anlayışı diğer dost güçlere benimsetmeye çalışan Y. Demokrasi’nin sübjektif-öznelci kıstaslar ile bakıldığında kimin söz konusu yapıyı temsil ettiği konusunda doğru bir sonuca varılamıyor.

Ayrılan taraflar adına dışarıdan karar verilemez ve onlar adına konuşulamaz. Yol ayrımı ortaya çıktıktan sonra öteki kesimde örgütü ve çizgisini temsil etme iddiasını koruyabilir, bu siyasal irade dışarıdan hiç kimse tarafından iddia sahiplerinden alınamaz. Proletaryanın politik ilkelerinden uzak öznelci anlayışın ifadesi olan Y. Demokrasi’nin örgütsel ayrılıklarda esas aldığı ve alınmasını savunduğu “kıstaslar” kendisine uygulandığında ne yazık ki doğru sonuçlar vermiyor, veremez de çünkü bilimsel değildir.

Siyasi Gerilik ve Çarpık Demokrasi Anlayışında Israr

Komünist parti ve çeşitli nitelikte her örgütten sınıf savaşımının öteki parti ve örgütler hakkında olduğu gibi ayrılıkla farklı biçimler alan örgütler hakkında da değerlendirmeleri vardır, olacaktır. Ayrılık yaşayarak ikiye yada daha fazla parçalara bölünerek, farklı bağımsız örgütlere dönüşen yapılara dair siyasi ideolojik çizgi ve sınıf karakteri hakkında Y. Demokrasi’nin kendi değerlendirmesine sahip olması gerekendir, ki partimizde Y. Demokrasi ve Ö. Gelecek’in siyasi, ideolojik sınıf karakteri, yönelimi hakkında değerlendirmeye sahip olduğu gibi, ama problemli olan ise yolları ayrılan ve farklı politik güçlere dönüşen örgütler arasında kimin, hangi kesimin ayrılık yaşayan partinin gerçek temsilcisi olduğu, hangisinin ise temsilcisi olamayacağına dair bir tespit ve ayrıştırma görevinin kendisine vazife edinilerek ve buradan hareketle en önemlisi de bu sübjektif anlayışına göre “partinin devamcısı”nı tayin etmesi kurumsal ilişkisini “parti devamcısı” dedikleriyle kurması ayrılığın diğer kesimini ise tecrit etmesi, muhatap almaması politikası izlemesidir. Bunun bir dayatma, kendisi gibi proletaryanın sınıf mücadelesini yürütme iddiasında olan bir örgüt adına karar vermek gibi bir demokrasi bilincinden yoksunluk olduğu kavranılmıyor.

Y. Demokrasi’nin kusurlu, sakat ve oportünist anlayışına göre ayrılıkta iki kesim aynı örgüt ismi kullanamaz ve değerlerini savunduğunu iddia edemez, bunu sürdüremez, iddia edenler varsa bu ikisi arasında bir seçim yapılması birinin “o örgütün esas devamcısı” olarak saptanması ve diğerinin devrimci cephede muhatap alınmayarak yalıtılması ve silinmesi gerekiyor. Proletaryanın tek parçadan oluşmayan sınıf hareketine büyük zarar veren bu öznelci ilkesiz, dogmatik ideolojik çizginin örgütsel meseledeki sol sekter tasfiyeci tutumun karşı-devrime hizmet ettiği görülmelidir.

Kendi dışındaki bir yapıda gerçekleşen ayrılıkta iki taraftan biri Y. Demokrasi’ye göre “o örgütün esas devamcısı” olarak görünebilir, böyle bir değerlendirme onları bağlar, kendilerine yakın gördükleriyle ilişki düzeylerini üst seviyeye taşıyabilir, ortaklıklar kurabilir, hatta ideolojik-siyasi çizgide ortaklaşma olmuşsa birleşmelerini de gündeme almaları gerekir. Bunların tümüne tamam, ama Y. Demokrasi tespitine göre “o örgütün esas devamcısı olmadıkları”nı değerlendirdiği ayrılığın bir diğer tarafını yok sayamaz, görmezden gelmez, “siz örgütü temsil etmiyorsunuz” hadsizliğini yaparak devrimci, komünist bir örgütün ezilen sınıfların devrimci cephesinden tecrit edilmesi politikası izlenerek onlar adına karar veremez. Fakat bu yoldaşlar ayrılık yaşayan parti ve örgütler adına karar verebiliyor, kendine “temsilci” buluyorlar ve diğerlerini “hizip”, “suçlu” vitrinine yerleştirerek yalıtılma siyasetinin uygulayıcısına dönüşüyorlar. Kendilerine önerimizdir, “siz örgütü temsil etmiyorsunuz” dedikleri komünist örgüte birde örgüt ismi bulsunlar olsun bitsin… Bu çarpık sol sekter anlayış Y. Demokrasi’yi esir aldığı içindir ki kendi hatalı deneyimini – dar deneycilik – proleter sınıf hareketinin genel doğrusu olarak gösterme tutumuna giriliyor; kibirlice bu hatalı, tasfiyeci tutum diğer dost devrimci güçlere de benimsetilme çabası yürütülüyor. Israrla “benim dışımda kimse örgütün devamcısı ve temsilcisi olarak görülemez-görülmesin ve tanınmasın” isteğinin sonu bir türlü gelmiyor.

Dışındaki örgütlerdeki ayrılıklarda kendisi ayrım yapıp bir tarafı tanıyarak, diğer tarafı tanımama gibi tasfiyeci sekterizm biricik devrimci politika olarak ileri sürüldüğü için, karşı karşıya kaldığı ayrılık sorununda Y. Demokrasi öteki devrimci parti ve örgütlerden kendisi gibi tavır takınmalarını bekliyor ve istiyor. Beklediğini bulamayınca da lafı dolandırıp sekter görüşlere sarılıyor.

Ne yazık ki bu yoldaşlar taşı birkez daha ayaklarına düşürüyorlar, çünkü birlik anlayışları MLM ideoloji ve siyasi çizgiye uygun olmadığı için ayrılık sorununda şiddet kullanma suçu işleyen, siyaset yasakçılığına soyunan ideolojik mücadele yerine sopa ve silaha sarılma pratiklerine giren ve sicili bir hayli kabarık küçük-burjuva devrimci örgütler günü kurtarma kapsamında ve uygun koşullar da küçük parça olması durumunda Y. Demokrasi’nin kıstas olmayan ilkesiz “kıstaslar”ını bir yığın laf kalabalığı eşliğinde ileri sürüp Yeni Demokrasi’yi tanımama, muhatap almama ve tecrit etme tutumuna girebilirlerdi. Nitekim yanlı davranıp rol çalanlar hiçte az olmadı. Y. Demokrasi ve Ö. Gelecek arasında ibre biraz Y. Demokrasi’den yana kaysa da esasta aralarında büyük bir nicel güç farkı bulunmadığı için her iki tarafta muhatap alındı. Eğer büyük parça Ö. Gelecek olsaydı, diğerinin nicel güç ve olanakları zayıf görünseydi küçük-burjuva devrimci örgütlerin şu meşhur “kıkstaslar”a benzer ibareler ile Y. Demokrasi’yi “siz örgütün esas devamcısı” değilsiniz yaklaşımıyla muhatap almayacakları gerçeğiyle Y. Demokrasi yüzleşecekti. Aynı sonuç Ö. Gelecek içinde geçerlidir. Fakat gerçeklerden kopmuş dogmatik, öznelci düşünceyle devam edilir, üst perdeden başka örgütler adına karar vermeye devam edilirse bu hatalı eğilimi temsil eden Y. Demokrasi yazarlarının büyük-küçük parça şeklinde olası ayrılıklarda “yapının esas devamcısı olmama” sonuyla ve siyaset yasakçılığı, hatta şiddete uğrama sonuyla karşılaşacaklarını öngörmek için kahin olmaya gerek yok.

Daha önce aynı hatalı görüşleri savunup proletaryanın birlik anlayışını kavramaktan uzak durup ayrılıklarda sol-sekter yıkıcı tutum ve pratiklere önderlik edip, ideolojik mücadele yerine sopa, tehdit ve bastırma metoduna sarılanlar, sonraki ayrılıklarda bu karşı-devrimci metotların mağdurlarına dönüştüler. Y. Demokrasi bir dönem yoldaşlık ettiği, ama politik “mağdurlara” dönüşen bu eski kadroların bugün bulundukları yerler ve politik serüvenleri, fikir dünyaları üzerine iyi düşünmeli ve hatalı örgütsel çizgisini düzeltme çabasını geliştirmelidir.

Proleter demokrasi anlayışı işçi sınıfı partisi olma iddiası olan her parti için, her komünist için vazgeçilmezdir. Y. Demokrasi her şeyden önce kendisi dışındaki bir yapıda hangi tarafın örgüt ismiyle devam edip, etmeyeceği ve buna hakkı olup, olmadığı konularında karar verme ve bu karar doğrultusunda iki taraftan birini tanımama gibi demokratik olmayan pratiklere bir komünist örgütün giremeyeceğini öğrenmesi gerekiyor. Kendileri kabul etmese de Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP/ML) ve Maoist Komünist Partisi (MKP) ismi altında mücadele yürüten dört örgüt var. Bu politik realitenin yok sayılması, sübjektif anlayışla dördün sadece iki gösterilmesi çabası yerine, devrimci ilişkilenme zemininde en başta da esas olarak Maoist cephede yaşanan somut parçalanmanın nedenleri ve tasfiyeciliğin ideolojik-siyasi çizgiler ve bu çizgilerin toplumsal kökenleri üzerinde durulmasına ihtiyaç vardır. Öyle “hizip, darbe, suçlu, kaçkınlar” denilerek işin içinden çıkılamaz.

Birlik Anlayışını Dışlayan İlkesiz, Pragmatist Tutumlar Devrime Hizmet Etmez

Y. Demokrasi birlik ve ayrılık meselesinde kendisinin ileri sürdüğü “kıstaslar”a da uygun hareket etmiyor. Diyebilirler ki, “biz birlik için değil, sadece ayrılıklardaki tutumumuzu belirleme kıstaslarından söz ediyoruz”, oysa ayrılıklara yönelik her tutum sıkı sıkıya birlik tutumu ve anlayışına bağlıdır. Yoldaşlığı da kabul etmeyen bu yoldaşlar birlik ve ayrılığın diyalektik özünü de kavrayamıyorlar.

2014’te Maoist partideki ayrılık kongre adı altında tüzük ve işleyiş dışı metotlarla dayatılan dönüşüm sonucu gerçekleşti. Ama ayrılıkta tüzük ve işleyiş karşısındaki tutuma özel önem veriyoruz diyen Y. Demokrasi’ciler bu olguyu görmezden gelerek revizyonist-mülteci darbecilerin yardımına koştular. Aktardığımız “kıstaslar” baz alınarak Y. Demokrasi hangi yapının hizbi, hangisinin ise örgütün çizgisini temsil ettiğine dair değerlendirmelere gitmiş olduğunu vurguladıktan sonra, partimizdeki ayrılıktaki ilişkilenme ayrımını şu cümle ile “bu tavrını patika ve çevresi içerisinde baş gösteren ayrılıkta da göstermiş, kurumsal ilişkisini bu temelde kurmuştur” denilerek hatırlatma yapılmaktadır.

Peki Y. Demokrasi’nin kurumsal ilişkisi nasıl oldu? “Revizyonist-oportünist çizgi savunucuları” dedikleri H. Günlüğü’nü ayrılıkta örgütün yani Kaypakkayacı hareketin devamcısı, ayrılığın diğer kesimi Devrimci Halkın Günlüğü-Devrimci Demokrasi’yi ise tanımamak, yalıtmak ve devrimci cephede siyasetin dışına itme çabasına ortak olmak biçiminde olmuştur. Ezberci kalıplarla laflar eveleyip geveleyen yoldaşlık vurgumuzu “nayır”la yanıtlayan bu yoldaşlar biz Maoist komünistleri Maoist partili olmaktan men etmiş ve bizim parti çizgisini temsil etmediğimiz kararına varmışlar. İsim hakkını da H. Günlüğü’ne tanımış, partimizi de resmi olarak tanımadıklarını fiili tutumlarıyla göstermişlerdir. Hatta bu konuda karşı-devrime hizmet eden hatalı tutumlara atak davranışlarla öncülük etmiş, dünden bu sakat tavırlara hazır olan küçük-burjuva devrimci örgütlere yol gösterme vazifesini üstüne almışlardır. Fakat kendi içindeki ayrılıkta beklediği aynı tavrı H. Günlüğü’nden bulamayınca Y. Demokrasi “ayrılıkta sizi muhatap aldık, diğerlerini tanımadık, siz ise bu tutumumuzu unutup “hizbi” muhatap alıyorsunuz” hatırlatmasında bulunuyor. Gerçekten de biz Maoist komünistlerin tümüyle tasfiye edilmesi için manüplatif, kara propagandaya dayalı yıpratma ve yalnızlaştırma siyasetini yürüten H. Günlüğü’ne “kardeş parti”nin dikkat çekici ve düşündürücü boyutta yardıma koştuğu, kraldan çok kralcı davrandığı bir gerçektir. Sürekli hatırlatmalarda bulunmaları yapılan yardımın karşılığının, darbeci revizyonist ortaklarından beklenmesindendir.

Hatırlatalım sözle bas bas bağırarak revizyonist-oportünizme karşı ideolojik mücadele komünistleri tecrit ve tasfiye eden politik çizgi temsilcisi revizyonist darbeciler ile kol kola girilerek verilmez. Kendinizi de, halk kitlelerini de kandırmayın.

Y. Demokrasi’ye göre 2014 ayrılığından sonra yapının esas devamcısı “H. Günlüğü ve siyasi çevresi”imiş. Peki bu sonuca nasıl varılmış? Güya siyasi-ideolojik çizgi, açıklamalar, gözlemler, tüzük ve işleyiş karşısındaki tutuma “özel önem gösterilerek” ama esas olarak ideolojik-siyasi çizgiye bakılarak kimin Maoist partinin esas devamcısı olduğu sonucuna varılmış ve ilişkilerini de bu değerlendirmeler ışığında şekillendirmişler!!!

Kendi koydukları “kıstaslar”la bile uyumlu olmayan Y. Demokrasi soruna dürüstçe yaklaşmıyor. Güya yaklaşımlarını “esas olarak ideolojik-siyasi hat belirler”miş! İyi de Devrimci Halkın Günlüğü-Devrimci Demokrasi ile H. Günlüğü ayrışmasında neden ideolojik-siyasi hata bakılarak bir sonuca gitmediniz demezler mi size? Eğer Y. Demokrasi üçüncü “kongre”cilerin sağ ideolojik siyasi çizgisine bakarak bir sonuca varmış olsaydı, “revizyonist-sağ ideolojik çizgi” tespitinde bulunduğu bir örgüte İbrahim Kaypakkaya yoldaşın ideolojik-siyasi güzergahında yarım yüz yıldır sınıf savaşımının zorluklarını kızıl mücadele bayrağı ile göğüsleyen Maoist partinin esas devamcısı deme tutarsızlığı ve yüzeyselliğine düşmezdi. Demek ki bu yoldaşlar meselelere ideolojik-siyasi çizgi dışında, çeşitli hesaplar ve öznel düşünceler ile yaklaşmaktadırlar. Maoist komünistlerin ideolojik eleştirilerine küçümseme ile yaklaşmakta, üstünden atlanarak ayrılıkta “büyük parça”ya bakılarak karar vermektedirler. Bu nedenle kendileriyle çelişen fikirler sergilemektedirler.

Üçüncü “kongre”nin ideolojik-siyasi çizgisi Partizan-Y. Demokrasi tarafından revizyonist olarak değerlendirilmiştir. Daha önce Maoist partiye birçok şey söylemesine rağmen revizyonist tespitinde bulunmamıştı. Partizan-Y. Demokrasi’ye sormak lazım sağ tasfiyeci, revizyonist-oportünist çizginin darbeci metotla kural, işleyiş bir kenara atılarak ilan edildiğinde, nasıl oluyor da MLM ideolojisini savunarak bu sağcı çizgi ve ideolojiye karşı çıkan komünistler değil de darbeci revizyonistler partinin esas devamcısı oluyor?! Demek ki proletarya diktatörlüğü ilkesinin programdan çıkarılarak “emekçiler-halk devleti” teorilerinin savunulması; küreselleşmeci burjuva fikirlerin Leninist emperyalizm teorisinin yerine konulması Marksist artı-değer teorisinin “yetersiz” görülmesi, Marks, Engels, Lenin, Stalin, Mao yoldaşların fikirlerinin “bir kısmının eskidiği”nin – “eskiyen” kısımların hangileri olduğu açıklanmadan – propagandanın yapılması, proletaryanın önderliğinin yadsınması, krizlerin de kaynağı olan, kapitalist üretim anarşisi niteliğinin yerini planlı ekonomiye bıraktığı yönlü burjuva safsataların benimsenmesi, keza emperyalist tekeller arası uzlaşmanın esas, bir dünya savaşının tali ve “tercih edilmeyen” bir olgu olarak gösterilmesinden tutalım da, halkın birleşik cephesi siyasetinde komünist partisinin önderliğinin gerekli görülmemesi anlayışına kadar ve daha saymadığımız yığınla burjuva teorilerin savunulması, Y. Demokrasi açısından ideolojik çizgi bakımından önemsenmiyor. Ne diyebiliriz ki ancak sizin gibi “komünistler” bu sağ tasfiyeci fikirlere sarılarak Marksizm’in özünü revize eden çizgide yer edinen bu oportünistleri Maoist partinin esas devamcısı görebilir. Bu ancak sizin aynı kulvarda bulunduğunuzu gösterir, başka bir işe de yaramaz.

Marksizm, Leninizm, Maoizm ideolojisini yontan, yozlaştırarak çarpıtan ve temel ilkelerini yadsıyan üçüncü “kongre” çizgisine DHG-Devrimci Demokrasi kapsamlı eleştirilerde bulundu, bu çizginin sınıfsal içerik ve toplumsal kökenleri açıklandı. Değerlendirmelerimiz Partizan’ında üçüncü “kongre” çizgisine yönelttiği revizyonizm eleştirilerinin kapsamını çok aşan içeriktedir. Keza işleyiş dışı ve tüzüğe uyulmadan darbeci maceracılıkla gerçekleştirilen “kongre”nin yapılış şekli de açıklanmıştır.

Bu gerçeklere rağmen Y. Demokrasi hiçte ayrılıkta taraflarla olan ilişkisini ideolojik-siyasi hattın içeriği, tüzük ve işleyiş karşısındaki tutumlara göre belirlememiştir. Doğan karışıklığı görmüş ve pragmatist hesaplar ile bir yandan üçüncü “kongre”ye revizyonist tespitinde bulunmuş, öbür yandan, ilkesiz, tutarsız, öznelci ve dogmatik ezberler ile Maoist komünistleri devrimci siyaset çemberinin dışına itilmesi politikasında mülteci tasfiyecilerle ortaklık kurulmuş, darbeci revizyonistler Maoist partinin devamcısı ve temsilcisi gösterilmiştir.

İdeolojik Bozulma Hali, Parti İsmi Yasakçılığı ve Mülkiyetçiliği 

Son derece hesapçı anlayışla hareket edildiğini belirtmemiz için yeterli nedenler mevcuttur. Önderimiz İbrahim Kaypakkaya’nın yönünü belirlediği çizginin yürütücüsü Maoist partinin Kaypakkayacı komünist özünün sonlandığı üçüncü “kongre” ile revizyonist çizginin hakim hale geldiği ve dolayısıyla Kaypakkaya geleneğinin kendileri dışında hiçbir yapı tarafından temsil edilmediği sonucuna varılıyor. Komünist ideolojisi, siyasi amacı savunmaya devam eden Devrimci Demokrasi ile yoldaşça ilişkiler kurulup güç vermek gerekirken, bu yoldaşlar yalıtma, yok sayma, muhatap almama politikasını benimsiyorlar. Tamda izah ettiğimiz bu çarpık anlayışlarla oportünist çizgi temsilcileri “yapı devamcıları” olarak gösteriliyor. Böylece bir taşla iki kuş vuruluyor.

Marksizm, Leninizm, Maoizm ideolojisi-siyasi çizgisini savunan ve Maoist partinin aldığı darbelerden oluşan yaralarını sarma çabasını sürdüren Maoist komünistlerin yalıtılmaya çalışılması, öte yandan revizyonist dedikleri H. Günlüğü’nü kendilerine yakın gören, yardımlarına koşup, tecrit ve yalıtma politikasını güçlendiren Y. Demokrasi’deki ideolojik bozulma, çizgideki yozlaşma görünenden çok daha derindir. Üst üste yığılmış bu kir, pas birikintisi mevcut siyasi gerilik ve ideolojik kaosla temizlenemez.

Ayrıca belirtelim kongrelerini başarıyla tamamlamaları tarafımızdan sevinçle karşılansa da, Türkiye, K. Kürdistan toplumsal, iktisadi koşullarında değişiklikler üzerine yarım yüzyıl sonra bir fikir beyan etmeden yeni tespitlere ihtiyaç duymadan kongre yapabilmiş bir yapıdan üçüncü “kongre”nin demokrasi ve özgür tartışma ilkesini dışlayan, darbeci yöntemle yapılmasından doğru sonuçlar çıkarmalarını da beklemediğimizi ifade edelim. Proleter iç demokrasi gelişmemiş ve fikir özgürlüğüne işleyişle tam güvence sağlamamış partilerin öteki dost güçler ve sınıf örgütlerine yaklaşımlarının doğru olması da beklenemez.

Komünist partisi, örgüt ve siyasi çizgi kaba saba dayatmacı yöntem ve güç kullanımı ile temsil edilemez. Devrimci bir çizgi ve örgütün temsiliyeti devrimci teoriye sahip olmakla başlar. İsim “hakkı”, “devrimci değerleri kim temsil ediyor” üzerine kavgaya tutuştuğu yerde bilinmeli ki, siyasi gerilik, ideolojik savrulma, devrimci teori ve politikadan uzaklaşma vardır. Örgütler birleştiği gibi ayrılabilirler de, Sovyet devrimi gerçekleşene dek, Bolşevikler ile Menşevikler iki ayrı parti olarak ayrıldıkları her dönemde RSDİP ismi ile mücadele yürüttükleri gibi –ayrılan örgütler aynı isimde ısrar edebilir. Biri Marksist, diğeri küçük-burjuva demokrasisi çizgisine kaysa bile, oportünist olana isim yasakçılığı getirilemez. Hele ki dışarıdan birilerinin bölünen örgütün iki tarafı arasında “yapının esas devamcısı”nı tespit etmeye kalkışması ise, bu işe kalkışanı gülünç duruma düşürmek dışında pek bir işe yaramaz.

“Gerçek devamcılar” tayin etme işine kalkışılması yerine ayrılan tarafların ideolojik, siyasi çizgi, pratik hattı ve sınıf niteliğine dair değerlendirme, ideolojik eleştiri görevi unutulmadan bu örgütlerle proletaryanın sınıf demokrasisine ve bütünün genel çıkarlarına uygun şekilde ilişki kurulması tehdit, bastırma, siyaset yasakçılığı, isim ve değerler mülkiyetçiliği, teşhir ve karalamayla birlikte şiddet anlayışının reddedilmesi ideolojik mücadelenin esas alınması gereklidir.

Partimizin birlik-mücadele-daha yüksel birlik için ideolojik mücadele anlayışı esas olmasına rağmen, ayrılık sürecinde biz Maoist komünistlere karşı H. Günlüğü’nün yıpratma ve düşmanmış gibi gösterme ve tecrit etme politikasına en başta “komünist” iddiasında olanların (O zaman Ö. Gelecek ve Y. Demokrasi ayrılmamıştı bu nedenle ikisi de dahildir)ortaklık etmesi, kendilerine bir şey kazandırmadı. Bir süre sonra kendilerinde baş gösteren bölünmede H. Günlüğü’nde görülen benzer yöntemler ve anlayışlar değer, isim ve yıpratma kavgasına giriştikleri görüldü.

Rahatlıkla belirtebiliriz; birlik ve ayrılıklara yaklaşım meselesinde pratikte H. Günlüğü, Ö. Gelecek ve Yeni Demokrasi aynı çizgidedir. Marksizm ideolojik çizgisinden sapma, kafa karışıklığı bu ortaklaşmanın kaynağıdır. Öznelci-sübjektif, dogmatik düşüncenin damga vurduğu çizgiler örgütsel birlik-ayrılık sorununda hatalara yol açmakta, bu güçleri tasfiyecilik yönünde de ortaklaştırmaktadır. Görünüşte ayrı uçlarda gözükenlerin koşullar olgunlaştığında birbirlerine ne derece yakın oldukları rahatlıkla görülür. (devam edecek)

Related Post

İDEOLOJİ ÇİZGİYİ BELİRLER

Posted by - 29 Kasım 2018 0
Makale: Ekonomik kriz, yoksulluk, artan işsizlik, şiddetlenen toplumsal çelişkiler, kapitalist tolumun tüm kötülüklerinin enfeksiyon gibi yaydığı kültürel çürüme ve egemenlerin daha…