31 MART 2019 YEREL SEÇİM SONUÇLARI ÜZERİNE

251 0

Haber Merkezi: Burjuva partiler, çeşitli demokratik reformist partiler ve devrimci parti ve platformların her birinin kendi anlayışına uygun anlamlar yüklediği bir yerel seçim yoğunluğu geride kaldı. Burjuva partilerin kendilerini başarılı değerlendirdikleri yerel seçim sonuçları önemli etkiler bırakmıştır. “Herkesin başarılı olduğu bir seçim” gibi ifadelendirmeler kinayeli olarak dolaşıma sokulsa da kimi partiler için pek başarılı olmadı. Burjuva gerici partiler ve sosyalist-komünist maske takmış reformist burjuva demokratik partiler için tek ölçü seçimler, sandıkta çıkan oylar ve koltuklar olduğu için seçim sonuçları üzerine değerlendirmeler sürecektir. Biz bu partilerin değerlendirmelerinde ne tür sonuçlar çıkaracaklarından ziyade sonuçlanmış yerel seçimin ortaya çıkardığı tabloyu değerlendirelim.

Seçim süreçlerinin doğru değerlendirilmesi komünist sınıf hareketi açısından da oldukça önemlidir. Taktik bir mücadele aracı olarak ele alınan ve proletaryanın sınıf amacına ve mücadelesine hizmet etmesi gereken yerel yada genel seçimlere katılım ve yaklaşımda bu temel ilkesel tutuma bağlı kalınmadığında bu alanın nasıl da devrimci örgütlerin mezarlık alanına dönüştüğü Türkiye’de bir çok devrimci örgütün dönüşüm tarihiyle bilinmektedir. Bu bağlamda seçim sonuçları sadece burjuva partiler açısından değil, proletaryanın sınıf hareketi dost ve devrimci kuvvetler açısından da değerlendirilmesi önem arz etmektedir.

Bu yazımızda genel durumu değerlendirme ve sonuçlara dair düşüncelerimizi açıklasak da bu konuda çeşitli analiz ve eleştirel yaklaşımımız devam edecektir. Öncelikle burjuvazinin ikiye ayrılmış siyasi kamplarına bakalım.

1)- Hükümet partisi AKP ve fiili ortağı MHP (“Cumhur İttifakı”)

31 Mart mahalli idareler seçimlerinin kaybedeni AKP olmuştur. Birinci parti olma durumunu korumasına bakılarak AKP’nin “pekte kaybetmediği”ni söyleyenler olsa bile bu önemli oranda oyunu korumasına rağmen hükümetteki bir partinin kaybedişini ve çözülmesini hızlandıran bir seçim olmuştur.

Medya’nın devlet tekeli altına alındığı, koyu karanlık faşist baskı ve terör rejiminin hüküm sürdüğü, ekonomik krizin kitleleri derinden etkilediği bir toplumsal ortamda gidilen seçimde katılım oranı %83 oldu. Seçimlerin Türkiye geneli ortalamasında oyların %51.6 oranına ulaşan AKP-MHP “cumhur ittifakı” seçimden birinci çıktı. AKP 15 büyükşehir, 39 il ve 512 ilçe olmak üzere toplamda 566 birimde belediye başkanlığını aldı. MHP ise biri büyük şehir olmak üzere toplamda 11 il ve birçok ilçede belediyeyi aldı. AKP-MHP faşist milliyetçi ittifakının almış olduğu mahalli birimlerin sayılarına bakıldığında, CHP-İP ve HDP’nin ve SP’nin almış oldukları toplam belediye başkanlıkları sayılarından oldukça fazla, lakin buna rağmen AKP’nin hanesine başarısızlık yazılmıştır.

AKP’den birçok belediyeyi alan MHP ise yönettiği belediye sayısını arttırmış ve AKP’yi kendine çok daha fazla muhtaç hale getirmiş olduğu için, keza seçim sürecinde AKP’nin ilk yıllarında demagojik olarak tekrar ettiği demokrasi, eşitlik, kardeşlik, adalet ve ekonomik kalkınma, reform vb. vs. politik argümanlar yerine MHP’nin milliyetçi, kafatasçı, yayılmacı faşist anlayışı ve argümanları seçim stratejisinin temelini oluşturduğundan hem ideolojik hem de kitle temelinin genişlemesi bakımından MHP pozisyonunu güçlendirmiştir.

Seçime “beka” ve “stratejik” anlamlar yüklenmiştir. Türk-Kürt karşıtlığı, milliyetçilik, dini gericilik esas propaganda malzemesi olarak kullanılmıştır. Milliyetçiliğin konsolide olması için Kürde karşı nefret körüklenmiş; din ve laiklik ikileminde islam din gericiliği hiç olmadık kadar AKP-MHP’nin ideolojik malzemesi olarak kullanılmıştır. “Cumhur ittifakı” dışındaki muhalefet “düşman”, “terörist”, “vatan haini” olarak etiketlendi. İstanbul, Ankara, Antalya, Adana, Mersin gibi büyükşehirlerin kaybedilmesi Türkiye için bir “beka” sorunu, milli güvenlik bakımından ise stratejik bir mesele olduğu sürekli tekrarlandı. İşsizlik, yoksulluk, ekonomik çöküntü, yozlaşma gibi gerçek toplumsal sorunların ise üstü örtüldü. Kuzey Kürdistan’da kayyum atanan belediyelerin elde tutulması ve HDP’nin yeniden kazanmaması stratejik görüldü.

Bu yerel seçim yerleşim alanlarına idareciler seçmekten ziyade iki büyük siyasi kampa ayrışan egemen Türk burjuvazisinin kendi arasında sertleşen ve devam etmekte olan rekabetinin keskin bir ifadesi olmuştur. Aynı zamanda egemen Türk burjuvazisinin ve devletinin Kürt ulusal hareketi ve demokratik, ilerici güçlerine karşı sürdürülen hesaplaşmanın da sahnesi olan bir seçim süreçleri söz konusudur.

Bir yandan AKP-MHP “cumhur ittifakı” diğer yandan CHP-İP “millet ittifakı” ve SP arasındaki rekabet diğer yandan “çözüm süreci”ne sırtını dönüp masayı deviren AKP’ye ve ortağı MHP siyasi kampına karşı “millet ittifakı”na destek veren HDP… Tablo budur. Türk burjuvazisinin kendi arasındaki çelişkilerin sertleşmesi ve hakimiyet dalaşının kızgınlaşması burjuva partiler arasındaki nüans; dinci, laik, muhafazakar, milliyetçi, atatürkçü vb. vs. farklarını silikleştirip ikincil plana attı.

Faşist burjuva ittifak tüm muhalefet odaklarını devlet gücüyle vahşi bir baskı altına aldı. Birkaç muhalif tv, gazete dışında medya ordusuyla yedi yirmi dört saat propaganda yapılmasına rağmen AKP istediği başarıya ulaşamadı. Bir depremle sallandı. Rant alanlarından akarın kesilmesi daha da hırçınlaşmasına yol açtı. Türkiye ve K. Kürdistan’da kaybetmeyi hazmedemediği için itiraz tufanıyla masa başında süreci tersine çevirmeye çalıştı.

İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antalya başta olmak üzere sanayi, toplumsal bilinç, kültür, sanat ve bilimde en gelişmiş merkezler de 46 milyon nüfusun yaşadığı büyükşehirler AKP’nin elinden alındı. Rantla beslenen AKP’nin iktisadi dayanakları önemli oranda kesildi. Çeyrek yüzyıldır beslendiği İstanbul, Ankara belediyelerinin kaybedilmesinin etkisi AKP’ye tahmin edilenden çok fazla olacaktır.

2018 Haziran seçimlerine göre AKP-MHP faşist ittifakı genel toplamda üç milyon küsur oy kaybetti. AKP’nin yirmi ilde oyu artarken 61 ilde oyu düşmüştür. Oy artışının olduğu illerin yarısının Kürdistan’da olması vali, kaymakam, kışla, polis ve imam (diyanet) ayaklarıyla devletin sandıkları girdiğinin kanıtıdır.

Seçim yapılmasının demokrasi kanıtı olmadığı Türkiye’deki her seçim sürecine bakıldığında anlaşılabilir.

Ekonomik kriz ve iç dış koşullarda çelişkilerin keskinliğine rağmen AKP küçümsenmeyecek güce sahip olsa da kapitalist sermayenin merkezleri kentlerin kaybedilmesi AKP için kurtulamadığı çöküş sürecinin hızlanması anlamına gelmektedir. Ekonomi ayağı topallayan, yık-yap rantında aksamalar başkanlık sisteminin siyasi niteliğini boşa çıkarır önemdedir.

Köyden kente yığılan toplumsal dönüşümün ikili niteliğindeki düşünsel, kültürel, geleneksel, dinsel çelişkilerde, din, gelenek taşranın köye özgü kültür ve aile yapısını, milliyetçi dar kafalılığı, cemaat, tarikat cami ekseninde İslamiyet tutuculuğu ve yozluğunu aşındıran sanayi toplumunun – en ileri kapitalist gelişmiş ülkelere göre bir hayli geride olsa da – eski olan ve değişmez denilen en katı düşünce ve gelenekleri yumuşatan, eriten, bilinç, sanat, edebiyat, felsefe eğitim ve sanayi üretiminin alanı olan kent yaşamı arasındaki çelişkide AKP islami tutuculuk ve milliyetçiliğin harmanlandığı bir ideolojik hatta geçiş toplumuna özgü gerici ve eskimiş olana tutunarak kitleleri yıllarca aldattı. Gezi süreciyle başlayan 07 Haziran seçimlerinde derinleşen ve 31 Mart yerel seçimleriyle AKP’nin bu misyonunu tamamladığını söyledi. AKP’nin vaatleri ve ideolojik söylemi toplumsal gerçeklik ve çelişkilerle ters düştükçe toplum AKP-MHP’yi aştı.

Mümince şefkatin, “tanrı için sevme” perdesi arkasına saklanmış faşist kaba kuvvetin maskesi düştü; toplumun zorla tek kalıba sokulamayacağı aşama aşama toplum tarafından görüldü.

Üretimde dönüşümün zorunlu olduğu, düşünce ve ilişkilerin sürekli hareket ve değişim halinde olduğu toplumsal yapıda AKP-MHP gibi gerici sınıf güçleri çözülüp dağılmakta olan eskimiş değer yargılarına yaslanıyor ve her şeyin buharlaştığı çağda islami gericilik ve milliyetçilik, ırkçılık dondurulmuş bir kutsallar yığını olarak topluma dayatıyor. AKP yaslandığı geride kalmış değer yargılarıyla beraber erimiştir. Ona daha büyük anlamların atfedilmesi manasızdır. AKP’nin çözülmesi de durdurulamaz.

Emperyalist tekellerin ve işbirlikçi büyük Türk burjuvazisinin gözdesi olarak devlet korumasına alınmış AKP kitle desteğini kaybettikçe yine aynı faşist devletin kıyıcı çarkları arasında kendisi de bir kurbana dönüşecektir. Böylece “sosyalist” “komünist”ler tarafından uzun yıllar tekrar edilen “AKP devleti ele geçirdi” sözündeki burjuva ideolojik aldatmanın özü de görülmüş olacaktır. Yıllarca hatırlattık AKP ömrü geçici olan işlevi bitince yerini bir başkasına bırakacak bir hükümettir, iktidar olan ise (emperyalist tekellere bağlı olan) hakim sınıflardır. Hükümetler değişir, iktidardaki sınıflar ise ancak devrimle yok edilir.

2)- CHP-İP “Millet İttifakı”

“Millet ittifakı” 24 Haziran 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerinde CHP, İP, SP, DP tarafından oluşturuldu. SP yerel seçim sürecinde bu ittifaktan ayrılsa da esasta bu gerici ittifakın parçası olarak aynı kampta hareket etmektedir. HDP ise “AKP’yi geriletme” adına gerici “millet ittifakı”na açık destek vermiş olduğu için fiili olarak seçimde “millet ittifakı”nın parçasına dönüşerek kendi varlığıyla ters taktik hamlelere imza attı.

İyi Parti (İP) içinden doğduğu MHP gibi aşırı milliyetçi, ırkçı, gerici bir burjuva partidir. Yerel seçim genel oy dağılımında yüzde 7.4 civarında seçmen tarafından desteklense de kayda değer bir gücünden söz edilemez. 18 ilçede belediye başkanlığını alma dışında bir varlık gösteremedi. CHP ile kurduğu ittifak bu gerici partinin mevcut pozisyonda kalmasına yarasa da milliyetçilik ve islami gericiliğe yaslanan AKP ve MHP’nin bu alanda boşluk bırakmamaları İP’ye bu damardan daha fazla beslenme olanağı bırakmıyor. Fakat bu kısıtlayıcı durum Türk burjuvazisinin kendi arasındaki çelişki ve rekabetinde AKP-MHP kampının geriletilmesinde İP’nin oynadığı rolü ortadan kaldırmıyor. İP-CHP ile AKP-MHP klikleri arasında süren milliyetçilik yarışı ve AKP-MHP’nin muhalefeti “vatan haini” “terörist”likle damgalayıp bu partilere oy veren kitleleri aynı kavramlarla suçlamaları, medya gücü ile estirilen aşırı milliyetçi dalga ile kitlelerin kendilerine tümüyle yedeklenmesi hedefi İP-CHP tarafından karşı milliyetçi sloganlarla dengelenmeye ve buradan destek bulmaya çalışılsa da kısmen başarılı olmuştur.

İP seçim çalışmalarında hedef ve siyasi niteliği bakımından AKP ve MHP’den farklı olmayan faşist bir parti olduğunu fazlasıyla göstermiştir. Yine güç dengeleri oluşana kadar İP’nin bir geçiş işlevi gören parti olmaktan sıyrılıp sıyrılamayacağını gelişmeler gösterecektir.

Yerel seçimlerde de pek bir varlık gösteremeyen SP’ni ayrıca değerlendirmeye gerek yok. “Din düşmanı” dedikleri CHP ile ittifak halinde SP’nin durumu siyasi merkezileşmenin yaşandığı koşullarda burjuva klikler arasında oluşan kamplaşmada ideolojik nüans farklarının geri itildiğine bu yakınlaşma isabetli bir örnek oluşturmaktadır. Ayrıca müslüman dindar Kürtler arasında kitle temelini genişletmek için SP’nin HDP ile Urfa, Adıyaman gibi illerde ortak adaylar çıkartabilmiş olması sadece kazanmaya odaklanmış ilkesiz anlayışların vardıkları pratikler seçimin unutulmaması gereken gelişmeleriydi.

“Millet ittifakı”nın başını ise CHP çekmektedir. CHP büyükşehirlerin yönetimine geçmesiyle AKP karşısında önemli avantaj elde etti. Yerel seçimler Türk burjuvazisinin iç dengelerinin yeniden oluşacağını gösterdi.

CHP mahalli idareler seçiminde genel oy toplamının yüzde 30.1’ini aldı. Sermayenin yoğunlaştığı büyük şehirlerin yönetimini almalarını CHP kendi başarısı olarak sunsa da bu kentlerin belediyelerinin alınması HDP’nin “millet ittifakı”nı destekleme kararıyla yurtsever Kürtlerin oylarıyla olmuştur. HDP’nin desteği olmasaydı İstanbul, Ankara, Adana, Mersin, Antalya’da belediyelerin CHP’ye geçmesi mümkün olamazdı.

CHP ise ısrarla HDP ve Kürtlerle yan yana olmaktan kaçındı. Resmi görüşme ve ittifaka yanaşmadı. Kürt kentlerinde AKP, MHP, İP, CHP aynı sınıf tavrıyla hareket ettiler. Kürt ulusuna karşı sürdürülen “diz çöktürme” savaşında CHP yerel seçimlerde de devlet politikasına bağlı kaldı. CHP’nin ortağı İP’nin asenası M. Akşener Kürtlere karşı açık düşmanca ifadeler kullanmaktan ve işgali savunmaktan geri durmadı. Buna rağmen HDP bu faşist milliyetçi bloğa destek verme kararını değiştirmedi.

Burjuvazinin aşırı siyasal merkezileşmesi devletin daha da faşistleştirilmesi ciddi sonuçlar yaratmaktadır. Devlet olanaklarından yararlanmadığı için avantajını kaybeden, güçsüzleşen burjuvazi katmanı, orta burjuvazi ve küçük burjuvaziyi baskı altına alan aşırı sermaye yoğunlaşmasının git gide az kişinin elinde toplanması işçi sınıfının ve emekçi köylülüğün perişan durumu ile beraber düşünüldüğünde tüm bu sınıfsal katmanlardan geniş bir AKP karşıtlığı tabanının ortaya çıkmasına yol açmış ve CHP’nin yararlanacağı fırsatları olgunlaştırmıştır. Devlete hakim olan egemen burjuvazinin aşırı siyasal merkezileşmesini temsil eden AKP-MHP kampının karşısında aşırı milliyetçi kesimlerden islami gericiliğe, reformist sosyalistlerden, Kürt ulusal hareketine kadar baskı altında olan tüm kesimler CHP’nin liderlik ettiği burjuva siyasal kampta ve onun etrafında toplanmışlardır. 24 Haziran C. Başkanlık ve milletvekili genel seçimlerinde olan siyasal, politik saflaşma, işçi sınıfının ileri kesimlerinin egemen sınıf partilerine yedeklenmesi tutumu da dahil 31 Mart seçimlerinde de tekrar etmesi tesadüfü olmayıp nesnel şartların doğurduğu sübjektif kuvvetler realitesinin şekillenmesidir.

Bu verili iktisadi, siyasi şartlarda aşırı milliyetçi İP, İslamcı muhafazakar gerici SP’ni bir yanına alan CHP öbür tarafına burjuva demokrat reformist partiler ÖDP, EMEP’i ve daha başka benzer kesimleri, sendika ve meslek örgütlerini ve HDP’yi alabilmektedir. Görüntüde tüm partiler işçi, emekçiden yana özgürlük ve eşitlik savunucusu. Özellikle de muhalefette olmasından dolayı uygun toplumsal şartlar CHP’nin kendisini halkçı, işçi emekçiden yana demokrat ve özgürlükçü gösterme fırsatı sunmaktadır. Reformist tasfiyecilerimiz ÖDP, EMEP yanı sıra HDP’nin “millet ittifakı”na yedeklenen tutumu halk kitlelerinin gözünde burjuvazinin Kemalist milliyetçi partisi CHP’nin bir kurtarıcı gibi algılanmasına hizmet etmektedir.

Ekonomik krizin büyüttüğü yoksulluk, işsizlik ve bunun kaçınılmaz ifadesi olarak sertleşen emek ile sermaye arasındaki çelişkide gelişme dinamiğine sahip işçi sınıfı mücadelesinin düzen içinde iğdiş edilmesinde CHP bir çekim merkezi haline getirilmektedir. Faşist devlet diktatörlüğünün tavizsiz savunucusu CHP’den “halkçı belediyecilik” beklentileri onun “demokrasi güçleri” arasında sayılması gibi sınıf işbirlikçi temelsiz değerlendirmeler CHP’nin güç dengeleri ve değişen nesnel koşullara uygun rolüne yardımcı olmaktadır.

Sosyalizmi lafızda kullanan reformist partiler, Kürt ulusal hareketini yanı sıra İP, SP’ni ve bir çok çevreyi etrafında toplayan CHP arttırdığı belediye başkanları sayıları ile beraber düşünüldüğünde seçimlerde en avantajlı çıkan parti konumundadır. Yalnız hatırlatalım AKP’den kurtulma adına CHP’ye tutunan demokratik partiler CHP’nin demokrasi mücadelesi ile, halktan yana olma ile hiçbir ilgisi olmadığını bile bile bu günahı işlemektedirler. CHP’nin demokratik bir programı ve anlayışı bulunmamaktadır. Siyasal merkezileşmenin iktisadi ve siyasi baskısı reformist partileri egemen burjuvazinin bir diğer kanadına tutunmaya zorlarken bu durum demokratik reformcu partiler ile proletaryanın devrimci sınıf mücadelesi çizgisi arasındaki mesafenin daha da açılmasını beraberinde getirecektir.

3)- HDP

Toplamda 4.24 oy oranıyla bir önceki seçime göre oyu bir hayli düşen HDP her şeye karşın K. Kürdistan’da oylarını arttırdı ve kayyum siyasetini yenilgiye uğrattı. Üçü büyükşehir olmak üzere 8 il ve 61 ilçe ve belde belediyesini kazandı. Kayyum atanan Şırnax, Ağrı ve Bitlis AKP ve devletin hile ve hurdaları nedeniyle geri alınamadı. Birçok ilçe ve belde asker, polis, taşıma oylarla devlet eliyle AKP’ye devredildi. Buda faşist diktatörlüğün niteliğini gösteren bir durumdur. Kürdistan’da her hangi bir yasanın zor ve şiddet dışında geçerli olmadığının ifadesidir.

HDP’nin seçim ittifakı anlayışı, siyaset yapma tarzı sadece kazanmaya odaklı ilkesiz politikası, aday seçimleri vs. vb. birçok noktada çok ciddi hataları olsa da uğradığı baskı ve amansız saldırı, tutuklama ve yasaklar altında girdiği yerel seçimlerde aldığı düşük oy oranına rağmen kayyumları gerisin geri postaladıkları ve gücünü koruduğu için savaş konseptinin parçası olarak faşist devletin Kürtlere yönelik planları bu zeminde bozulmuştur.

Diğer yandan ne olursa olsun “AKP’ye kaybettirme” anlayışı ile onların bir diğer benzeri CHP-İP “millet ittifakı” ve SP ile girişilen seçim ortaklığı yurtsever Kürt halkı ve ilerici kesimlerin HDP’ye bir tepkiye neden olduğu gözden kaçırılmamalı. AKP-MHP’den Kürtlere, komünist, devrimci güçlere, işçi sınıfına düşmanlıkta pekte farklı olmayan CHP-İP ittifakına açık destek verilmesi HDP kitlesini oluşturan Kürdistanlılara ikna edici gelmemiştir. İlkel bir bağlılık ve sadakatle kime deniyorsa gidip onlara oy kullanan Kürtlerin de CHP-İP adaylarına verilen bu destek içine sinmemiştir.

HDP’de artık bir gerici sınıf kliğine karşı bir diğer gerici kliğin desteklenmesi politikası normalleşti. Kürtlere uygulanan milli baskı olmasa HDP’nin diğer burjuva partilerden farkı kalmaz. Devrimci sınıf siyaseti böylesi ilkesiz politikayı reddeder. Keza AKP-MHP faşist kliğine karşı demokrasi anlayışına sahip olmayan bir diğer faşist klik olan CHP-İP ve SP’nin desteklenmesinin ne Kürt halkı ne Kürt ulusuna nede Türk işçi ve emekçi köylü ve halk kitlelerine bir faydası vardır. Milliyetçi, gerici, sömürücü, sınıf niteliğine bakmaksızın Türk burjuvazisinin tüm partileri ile ilişkiler kuran, ittifak yapmaya hazır olan, birine karşı diğerini destekleyen, faşist dediğiyle bir süre sonra ittifak kurmaya çalışan ve tüm bu oynak siyasete taktik anlamı yükleyen ve bilinen seçim partilerine dönüşen bir HDP gerçekliği vardır. Kürt burjuvazisinin çıkarları çizgisi bakış açısından bu uzlaşmacı ve dar hedefli burjuva siyaset HDP üzerinden ilerici kitlelerin CHP gibi partilere yedeklenmesi ve sistemden çözümler bekleme eğilimini güçlendiriyor.2015’ten beri Kürtlere karşı yoğunlaştırılan savaş, Rojova Kürdistan’ın işgal edilmesinde, komünist sınıf hareketine saldırı ve baskıya AKP, MHP, CHP, İP, SP’nin aynı hatta durduklarının her seçim sürecinde HDP tarafından unutulması (!) ne olursa olsun Türk burjuvazisinden çözüm bekleme anlayışının ürünüdür.

Türkiye’nin büyükşehirlerinde aday çıkarmayıp CHP-İP gerici burjuva faşist ittifakını destekleme, SP ile Urfa, Adıyaman gibi Kürdistan illerinde ittifak kurma gibi şekilden şekile giren “esnek” HDP’nin söz konusu Dersim ve devrimci parti ve kurumlar olunca katılaşması ve benmerkezci, dayatmacı olması dikkat çekici bir çelişki değil midir? Aksi taktirde kendini dayatan TKP ve onun Dersim’deki kurumu gibi hareket eden SMF’nin hatalı tutumu genel demokratik ve devrimci mücadelenin çıkarları düşünülerek ele alınır, ortaklaşma esnekliği gösterilir ve Dersim’de tüm ilçelerin CHP ve AKP’ye geçmesine yol açılmamış olunurdu. İlla da ben kazanayım dar grupçu anlayışların kör yarışı mücadeleye zarar vermektedir.

“Çözüm süreci”nde Kürt ulusal hareketini dolandıran AKP’ye “ders verilmesi” politikasını benimseyen HDP’nin çözümü CHP-İP, SP gibi diğer gerici, milliyetçi, İslamcı, Kemalist milliyetçi partilere kapıyı sonuna kadar aralamasında bulması ve buna rağmen HDP çatısı altında toplanan küçük-burjuva devrimci yapılar bu oportünist çizgilerinde sürüklenmeye devam etmektedirler. HDP biryandan Türkiye’nin egemen burjuva siyaset dengelerine oynamakta, gerektiğinde en gerici kampa başka bir gerici kampı geriletmek adına destek verebilen taktik politikalara girmekte, diğer tarafta küçük-burjuva devrimci kimi örgütleri reformcu partileri ve çevreleri etrafında toplamakta ve bu ilkesiz yönelimlere bu yapıları yedekleyebilmektedir. Ankara, İstanbul vd. kentlerde atatürkçü milliyetçi faşist CHP-İP “millet ittifakı”na destek, Adıyaman, Urfa’da İslamcı, milliyetçi gerici SP ile ittifak kurulması “ders verme” ve kazanma adına kitleleri sandığa çağıran HDP’nin Dersim’e gelince “devrimci güç birliği” ismiyle sahaya inmesi gibi ilkesiz ve ölçü taşımayan bir siyasetin uç örnekleri yerel seçimde ortaya çıkmıştır.

Kürt burjuvazisinin bakış açısıyla siyaset yapan HDP belediye yönetimlerinde kitlelerin doğrudan katılımına dayanan bir örnek belediyecilik yönetimi ortaya çıkaramamıştır. Kayyumlara karşı kitlelerin belediyeleri savunmaması halkın belediye yönetimlerine dahil olamamasıyla, örgütlenmemesiyle doğrudan alakalıdır.

Kendi üyelerinin de içinde yer aldığı ayları bulan süresiz Açlık Grevi direnişinin kitlesel sahiplenilmesinde HDP’nin kayda değer hiçbir etkinlik gösterememesi HDP’nin bir seçim partisine dönüşmesi eğiliminin acıklı bir göstergesi olarak görülmeli. Tepeden burjuva partilerle kurulan ittifaklarla değil, tabandan kitlelerin doğrudan katılımı ve öz gücüyle ancak demokrasinin kazanılabileceği gerçeği kavranmadıkça kitlelere zararlı yönelimlerden kurtulmak mümkün olmayacaktır.

Keza mevcut devlet diktatörlüğü ve sömürücü sınıflar gerçekliğinden kaynaklanan tüm kötülüklerin sadece AKP ile açıklanması, AKP gittiğinde sanki her şey düzelecekmiş gibi bir anlayışla hareket edilmesi ve tüm çelişkilerin bir sistem sorunu olduğu gerçeğinin üstünden atlanması düşüncesinde HDP’nin oynadığı rol eleştirilmesi gereken en önemli yandır. Bu hatalı düşünce kitlelerin bilincini bulandırmaktadır.

Türkiye’nin faşist devlet şiddetiyle karşı karşıya gelmek ve çıkarlarının zedelenmesini istemeyen görece büyük ama ulusal hareketten yana tutum alan Kürt burjuvazisi, Kürt orta ve küçük burjuvazisinin uzlaşmacı siyasi eğilimi HDP’nin siyasetine yön çizmektedir. Gezi, 6-8 Ekim özyönetim direniş dönemi SAĞ gibi süreçlerde devrimci kitle direnişleri ile HDP arasında göze çarpan mesafe ancak bu uzlaşmacı Kürt burjuvazisinin sınıf dayanağı ile açıklanabilir. Kürt işçi ve emekçi köylülerinin daha öz bir tanımlama ile K. Kürdistan proletaryasının çıkarlarının Kürt burjuvazisi ile aynı olmadığının görülmek istenmemesi sınıf hareketinin ciddi handikaplarından biri – hatta en önemlilerinden birisidir. Ulusal çelişme Kürdistan’da sınıf çelişkisinin üstünü örtse de değişen koşullar gerçekleşen sınıf ayrışımı toplumun her bir gözeneğinde, politik her bir adımda sınıf çelişmesini gözler önüne sermektedir. Bu bağlamda Kürt burjuvazisinin bakış açısından seçimler yada ulusal baskının ele alınmasından ziyade HDP’ye birde Kürt proletaryasının sınıf bakış açısından yaklaşmanın gerekli olduğunun altını çizmek istiyoruz. Bu devrimci bakış açısının gerekliliği her seçim döneminde daha iyi görülmektedir.

4)- Reformist Burjuva Demokratik Partiler, Diğer Devrimci Partiler ve Platformlar

Seçimlere ilişkin taktik politikada reformist burjuva demokratik partiler, devrimci küçük-burjuva hareketler ve çeşitli platformlar cephesinden ortaya çıkan tablo bir hayli karmaşık ve iç içe geçmiş durumdadır. CHP-İP ittifakı ile HDP arasında yerine göre pozisyon alan, doğrudan CHP ile ittifak kuran reformist partiler dışında HDP’nin seçim politikasının parçası olanlar olduğu gibi bir yandan “boykot” deyip HDP listesinde seçimlere katılanlara kadar bir dizi karmaşık tavır ve yönelim söz konusu olmuştur. Sınıf hareketinin parti ve örgütleri olarak kendini tanımlayanlardan oluşan bu cephede ortak ve en belirgin siyasal nitelik seçim çalışmalarının pekte devrimci sınıf mücadelesi amacı doğrultusunda tutarlıca yürütülmediğidir. Sınıf mücadelesinden ziyade koltukları kapma politikası belirgin olmuş, ilkeli siyasetten çok uzakta pratikler sergilenip geçici kazanımlar her şeyin üstünde tutulmuştur. Gerici burjuva bir kliğe karşı bir diğer gerici kliğin güçlendirilmesi politikasına yedeklenme gibi utanılası tutumlar alınmıştır.

Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP): Kemalist burjuva ideolojinin – ÖDP aradığı yeri bulmuştur – karşı devrimci CHP’nin listesinde seçime katılan bu reformist partinin kendine özgü bağımsız politikası bulunmuyor. Yıllardır CHP’nin etrafında dolanmaktan vazgeçmiyor. ÖDP’nin başkanlar kurulu üyesi Alper Taş CHP’nin Beyoğlu belediye başkanı adayı olarak seçime girdi. “Sosyalist” olarak ÖDP kalplerini devrim düşmanı burjuva parti CHP ile birleştirdi. CHP-İP gerici ittifakını desteklemesi, CHP listesinden seçime girilmesine bakıldığında bırakalım sosyalist ilkeleri demokratik ilkeli tutum açısından bile ÖDP’de bir tutarlılık bulunmuyor. Ne tür pazarlıklar yapılırsa yapuılsın, belediye meclislerinde kaç ÖDP’li aday CHP listesinden gösterilirse gösterilsin kendi bağımsız siyasi çizgiye sahip olmayan ve karşı devrimin partisi CHP bayrağını salladığından ÖDP’nin her hangi bir başarısından söz edilemez. ÖDP teslimiyetçi sınıf çizgisinin burjuvazinin cephesiyle kaynaşmanın tipik bir örneğidir. CHP’nin de arka bahçesidir.

EMEP: Ankara, İstanbul, İzmir’de karşı-devrimci burjuva gerici CHP-İP ittifakının büyükşehir belediye başkanlığı adaylarına destek veren EMEP aynı zamanda CHP listesinde adaylar gösterdi. Kendisini kapitalizm karşıtı olarak sunuyor ama burjuvazinin sınıf partisi Kemalist milliyetçi CHP ile EMEP fiili ittifak kuruyor. Dersim dışında 6 il ve 4 ilçede gösterilen bağımsız adayların çoğunlukla CHP’nin aday göstermediği yerlerde olması tesadüf olmasa gerek. “İP ile değil bizimle ittifak kurun”şeklinde çok yakınılsa da CHP EMEP’i muhatap almadı. “CHP’yi destekleyin” CHP tutumuna EMEP gibi oportünistlerimiz boyun eğdi. Teorik olarak bakıldığında sınıf çalışması yürütüldüğü söylenmekte ama gerçekte ise seçim çalışması “tek adam ittifakına karşı” söylemi ile bir diğer gerici burjuva klik olan CHP-İP ittifakına yedeklenme ve destek şeklindedir. EMEP halk için demokrasi ile yan yana getirilemeyecek sömürücü sınıf partisi CHP’yi “emek ve demokrasi güçleri” arasında sayabilecek kadar burjuva sınıf çizgisine teslim olmuştur. Bu partiler sosyalizmi maske olarak kullanıp kitleleri aldatmaktadırlar.

Bir yandan CHP listelerinden seçime gir diğer yandan Dersim’de HDP listesinden “Devrimci Güç Birliği” adayları gösterme “başarısı” EMEP’e aittir. Ankara, İstanbul, İzmir’de CHP-İP adaylarını destekle, Dersim’de”Devrimci Güç Birliği” olarak kitlelere git… Buna işportacı siyaseti yada her ipte oynama siyaseti denir. Cumhurbaşkanlığı seçimleri yada yerel yönetim seçimlerinde CHP adayları için işçileri, halk kitlelerini sandığa çağıranlar devrim mücadelesine ihanet edenlerdir. Böylelerinin işçilerin burjuva gerici partilerin etkisinden kurtulması gerektiği gibi dertleri yoktur.

Dersim’de HDP ile TKP-SMF ittifakı arasında ortaklaşma sağlansaydı EMEP’in HDP listesinde seçime girmesi söz konusu olmayacaktı. Çünkü EMEP HDP ile arasına mesafe koyarak CHP’ye yanaşmış, seçimlerde de esasta CHP’ye yedeklenmiştir. (Pertek’te yaşananlar buna bir örnek teşkil edebilir) Dersim’de HDP listesinde adaylık EMEP için bir fırsattan ibarettir.

“İşçi ve emekçilerin bilinçlendirilmesi”, “mücadele için seçimden yararlanma”, “halkçı belediyecilik”, “emek ve demokrasi mücadelesi” vb. söylemler EMEP’in dilinde demagojik ifadeler olarak kalmaktadır. Derin bir pragmatizm ve tümüyle şekilsiz-amorf bir siyaset EMEP’i burjuvaziye daha da yakınlaştıracaktır.

Birleşik Devrimci Parti, ESP: Bu partiler öteden beri HDP’nin politikasını sürdürme dışında bağımsız bir siyaset sürdürme siyasi iradesine sahip değiller. Seçim süreçlerinde HDP’nin seçim hattına yedeklenerek sürüklenmektedirler. Bu manada seçimlere dair bu her iki partiyi değerlendirmeyi gerektirecek bir etkinlikleri söz konusu değildir. ESP’de “Devrimci Güç Birliği”nde Dersim’de yerel seçimlere girdi. En geniş ortaklaşma olanağının olduğu yerde bile HDP’nin benmerkezci hatalı tutumuna ortak olan derin bir pragmatizm ve kuyrukçuluktan kurtulamayan ESP’nin de Dersim’deki olumsuz sonuçlardan – ilçelerin AKP-CHP’nin eline geçmesinden – sorumluluğu vardır.

Keza “Devrimci Güç Birliği”nin diğer bileşeni Partizan (Yeni Demokrasi) nında ESP ve EMEP gibi pragmatist bir politika izlediği için aynı olumsuz tablodan pay sahibidir. Dersim’de tüm devrimci kurumlarla ortaklaşma mümkünken ve bölünmenin egemenlerin işine yarayacağı, kayıplara yol açacağı açıktı. Buna rağmen Partizan, EMEP, ESP’nin (hadi EMEP’i anladık da) bölünmeyi birleştirmeye dönüştürme çabasında kararlı ve tutarlı olmaları gerekirken dar düşünceler ve pragmatik hesaplar içine girilerek HDP’nin dayatmacı hatalı politikasına ortak oldular.

Kayyumlara karşı HDP’ye destek verilmesini gerekli görmeyen ve seçimleri boykot eden Partizan’ın (Yeni Demokrasi) CHP-İP adaylarına destek verdiği için HDP’ye eleştirilerde bulunmasına rağmen ortaya çıkmış fırsatta CHP ile ittifak kurmuş EMEP ile birlikte HDP listesinden adaylar göstermesinin tutarlı devrimci bir politik tavırla ilgisi yoktur. Bu bağlamda Yeni Demokrasi’de reformizm, parlamentarizm ve tasfiyecilik üzerine sloganlaştırılan “ideolojik mücadelenin” pratik karşılığı kendilerinde bulunmuyor. Tüm bunlar Partizan’da ideolojik, siyasi kafa karışıklığının ürünüdür.

Özgür Gelecek (Partizan) ise gerek seçimlere yaklaşımda gerekse de ulusal sorun ve ulusal harekete yaklaşımda ESP’ye benzer yedeklenmeci hatta durma hatasını sürdürmeye kararlı gözükmektedir. Sonuç olarak Dersim özgülünde TKP-SMF’den çok daha fazla “Devrimci Güç Birliği” bileşenlerinin ortak mücadeleyi zayıflatan olumsuzluklarda sorumlulukları vardır.

Kayyumların kovulması ve azgın ulusal baskıya karşı ulusal direnişe, baskıya karşı duran haklı taleplere, HDP’ye destek verilmesi elbette doğrudur ama bu HDP’nin hatalı politikalarıyla ortaklaşmak ile karıştırılmamalıdır. Devrimci kuvvetler arasında mesafe açan tutumları onaylamamız beklenemez. Halk kitlelerinin menfaatleri yerine dar grup çıkarlarına esir olmuş tutumlar eleştirilmeli.

TKP-SMF ittifakı: Belediyeleri kazanma yönünde pek bir politikası olmayan esas olarak AKP karşıtlığı temelinde ulusalcı, laik duyarlılığa oynayarak “cumhuriyet değerleri” vs. burjuva lakırtılarla tepki örgütlemeye çalışan TKP beklenenin çok üstünde egemenlerin ilgisi ile karşılanmaktadır. Yerel seçimde adeta ilgi odağı haline getirilmiştir. Kürt ulusuna karşı top yekun sürdürülen bastırma ve “çökertme” belediyelerin HDP’den kayyumla alınması konseptine bağlı olarak gerçekte olmasa bile isim olarak TKP’nin Dersim’de bir alternatif olma olgusu ve devrimci ilerici güçler arasında parçalanmanın derinleştirilmesi ve bu durumun kaçınılmaz olarak bir ulusal hareket karşıtlığı zeminini beslemesi vs. vd. etkenler burjuva medyanın ilgisini açıklamaya yeterlidir.

TKP Kürt ulusal mücadelesine “ABD’nin –emperyalizmin oyunu” diye bilecek kadar komünizm kelimesini kirleten sosyal-şoven ve reformcu bir partidir. Parti adında komünist tanımlaması olsa da komünizm ile – çarpıtma dışında – ilgisi yoktur. Bir kitle temeline sahip olmadığı Dersim’den TKP’nin bayrağını omuzlayan ise SMF oldu. Komünist önder İbrahim Kaypakkaya 1970’lere kadar sınıf hareketinde TKP’nin revizyonist, sosyal-şoven, reformist, Kemalist ideolojik egemenliğini “elli yıllık karanlık” olarak tanımlamıştı. Dramatik olan ise daha da karanlık hale gelen TKP çizgisinin “Kaypakkaya ardılları” olarak kendini tanımlayan SMF’ye nasıl aydınlık haline gelmiş olduğudur?.

İttifak kurmak ayrı bir şey, ittifak kurma adına siyasi iradeni sosyal-şoven bir partiyle ifade etmek, ona bırakmak ayrı bir şeydir. SMF siyasi iradesi TKP ile anıldığı bir alt kurum pozisyonunu kabul etmiştir. Belediye koltuğu SMF’nin, Türkiye ve K. Kürdistan halklarına propaganda ve siyasi temsiliyet TKP’nin olmuştur. Burjuvazinin farkında olduğu gerçek, parçalı ve dar görüşlülük halkasına zincirlenmiş dostlarımız tarafından düşünülemiyor yada önemsenmiyor. Sosyal-şovenlerin bayrağını sallamaktan, onları güçlendirmek ve ilgi odağı haline getirmekten bir hayli memnundurlar. Halkımızın veciz sözünü hatırlatalım: Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.

Dersim merkez ve ilçe belediye başkanları adaylarını TKP merkez komitesi açıklamasıyla duyurdu. Seçim bildirgesinin açıklandığı Ankara’daki etkinlik ve TKP’nin İstanbul-Kartal mitingi ve diğer çalışmalarda SMF’nin TKP ve genel sekreteri K. Okuyan’la boy göstermesine bakıldığında SMF’nin TKP ile yoldaşlığının bir hayli derinleştirildiği görülebilir. TKP ve K. Okuyan’ın sosyal-şoven nakaratlarını burada yeniden aktarmamıza gerek yok.

Seçim çalışması sosyal-şovenizm lekesini üstünde taşıyan bir akımı güçlendiriyor, şirinleştiriyor, siyasi açıdan güçlendiriyor ve ilgi odağı haline getiriyorsa ve diğer taraftan devrimci kuvvetler arasında ayrıştırmayı derinleştiriyor mevzilerde kayıplara yol açıyorsa bu politik tavır doğru değil demektir. SMF’nin TKP ve TKH ile ittifakı sosyal-şovenizme alan açmış ve güçlendirmiştir. Devrimci bir yapı tarafından TKP bayrağının gönüllü taşınması, siyasi olarak onun ismiyle sunulması sosyal-şovenizme karşı ideolojik mücadeleyi baltalayan bir durumdur. Dersim 37-38 jenosidinde “eşkıyalara karşı” Kemalist faşist diktatörlüğün yanında saf tutan TKP bu lanetli düşünceden kurtulmuş değildir. Siyasi iradesini taşıdığı, kol kola girdiği TKP’nin sosyal-şovenizmine karşı SMF’nin dayandığı çizginin ideolojik mücadele vermesi de beklenemez. Bu durum esas olarak zıt görünen iki yapının ideolojik yakınlaşmasıdır…

Öte yandan HDP’nin benmerkezciliği ne kadar yanlışsa SMF’nin önceden açıklayarak illada benim adayım dayatması da bir o kadar yanlış olduğu gibi Dersim’de tüm ilçelerin AKP, CHP’ye teslim edilmesi ile anlaşılmıştır. “Komünist ilçenin” kapitalist CHP’ye nasıl geçiş yaptığının muhasebesi yapılacak mı?! Nohut, fasulye pazarlama ile uğraşıldığı kadar kitlelerin sınıf bilinciyle aydınlatılması ve örgütlenmesiyle uğraşılsaydı veya iş verenlerle ilişkiler kurma, ticaret ağını genişletme, kapitalist ilişki ağı içinde üretim rekoltesini büyütmekle uğraşıldığı kadar kitlelerin sınıf mücadelesine çekilmesi, bilinçlendirilmesi, ezen ulus baskısına karşı sınıf bilinciyle durulması, yok olmakta olan dil (Kırmançki) ve kültürel gelişim için çalışılsaydı kendi yönetiminde olan Ovacık ve Mazgirt belediyeleri AKP ve CHP gibi karşı-devrimci partilerin yönetimine geçiş yapmazdı. Böyle yapılmış olsa idi dostları da seçimlerde aday gösterme ihtiyacı da duymazlar, bu iki ilçe belediyesinin daha ileriye nasıl taşınırlığı üzerine fikir alış verişleriyle ortaklaşmayı sağlarlardı. Demek ki üretim rekabetinin büyütülmesi ile sınıf bilincinin geliştirilmesi arasında bir orantı bulunmuyor.

Yeri gelmişken belirtelim kapitalist meta dolaşımı ağı içinde üretici birlikleri kooperatifler işlevseldir ve tarihi eskiye dayanır. Üretim kooperatiflerinde fasulye, nohut pazarlamacılığının komünizm ile alakası yoktur. Bu bir üretim ve ticari faaliyettir. Kapitalizmin yıkıcı etkileri altında küçük üreticinin korunması eğiliminin güçlenmesi ve kooperatif bu eğilimin bir koruma kalkanı gibi gözükse de sonuçta üretim ve ticari faaliyet içerir. Kendi içinde geliştikçe üretimde en avantajlı olanların lehine kapitalizmi geliştirir. Küçük köylü üreticinin sonsuza kadar korunması anlayışı kökü eskiye dayalı gerici bir ütopyadır. Küçük köylü mülkiyeti kapitalizmin yıkıcı etkileri karşısında dayanamaz, korunması da mümkün değildir. Küçük köylü üreticiler ancak topraklarını birleştirir, örgütlenir ve proletarya ile ortak mücadele içinde birleşirse kendi kurtuluş yolunu açabilir. Ekonomik işleyiş olarak en demokratik üretim kooperatifleri belli bir süre sonra güçsüz ve küçük olanların alehine daha büyük ve güçlü olanların lehine bir çarkın döndüğü organizasyon haline gelir. Üretim kooperatiflerinin kurulması, işverenler ağıyla üretilen ticari dağılımın yapılması, çeşitli işletmelerin yoksul ve işsizlerin çok yoğun olduğu illerde aracılık yapılmasının komünizm ile ilgisi yoktur. Ama bu üretim, paketleme, nakliyat ve ticari aşamalarında belli bir ücretli emek de gerektiren sömürü ve kâr içeren ticari bir faaliyettir.

Komünizm ise komünist manifestodaki tek cümle ile söylenecek olursa: Özel mülkiyetin kaldırılmasıdır. Bu durumda sömürücü devlet faşist diktatörlüğünün yıkılması gereklidir. Bu amaç için sınıf savaşımını verenlere ise komünist denir.

Siyasi iktidar uğruna sınıf mücadelesi perspektifinden arındırılmış ve küçük üretici bakış açısı ve düzen sınırları içindeki belediyeciliğe indirgenmiş “komünizm” algısı “komünist başkan” etiketiyle paketlenip TKP ile Dersim’den SMF marifetiyle dolaşıma sokulması Maoist hareketin tasfiye edilmesi ve radikal köklerinden koparılmasıyla doğrudan alakalıdır. Dersim’de belediye alınmıştır ama SMF’nin revizyonist Kürt ulusal mücadele karşıtı sosyal-şoven TKP ile ideolojik uyumuna bakıldığında buna siyasi devrimci çizgi açısından bir başarı anlamı yüklenemez. Devrimci değerlerin tüketildiği çok daha bariz biçimde görülecektir.

Seçimlerin bu genel tablosu bizlere komünist sınıf mücadelesi bakış açısından değerlendirildiğinde etkin, elle tutulur yeterli ve başarılı çalışmaların olmadığını göstermektedir. Mahalli idareler seçimleri Kürdistan ve ulusal mücadele ve Kürt ulusal hareketi dışında tutulursa tümüyle burjuva sınıf partileri arasındaki rekabete sahne olmuştur. Bir kez daha görülmüştür ki; parlamentodan yada yerel seçimlerden yararlanma taktiği ancak gerçekten proletaryanın sınıf iktidarı amacı yönelimiyle mücadele yürüten sınanmış bir proleter parti varsa mümkündür. Reformist, seçimleri tüm çalışmaların merkezine koyan ve sınıf mücadelesinden geriye düşen eğilimlerin devrimci hareket üzerindeki etkilerinin sonuçları hem genel, hem de yerel seçimlerdeki yedeklenmeci tarz ve çalışmalarda görülmektedir.

AKP-MHP faşist gericiliğine karşı durulurken bu partiler iktidardaki sınıfların ve faşist devlet diktatörlüğü yerine koyularak ve stratejik manalar yüklenerek burjuva muhalefetteki CHP-İP gibi gerici, milliyetçi partiler bloğuna yedeklenmek düpedüz aymazlıktır. AKP hükümetine karşı durulurken CHP, İP, SP ve diğer tüm gerici burjuva partilere karşı mücadelenin ihmal edilmemesi devrimci sınıf politikasının gereğidir.

Keza “ne olursa olsun kazanalım” anlayışı ile grup çıkarlarının emekçi yığınların sınıf menfaatlerinin yerine konulduğu ve büyük bedellerle yaratılan değerlerin tüketildiği çok ciddi, derin tasfiyeci sürecin içinde gerçekleşen seçimler döneminde reformist-oportünist akımlardan halkın yararına başarılı sonuçlar çıkarılması zaten beklenemez. Onlar için varsa yoksa seçim ve bir takım pragmatist hesapla burjuva siyasete yedeklenmektir.

Yerel seçimlerde yeni demokratik cumhuriyet programına bağlı olarak komünist sınıf mücadelesi doğrultusunda etkin çalışma ve propaganda, her türden burjuva partiler ve reformist partilerden işçi ve emekçilerin kendini ayırması, proleter devrimci yerel yönetim anlayışının sınıf mücadelesiyle uyumlu nitelikteki propagandası, azgın ulusal baskı ve kayyumların geri yollanmasında takınılması gereken devrimci tutum ulusal baskıya karşı duran haklı mücadelenin desteklenmesine dair kitlelere açıklanmış biz Maoist komünistlerin anlayışı bilinmektedir. Geleneğimizin tarihi tecrübelerine yaslanarak sınıf mücadelesinde sebaatle çalışacağız.

Seçimlerdeki oportünist atmosferden de anlaşılacağı gibi her hangi bir burjuva veya orta burjuva demokratik sınıf çizgisine yedeklenmek teslimiyet dışında bir sonuç doğurmuyor. Sınıf mücadelesini geliştirmek vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Seçimlerdeki Savrulma bu ihtiyacın büyüklüğünü daha açık gösteriyor. Seçimlerin enkazı ile ilgilenmekten ziyade devrimci olan nesnel şartlardan sınıf mücadelesinin görevlerine odaklanmak çalışmak günün ihtiyacıdır. Bu nedenle reformizm-parlamentarizm, sosyal-şovenizm çizgisi ile proleter komünist sınıf mücadelesi çizgisi arasında seçim dönemlerindeki belirgin ayrışımdan doğru sonuçlar çıkarılmasının oldukça önemli olduğunu belirterek değerlendirmemizi noktalayalım.

Related Post

SİSTEM ZOR VE BASKIYLA AYAKTA DURUYOR

Posted by - 14 Kasım 2018 0
Haber Merkezi: 2019 Mart tarihinde yapılacağı belli olan ve yaklaşan süre itibarıyla tartışmaların yoğunlaşmaya başladığı bir dönemin başında DBP/HDP’nin belediyeleri kazanması…

Seçmen İradesine Devlet Gaspı

Posted by - 7 Mayıs 2019 0
Haber Merkezi: Yerel seçimler sonuçlandı ama tartışmaların sonu gelmedi. Dünyanın sayılı metropollerinden İstanbul’un seçilen büyükşehir belediye başkanına mazbatanın verilmesi iki hafta…