3. Havalimanı direnişinin işçi sınıfına öğrettikleri…(Röportaj)

118 0

3. Havalimanı direnişinin işçi sınıfına öğrettikleri…

3.Havalimanı işçilerinin iş cinayetleri, kötü alışma koşulları ve ücretlerinin zamanında ödenmediği için başlattıkları eyleme devlet müdahale etmiş yüzlerce işçi kaldıkları şantiye konteynırlarının kapıları kırılarak gözaltına alınmıştı. 36 işçi ve sendika yöneticisi ise tutklandı, 3 ay tutuklu kalan işçi ve sendikacılar tahliye edildi. Bu saldırıda tutuklanan ve 3 ay tutsaklık yaşayan İnşaat-İş sendikası basın sözcüsü Uğur Karadaş ile yaptığımız röpartajı okuyucularımızla paylaşıyoruz.

Devrimci Demokrasi: 2018’e tabiri caizse damga vuran 3.Havalimanı işçilerinin; iş cinayetleri, kötü çalışma koşulları ve geç ödenen ücretleri için başlattıkları eylem sürerken saldırılar oldu ve yüzlerce işçi gözaltına alındı, 36 işçi ve sendika üyesi tutuklandı. Bu süreci bize değerlendirecek olursanız neler söylersiniz?

3.Havalimanı’nda işçi sınıfında birikmiş öfkenin on binlerin katıldığı bir isyan çığlığıyla dile gelmesi sözkonusu oldu. Egemenleri korkutan da asıl bu oldu. Bu çığlığın örgütlü bir nitelik kazanarak, tüm işçi sınıfına, emekçilere yol gösterici bir moral anlam kazanmasını engellemek istediler.

Çünkü kendiliğinden patlayan bu öfke kısa sürede ve sendika olarak bizim oldukça sınırlı bir güçle gerçekleştirdiğimiz yönlendirmelerle işçi temsilcilerinin seçildiği, taleplerin işçi toplantılarında belirlendiği bir nitelik kazandı. On binlerce işçinin kaldığı koğuşların her biri kendi başına direniş komiteleri oluşturdu, ertesi gün işçiler örgütlü bir şekilde üretimden gelen güçlerini konuşturacakları bir direniş sürecine gireceklerdi.

Bu, gerek artık devletle bütünleşmiş İGA patronlarını gerekse devletin kendisini ürküttü. Çünkü mevzu tek başına 3. Havalimanı değildi. Krizin de etkisiyle inşaat başta olmak üzere hemen tüm iş kollarında biriken ve yönünü arayan bir öfke var. 3. Havalimanı’nda işçilerin militan öfkesinin örgütlü bir duruşla buluşması demek her şeyden önce bu arayışa bir yanıt olacaktı.

O nedenle de ertesi gün yaşanmamalıydı. İşçiler ve onlarla birlikte hareket eden, o isyanı örgütlü bir niteliğe kavuşturmak isteyen, bunun samimi çabası içinde olan sendikamız ve sendikal çizgimiz hızla ezilmeliydi! Gözdağı üzerinden verilecek mesajla patlamaya hazır diğer işçi bölüklerinin aklını başına toplaması sağlanmalıydı!

Kısaca 3. Havalimanı’nda devlet ve temsil ettiği burjuvazi bu kaygılar ve onlardan beslenen saldırganlıkla hareket ettiler.

Elbette adresin 3. Havalimanı gibi bir prestij projesi olması direnişe de saldırıya da özel politik anlamlar yükledi. Milyarlarca dolarlık bir yatırım 3. Havalimanı. Rejim açısından dünyaya hava atmanın simgesi. Politik kaygılarla tamamlanmadan açılışı yapılacak bir siyasi rant malzemesi. Bu özellikleriyle birlikte düşündüğümüzde patlayan isyanın rejimin başındakilerde nasıl bir öfke yarattığını anlamak da güç olmayacaktır. Keza onlar için işçinin herhangi bir vida kadar değeri yok. Aklı, duyguları yok… O kölece koşullarda çalışmak zorunda olan bir nesneden farkı yok. O aşağıladıkları, hiçleştirdikleri işçilerin en büyük prestij projesinin arkasındaki vahşeti bir isyanla dünya aleme göstermeleri tahammülü zor bir gelişme oldu. Saldırıyı fütursuzlaştıran da bu oldu diye düşünüyoruz.

Ayıca oraya sendikamızın iyice kök salarak girmesi de 2023’lerde tam olarak biteceği düşünülen bu proje açısından kabul edilemez bir durumdu.

Devrimci Demokrasi: İşçi sınıfı tarihine baktığımızda bu topraklarda da 15-16 Haziran direnişleri başta olmak üzere birçok direniş ve eylemler olmuş. O günlerden bu günlere gelindiğinde işçi sınıfının hak alma mücadelesindeki gerilemeyi neye bağlayabiliriz?

Türkiye işçi sınıfının aslında tarihin hiçbir döneminde güçlü bir sınıfsal örgütlenme yaratamadığını düşünüyoruz. Elbette ki çok güçlü çıkışlar olmuş. Dönem dönem siyaseti de toplumsal yaşamı da işçi sınıfı belirlemiş. Fakat onun istikrarlı bir nitelik kazanması, belirleyici bir toplumsal özne olması başarılamamış. Bu gerçek aslında Türkiye’deki genel toplumsal dönüşümün sancılı olmasında, demokratik bir dönüşümün yaşanamamasında da belirleyici bir faktör olarak işlemiş, işliyor. Dikkat ederseniz Türkiye’deki belirleyici tarihsel dönemeçler işçi sınıfın müdahil olduğu dönemler olmuş. Bu noktadaki istikrarsızlık bugünkü toplumsal yapının anlaşılması açısından da önemli bir yerde durmaktadır.

Fakat buna rağmen işçi sınıfının en örgütsüz, en sahipsiz olduğu dönem bu dönemdir demek yanlış olmayacaktır. Mevcut sendikal yapıların çözüldüğü, bürokratlaşma ve yabancılaşmanın derinleştiği, bununla paralel olarak sistemin işçi sınıfını hem çeşitli üretim organizasyonları üzerinden bölüp parçaladığı hem de ideolojik olarak nüfuz ettiği bir sürecin en çıplak sonuçlarını yaşıyoruz bugün. İşçi sınıfının bir dönem ağır bedellerle yarattığı tüm örgütlenme biçimleri bugün içeriksizleşmiş, kabuk haline gelmiştir. Bu halleriyle de onun önünü açan değil, tersine tıkayan birer engele dönüşmüşlerdir.

Devrimci Demokrasi: Sendikal mücadele yok denecek kadar az kaldı. Birkaç ‘‘küçük” sendika dışında konfederasyonlar hem sendika bürokrasisi geliştiriyor, hem de işçilerine sahip çıkmıyor patronlardan yana tavır alıyor. Sendikalı çalışanın günden güne azaldığı böyle bir ortamda işçiler bu dar boğazı nasıl aşabilirler?

İşçi sınıfının gelenekselleşmiş ve artık miadını doldurmuş bu örgütlenmelerden kurtulması ve deyim yerindeyse kendisini de örgütlerini de yeniden varetmesinin zorunlu olduğu tarihsel bir eşik bu. Bugüne kadar ne kazanıldıysa fiili meşru mücadele hattı izlenerek kazanıldı. İşçi sınıfı bu ruhla buluştuğu oranda kendisini de örgütlerini de yeniden yaratacaktır. Sendik olarak tüm çabamız bunun için.

Klasik sendikacılık anlayışı üye ve aidat sistemi üzerinden yürüyor. İşçi sınıfının kolektif çıkarları için fiili meşru mücadeleden ziyade, “ne kadar üyem olur nasıl yetki alırım” kalıplarıyla bakıldığı için, işçi sınıfının gövdesini oluşturan taşeron işçilerin örgütlenmesi mevcut sendikaların gündemine bile girmiyor. Son zamanlardaki yönelim bile aslında sistemin kimi yasal düzenlemelerinin yarattığı boşlukların aynı mantıkla (üyelik-yetki) kullanılması üzerinden oluyor. İşte bu anlayış işçi sınıfının fiili meşru mücadelesiyle parçalanmalı ki sınıfın öz örgütlenmesi, inisiyatif ve iradesi gelişebilsin.

Devrimci Demokrasi: Son olarak sizde 3. Havalimanı işçi tutsaklarındansınız ve içerde yüzlerce hak alma mücadelesinden kaynaklı tutuklu bulunan işçi, emekçi var onlara da bir şeyler söylemek isterseniz “yeni yıl”da mesajınız ne olurdu?

Sınıf mücadelesi içerde de dışarda da devam ediyor. Giderek sertleşiyor. Bizler her alanda, bulunduğumuz her mücadele mecrasında umudu yeşertecek, birbirimizden güç alıp güç verecek bir bilinçle ilişkilenmeliyiz; dünyayla, gelişmelerle… Dışarısının da bir hapishane haline geldiği bu koşullarda her iki anlamda da hücre duvarlarını daha büyük bir tutkuyla asılacağımız sınıf mücadelesini büyüterek yıkabiliriz. Bu bilinçle içerdeki tüm arkadaşları selamlıyoruz. Zindanları yıkacak gücün er ya da geç mayalanıp, mavi tulumuyla salınacağını biliyor, bu bilinçten güç alarak yolumuza devam edeceğiz diyoruz

Related Post

DHP: YAŞASIN 1 MAYIS

Posted by - 25 Nisan 2019 0
Haber Merkezi: Devrimci işçi sınıfının iktisadi, politik ve siyasi alanda taleplerinin her bir ülkede kitlesel olarak üst seviyede dillendirildiği birlik, mücadele…