1968’İN 50. YILINDA SARI YELEKLİLER SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER

93 0

SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER

BUGÜNDE GELENEK

MÜCADELENİN NEDEN(LER)İ

BOYUTLARI VE YORUMLARIYLA MÜCADELE

HAREKETİN NİTELİĞİ VEYA “SAF” HAREKET YOKTUR

YAPISAL SORU(N)LAR

İSYAN, PROTESTOCULAR, “ŞİDDET”

EKONOMİK TABLO, DURUM VE DEVLET

MACRON VE “YENİ DÖNEM”

“ZIRVA”LAR, “ABARTI”LAR: DOĞRUDAN DEMOKRASİ

KORKU DA, CESARET DE BULAŞICIDIR

ÇÖZÜM = ÖNCÜ

TOPLUM PSİKOLOJİSİNDEKİ DEĞİŞİM

 “Haberciyi öldürebiliriz;

ancak bildirdiği söylenmiş

ve duyulmuş kalacaktır.”[2]

 1968’in 50. yıl kutlayıcısı Sarı Yelekliler’in, Pierre Bourdieu’nun “Haberci” olarak yorumladığı gerçeğin kendisi olması yanında; Spartacus’ün, “Onlara, nefes alan herkesin eşit olduğunu göstereceğiz,” haykırışı geleneğinin taşıyıcısı oldukları şüphe götürmez!

Sarı Yelekliler’in talepleri, bugün neo-liberal vahşetin sarstığı evrendeki tüm emekçiler için geçerlidir.

Emekçiler artık gelir dağılımdaki makasın açılmasını, yoksulluğun ve askeri harcamaların artmasını, yükün kendilerine binmesini, faturanın kendilerine çıkarılmasını istemiyorlar; Sarı Yelekliler’in eylemleri söz konusu talepler zemininde yükselen “Dip Dalgası”dır.

Sarı Yelekli bir hemşire, “Zenginden alıp yoksula vermeliyiz artık, geçinemiyoruz” diye haykırırken; 70 yaşındaki emekli Paloma, hükümetin aylıklarında kesintiye gitmesine ve yoksulluğa karşı sokağa çıkıp, “Bu yaşta ben hâlâ yalvarmak zorunda mıyım?” diyorsa;[3] ve Paris sokaklarındaki eylemlerde Enternasyonal ile İtalyan Partizanlar’ın “Çav Bela”sı yankılanıyorsa bu “Dip Dalgası”nın neyin “Habercisi” olduğu üzerinde çok iyi düşünmek gerekiyor.

Evet Fransa’yı sarsıp, tüm dünyanın ilgisini çeken, Sarı Yelekliler isyanına katılanlar, “Dün yoktuk, bugün varız,” diyorlar.

Hayır, bu hâl; “Bir 1968’linin dile getirdiği, Fransa’daki toplumsal olayların baharda başlarlarsa yaz tatili gelince, sonbaharda başlarlarsa Noel zamanı sönmeleri ‘geleneği’…”[4] nayifliğiyle gerekçelendirilemez; bir “Haberci”den söz ediyoruz!

Sarı Yelekliler’le başlayan süreç, sadece Fransa ile sınırlı olmayan genel bir yapısal ve küresel krize işaret ederken; tarihi gelenekleri siyaset sahnesine çağırıyor ki, önemli olan da budur…

Halk hareketlerinin, başkaldırıların -bir giysi ile simgelenen- eski(meyen) bir tarihi vardır: Kırmızı boneliler, çulsuzlar/ baldırıçıplaklar vb. gibi…

Başkaldırı bu kez de sarı yeleklere bürünerek sokaklara döküldü; 17 Kasım 2018’de başlayan isyan tarihe bu adla geçti.

Üzerine düşünülüp; ders alınması gereken bu gerçeğin, Fransa sınırlarını aşan etkileriyle: i) Ne gibi özellikler taşıdığı; ii) Bünyesinde hangi potansiyel eğilimleri barındırdığı; iii) Nasıl bir geleceğe aday olduğu; iv) Hasılı neyi anlatıp, neyin habercisi olduğu devrimciler tarafından kavranmalıdır.

Hatırlayın: 1968’de, tarihin en büyük dünya devrimci dalgalarından birinin ilk barikatlarının Paris’te kurulmasından kısa bir süre önce, ‘Le Monde’ gazetesi “Fransa sıkılıyor,” manşeti atmıştı; sonrasıysa malum… Yarım asır sonrasında, 2018 Kasım’ının ilk yarısındaysa “Fransa’nın sakin bir güz geçirdiği”ni söyleyeni kimse yadırgamazdı. Ancak bir ay sonra, Fransa ve dünya bir kez daha kitle eylemlerini, işgalleri, grevleri ve sokak çatışmalarını tartışıyordu!

Dün, bastırılarak görünmez kılınanın, bugün aniden büyük bir şiddetle görünür hâle gelmesi, toplumda bir değişimin başladığına işaret edip; bu başlangıç “Şimdi ne oluyor?”, “Bu nedir?” sorularını da devreye sokuyorken; “Bizim hâlimiz duman ya, dünya hâli de farklı değil! Her tarafta distopik öngörülerin artarken ‘demokrasinin demokratikleşmesi’ gibi bir zamanlar konuşulan konular artık fantezi olmuş durumda; konuşmaya kalksanız, ancak gülünür! Buna karşın nereye baksanız totalitarizmin, sağ popülizmin hâllerini konuşmaya doyulmuyor. Tartışmalara bak, dünya ahvalini anla!,”[5] türünden bir kararmsarlığı ciddiye almıyoruz…

Bugünde nasıl biçimleneceği sorusuna yanıt arayan gelecek, önünü açıyor; Sarı Yelekliler de bunun “Haberci”lerinden, alâmetlerinden birisi…

Ergin Yıldızoğlu’nun, “Krizler birbirini besliyor (ekonomik, siyasi, iklim, gıda, su, göçmenler); yerel savaşların, yine bir büyük savaş olasılığının içinde yaşamaya çalışıyoruz. Irkçı ve dinci faşizm yeniden yükseliyor,”[6] diye betimlediği sürdürülemez kapitalist krizinin yoğun olarak yaşandığı mekânlardan birisi olan Avrupa coğrafyasında, öyle görünüyor ki kriz(ler) daha da derinleşecek, daha da yaygınlaşacak.

 

BUGÜNDE GELENEK

 

İlk dikkat çekmek istediğimiz şey; Sarı Yelekliler’in geleceğin önünü açan bir “Haberci” olarak, bugünde isyan geleneğini tarihin sahnesine çağırıp; çıkartmasıdır…

Evet, Sarı Yelekliler tarih yapıyor(lar); bu politik bir tarih; ezilenlere ait… Buradan varılması gereken ilk sonuç; “XXI. yüzyılın belki de en önemli sosyolojik özelliği, insanlığın bizzat yarattığı uygarlık araçları tarafından tutsak alınması, yönlendirilmesi ve hatta yönetilmesi”;[7] veya “Sistemimiz, ihtiyaçlarına uyan insanları oluşturmak zorundadır; sorunsuzca işbirliği yapacak çok sayıda insan yaratmalıdır; daha çok tüketmek isteyen insanlar; zevkleri standartlaştırılmış ve kolayca öngörülüp, etkilenebilen insanlar,”[8] diye tariflenen negatiflerin ortasında; tarihin ezilenler açısından politik yorumudur; bu tarz-ı siyasetin öne çıkartılmasıdır…

Evet, günümüzde isyan geleneğinin Michel Foucault’nun, “Özgürlük, kim olduğumuzu keşfetmekte ya da saptamakta değil, bizi tanımlayıp sınıflandırmış bulunan tüm kurumlara başkaldırıda yatar,” uyarısı nazar-ı itibare alınarak öne çıkartılması açısından, Sarı Yelekliler bir imkândır.

Karl Marx’ın, “Daha önceki devrimlerin kendi içeriklerini kendilerinden gizlemek için tarihsel anımsamalara gereksinimleri vardı. XIX. yüzyıl devrimi ise, kendi öz içeriğine ulaşmak için ölüleri, kendi ölülerini gömmeye terk etmek zorundadır. Eskiden söz içeriği aşıyordu, şimdi içerik sözü aşıyor… XIX. yüzyılın toplumsal devrimi, şiirsel anlatımını, geçmişten değil, ancak gelecekten alabilir. XIX. yüzyılın devrimi, geçmişin bütün hurafelerinden kendisini sıyırmadan harekete geçemez,”[9] uyarısını da asla “es” geçmeden; gelecek(imiz) için tarihsel geleneklerle Sarı Yelekliler’in bugünü arasında bir bağıntı kurmak “olmazsa olmaz”dır!

Bu tutum; “kendiliğindencilik”le hizalanarak; kimileri gibi “sade suya tiritleştirilmemeli”dir![10]

Örnek mi? Sarı Yelekliler eylemlerinde ‘Firig Bonesi’ figürüne rastlarsınız. Hani 1790’lerin başlarında bir özgürlük ve medeniyet sembolü kabul edilip; “özgürlük bonesi” olarak adlandırılan ve Fransız Devrimi’nin bir sembolü hâline gelen Marianne’ın başındaki ‘Firig Bonesi’…

Ya da sokaklardaki başkaldırıda Albert Soboul’un, “Açlık, küçük ve orta derecedeki esnafı, işçiyi bir araya getiren ve büyük tüccarlara, işadamlarına, tekelcilere, soyluya ve derebeylerine karşı birleştiren çimento olmuştur,” betimlemesindeki “Sans-Culottes”ın öfkesine tanık olursunuz…[11]

Konuya ilişkin olarak “Fransa’da, her zaman siyaseti tarihi bir yolla sürdürüyoruz” diyor Latin Avrupa Siyasi Çalışmaları Merkezi’ne mensup (CNRS-Montpellier Üniversitesi) tarihçi Nicolas Lebour…

“Tüm hareketlerde, tüm büyük grevlerde, geçmişe referanslar vardır” vurgusuyla ekliyor Emmanuel Maurel de: “Sarı Yelekliler Hareketi ‘Sans-Culottes’ı hatırlatıyor. Yükselen aristokrasi ile burjuvazi arasında el konulan bir politika üzerinde şiddet, öfke var.”[12]

 

MÜCADELENİN NEDEN(LER)İ

 

Fransa 68 Mayıs’ından sonra en sert halk ayaklanmasını Sarı Yelekliler ile gördü, yaşadı.

Kimilerinin, müphem “yönü belirsiz patlamalar”[13] biçiminde(!?) betimlediği Sarı Yelekliler eylem(ler)i, başlangıçta ekonomik talepli; yıllardır küçülen kamu hizmetlerine, azalan alım gücüne ve artan gelir eşitsizliğine karşı “Hayır” diyen bir hareket veya “Ultra neo-liberal politikalardan rahatsız olanların platformu”ydu.[14]

Başka bir ifadeyle “Sarı Yelekliler eylemi adım adım küreselleşmenin nasıl da ‘kürede-selleşme’ yarattığını ortaya koyan bir meydan okuma hâline geliyor. Yani Fransa’da asgari ücretlilerin dile getirdiği gerçekler, başta Avrupa olmak üzere tüm kıtalardaki yaşam uçurumlarının göstergesi”ydi.[15]

Konuya ilişkin olarak -12 Eylül darbesinin ardından Fransa’ya yerleşen- Ali Ekber Başaran, “Sokak olayları akaryakıt zammı ile başladı. Akaryakıt zammı bardağı taşırdı” vurgusuyla ekliyor:

“Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’dan önce başlamıştı ama Macron ve hükümetiyle daha çok dolan bir hâl aldı. Bir: servet üzerindeki dayanışma vergisi kaldırıldı. Bu, geliri 1 milyon 300 bin Avro’dan fazla olan insanların devlete verdiği vergi idi ve yüzde 0.5 civarındaydı. Buna ‘Asgari Topluma Kazandırma Geliri (Fransızca RMI)’ deniyordu ve vergi geliri dar gelirlilere veriliyordu. Macron bunu kaldırdı ve bu açığı kapatmak için Sosyal Dayanışma Vergisi getirdi. Bu her kesimden insanın katılacağı bir vergi türü oldu. İki: dar gelirlilere yapılan lojman yardımları vardı. O yardımlar azaltıldı. Üç: yine dar gelirlilere Aile Yardım Parası veriliyordu, onda da kesintiye gidildi. Dört; emekliler dahil 1200 Avro alan her vatandaşa Sosyal Yardım Fonu’na katkı payı kondu. Bu; insanların 50 Avro eksik maaş alması anlamına geliyor. Fransa’da vergi oranları her geçen gün yükseldi. Hatta Fransa AB’nin en çok vergi alan ülkesi oldu.

Tüm bunlar bir araya geldi. Halk bir süredir ‘sağılan inek yerine konduğunu’ düşünüyordu. İçten içe kıpırdama vardı. Akaryakıt zammı son damla oldu…

Siyahî bir Fransız sosyal medyadan ‘Yeter Artık’ diyerek, bir imza kampanyası başlattı ve destek istedi. Sel gibi destek geldi. Ardından da insanlar sokağa döküldü… Okumuş, işsiz, emekli, öğrenci her kesimden insan var. Örneğin yol kesenlerin büyük çoğunluğu emekli. Gelirlerinde ilk kez ciddi düşüş hissettiler ve sokağa çıktılar.”[16]

O hâlde Sigmund Freud’un, “Bazı durumlarda kaygıyı yaratan bilgidir, çünkü tehlikenin önceden görülmesini sağlar,”[17] diye betimlediği hâlin ürünü olarak Sarı Yelekliler’in “Eşitlik istiyoruz, hayatta kalmaya çalışmak değil, yaşamak istiyoruz,”[18] talepleri; devrimci bir tehdidin “Habercisi”dir.

Öyle ki, “Tek buluştukları şey, üzerlerine giydikleri sarı yelekleri ve toplum içerisinde artan adaletsizliğe karşı isyanları”[19] biçiminde tariflenen başkaldırı şahsında, “Halk sözü de, iradeyi de eline aldı.”[20]

Bunun böyle olduğu Fransa’da sokakların sarıya bürünmesiyle ortaya çıktı!

Farkında olsunlar ya da olmasınlar protestocular, isyanı takdir eden, ona değer veren siyasi bir geleneğin mirasçılarıdır. Kendiliğinden hareketin bunun farkında olup olmamaları pek de önemli değil. İçinde doğdukları ve büyüdükleri ekonomik, siyasi, sosyal ortam sürekli öfke üretti. Bu öfke nihayetinde patlama noktasına geldi ve patladı; nicel olarak biriken öfke, isyana, yeni bir niteliğe dönüştü.

Sarı Yelekliler isyanı, sadece Fransız değil, Avrupa burjuvazisini de korkuttu. Bu nedenle söz konusu isyan -bir “komünizm heyulası” olmasa da!- “Avrupa’da dolanan bir heyula” biçiminde tanımlanmayı hak ediyor.

Bu hareket, güçlü bir sosyal hareket olması yanında Macron’u da hedef almaktadır…

Sarı Yelekliler, mevcut sistem yönelik birikmiş bir öfkeyi ifade etmektedir…

Fransa’da halkın Macron hükümetinin neo-liberal saldırılarına karşı büyük ve haklı öfkesi tartışma götürmezken; Sarı Yelekliler, Macron’u sıkıştırdılar.

Öfke, hayal kırıklığı, hoşnutsuzluk, Sarı Yelekliler hareketinin siyasi karakterini biçimlendirirken; bu hâle ezilenlerin kendiliğinden siyasi hareketi diyebiliriz. (Tabii, ezilenlerin belli bir sınıfsallığa denk düşmediğini de unutmadan!)

Hareketin hangi yöne evrileceği konusu zaman ve gelişmelere muhtaçtır. Öte yandan, hareketin çelişkili sınıfsal yapısı, sınıfsal yön netleşmesinin önündeki büyük bir engeldir.

Bu hareketin kendiliğindenciliğini (“doğrudan demokrasi” diye) övüp, göklere çıkartmakla herhangi bir soru(n) yanıtlanıp, çözülmüş ol(a)maz. (İleride değineceğimiz üzere doğrudan demokrasi yöneten/ yönetilen ikilemini aşıp; yasama ve yürütmeyi iç içe geçiren silahlı işçi demokrasisinin ürünüdür.)

Böylesi, kendiliğindenciliğe teslim olmaktır; tıpkı revizyonist Eduardo Bernstein’ın, “Nihai hedef hiçbir şey, hareket ise her şeydir,” sözleriyle va’zettiği üzere!

Evet Sarı Yelekliler, bir taban hareketidir; yatay örgütlenmedir; ancak her taban hareketi, yatay örgütlenme doğrudan demokrasi olarak nitelendirilemez!

“Sarı Yelekliler, her şeyden önce, hem sözlük hem de siyasal anlamda tam bir taban hareketi. Hareketin fitilini ateşleyen, herhangi bir parti ya da örgüte mensup olmayan 50’li yaşlarını aşmış bir kadının sosyal medyada dolaşıma soktuğu bir video. 8 milyona yakın insan tarafından izlenen bu videoda, J. Moraud, neo-liberalizmin pervasız bir uygulayıcısı olan başkan Macron’a ‘söyle, nereye gidiyoruz’ diye soruyordu. ‘Mazot fiyatlarını artırdınız, emeklilerin vergilerini artırdınız, radarlarınız çalışıyor, ceza yağdırıyorsunuz, bisikletlere bile ruhsat getiriyor, Paris gibi büyük kentlere parayla girileceğini söylüyorsunuz. Artık yeter!’ diyerek isyan ediyordu.

Moraud’nun bu isyanı, işbaşına geldiğinden bu yana, kamuoyunun tepkilerine aldırmadan ‘reform’ adı altında neredeyse her ay yeni bir neo-liberal sömürü ve soygun önlemini yürürlüğe sokan Macron yönetimine karşı birikmiş tepkileri tetikledi…

Bunların çoğu zaten düşük ücretler karşılığında büyük mağazalarda tezgâhtarlık, kasiyerlik, temizlik gibi hizmet sektöründe çalışan işçilerle yıllardır yaşadıkları taşra kenti ya da yakınındaki artık kapanmış fabrikalarda çalışmış olan işsizler. Hareketin omurgasını da bunlar oluşturuyor zaten.

Sarı Yelekliler hareketi bundan sonra nasıl bir seyir izler, tatmin edici net bir sonuçla mı noktalanır yoksa Gezi, Rio de Janeiro, Öfkeliler, Occupy hareketi gibi bir süre sonra tavsayıp sönümlenmeye mi yüz tutar?… Ancak bu öfkenin yatışıp arkasının kesilmesi mümkün değil. Fransa’da ya da yarın bir gün başka bir ülkede, şu ya da bu nedenle patlayıp kendini tekrar göstereceği kesin.”[21]

Yani sonuç ne ve nasıl olursa olsun bu mücadele bitmeyecek, tüketilemeyecek!

Bu hâliyle Sarı Yelekliler sadece Fransa’da değil kapitalist coğrafyada her iki sınıfı da sarsıp; yeniden düşünmeye zorladı…

“Bu harekette öne çıkan önemli iki noktayı iyi okumalıyız. İlki; kapitalizmin daha fazla kâr döngüsü üzerinden sürekli yöneldiği insanı yaşadığı gezegenle birlikte tüketen saldırılarının yarattığı öfke ve bu öfkenin öncekilerden farklı olarak sorunun kapitalizmden kaynaklandığının bilincinde olunmaya başlaması. İkincisi de; XIX. yüzyıldaki açlık, sefalet ve savaşlara karşı gerçekleşen ayaklamalardan farklı olarak ekmek mücadelesinin ötesine geçen, kapitalizmin sınırlarını aşan yaşam arayışlarıdır.”[22]

 

BOYUTLARI VE YORUMLARIYLA MÜCADELE

 

Fransa, büyük toplumsal patlamaların karakteristik özelliklerini gösteren bir sarsıntı yaşıyor. 17 ve 24 Kasım ile 1 Aralık 2018 günlerinde ülkenin dört bir köşesinde, ama özellikle Paris’te, hem de zenginliği ve şıklığıyla ünlü Champs-Élysées caddesinde ve Arc de Triomphe (Zafer Takı) anıtı çevresinde yaşanan büyük direniş, toplumda uyumakta olan ne kadar memnuniyetsizlik, öfke, acı ve şiddet eğilimi varsa hepsini ortaya çıkardı. O “zengin” diye bilinen, “sosyal devleti” ile övünen Fransa’da halk kitleleri ne kızgınmış!

Sarı Yelekliler’in isyanına bugün ne kadar çok toplumsal katman kendi köşesinden katılıyor! Liseliler ülkenin dört bir köşesinde, en başta Paris’in işçi banliyölerinde ve Marsilya’da, lise ile üniversite arasında bir bağ oluşturan ve Fransızların ulusal gurur konusu olan “bakalorya” sınavında yapılması planlanan tadilata karşı okullarını işgal ediyor, derslere girmiyorlar. Onları üniversite öğrencileri izliyor, Paris’in bazı üniversitelerinde, liseliler gibi okulları “bloke etme” kararları alınıyor. Ülkenin en büyük çiftçi sendikası FNSEA çiftçileri gelecek hafta boyunca hükümetin “çiftçilere taarruzu”na karşı sokağa çıkmaya çağırıyor. En önemlisi, ülkenin en büyük iki işçi sendikaları konfederasyonu, CGT ve FO, ulaştırma sektöründe çalışan işçileri süresi belirsiz bir greve çağırıyor. 700 bin işçinin çalıştığı bu sektör Fransa’da sınıf mücadelelerinde son on yıllarda (mesela Fransız işçi sınıfının burjuva hükümetine ağır bir yenilgi tattırdığı 1995 eylemlerinde) hep önemli rol oynamış bir işkoludur. Öte yandan, birtakım petrol rafinerilerinde bir süredir devam etmekte olan işçi eylemleri, bazı bölgelerde benzin istasyonlarının tedarik yokluğuyla karşı karşıya kalmasına yol açıyor ve bir başka kriz faktörü olarak gündemi etkiliyor.[23]

Polis sendikalarından Vigi, Sarı Yelekliler eylemlerine destek vermek için süresiz grev başlatacaklarını duyuruyor.[24] Ülkede adeta OHAL ilan edilirken, Demiryolları Sendikası eyleme gideceklerden bilet almayacağını açıklıyor.[25]

Fransa’da sanki uzun süre bastırılmış bir kapak açılmış ve biriken basınç büyük bir patlamayla yeryüzüne fışkırmaya başlamış durumdayken; tekrarlayalım: “Sarı Yelekliler hareketi, net bir şekilde ekonomik durumları giderek kötüye giden geniş toplum kesimlerinin bir itirazı olarak ortaya çıktı.”[26]

Bu hâlde hepimize kapitalizmin bugünkü düzleminin, “sınıfların ortadan kalktığı” iddiasını değil, tersine sınıf olgusunun giderek genişleyip, kapsayıcılaştığı kolektif proletarya gerçekliğini işaret ediyorken; ‘L’Humanité’den Jean Ortiz, ‘Hırsızlar Çaldığınız Parayı Geri Verin!’ başlıklı makalesinde, “Bugünün baldırı çıplakları, yoksulluk sınırının altında yaşayan 9 milyon Fransız, 6 milyon işsiz, yoksullaşan emekliler, çifte sömürülen ve düşük ücret alan kadınlar, ekranları patlattılar,”[27] saptamasıyla mücadeleyi özetliyor.

Aynı şekilde ‘Le Monde’dan Marc Semo’nun, “Halk, yaşam sıkıntılarına çözüm istiyor, sosyal hakların iyileştirilmesini, eşitlik ve adalet talep ediyor… Son yıllara bakıldığında, iki Fransa, iki yaşam var. Alt tabakadaki yaşam, üst tabakaya karşı tepkisini gösteriyor”…

Sosyolog Jacque Julliard’ın, “Sarı Yelekliler yoksulluğun isyanı ve aynı zamanda otoriter bir gidişata başkaldırış…”

Sosyolog Alain Touraine’in, “Bu eylemler sadece akaryakıt zamlarıyla ilgili değil. Sosyal ve politik alanlarda yaşam sıkıntıları da var…”

‘Le Figaro’dan Thierry Oberle’nin, “Bu eylemlerde ise sosyal yaşam ve alım gücünün düşmesiyle başlayan geçim sıkıntısına karşı eylemler…”

Cumhuriyetçi Yürüyüş Hareketi, LREM, Paris milletvekili Laetitia Avia’nın, “Sarı Yelekliler eyleminin, iki şey söyleyen güçlü bir mesajı var: Dünyanın sonunu düşünenlere ve ay sonunu düşünenlere, daha fazlasını bulmanın bir yolunu bulmamız gerektiğine karşı çıkmamalıyız,”[28] biçiminde yorumladığı eylemler ülkenin -egemenler tarafından yıllardır bastırılmış- gösterilmeyen/ görünmeyen yüzünün açığa çıkmasıydı.

Olgular küresel boyutta derin bir krizin var olduğunun göstergesiyken; olanlar kapitalizmin yol açtığı krizin sonucuydu ve soru(n) akaryakıt fiyatları değil, sınıflar arasında ekonomik açıdan oluşan uçurumdan kaynaklanan “sınıf çatışması”ydı.[29]

“Sarı Yelekliler estirdikleri fırtına ile sokakları kuşattılar. Paris, ‘68’den beri ilk kez bu denli kitle öfkesine şahit oldu. Kaldırım taşları söküldü, Paris’in en turistik caddesi ve burjuvazinin kalbi Champs-Élysées’de barikatlar kuruldu. Paris’in birçok bölgesi ve diğer şehirlere sıçradı bu ateş. Sanki komünarların, ihtilalcilerin ruhu dirildi, sokaklar yangın yerine döndü. Fransız basını, iç savaş görüntüleri gibi diye manşetler attı. Herkes şaşkın aslında, ne olduğunu anlamaya çalışıyorlar. Bu yüzden çok farklı yorumlar yapılıyor.

Kimisi ‘Avrupa Baharı’ diyor, kimisi Gezi direnişi gibi diyor, kimisi faşizmin ayak sesleri diyor. Evet, ortada fırtına gibi esen, geri çekilmeyen, meydanları tutuşturan bir halk hareketi var. Haklı talepleri ve haklı öfkeleri var…

Sarı Yelekliler, işin aslı, alayına isyan der gibiler. Ne iktidar partisi, ne muhalefet partisi, ne sendikalar, ne sol partiler… Hepsine sarı kart çekerek, kendi isyanlarını yarattılar. İçlerinde sağcı da var solcu da; anarşist de var, eylemlere hiç katılmayan da var. Bir nevi herkes kendi isyanın kuşanıp gelmiş. Bu yanıyla Gezi direnişine benzer.

Eylemcilerin ellerinde Fransa bayrağı da var, Che resminin olduğu bayraklar da var. Eylemciler, Fransız ulusal marşını da söylüyor, enternasyonel marşını da söylüyor. Ellerideki dövizlerde, Fransız ihtilalinin simgelerinden olan ve Fransa’da tüm resmi dairelerin girişinde yazan, ‘Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik’ kelimelerinin üzerine bir çizgi çizerek eleştiriyorlar. Bu kavramların anlamının yeniden hayata geçmesini istiyorlar. Sefalet eken öfke biçer diyorlar. Hep birlikte kazanacağız diyorlar, herkesi sokağa, desteğe ve dayanışmaya çağırıyorlar.

Yeter artık diyorlar, bu yaşam mı diyorlar, sefalet neden hep bizim payımıza diyorlar. Çoğunluğu asgari ücretle geçinmeye çalışan işçi ve emekçiler. Sarı Yelekliler’in en önemli farkı, bu zamana kadar sınıfsal mücadelenin dışında yer alan toplumsal kesimlerin ve taşranın da alanlara çıkmasıdır. Fransız halkının büyük çoğunluğu bu hareketi destekliyor. Zaten bir halk hareketi ve bir halk direnişi. Öncüsü yok, örgütleyicisi yok…

Bu halk hareketinin en büyük zaafı önderliğinin olmaması. Lakin kapitalist sisteme isyanın tohumlarını ekiyor bu direnişle. Yıllar önce Bastille zindanlarına atılan devrimcilerin ruhu ayağa kalkıyor. Avrupa’da bir heyula…”[30]

Söz konusu heyula için Fransız Komünist Partisi Avrupa İlişkileri Sorumlusu Anne Sabourin, “Toplumun en görünmez, unutulmuş kesimini oluşturan insanlar. Daha önce hiçbir harekete katılmamış insanlar” vurgusuyla ekliyor:

“Bu hareketi anlamamız için ülkenin son birkaç yılında yaşananları anlamalıyız. Akaryakıt vergileri bardağı taşıran son damlaydı. Emmanuel Macron iktidara geldiğinden beri iş kanunda büyük değişiklikler yaptı, kemer sıkma politikalarıyla halkın satın alma gücünde önemli kayıplara sebep oldu. Üstelik Macron’un ilk icraatlarından biri toplumun en zengin kesiminden alınan vergilerde kesintiye gitmek oldu. İnsanlar bu vergilerin geri getirilmesini talep ediyor. Akaryakıt vergilerinin ertelenmesi önemli bir zaferdi ancak sokaktaki insanların talepleri çok daha geniş bir yelpazeye yayılıyor.

Sokaktaki insanların kim olduğunu anlamak çok önemli. Bu insanlar sokakta görmeye alışkın olduğumuz kişiler değil. Yalnızca sendika üyeleri değil, siyasi parti üyeleri değil. Toplumun en görünmez, unutulmuş kesimini oluşturan insanlar. Daha önce hiçbir harekete katılmamış insanlar. Toplumun geri kalanının da bunu gördüğünü, anladığını düşünüyorum. Toplumsal bir meseleye, sıra dışı bir tepki verildiğine şahit oluyoruz ve herkes bunun farkında. Kamuoyu anketleri, eylemlerin hâlâ toplumun yüzde 70’i tarafından desteklendiğini, haklı görüldüğünü gösteriyor.”[31]

Sol partiler ile işçi sendikaları ilk başta, çeşitli siyasi gerekçelerle Sarı Yelekliler hareketine uzak duruyorsa da,[32] hareketin toplumsal tabanı genişledikçe, talepleri belirginleştikçe katılımcılarının sayısı arttı ve niteliği zenginleşti…

68 Mayıs’ı kadar olmasa da duvarlarda ve Sarı Yelekliler’in sırtında sloganlar çiçekleniyor: ‘Sefalet ekersen, öfke biçersin! Çatal bıçak için yarım milyon avro harcadın ama beni davet etmedin yemeğe! Macron bizi aptal yerine koyma!’…

Unutmayalım, Fransa, 1789, 1830, 1848, 1871, 1936, 1968 gibi kitlesel isyanların memleketi…

Yine de, Sarı Yelekliler’in global bir muhalefet, dünya çapında bir alternatif yarattıkları anlamına gelmiyor. Sadece küresel düzlemde köklü bir değişim olasılığına kapı aralıyor.

Toplumbilimci Edgar Morin’in bir tesbiti de önemli: “Bu olağanüstü olaylar, sıradan açıklamalarla anlaşılamaz.”

“Yeni, doğal, orijinal, ilginç ve kuşkusuz toplumsal ve kitlesel bir hareket Sarı Yelekliler. Yaşasın ya da Kahrolsun demek yerine hareketin seyrine/ gidişatına bakmakta yarar var”ken;[33] “On binlerce insan neden inşaat işçileri gibi sarı yelekler giyip sokaklara dökülsün ki? Cevap: Çünkü öfkeliler!”[34]

 

HAREKETİN NİTELİĞİ VEYA “SAF” HAREKET YOKTUR

 

Paris sokaklarındaki bir Sarı Yelekli, “Sarı Yelekliler gerçekten unutulanların, yok sayılanların, ezilenlerin bir isyanıdır,”[35] derken; hareketin niteliğini de özetlemiş oluyor…

Thierry Meyssan’ın, “Batı’nın varoluşsal krizi”ne[36] dikkat çektiği tabloda “Sarı Yelekliler eylemlerinin ana nedeni basit bir ekonomik neden görünse de, uzmanlar alt sınıfların üst sınıflara öfkesinin temel neden olduğunu belirtiyorlar.”[37]

Haksız da değiller; “Öfke büyüdü, büyüdü, kabına sığmadı ve taştı… İşin özü tek cümle ile artan eşitsizliklere karşı bir başkaldırı”[38] formülasyonuyla özetlenen hâlden, “Yeni düzende kendilerine yer olmadığını görenlerin etrafa bulaşmaya başlayan isyanı… Dışlanmışlığın hıncı ile arabaları yakan göstericiler… Eski orta sınıf da yavaş yavaş eriyor. Ona da yenidünyada hayat hakkı kalmıyor. Önce otomasyonla başlayan gelişme, yapay zekânın gündeme girmesiyle birlikte proletaryanın yanı sıra orta sınıfa da, ‘Üzgünüm, size yeni dünyada yer yok!’ diyor,”[39] sonucu çıkmaz; çıkartılamaz! Sarı Yelekliler’in öfkesi tarihe gömülenlerin değil, tarihin öznesi olmaya çalışanların öfkesi…

“Sarı Yelekliler’i gaipten gelmiş ve sarı yelek giymiş insanların gizemli bir hareketi olarak görmek yanlış olur. O, sınıf çelişkilerinden, halkın ve sokağın içinden doğmuş bir harekettir.”[40]

68-70 yaşlarındaki bir eylemci kadının giydiği sarı yeleğe, “J’ai Fais Mai 68 Je Fais Nov. 2018/ Kasım 2018’ e katılıyorum Mayıs 1968’ e Katıldım” yazdığı hareket, ne ilktir ne de yenidir. Bir başkaldırıdır. Kapitalist hâl(lerin)in bir sonucu olarak ezilenlerin sokağa dökülmesidir.

Eylemcilerin talepleri üç ana başlıkta incelenebilir. İlki vergi yükünün eşitsiz dağılımı, yani çok kazanandan az, az kazanandan çok vergi alınması… İkincisi seçilmişlerinin seçmenlere hesap vermeleri, halk oylaması uygulamasının yaygınlaştırılması… Üçüncüsü burjuva sınıfına, teknokrat kökenli yönetici kadrolara, elit sınıfına küreselleşmenin hep kazananlarına karşı biriken öfkenin[41] dışavurması…

Yaşananlar toplumsal tarih bağlamında okunduğunda halk isyanının temel ölçütlerini fazlasıyla yansıtmaktadır. Yani sadece iktidarı değil iktidarın dayandığı sistemi de reddetmektedir…

Evet, “Sarı Yelekliler’in eylemleri sistem karşıtı bir isyandır. Mesele zam falan değildir. Zam bir tetikleyendir. Bu isyanlar yarın öbür gün durulabilir. Ancak sistemin yapısal sorunlarına dayandığından bir ay sonra, bilemedin beş yıl sonra tekrar patlak verecektir. Ve her patlak verdiğinde şiddet kat sayısı yönünden eskisini aratacak düzeyde olacağı toplumların tarihinde sabittir. Sistemin krizi derinleştikçe ‘Daha iyi bir dünya mümkün’ diyen ezilenlerin sesi daha gür çıkmaya devam edecektir.”[42]

İş bu merkezdeyken; 1968 İsyanının özgürlükçü, 2018 Sarı Yelekliler’in de yoksulluğa karşı bir başkaldırı hareketi olduğu kuşku götürmez.

Tamam “Yaşananlar doğrudan bir işçi hareketi olarak görülmüyor. Konu iş yasalarında bir değişiklik değil. İnsanların sokaklara dökülmesi için herhangi bir sendikadan, siyasi partiden ya da örgütten herhangi bir çağrı da gelmiş değil. Olaylar günün birinde benzin fiyatlarının artırılması sonucu kelimenin tam anlamıyla birden bire patlak verdi. Devlet de dahil olmak üzere kimsenin beklemediği bir anda tıpkı bir zamanlar tarihin gidişini değiştiren ‘Sans-Culottes’ gibi, sırtına sarı yelekler geçirmiş binlerce insan bir anda sokakları ele geçiriverdi.”[43]

Fransa büyük bir toplumsal patlamayla sarsılırken; 1789 ve 1848 Devrimleri, 1871 Paris Komünü gibi tarihsel olaylara ve sınıf mücadelelerine sahne olmuş coğrafyayı barikatlarıyla, işgal ve blokaj eylemleriyle, sallayan Sarı Yelekliler, toplumun temel gündemi olmayı başardılar.

Sarı Yelekliler, bir birikimin üzerine gelen, kapsamlı ve uzun soluklu bir kitle hareketi. Sosyal yıkıma uğramış, hakları gasp edilmiş, sömürü ve çalışma koşulları ağırlaşmış, yoksullaşmış, işsizliğin kâbusuna itilmiş, güvencesizleştirilmiş kitlelerin kendiliğinden harekete geçmesidir söz konusu hâl.

Bu hâle ilişkin olarak Mahmut Hamsici, Paris sokaklarındaki izlenimlerini şöyle aktarıyor:

“Kitle, bir nevi ‘beş benzemezlerden’ oluşuyor.

Çok büyük bölümünü orta yaşlı erkekler oluşturuyor ama gençler ve kadınlar da var.

Çoğunluk beyaz Fransız ama Afrika ve Kuzey Afrikalı Arap dahil göçmen kökenliler de var.

Hatırı sayılır bir bölümünün Paris dışından ya da Paris’in çevre mahallelerinden geldiği anlaşılıyor.

Birçok gözlemci, başta sadece beyaz Fransızlardan oluşan Sarı Yelekliler’e son dönemde özellikle Paris’te göçmen kökenlilerin de destek vermeye başladığı görüşünde.

Nasıl topluca hareket edeceklerine dair tereddütlerine bakılırsa en azından hatırı sayılır bir bölümünün daha önce eylemlere katıldığını düşünmek zor.

Binlerce kişilik kitlenin hatırı sayılır bir bölümü herhangi bir sendika, siyasi parti ya da örgütün üyesi olmadığı ve siyasi görüşlerinde farklılık olduğunu tahmin etmek mümkün.

Örneğin çok açık ki, elinde Fransız bayrağıyla dolaşan ve her yanına gittiği kişiye muhabbetten sonra ‘Vive La France/ Yaşasın Fransa’ diyen yaşlı adamla, ‘Macron İstifa’ dışında hiçbir sloganı topluca atmayan kitleye kapitalizm karşıtı slogan attırmaya çalışan genç kadın, siyaseten farklı dünyaların insanları.

Ancak onları buluşturan çok kritik ortak noktalar var. Öncelikle neredeyse hepsi sıradan, ‘küçük insanlar’.

Hepsinin eleştirdiği temel nokta ise Macron’un zenginleri kayırdığını düşündüğü ekonomi politikaları.

Keza Sarı Yelekliler’in talepleri de sosyal haklar üzerinde yoğunlaşıyor. Hazırlanan 42 maddelik talepler listesinde engellilere desteğin artırılmasından emeklilik yaşının düşürülmesine kadar talepler yer alıyor.

Tıpkı, hükümetin enerji dönüşümü adına, çevreyi en fazla kirlettiklerini düşündükleri büyük şirketlere vergi konusunda kolaylıklar getirirken kendileri için yaşamsal olan akaryakıta zam yapmasına duydukları öfke gibi, birçok hükümet politikasına yönelik bir öfke bu.

20 yıldan fazladır Fransa’da yaşayan ve Fransa’yla ilgili kitapları bulunan İngiliz gazeteci John Lichfield, isyan dalgasını anlattığı ‘The Guardian’daki yazısına boşuna şu başlığı atmıyor: ‘Paris sokaklarında hiç böylesine bir kör öfke görmedim’…

Sarı Yelekliler’in eylemlerinin başlamasından bu yana Paris merkezinin dört yanda duvarlar sloganlarla dolup taşıyor.

Aslında duvar yazıları öfkenin kime yöneldiğini de ortaya koyuyor.

‘Gezegen Yanıyor, Élysée Ne Zaman Yanacak?’, ‘Çalışmak Öldürür, Sigara İçmek Harap Eder’, ‘Élysée’yi Yakalım’, ‘Sonun Yakın Macron’, ‘Öfke Sarısı’, ‘Paris Yanıyor’, ‘Mutlu Noeller Macron’, ‘İsyan Etmekte Haklıyız’, ‘Macron Harakiri’ ve son olarak sosyal medyada paylaşılan bir duvar yazısı: ‘Kahrolsun Havyar Yaşasın Kebap’.

‘Le Point’, Le Pen ve Mélénchon’un söylemlerinin, Sarı Yelekliler karşısında git gide daha fazla birbirine yaklaştığı yorumunu yapıyor.

Fransa, tarihinde, 1789 devriminde 1871 Paris Komünü’ne, 1968 öğrenci isyanından 2005’teki banliyö ayaklanmalarına kadar hem Avrupa’yı hem de dünyayı etkileyen, kimisi devrim aşamasına ulaşmış isyanların yazılı olduğu bir ülke.

Net bir ideoloji, örgütsel yapı ve stratejiye sahip olmayan Sarı Yelekliler isyanının sönüp sönmeyeceğini, siyasi olarak nereye evrileceğini (sağ otoriterlik, yeni bir sol yükseliş vs.) tahmin etmek çok zor.

Ancak hareket sönüp gitse dahi, küçük insanların sokak isyanlarıyla, ülke siyasetini etkilediği bir örnek olarak tarihe geçecek.”[44]

 

YAPISAL SORU(N)LAR

 

‘Doğrudan Eylem’ mensubu işçilerinden oluşan kolektifin hazırladığı bir rapora göre Sarı Yelekliler hareketi, “Birçok çelişkili unsuru birleştiriyor: yatay örgütlenmeli doğrudan eylem, bir “apolitiklik” anlatısı, aşırı sağ örgütçülerin katılımı ve sömürülenlerin samimi öfkesi…

Sarı Yelekliler hareketi, insanların tüketici kimliklerinden vazgeçmeksizin isyan etmesi için bir kanal sağladı…

Öfke ve kafa karışıklığına dayalı bir toplumsal hareket…

Sarı Yelekliler kendilerini kendiliğinden, yatay ve lidersiz bir hareket olarak tanımlıyorlar. Bunların doğruluğunu belirlemek zor. Hareket, insanların ne yapmak ve nasıl yapmak istediklerine yerel olarak karar verdiği merkezsiz eylemleri kolaylaştıran sosyal medya grupları üzerinden başladı. Bu bakımdan bir tür yatay örgütlenme olduğu kuşkusuz.

Hareketin gerçekten lidersiz olup olmadığı ise daha karışık bir mesele. En başından itibaren, Sarı Yelekliler hareketlerinin apolitik olduğunu ve liderlerinin olmadığını iddia ettiler. Bunun yerine, ortak öfkeleri temelinde bir arada davranan sayısız grubun organik çabası olduklarını söylediler.”[45]

“Sayısız grubun organik çabası”nın kolektif ürünü olarak Sarı Yelekliler konusunda ‘Bordeaux Üniversitesi Emile Durkheim Merkezi’nin çalışma şunları ortaya koydu: 40-50 yaş arası, kadın-erkek oranı yaklaşık eşit, ortalama lise ve biraz üstü mezunu, 1500 avro civarı para kazanan, yarısının ilk kez bir eyleme katılan, orta ve küçük yerleşim alanlarında yaşayan insanlar. Yüzde 33’u kendisini ne sağcı ne de solcu olarak tanımlıyor, yüzde 5.4’ü cevap vermiyor ve kendisini siyasi olarak tanımlayan yüzde 61.5… Yani bu hareket, söylenilenin aksine aşırı sağa değil, solun soluna çok daha yatkın.[46]

Ayrıca harekete katılanların yüzde 33.3’ü hizmetlilerden, yüzde 14.4’ü işçilerden, yüzde 10.5’u esnaftan, yüzde 5.2’si orta-üst kadrolardan, yüzde 1.3’ü köylülerden ve kalan yüzde 25.5’i da işsizlerden oluşuyordu.[47] Siyasi tavırlar konusunda ise, Sarı Yelekliler’in yüzde 31’i tarafsız olduğunu söylemiş, yüzde 5.4’ü sessiz kalmış, kalan yüzde 61.5’de -araştırıcıların oluşturdukları radikal soldan radikal sağa uzanan 7 dilim içinde- duruşlarını sırasıyla şu yüzdelerle ifade etmişti: Yüzde 14.9; yüzde 16.9; yüzde 10.8; yüzde 6.1; yüzde 6.1; yüzde 2 ve yüzde 4.7.

Görüldüğü gibi bu tabloda radikal sağın (faşistlerin) oranı (yüzde 4.7) korkulduğu ölçüde değildi. Yine de bunların bir kısmı “tarafsızlık” kisvesi altında siyasi kimliklerini gizlemiş olabilirdi.

Araştırmada hareketin fizyonomisini ortaya koyan diğer bilgiler de şunlardı: Katılımcıların yüzde 45’i kadındı; yaş ortalamaları 45 (Fransa ortalaması 41.4) olup, bunların yüzde 20’si yüksek tahsilliydi; aylık ortalama gelirleri 1700 avro (Fransa ortalamasının yüzde 30 altında) olup, katılımcıların yüzde 10’u da 800 avro’dan az kazanmaktaydı.[48]

Heterojen özellikli gayrımemnunlar hareketi olarak Sarı Yelekliler’in safında “Yahudilik eşittir histeri ve ensest” diyen, kraliyet devri otoritesi ve açık faşizm nostaljisiyle yanıp tutuşan, Macron’u hedef alarak “Orospu çocuğu, ibne piç, git Brigitte’ini hâllet…” türünde hakaretlerle kadını, eşcinselleri aşağılayan taş devri canlıları var. Ama bu yanına bakarak, “1789, 1871, 1968”i işaret edenleri, “kapitalist sistem ilga”, “doğrudan demokrasi”, “kardeşlik, eşitlik ve özgürlük varsa vardır” diyenleri yok saymak, harekete genel çerçeve oluşturan vergi artışlarının iptali, asgari ücret ve alım gücünün yükseltilmesi, toplumsal zenginlik dağılımının yeniden düzenlemesi gibi meşru talepleri atlamak mümkün değil.[49]

Yani, “Sosyal bir isyanın tüm özelliklerini sergileyen Sarı Yelekliler hareketi arasında aşırı sağcı ve milliyetçilerin bulunduğu, dahası bu hareketi kendi amaçları için kullanmaya çalıştıkları bir sır değil. Ancak; birincisi, bunda şaşılacak bir şey yok, ikincisi harekete damgasını vuran bir hegemonyaları yok, üçüncüsü hareketin talepleri aşırı sağcı-milliyetçi çizgiye sığmayan bir genişliğe sahip ve dördüncüsü bu gerici güçlerin girişimleri, kendine sol ve ilerici diyen güçlerin harekete müdahil olmalarının gerekliliğini ortadan kaldırmamakta, tersine ona yön vermeleri, onu daha ileriye taşımalarını şart koşmaktadır!

Sarı Yelekliler hareketi aşırı sağın bir hareketi değildir. Başta taşra emekçi gençliği ve küçük burjuvazisinin olmak üzere çeşitli toplumsal kesimlerin, onlarca yıl izlenegelen ve esasta tekellerle mali oligarşiyi palazlandıran politikalara karşı sosyal bir isyan, özellikle de ‘orta sınıfın’ alt kesimlerinin ‘yeter artık!’ haykırışıdır. Ve böyle olduğu için, hâlihazırda hareketin ne politik bir merkezi, ne bütünlüklü talepleri, ne de belirgin bir politik çizgisi bulunmaktadır. Hareketin bu zayıflığı ama, aynı zamanda onun şu anki gücünü, dinamizmini teşkil etmektedir. Bunun sürdürülemez ve geçici bir hâl olduğu ortadadır.”[50]

Evet, inkâra gerek yok: “Açık bir siyasi liderlik olmadan ortaya çıkan Sarı Yelekliler’in toplumsal tabanı kaçınılmaz olarak heterojen bir yapıya sahip; sağdan olduğu kadar soldan da destek buluyorlar. Daha da önemlisi, siyasi yelpazenin herhangi bir kanadına kendisini yakın hissetmeyen geniş bir kesim de zaman içinde gösterilere katılmaya başladı. Bugün öğrencilerin ve sendikaların da katılması, Sarı Yelekliler’in başkaldırısını(n) yeni mecralara taşınacağını gösteriyor…

Tam da bu çerçevede olaya yönelik araştırma, tarafsız bir etkinlik değil, olaya sadakat anlamına gelen militan bir müdahaledir. Şimdi hariçten gazel okumaktan kaçınıp, olayın öznelerinin nasıl şekillenip süreci nasıl isimlendirileceğini izleyelim. Şimdi sosyolojik verilerle bilgi üretmenin, yerini siyasete bıraktığı noktadayız. Bırakalım, dövüşen anlatsın.”[51]

Kimse, ama kimse saf bir sosyal hareket ya da saf toplumsal devrim arayışının işgüzarlığına müracaat etmeye kalkışmasın![52]

Hatırlayın: “Bütün önyargılarıyla küçük-burjuvazinin bir kesiminin devrimci infilakı olmadan, siyasal bakımdan bilinçsiz olan proleter ve yarı-proleter yığınların, toprak sahiplerinin, kilisenin, krallığın boyunduruğuna karşı, ulusal vb. boyunduruğa karşı hareketi olmadan düşünülebileceğini sanmak, toplumsal devrimi reddetmektir. Ne olacaktı! Bir ordu belirlenmiş bir noktada mevzilenerek, “Biz sosyalizmden yanayız”, bir başka ordu da bir başka noktada saf tutarak “Biz emperyalizmden yanayız” diyecek ve böylece toplumsal bir devrim gerçekleşecek, öyle mi! Ancak böylesine çokbilmişçe ve gülünç bir bakış açısından hareket ederek İrlanda ayaklanmasına “darbe” diye kara çalınabilir.

‘Saf’ bir toplumsal devrim bekleyenlerin ömrü hiçbir zaman bunu görmeye vefa etmeyecektir,” demişti V. İ. Lenin, Georgiy Plekhanov’un İrlanda Ayaklanması’na mesafeli duruşunu değerlendirirken…

Bugün Fransa da Sarı Yelekliler’i değerlendiren kimi teorisyen ve sosyolog solcularımızın, hareketin unsurları ile aralarına kurdukları politik barikatın aşılabilmesi ancak V. İ. Lenin’in seslendiği yerden mümkün görünüyorken; kimi Sarı Yelekli öznelerin göçmenlere yönelik tavrı, işsizlik ve geleceksiz gibi bugünü ilgilendiren meselelerle ilgili bir çıkış noktası taşımıyor ve hatta anti-kapitalist form içermiyor olmaları, onların ayaklanmalarını “sağ” bir eylem olmakla nitelendirmeye yetmez…

Unutulmasın: İmkân(lar) ile tehlike(ler) hep iç içedir…

Evet “Kamuoyu anketlerinde aşırı sağda görülen Ulusal Cephe lideri Marine Le Pen’in oyunu yüzde 5 artırıp yüzde 33’e çıkardığı, ‘aşırı solda’ da ‘Boyun Eğmeyen Fransa’ hareketinin lideri Jean-Luc Mélénchon’un yüzde 1 gerileyerek yüzde 34 desteğe sahip olduğu görülüyorken; ‘Le Point’ dergisinin, iki liderin söylemlerinin, Sarı Yelekliler arasında daha fazla benimsendiği açıkladı.”[53]

İmkânsız bir tehlike; tehlikesiz bir imkânsız mümkün değilken; “Bugünkü gelişmeler önemlidir. Bu nedenle mevcut Sarı Yelekliler hareketinin nereye kadar yaygınlaşacağından bağımsız olarak; sürecin ve muhtemel gelişmelerin sınıfa ve ilerici güçlere sunduğu imkânlar”a[54] yoğunlaşıp; Böylesi bir halk hareketliliğinin solu bir çıkış kapısı olmak bir yana, karşı çıktığı sistemin parçası olarak görmesinin nedenleri üzerinde durmalıyız.. Bize düşen, ‘sefalet eken öfke biçer’ diyen milyonların öfkesini kurucu bir siyasete dönüştürmenin yollarını aramaya devam etmekten ibarettir!”[55]

 

İSYAN, PROTESTOCULAR, “ŞİDDET”

 

“İsyan kıymetli bir eylemdir. Başkaldırı soylu bir iradedir. Haksızlıklara karşı çıkmak anlamlı bir duruştur.”[56]

Sarı Yelekliler’in de doğruladığı üzere bu hep böyledir; böyle olmuştur; böyle de olacaktır!

Bunun böyle olduğundan bihaber zavallılara rağmen tarih, XX. yüzyıl devrimlerinin yenilgisini kapitalizmin üstünlüğüne yoranlara, “Elveda devrim” diyerek para, mülkiyet ve hiyerarşi dünyasını kutsayanlara inat, malumun ilanıyla devam ediyor…

Kimileri için Fransa’da olup-bitenler “şaşırtıcı” bulunabilir belki, ama şaşılacak bir durum yok ortada. Tarih, yoluna açmayı sürdürüyor…

Egemenlere göre, “Aklını kaçırmış” kalabalıklar haftalardır, “Macron defol!”, “Süt inekleri değiliz biz”, “Yakıt zammı son damladır”, “İnsan gibi yaşayamıyoruz, yeter artık!” diye haykırıyor…

Çözümün, modern kölelik ve derin sınıfsal yarılmalar üzerinde, bıçak sırtında yürüyen kapitalizmin sınırları içinde bulunacağını, alınması muhtemel birkaç hak kırıntısıyla acılarının dineceğini sananların tarihsel yanılgılarına itiraz edip, “Macron/Hükümet=İstifa, Parlemento=Fesih, Senato=Tasfiye, Sistem=İlga” diyerek olması gerekeni işaret edenler de var…

Evet 1968’in üzerinden geçen yarım yüzyıl boyunca Richter ölçeğinin kaydetmediği pek çok sarsıntı yaşadı Paris ve belli-başlı Fransa kentleri. 2005 banliyö isyanlarından “Kızıl Bereliler” hareketine, “Gece Ayakta” eylemlerinden Sarı Yelekliler’e uzanan tarihsel devamlılığı oluşturan başkaldırıların sonlanacağını sanmak büyük bir yanılgıdır.

Geleceğin önünü açan yaşananlar, çoktandır iflas eden sürdürülemez kapitalist uygar(sız)lık modelinin dalgalar hâlinde gelişen yapısal krizinin itirafıdır.

Krizin saflaştırıcılığında isyan edenler kapitalist Macron temsiliyetince hor görülen, dışlanan ve ezilenler yani en altakileridir.

Sistem içi “sol”un,[57] “Bu sürdürülemez kapitalizmin uygarlık krizidir”; “Finans kapital diktatörlüğü aşılamadan, bu enkazın içinde debelenip dururuz” diyemediği; dolayısıyla da en alttakilerden koptuğu tabloda diyebildiği şu oldu: “Büyük şirketler, zenginler de elini ceplerine atmalıdırlar!”

Oysa en alttakiler yüzünü Champs-Élysées’ye dönmüştü; bu da tesadüf falan değildi!

Evet, “Bütün herkes, yüzü Champs-Élysées’ye doğru dönük olarak yürüyor. Polis Champs-Élysées’yi barikatlarla kapatıyor. 1848 devrimcilerinin nasıl birbirlerinden habersiz, saat kulelerine ateş etmesi bir toplumsal işaretse, Sarı Yelekliler’in protestosunun baştan beri, Champs-Élysées’yi hedef olarak alması, en zengin ve görgüsüzlerin simgesel mekânına yönelik olması her şeyi anlatıyor aslında”![58]

Bu barikatlar kuran; bir sokak diliydi…

Bilindiği gibi, “Toplumda siyasi iktidarı eline geçirmiş olanların, mükemmellik izlenimi verebilmek, tek seçenek olduklarını kanıtlayabilmek için bastırmak, görünmez kılmak zorunda kaldıkları ‘seslerin’ ve ‘bedenlerin’ geri geldiği, kendilerini gösterdiği seslerini duyurduğu yerdir sokak.

Sokak ‘seçildim istediğimi yaparım’ diyen politikacılara, demokrasinin seçimlerden öte bir şey olduğunu gösterir. Sokak, kurtarıcı lider fantezisini deler, gerçeği ortaya koyar, liderlere yanlış politikaları değiştirmeleri için, topluma da otokratlardan, despotlardan kurtulmak için bir fırsat penceresi açar.”[59]

 “Sokak dili evrensel bir iletişim aracı olup, esasen bedensel performansa dayalı olmasıyla ayırt edilir. Bu ayrım, kitle hareketlerinin bulaşma veya tetikleme gibi mekanizmalar aracılığıyla bir ‘dalga’ niteliği kazanabilmesinin en temel sebebini oluşturur. Bir toplumda ortaya çıkmış kitle hareketleri, etkilerini başka yer veya zamanda var olan toplumlara aktarmak suretiyle kendini aşan dalgaların parçası hâline gelebilmektedir.”[60]

Sarı Yelekliler hareketi tam da böyle bir şeydi.

Fransa’da da böyle oldu; aniden parıldayan bir kıvılcım, sonradan bütün bozkırı tutuşturan bir yangına dönüştü; önce Fransa’yı, sonra da yerküreyi bir uçtan diğer uca kat etti…

Aslında çok şeyin daha başındayız; şimdiye kadar üretilmiş ve sürdürülmüş araçları yok saymadan ancak onların yetersizliği kabul ederek, hazırlıkların yapılması, hazır olunması gerekli. Kesin olan şey, bu sistem kendisini yok etme potansiyeline sahip isyanlar doğuracak

İsyanın Fransa’da, yani bir Avrupa ülkesinde başlaması ise tehlikeyi bir kat daha artırmakta. Tehlike “kelebek etkisi”nden[61] çok daha büyük. Ya en alttakiler “Fransızca konuşmayı” öğrenirlerse…

Açıktır ki, bu tür isyanlar (çok hızlı bir biçimde ve kelimenin gerçek anlamıyla devrimci bir tarzda) kendi örgütsel ağlarını oluşturamadıkları, siyasal iktidar hedeflerini gösteremedikleri, kendi liderlerini açığa çıkaramadıkları sürece ya saldırılar karşısında gerilemeye ya da kısmi başarılarla sönümlenmeye mahkûmlar.

Ancak ne olursa olsun, başkaldırıların yaydığı enerjiyi asla “es” geçmemek durumundayız.

“Nedir bu enerji” mi?

Geçmişte bir tarihçi, Fransız Devrimi öncesinde köylülerin durumunu, “Daha dün bu yoldan geçen Kralın arabasının toprakta bıraktığı izleri eğilip öpüyordu” diye anlatırken; 1789 sonrasına ilişkin olarak da “Fakat bu gün başını istiyor!” notunu düşüyordu.

Bugündeyse eylemlere 300 binden fazla insan katıldı. Birçok protestocu hayatlarında ilk defa sokak eylemlerine katıldıklarını söylüyorlardu. Önemli sayıda emekli ve kadın işçi katılımcı görülüyordu.[62]

Ve en önemlisi söz konusu enerji Paris’in planlamacısı Georges-Eugéne Hausmann’ın[63] şehircilik anlayışını bir kez daha yerle bir etti diyebiliriz. Paris’in en önemli bulvarı Champs-Élysées’de dahil olmak üzere bütün semtlerinin bütün büyük trafik aksları inadına kurulan barikatlarla kapandı. Bu barikatlar sayesinde kent geçilmez oldu. Olaylar Paris’le sınırlı da kalmadı tabi. Ülkenin özellikle de ekonomik sıkıntılarla boğuşan küçük kentlerinde hatta kırsal bölgelerinde ve hatta denizaşırı bölgelerinde kimsenin beklemediği bir anda isyan ateşleri yandı.

Bu çok önemlidir… Kolay mı?

“Fransa’da 2 bin noktada 283 bin Sarı Yelekli eylemci sokakta”ydı.[64]

Resmi verilere göre, 66 bin kişinin katıldığı 15 Aralık 2018 tarihli gösterilerde 9 kişi yaralandı, 351 kişi karakollara götürüldü ve 242 kişi gözaltına alındı. Alınan güvenlik önlemleri kapsamında ülke genelinde yaklaşık 89 bin polis görev yaptı, Paris’i 8 bin polis ile 14 zırhlı araç korudu.[65]

Eylemler yavaş yavaş sönümlenmeye başlasa da, Paris başta olmak üzere 22 Aralık 2018 Sarı Yelekliler ülke genelinde sokakları doldurdu. 200 noktada yol kapatma eylemi yapan Sarı Yelekliler, sınırlarda TIR’ların geçişini engelledi. Perpignan bölgesinde toplanmaya çalışan eylemcilerinden biri yaşamını yitirdi. Eylemlerde yaşamını yitirenlerin sayısı 10’a yükseldi.[66]

Eylemciler, gösterilerin beşinci haftasında[67] Paris’te Champs-Élysées Caddesi ve Opera Meydanı’nda toplandı. Polise taş atan göstericilere güvenlik güçleri biber gazı ile karşılık verdi. Bu sırada gözünden yaralanan bir gösterici ambulansla hastaneye kaldırıldı. Atılan biber gazı kapsülü göstericinin gözüne geldi.[68]

Sarı Yelekliler eylemlerinin 6. haftasında baskı ve yasaklara, polis ve jandarma ablukası ve saldırılarına karşı yeni taktiklerle sokaklara çıktı.

Görsel ve yazılı burjuva basının eliyle 6. Paris eylemi çağrısının karşılıksız olacağı yönünde yoğun yayın yapılmıştı. Öyle ki sosyal medya üzerinde bile 6. eylem çağrısı için büyük bir belirsizlik ve sessizlik hâkimdi.

Sosyal medyada hafta boyu Versaille Sarayı’na yapılan çağrılar sonucu devlet 22 Aralık Cumartesi günü için Versaille Sarayı’nı ziyarete kapatarak polis gücünü ve araçlarını buraya sevk etmiş eylemcileri beklerken diğer taraftan da televizyon kanalları Champs Élysée’den ve Versaille’dan canlı yayın yapıp sokakların boş olduğunu göstermeye çalıştı. Neredeyse hareketin bittiği ilan edilirken birden binlerce Sarı Yelekli’nin Paris Montmartre’da buluşarak eyleme geçtiği haberleri yayılmaya başladı.

Versaille Sarayı’nda ise bine yakın polis ve jandarma, TOMA ve gözaltı araçlarının yanı sıra basın çalışanları ve sembolik 30 kadar Sarı Yelekli olduğu açıklandı.

Hiç kimsenin beklemediği bir anda Montmartre’da bir araya gelen binlerce eylemci buradan sarı yeleklerini giyerek “Macron istifa!” sloganlarıyla başkentin merkezi alanlarına hareket etti. Yer yer polis saldırısı olsa da polis barikatları, abluka ve saldırılar boşa çıkartılarak Sacré Cœur, Place Clichy, Pigale, St. Lazare, Madeleine, Rivoli, Opera, Grand Boulevard, Les Halles’den geçilerek polis saldırılarına karşı militan direnişin sergilendiği çatışmalarla Paris Belediye Meydanı’na ulaşıldı. Bu bölgelerde eylemler yaşanırken Madeleine semtinde rue Vignon’da aralarında hareketin sözcülerinden birinin de olduğu yüzlerce eylemci saat 11.30’dan 17.30’a kadar, yaklaşık 6 saat boyunca sokakta açık hava gözaltısında tutuldu. Eylemciler yiyecek, içecek, tuvalet gibi hiçbir ihtiyacı karşılanmayarak sokakta ayakta bekletildi.

Champs-Élysée’de ise sembolik bir kitle, Zafer Takı’nın bulunduğu meydan ve Champs-Élysée caddesinde iki taraflı trafiği tek şeride düşürerek trafik yavaşlatma eylemi gerçekleştirdi. Saray ve Matignon-başbakanlık yakınlarında da sembolik eylemler gerçekleştirildi.

Akşam saatlerinde ise birçok yerden siren sesleri yükselirken Champs-Élysée’ye çıkan caddelerde peş peşe sıralanmış TOMA, gözaltı araçları ve Cumhuriyet Muhafız Alayı diye adlandırılan CRS polis araçları ve jandarmalar sirenlerle Champs-Élysée’ye akın etti.

Binlerce kişi bütün gün sakinliğini koruyan Champs-Élysée’ye akşam üstü sürpriz bir çıkış yaptı. Hiçbir şiddetin yaşanmadığı, çevreye zarar verilmeyen pasif bir eylem olarak caddeyi işgal eden eylemcilere hiçbir uyarı yapmadan polisin azgınca saldırısı sonucu burada da yoğun çatışmalar yaşandı.

Eylemleri bastırıp sonlandırmak için her türlü yola başvuran devlet 32 sene önce bir öğrencinin ölümüne yol açmasının ardından yasaklanan motorlu polis gücü “Voltigeurs”leri yeniden kullandı. Champs-Élysée’deki çatışmanın motorlu polis ekiplerinin saldırısı sonucu yaşandığı ortaya çıktı. Voltigeur’lerin kuruluş tarihinin 1804’lere dayandığı belirtiliyor. Askeri anlamda “avcı”, en önde savaşçı olarak görev yapmak üzere seçkin birimlerden oluşan Voltigeur’lerin Paris Komünü’nden günümüze “kırıcılar”a karşı (Mayıs-Haziran 1936 işçi grevleri ve ‘68 Mayıs’ında da) kullanıldığı belirtiliyor.

Devlet Sarı Yelekliler eylemlerinde “ateşe ve silahlı saldırılara karşı dayanıklı” onlarca zırhlı aracını da devreye koyarken bu araçlar içinde kullanıma hazır ve birkaç futbol sahası genişliğindeki alanda etkili olabilecek kimyasal bir gaz bulunduğu belirtiliyordu.[69]

Ayrıca eylemciler, Macron’un açıklamalarındaki zam vaatlerine güvenmediklerini belirterek, “Bizi kandırmaya çalışıyor, fakat bizler ne kanarız ne de geri adım atarız, Noel bayramını da bu sokaklarda eylemlerle geçireceğiz” ifadelerini kullandı.[70]

Hareketin önemli isimlerinden Maxime Nicole, mücadeleleri ile taleplerinin bir kısmının kabul edilmesinin büyük bir kazanç olduğunu söyleyip, polis saldırıları ve Macron’un tehditlerinin kendilerini daha da kenetlediğini ve cumartesi çağrısında ısrarcı olduğunu da belirtti.[71]

“Eylemciler ne diyor; ne istiyorlar” mı?

Reuters’a konuşan 28 yaşındaki Guillaume Le Grac, “Biz buraya barışçıl bir yürüyüş için geldik, yıkıp dökmek için değil. Biz eşitlik istiyoruz, hayatta kalmaya çalışmak değil yaşamak istiyoruz” dedi.

BBC’ye konuşan Claude Rigolet isimli bir kişi, 2000 yılından bu yana gelirinin 5’te bir azaldığını ifade etti.

Reims kentinde yaşayan emekli Rigolet ise, “Her şey çok daha pahalı. Vergiler, kiralar, ısınma maliyeti, otomobiller… Tüm fiyatlar artıyor” dedi. Aynı kentte temizliğe giderek geçimini sürdüren Natacha Perchat da, “Biz zengin değiliz. Kocam bir ulaştırma şirketi için çalışıyor. Daha ayın başındayız, şimdiden dardayız. Hükümet dar gelirlileri fena vurdu. Ay ortasında çocuklarımızın karnını doyurmak için hediye çeklerini kullanır olduk. Biz yaşamıyoruz, hayatta kalmaya çalışıyoruz ve bu bir skandal.” ifadelerine yer verdi.[72]

Bir diğer eylemci de, “Tam bir çıkmaz içindeler. Hiçbir çözümleri yok. Halkı uyutmak istiyorlar. Bize önerecekleri, Fransız halkına sunabilecekleri hiçbir şey yok… Bu politik olmayan, sendikal olmayan bir harekettir. Biz tamamen halk hareketiyiz. Halkın içinde de toplumun bütün tabakaları vardır. Gencinden yaşlısına, emeklilere kadar, bütün halk kesimlerinin alım gücünü artırmak için mücadelemiz,”[73] diye ekledi…

Fransız haber ajansı (AFP) da farklı yaş, şehir ve mesleklerden eylemcilere neden sokağa çıktıklarını ve taleplerini sordu.

Buna göre, 29 yaşındaki işsiz Tim Viteau ve kız arkadaşı artık kiraları ödeyemedikleri için ailelerinin yanına geri taşınmayı planlıyor.

Üçüncü defa Lyon’dan otostopla Paris’teki protestolara giden Viteau, “16 yaşına geri dönmüş gibiyiz” diyor ve hayatta kalmak için devlet yardımlarına muhtaç olduğunu söylüyor.

Yanındaki 20’li yaşlarındaki gençlere dönüyor ve “Nasıl çocuk sahibi olmayı başardınız? Ben de çocuk yapmak istiyorum ama daha önümüzdeki 4 ayın ötesini planlayamıyorum” diyor.

Sylvia Paloma, Fransa’nın güneyindeki liman kenti Marsilya’da yürüyen 2 bin eylemciden biriydi.

BBC Türkçe’nin aktardığı habere göre, harekete katılan pek çok emekli gibi 70 yaşındaki Paloma, Macron hükümetinin emekli aylıklarında kesintiye gitmesini eleştiriyor.

Eski devlet memuru, “Bu yaşa gelip hâlâ yalvarmak zorunda kalmak çılgınlık” diyor ve ekliyor:

“Hayatımda ilk defa protestoya katıldım. Ayda 1246 avro (7.650 TL) emekli maaşı alıyorum ve 4 çocuğumdan yardım istemek zorunda kalıyorum.”

“Paris’ten sefalet akıyor” diye şarkı söylüyor soyadını söylemek istemeyen anti-kapitalist aktivist Alice. Başkentin opera binasının yanında kendisine bir yurttaşlar bandosu eşlik ediyor.

31 yaşındaki Alice, “Bu bir hükümet sorunu değil, bu bir liberal ve kapitalist politik sistem sorunu” diyor.

Güney Fransa’daki Aveyron kentinden gelen yaz kampı koordinatörü Alice, Sarı Yelekliler’in içinde aşırı sağdan da aşırı soldan da insanların olmasından rahatsız değil.

“Sağcı veya solcu olmanızı umursamıyoruz. Esas soru buradan bütün yurttaşlar için nasıl bir siyasi hareket kurabileceğimiz. Sendikaların genel grev çağrısına ihtiyacımız var.”

Fransa’nın orta kesimlerindeki Vierzon kentinden 48 yaşındaki sağlık çalışanı Lydie Bailly, Macron’un sıradan insanları anlamadığını düşünenlerden.

“10 yıldır maaşımıza zam almadık, bu tam anlamıyla rezalet. Ucu ucuna bile geçinemiyoruz, bu artık imkânsız,” diyor.

Protestocuları sinirlendiren tek şey Macron’un eski bir yatırım bankacısı olması değil, aynı zamanda işçi sınıflarını önemsemeyen ve kibirli olarak algılanan yorumlarıydı.

Çok sayıda protestocu, basında yer alan haberlere göre Elysee Sarayı için sipariş verdiği 500 bin avroluk porselen takımını, Macron’un kişisel savurganlığına bir örnek olarak gösteriyor.

Bailly, Berlin’de sıradan bir apartmanda yaşayan Almanya Başbakanı Angela Merkel gibi bir lider istediğini söylüyor: “O özel jetlerle değil tarifeli uçaklar ve trenlerle seyahat ediyor.”

24 yaşındaki Marsilyalı Thomas Lefeuvre, Sarı Yelekliler hareketinin küçük bir kısmına ait: Fransa’nın parlamenter demokrasiyi tamamen kaldırarak doğrudan demokrasiye geçmesini talep ediyor.

Bahçıvanlık yapan Lefeuvre, “Paris’teki barışçıl savaşçılara saygı için” elinde çiçeklerle protestoya katılıyor.

“Yurttaşlar referandumu istiyoruz” diyen bir çocuk babası Lefeuvre, pek çok sarı yelekli gibi ayda 1300 avro ile geçinmekte zorlanıyor.

Lefeuvre, “İnternet sayesinde artık milletvekillerine ihtiyacımız yok. Her konuyu doğrudan kendimiz oylayabiliriz,” diyor.[74]

Bunlara ek olarak birkaç beyan daha:

Catherine: (Emekli-Parisli): “Devletin bizi aptal yerine koymasına karşı durmak istiyorum. Hükümet ne zaman bizimle konuşursa sanki beynimiz yokmuş gibi davranıyor. Şimdiki maliye politikası bize çok pahalıya mal oluyor. Halkın yanında olan yeni bir maliye politikası yapmak için reform yapmalıyız! Bir şeyleri kırıp dökenler var evet, ama devrim olmadan gerçekleşen bir değişimi hiç görmedim. Ben 68 Mayısı’na da katıldım. Bugün artık savaşçı olmak için sağlığım yok, bu yüzden yumuşak bir şekilde anlatıyorum. Benim için sarı yelek şu anlama geliyor: Bizi çıldırtmayı bırak. Biz buradayız, hiçbir şeyin elimizden alınmasına izin vermeyeceğiz. Sarı yeleğimi görüyorsun, ben artık bırakmıyorum. Her gün onu saklıyorum.”

Nadia M.: “Daha önce restoranda garsonluk yapıyordum ama şimdi resmen çalışmıyorum, gelirimi beyan etmeden çalışıyorum. Her ay 1300 Avro kazandığım zaman zenginlere oranla daha büyük bir oranı devlete vermekten bıktım. Bu durumu protesto etmek için buradayım. Bu hükümet, parayla bizi kontrol ediyor, biz de para yüzünden köleleriz. 1789’da kraliyet ve hizmetkârlığı durdurmak için savaştık, bugün tekrar parasal kölelik yapmamak için tekrar savaşmanın zamanı geldi.”

Vincent (Elektrikçi, Güney Fransa’da yaşıyor): “Bugün her zamankinden daha fazla sosyal adaletsizlik ve vergi adaletsizliği var. Dengesiz bir vergi politikamız var. Bu ekonomik adaletsizlik için mücadele ediyoruz. Eylemler için 700 km’den fazla yol yaptım. Aveyron’dan güneybatıdan geliyorum. Gelmek için çaba sarfettim. Neden? Çünkü çaba gerekiyor değişim için. Bu bir vatandaşlık eylemi. Benim için, çocuklarım ve emekliler için… 

Siyasal kurumumuzu yeniden dengelemek ve değiştirmek zorunda olduğumuzu söylemek, benim için önemli. Seçilmiş bir başkanımız var, evet tersini söyleyemeyiz. Ama büyük oylarla seçilmedi. Tüm Fransa arkasındaymış gibi davranmasın! O, halkı dinlemeyen kötü bir seçilmiş. Gerçekten otoriter bir politikaya sahip. Fransızlar bıktı, iller bıkmış durumda. Eylemlerde, halkın memnuniyetsizliğini gördüm. Ve bu gerçek bir iç savaştı, hatta çok sayıda eylem gören yaşlı Parisliler bile bunu 68’den beri hiç görmediklerini söylediler. Sarı yeleği hep üzerimde taşıyorum, otoriter bir cumhurbaşkanına hayır demenin anlamı bu.”

Oscar S. (Champs-Élysées’de Sarı Yelekliler’in hasarını, kırık camları, sökülmüş kaldırım taşlarını temizleyen Paris Belediyesi çalışanı): “Buradaki mağazalar, lüks; burası lüksün temsili bir yer. Sarı Yelekliler kaos yaşattı deniyor. Bu lüksle bizim aramızdaki uçurumun verdiği hasar daha fazla değil mi? Bu hareket meşrudur, ama her zaman olduğu gibi kitlelerin içinde de haydutlar vardır. Ben 93. banliyö bölgesinde yaşıyorum. İşçiyim, ama Sarı Yelekliler eylemini destekliyorum. Çünkü, verdiğimiz tüm vergiler, çevreyi aşırı kirleten o büyük tankerlerden, gemilerden çok daha fazla!”

Cristoph: “Bizim için akaryakıt fiyat artışı geri alınması ya da iptal edilmesi fayda etmez. Bütün vergilerden geri adım atılmadı. Hayat pahalılığı sona erene kadar, rahat yaşam sağlanana kadar sonuna kadar gideceğiz. Perde, açıldı, devam ediyoruz…”[75]

Ve nihayet ‘The Guardian’a konuşan Sarı Yelekli’lerden 70 yaşındaki Dan Lodi, “1968 Mayısında üç hafta boyunca Paris barikatlarındaydım. O zaman 20 yaşındaydım, şimdi 70 yaşında bir Sarı Yelekliyim” dedi ve ekledi:

“Fransa’da 1789’dan beri devrimler yaşıyoruz. Kraldan kurtulduk ama hâlâ mücadele ediyoruz çünkü hâlen zenginler iktidarda ve eşitsizlik sürüyor.

‘68’de herkes arkamızdaydı. Ekonomiyi Fransa tarihinin en büyük greviyle felç ettik. Şimdi de herkesin eylemlere katılmasını sağlamalıyız. Hükümet için küçük vaatler yeterli olmaz, ekonomik politikalarını gözden geçirmeliler.

Emekli maaşım eridi, çünkü Macron, emeklilerin üzerindeki vergi yükünü artırdı. Çocuklarım ay sonunu getiremiyor. 20 yaşındaki torunum da burada çünkü bilgi teknolojileri eğitimi almasına rağmen kendine bir gelecek göremiyor. Hükümet, onları dinlemeye başlamalı.

Şiddete karşıyım, biber gazından uzak duruyorum. Ancak bazı insanları da anlıyorum. Mayıs 1968’de hükümetin bizi taşları kaldırıp atmaya başlayınca dinlediğini düşünüyorlar. Keşke hükümet, barışçıl göstericileri dinlese.”[76]

Bu çerçevede “Eylemcilerin şiddeti mi”?

Öncelikle Jean Baudrillard’ın ifade ettiği gibi, “Gerçek her zaman için terörist bir özelliğe sahip olmuştur.”[77]

Hareketin öfkeli olduğuna dönük söylemlere tepki gösteren Priscilla Ludosky, vatandaşların üzerine yüklenen zamlar, vergiler ve adaletsizlikler karşısında öfkeden başka bir hitap yolunun olamayacağını dile getirip, Fransa halkının artık bu eşitsizlik karşısında kayıtsız kalamayacağını ifade etti, insanca yaşam koşullarının en temel hak olduğunun altını çizdi.[78]

Ekonomik nedenlerle başkaldıran Sarı Yelekliler’in öfkesi dinmiyor… Paris sokaklarında kimi eylemci lüks mağazaların camlarını kırdı, araçları yaktı… Neden mi? Bunun cevabı, duvara yazdıkları mesajda saklı belki de: “Sefalet eken, öfke biçer.”

İstekleri Champs-Élysées’deki ve Fransa’nın diğer şehirlerindeki duvarlarda yerini alıyor.

Sarı Yelekliler, her defasında ana dertlerinden birinin vergi sistemindeki adaletsizlik olduğunu ve büyük şirketlere ve zenginlere vergi kolaylıkları sağlanırken halka bunun sağlanmadığını vurguluyor. Bundan Mc Donalds da nasibini alıyor, Champs-Élysées’deki McDonald’s’ın duvarından geliyor bu mesaj: “Vergi kaçakçılığı iğrenç ve patatesleriniz de öyle… Öptük!”

Macron’un seçim sloganlarından “Cumhuriyet yürüsün”e gönderme yapan şu yazı da duvarlardaydı: “Macron bir zengin gibi yürüyor, biz de bir fakir gibi ölüyoruz.” Sarı Yelekliler’in duvarlara kazıdıkları, geleceğe dair beklentilerini anlatan en etkili sloganı, “Sizden daha güçlü rüyalar göreceğiz!”. “Macron sen ve soytarıların bizi aptal yerine koymayı ve paramızı çalmayı bırakın”, “İşveren vergilerinden ve patronlardan bıktık”, “Macron hara-kiri”, “Macron istifa”, “Paris bizimdir”, “Zenginleri vergilendireceğiz” de eylemcilerin kullandığı sloganlar arasında…[79]

 

EKONOMİK TABLO, DURUM VE DEVLET

 

Sarı Yelekliler gökten zembille inmedi. Onlar bir ekonomi-politik açmazın ürünü.

Örneğin, her iki günde bir köylünün (birinci neden ekonomik!) intihar ettiği[80] Fransa’nın 2.2 trilyon dolar borcu var. Bu rakam milli hasılasının yüzde 96.8’ne tekâbül etmektedir. Bu çok büyük bir orandır. Savunma bakanı, 2022 yılına kadar her yıl 1.7 milyar, 2023-2025 yılları arasında ise her yıl 3 milyar avro savunma bütçesinde artış yapılacağını duyurmuştur. Fransa’nın bütün zenginliğinin yüzde 25’i halkın yüzde 1’nin elinde bulunmaktadır. Macron ülkesinin hâline bakmadan bir de Avrupa Ordusu kurma niyetindedir. Oysa Avrupa Birliği ülkeleri Almanya hariç ciddi ekonomik sorunlar yaşamaktadır. Örneğin, Yunanistan milli hasılasının yüzde 180, İtalya’nın yüzde 125, İspanya’nın yüzde 130, Portekiz’in yüzde 137 oranında borcu var.[81]

Öte yandan Maliye Bakanlığı önünde hükümet karşıtı gösteri düzenleyip, Macron döneminde uygulamaya konulan zorunlu kesintilere karşı çıkarak, maaşlara zam talebinde bulunan emekliler, alım güçlerinin yüzde 6 oranında düştüğünü ifade ediyorlardı.[82]

Politik açıdan ise, kendileriyle birlikte birçok şeyi hareketlendiren Sarı Yelekliler ile lise öğrencilerinin Macron ve hükümetin eğitim politikalarını protesto etmek için düzenledikleri eylemler sırasında 700’den fazla öğrenci gözaltına alındı.[83]

Sarı Yelekliler’in eylemlerine sahne olan Paris sokakları 19 Aralık 2018’de Kâğıtsızlar Hareketi’nin her sene göçmen haklarına dikkat çekmek için yaptığı büyük yürüyüşe sahne oldu. Kâğıtsızlar’ın yürüyüş sırasında “Her yerde polis var, hiçbir yerde adalet yok” ve “Sarı Yelekliler’i desteklemiyoruz, biz onlarla aynıyız,” sloganlarını haykırdı.[84]

Polis sendikalarından Alliance kötü ve ağır çalışma koşullarına karşı “daha fazla araç gereç ve yetki”, ödenmeyen fazla mesailerin ödenmesi, ücretlerin artırılması talebiyle 19 Aralık 2018 günü bütün karakolları bloke etmeye çağırdı. 20 Aralık Perşembe günü ise saat 21.30’da 8. Paris polis karakolu karşısında Champs-Élysée Meydanı’nda eylemde olacaklarını açıkladılar.[85]

17 Kasım’da başlayan Sarı Yelekliler’in gösterileri nedeniyle alışveriş merkezlerinin 2 milyar avro zarar ettiği açıklandı. Ulusal Alışveriş Merkezleri Konseyi’nin (CNCC) açıklamasında, Sarı Yelekliler’in eylemlerinin başladığından beri alışveriş merkezlerindeki ziyaretçi sayısında önemli düşüş yaşandığı belirtilip; 800 alışveriş merkezinin olduğu ülkede gösteriler nedeniyle 280 merkezin uğradığı zararın 2 milyar avro olduğu kaydedildi.[86]

Fransa Perankendeciler Federasyonu, 17 Kasım’da başlayan eylemlerin yol açtığı maddi kaybın yaklaşık 1 milyar avro civarında olduğunu söylemişti.

Maliye Bakanı La Maire de restoranların kayıplarının yüzde 20 ila yüzde 50 arasında olduğunu belirtmişti.

Bu arada Paris’teki yetkililer de çatışmaların milyonlarca avroluk hasara yol açtığını ifade ederken; protestoların bilançosu da şöyleydi:

17 Kasım 2018: 282.000 eylemci; 1 ölü, 409 yaralı; 73 gözaltı…

24 Kasım 2018: 166.000 eylemci; 84 yaralı; 307 gözaltı…

1 Aralık 2018: 136.000 eylemci; 263 yaralı; 630 gözaltı…

8 Aralık 2018: 125.000 eylemci; 118 yaralı; 1.723 gözaltı…[87]

Kapitalist devletin tutumuna gelince, ilk yaptıkları İçişleri Bakanı Christophe Castaner’in, “Hükümet karşıtı protestolar bir canavar yarattı,”[88] sözlerinde somutlanan saldırganlıktı…

Fransız hükümeti, sosyal adalet için sokaklara çıkan Sarı Yelekliler’e yönelik saldırıları nedeniyle polislere teşekkür etti. İçişleri Bakanı Castaner, tepki çeken polis şiddetine rağmen polisi övdü. Macron da paylaştığı Twitter mesajında “cesaretleri ve istisnai profesyonellikleri” nedeniyle polislere teşekkür etti.[89]

Sarı Yelekliler’in ülke genelinde yollarda yaptıkları blokaj eylemlerinin sonlandırılması gerektiğinin altını çizerek, “Gösterilerin başlangıcından bu yana 8 kişi hayatını kaybetti. 30 yılda bu kadar insanın öldüğü başka bir sosyal sorun biliyor musunuz? Açık söylüyorum. Yeter artık,”[90] haykıran İçişleri Castaner, eylemlere karşı alınacak yeni tarz önlemlerden bahsediyordu[91] ki, devlet, Sarı Yelekliler’in eylemlerinin yaratmış olduğu politik atmosferin etkisini kırmak için Strazburg saldırısını kullanmaya çalıştı. Fransa’nın egemenleri demagojik “ulusal birlik” söylemleriyle, gözler önüne serilen derin sınıfsal bölünmüşlüğün ve eylemlerde açığa çıkan sınıfsal temelli öfkenin üzerini örtmek istedi.[92]

Böylelikle İçişleri Bakanı Castaner Strazburg’daki Noel pazarına düzenlenen silahlı saldırının ardından eylemcilere sokağa çıkmamaları konusunda çağrıda bulunsa da, Sarı Yelekliler’in yarın 5’inci kez protesto gösterisi düzenleyeceklerini açıkladılar.

Ayrıca Sarı Yelekliler, devletin, düzenleyecekleri gösteriye gölge düşürmek için Strazburg’da 12 Aralık 2018 akşamı yaşanan silahlı saldırıyı organize ettiğine de dikkat çektiler.[93]

Sarı Yelekliler’in, hükümetin çağrılarını yok sayarak eylem yapacaklarını duyurmaları üzerine İçişleri Bakanı Castaner, Sarı Yelekliler’i “sorumluluğa” davet ederek, eylem yapılmamasını istedi.

Hükümetin çağrılarına ‘Fransa Boyun Eğmeyen Hareketi’nin lideri Jean-Luc Mélenchon, Strasbourg saldırısını kullanarak “Sarı Yelekliler üzerinde duygu sömürüsü oluşturma” yoluna gittiğini söyledi.[94]

Bu kadar da değil! Devletin, Sarı Yelekliler’in protestoları için 89 bin polisi harekete geçirmesi, polisin Mantes-la-Jolie’de 700 lise öğrencisini “kurşuna dizilecek esirler” gibi gözaltına alması yanımda hükümet sözcüsü Benjamin Griveaux, Sarı Yelekler’in cumhurbaşkanının ikame ettiği Élysée Sarayı’na yürüme planlarına ilişkin, “Bu kesinlikle organize. Politize ve radikal unsurlar bu hareketi kullanılacak bir araca dönüştürmek istiyor. Hükümeti devirmek istiyorlar,”[95] dedi.

Korku ile yalan körükleyen devlet, Fransa’nın ana akım gazetelerinden Le Figaro kanalıyla, hükümeti protesto eden Sarı Yelekliler’i darbeci ilan etti. Adı açıklanmayan yetkilinin, bütün Fransa’yı saran sokak hareketleri hakkındaki, “Onlar darbeci, darbecilerin girişimlerine şahit oluyoruz,” yorumu aktarıldı.

Reuters’in bir Cumhurbaşkanlığı görevlisine dayandırdığı haberinde ise, bazı protestocuların Paris’e “vandalizm ve cinayet” için geleceğine dönük ihbar olduğu belirtildi.[96]

Bunlar yetmezmiş gibi Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, Sarı Yelekliler eylemlerinin Rusya tarafından geliştirildiğini iddia etti,[97] resmi makamların bunu araştırmaya başladığını aktardı.[98]

Fransa İçişleri Castaner, protestolar öncesi “şiddete müsamaha göstermeyeceğiz” uyarısında bulunup, “Radikal örgütlerin Cumhuriyet’i devirmeye çalıştığını” öne sürdü.[99]

Tüm bular tutmayınca da “diyalog” deyip; toplumsal öfkeyi kırıntılarla yatıştırmaya yönelik adımlar attılar.

Macron’un ekonomik vaatlerinin ardından, Başbakan Édouard Philippe de Sarı Yelekliler’in 42 talebi arasında yer alan Yurttaş Girişimi Referandumu’na (RIC) yeşil ışık yakarak;[100] protestolara hatalı bir şekilde müdahale ettiğini belirtip, hükümet ile protestocular arasında bir diyalog kurulmasının gerekli olduğu[101] vurgusuyla, “Diyalog zamanı geldi, milli birliğimizi yeniden oturtmalıyız,” dedi.[102]

Varılan nokta herkese Pablo Neruda’nın, “İnsanlarla yüz yüze konuşarak her sorunu hâlledebilirsin. Ama bazı insanlar gelir önüne, hangi yüzüne konuşacağını bilemezsin!” deyişini anımsatıyordu…

 

MACRON VE “YENİ DÖNEM”

 

Ne sağcı, ne de solcu olmadığını “iddia”(?!) eden Macron’un, önceki Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’den -nihai kertede- hiçbir farkı yok.

Macron (diğer örnekleri gibi), tekelci sermayenin dönemsel gereksinimleri için parlatılan bir figür; hepsi o kadar…[103]

Bilindiği gibi, “Macron genellikle bir ‘Rothschild Boy’ olarak sunulur. Bu doğru olmakla birlikte sadece bir teferruattır. Thierry Meyssan, seçim kampanyasını başta en büyük küresel şirketlerden birinin patronu olan Henry Kravis’e ve NATO’ya borçlu olduğunu ortaya koyuyor. Bu, bugün Sarı Yelekliler krizinde belirleyici olan ağır bir borçtur.”[104]

Fransız siyasetinde tekellerin parlattığı “yeni yıldız” Macron “genç, zeki ve karizmatik” bir lider olarak lanse edildi.

21 Aralık 1977’de Amiens’da dünyaya gelen Macron, 2004’te Fransa’da “Devlet adamı yetiştiren okul” diye bilinen l’ENA’dan (Ecole Nationale d’Administration) mezun oldu.

2008’de Yahudi kökenli Rothschild aile bankasında finans uzmanı olarak çalışmaya başladıktan kısa süre sonra bankanın ortağı oldu.

Genç finansçı, Cumhurbaşkanı François Hollande’ın görev süresinin ikinci yılında Ekonomi Bakanlığı’na atanınca Elysée Sarayı’na ayak bastı.

“Macron yasası” olarak bilinen “büyüme, istihdam ve ekonomik anlamda şansların eşitliği” isimli yasa ile ülkede ekonomik reformların baş aktörü oldu. Ancak yüzbinlerce Fransız sokaklara inerek şiddetle bu yasayı protesto etti.

Hollande’ın gözbebeğiydi. Ancak 2 yıl süren Ekonomi Bakanlığı görevinden ayrılarak Nisan 2016’da ne sağcı ne de solcu olarak adlandırdığı “En Marche” hareketini kurdu.

Napoleon Bonapart’tan sonra ülkenin en genç cumhurbaşkanı adayı olan Macron, Avrupa yanlısı, sınırlarını açık tutan ve değerlerini savunan bir Fransa inşa edeceğini belirterek, göçmen politikası konusunda her ülkenin elini taşın altına koyması gerektiğini belirtti.

Genç siyasetçinin okuduğu prestijli okullar ve ortağı olduğu Rothschild bankasına karşın, “sisteme alternatif getirecek” halkın içinden biri olarak tanıtıldı. Kapitalizmin Mozart’ı arkasında herhangi bir parti desteği olmadığından seçim kampanyalarını Rothschild ve Lehmann Brothers yatırım banklarının mali desteğiyle yürüttü.

Macron “Cumhurbaşkanınız olmak istiyorum. Tüm Fransız halkının Başkanı. Milliyetçilik tehlikesiyle karşı karşıya olan tüm vatanseverlerin başkanı,” dedi.

Medyanın desteğini arkasına alan Macron, sistem karşıtı seçmeni kendine inandırmayı başardı.[105] 2017 Başkanlık seçimlerini aşırı sağın adayı Marine Le Pen’e karşı, görünüşte açık farkla (yüzde 66.1) kazandı. Oysa asıl oylarını teşkil eden ilk tur oy oranı sadece yüzde 24 idi. İkinci turda da -seçime katılmayanlar ve rekor derecede boş oylar nedeniyle- kayıtlı seçmenlerin ancak yüzde 43’ünün oyunu alabilmişti. Aslında bu rakamlar kendisini mütevazı olmaya, “çoğunluğun” eğilimlerini de dikkate almaya zorluyordu. Oysa o, daha adayken Fransızların “Jüpiter tipi” bir başkan arzu ettiklerini söylemiş ve başkan seçilince de bu havalarla işe başlamıştı. Üstelik parlamento seçimlerine de tamamen kendi oluşturduğu bir liste ile girdi ve çoğunluğu elde etti. Alain Badiou’nun işaret ettiği gibi, yeni Meclis “bir plebisitin ürünü” idi ve Fransa, III. Napolyon’dan beri, ilk kez, “adayların bir partiye değil, bir adayın bir partiye sahip olduğu” bir döneme giriyordu.[106]

Macron’un kibirli söz ve tavırları, kendisi daha adayken hakkında sevimsiz bir imaj yaratmıştı. Seçildikten sonra da bu devam etti ve “Jüpiter” teşbihinin yanlış anlaşıldığını söylemesi kuşkuları dağıtmadı. Kaldı ki icraatı da otoriter kişiliğinin ve sınıfsal tercihlerinin damgasını taşımaya devam ediyorken; Fransa’da merkez sağın ve solun çöktüğü bir düzlükte, devletin ve tabii mali oligarşinin “sihirli çözüm” olarak dümene geçirdiği Macron’un fiyakası Sarı Yelekliler (Gilets Jaunes) isyanıyla fena hâlde bozuldu.

2005’teki banliyö patlamasından farklı olarak bu kez isyan edenler “beyaz” olunca yönetici elit “Kapa çeneni, pislik” diyemedi.[107]

Böylece Sarı Yeleklilerin eylemleri dördüncü haftasında Macron’un işçi sendikaları, sermaye örgütleri ve seçilmiş yerel yöneticilerle bir araya geleceği duyuruldu. Yani dört hafta sonra: polis şiddeti isyanı bastıramayınca Macron’un aklına diyalog geldi.[108]

17 Kasım 2018’de başlayan Sarı Yelekliler’in protestoları, 1 Aralık Cumartesi günü Paris’te doruk noktasına ulaştı. Protestoların yoğunlaşması sonrası hükümet, Sarı Yelekliler’in sokaklara dökülme nedeni olarak belirtilen akaryakıt zammını önce 6 ay erteledi. 6 Aralık günü Macron zamları geri çekti.[109]

Ancak hareket durmazken; sosyal ve ekonomik adalet talebiyle eylemler sürüyordu.

Sarı Yelekliler’in cumartesi eylemlerinden 5’cisi öncesi konuşan Macron, hükümet karşıtı protestoları yatıştırma amacıyla mini bir önlem paketi açıkladı, ancak yine zenginlere dokunmadı.[110]

“Halkın sıkıntılarını anladığı” ve “Zenginlerin cumhurbaşkanı olmadığı” mesajını veren konuşmasını Macron Élysée Sarayı’nın “altın odası”ndan yaparken; [111] asgari maaş zammı da içeren vaatleri çoğu Sarı Yelekli’yi ikna etmedi. Kimi eylemciler, “Bu bir kırıntı politikası” yorumunu yaptı.[112]

“Macron’un Sarı Yelekliler’e verdiği tavizler, bir çeşit zaman kazanma hamlesi olarak görülebilir. Zira Macron’un ekonomi politikasında köklü değişime gitme gibi bir düşüncesi ya da planı yoktu.”[113]

Dimitris Konstantakopoulos’un, “Fransız Cumhurbaşkanı, tıpkı zamanında Marie Antoinette’in de yaptığı gibi, gerçekliğin gerisine düşüyor. Giderek daha fazla devletin toptan ekonomik programı ve siyasi rejimin kendisi tartışılır hâle geliyor,”[114] notunu düştüğü tabloda Macron’un Sarı Yelekliler’in talepleri için aldığı karar bakanlar kurulunda onaylandı.

Fransa Hükümet Sözcüsü Benjamin Griveaux yaptığı açıklamada kararı duyurdu.

Şirketlere ek yük olmayacak şekilde asgari ücrete aylık 100 avro zam yapılmasıyla ilgili kararın kapsadığı kişi sayısı 3.8 milyondan 5 milyona çıkarıldığı belirtildi.

3 bin 600 avrodan düşük maaş alanlar için patronların ödeyeceği 1000 avroluk özel prim için 31 Mart 2019 tarihine kadar süre verildiğini ifade edildi.

2 bin avronun altında olan emekli maaşlarından artık kesinti yapılmayacağını ve fazla mesai ücretlerinden vergi alınmayacağını söyledi,[115] söylemesine… Ama “… ‘Tek derdim sizsiniz, tek kavgam sizin için, tek savaşımız Fransa için.’ Bu sözlerle biten ‘hayatının’ konuşmasında, Macron’un ifadesi duygulu ama ‘yumruk yemiş bir boksör’ gibiydi. 13 dakikada kırdığı insanlardan özür diledi, emeklilere yapılan vergi artırımının kapsamını indirdi, asgari ücretlere 100 avro zam yaptı, fazla mesai ücretlerini ve yılsonu ikramiyesini vergiden muaf tuttu. 13 dakikada 10-15 milyar avro dağıttı. Ondan önceki hafta tepki toplayan benzine zam projesini iptal etmişti ama nafile. Zamlara ve Macron’a ‘Yeter’ diyen Sarı Yelekliler bu öneriler için ‘Yetmez’ diyordu.”[116]

Çünkü “Macron’un iktidarda olduğu geçmiş bir buçuk yıl içinde ürettiği siyaset ve otoriter biçimde yaptığı derin reformlar Fransız halkının en ayrıcalıklı azınlığının çıkarına olmuştu. Fransa’daki çok farklı muhalif gruplar, bunun içerisinde aşırı sağ da olur, sosyalistler de olur, gençler de olur, işsizler de olur; özellikle Macron iktidara geldikten sonra yoğun bir muhalefet içindeydi artık”![117]

Her ne kadar Macron’un “ateşi söndürme” hamlesi karşılık bulmayacak gibi görünse de, şayet karşılık bulsa bile kitle hareketinin yeni bir yelekle sokakları doldurması, farklı coğrafyalara sıçraması uzun süre almayacaktı…

 

“ZIRVA”LAR, “ABARTI”LAR: DOĞRUDAN DEMOKRASİ

 

Öncelikle, “Nasıl oluyor da henüz iki üç haftada, hangi döner kavşağa gitsek herkes Zapatistalar gibi konuşuyor?”[118] türünden (“doğrudan demokrasi”) “abartı”ları yanında bir alay “zırva”yla da yüz yüze kalan “Sarı Yelek hareketi henüz bir öfkeli ‘çokluk’ olmayı aşamadı. Hareket kendini, katılan toplumsal kesimlerin somut talepleriyle değil, siyasi bir anlamı olmayan Sarı Yelekler kavramıyla, ‘bir boş göstergeyle’ tanımlıyordu. Bu ‘boş göstergenin’ içini dolduracak, anlamını belirleyecek bir ‘üçünü şey’ (yani öncü-bn) henüz ortada yoktu. Sonuç olarak, Sarı Yelek hareketine katılımın düşmeye başladığını gördük…”[119]

Mesela düzeni devasa ölçekte sarsan Sarı Yelekliler’in başkaldırısı Antonio Negri’ye göre, “Hapishane isyanlarını hatırlatmaktadır”![120]

Veya “Mao Zedong’un meşhur deyişinin ikinci kısmını biraz tahrif edip anarak başlayalım: ‘Göğün altında kaos var; koşullar mükemmel olmaktan uzak’…” vurgusuyla, “Sarı Yelekler gibi ‘patlamalar’, bu yenilgi koşullarında, radikal-devrimci sol için namüsait bir ahval ve şeraitte, yani solun küresel ölçekte zayıf olduğu bir konjonktürde gündeme geliyor. Dolayısıyla sokaktaki radikalleşme mesela bir otuz yıl önce olduğu gibi illa ki sola doğru yönelmiyor, otoriter popülist akımların, aşırı sağın, tesiri ve yönlendiriciliği altına girebiliyor,”[121] diyebilen Foti Benlisoy!

Ya da Sarı Yelekliler’i, “Sınıfsal analizlere sığmayan mağduriyetler”[122] olarak sunan Meryem Koray!

Bunlara ne demeli?

Sonrasında Ali Aslan’ın, “Sarı Yelekliler veya sağ ve sol popülist hareketlerin Avrupa’da ciddi bir dönüşüm gerçekleştirmesi, yani mevcut düzeni değiştirmeleri pek mümkün değildir. İçinden geçilen dönemi sistem içi ve geçici bir kriz olarak değerlendirmek gerekir,”[123] yollu tevatürü!

Ayrıca “sağın ve solun bittiği”ne ilişkin Cafer Tar’ın, “İşin en öğretici tarafı Sarı Yelekliler isyanına katılımda ortaya çıkan çeşitliliktir. Burada sıradan insanın isyanını görüyoruz; kendini sağda gören insan da, solda gören insan da bu gösterilere katılım göstermiştir. Düzen sağcılığı ve solculuğunun ne kadar ayaklarının havada kavramlar olduğunu bu olayda bir kez daha görmüş olduk,”[124] analizi(?) ile “Hareketin siyasal yelpazesi, ırkçılardan anarşistlere açılan genişliğiyle adeta tüm ideolojilerin kadük olduğuna işaret eden bir gösterge,”[125] saptamasıyla Mine G. Kırıkkanat!

Bunlar işin bir yanı; öteki de “doğrudan demokrasi” meselesi…

“Duyarlı ve cesur insanlar artık palavralara doymuş durumdalar ve doğrudan demokrasi istiyorlar. İnsanlar geçimlerini sağlayamıyorsa bu işin artık sağı, solu kalmamıştır,”[126] saptamasıyla (?!) Sarı Yelekliler’e ilişkin şu örnekten çokça söz ediliyor:

“Cebinden bir kâğıt çıkardı Oliver. Normandiya delegelerinin listesi vardı üstünde, telefon numaraları, mail adresleri. ‘Bizi belirleyen doğrudan halk, başka kimse değil. Gittikçe daha çok örgütleniyoruz. Eğer eyleme katılmazsanız asıl o zaman aşırı sağın, faşistlerin, eline düşer her şey.’

Döner kavşak demokrasisi her yerin kendi kararlarını öne çıkarıyor. Dalgalan bölge bayrağı!

Büyük bir alışveriş merkezinin otoparkı Sarı Yelekliler’le dolu. Bazıları evlerine giderken bile onu üstünden çıkarmıyor. Bir yeni kimlik simgesi. Bir taşra kasabasında, sadece 3-4 yılda bir oy atan ‘sıradan insanları’ politik bir aktör olarak oyuna sokan sihirli bir yelek. Kamel anlatıyor, orta yaşlı bir adam. Sözcü değil. Bir sohbet artık zaten, herkesin birbirinin ağzından lafı aldığı.

‘Bu, halkın demokratik bir hareketidir. Bu yukarıdan yönetilen bir hareket değildir; ne devlet ne de sendikalar yönetiyor. Sendikalar bir iki gün bizle görünüp hava estiriyorlar sonra hiçbir şey yapmıyorlar. Bu, doğrudan halkın bir eylemi. Artık yeter. Vergiler, zamlar, Maastricht kriterleri yetti artık. Burada konuşurken, burada dış kamuoyuna yansıtılan şeye göre, burada demokrasi var diyorlar hâlbuki biz bir diktatörlük altında yaşıyoruz. Bu işin peşini bırakmayacağız Macron’un gitmesini sağlayacağız’…”[127]

Öncelikle ifade etmeliyim ki, her şeyi “doğrudan demokrasi”ymiş gibi sunmaya kalkışma alışkanlığının basitleştiriciliğinden vazgeçmeliyiz…

Örneğin Paris’te yaşayan akademisyen Alican Tayla’nın, eylemlerdeki pankartlara ve sloganlara en çok yansıyan talebin “Yurttaşlara referandum inisiyatifi” (RIC/Référendum d’initative citoyenne) olduğu vurgusuyla, “Yani belli başlı konularda yurttaşların referandum talep etme hakkı. Doğrudan demokrasi. Sabahtan beri Fransa’da anaakım medya bu talebin gerçekçi olup olmadığını, gerçekleşirse nasıl somut koşullar olabileceğini tartışıyor. Bu bile Sarı Yelekliler açısından büyük başarı,”[128] diye ifade ettiği gibi…

“Doğrudan demokrasi”, kapitalizmi aşan yıkıcı bir yaratıdır; yani yıkmadan kurulması mümkün olmayandır.

Demiştik; tekrarlayalım: Sarı Yelekliler hareketinin kendiliğindenciliğini (“doğrudan demokrasi” diye) övüp, göklere çıkartmakla herhangi bir soru(n) yanıtlanıp, çözülmüş ol(a)maz.

Çünkü doğrudan demokrasi yöneten/ yönetilen ikilemini aşıp; yasama ve yürütmeyi iç içe geçiren silahlı işçi demokrasisinin ürünüdür.

Evet Sarı Yelekliler, bir taban hareketidir; yatay örgütlenmedir; ancak her taban hareketi, yatay örgütlenme “doğrudan demokrasi” olarak nitelendirilemez!

Mesela Fehim Taştekin, “Doğrudan demokrasi talebini besleyen temel unsur temsil organlarına inancın aşınmasıdır,”[129] diyor; ama bu talebin gerçekleşmesi yani “doğrudan demokrasi” bu talebi besleyen zeminin imhasını “olmazsa olmaz” kılar.

Yeri geldi tekrarlayalım: “Sarı Yelekliler alım gücünün düşmesi ve başta akaryakıt olmak üzere çeşitli ürünlere yapılan zamlar karşısında sokaktalar. Gelir dağılımı adaleti en temel talepleri… Temsilcileri aradan çıkarıp siyasete doğrudan müdahil olma talepleri bile var: Bireysel yasa teklifinde bulunmak istiyorlar. Köşelerinden çıkıp kendilerini unutmuş olan siyasilere seslerini yükselten kişiler bu protestocular. Kısacası ‘Biz de varız’ diyenler…

Sokakta öğreniyorlar. Siyasetin kendi gündelik yaşamlarının içinde ve hatta yaşamlarının bizzat kendisi olduğunu öğreniyorlar. Sokak siyaseti dayanışmayı ve yoldaşlığı öğretiyor, siyasallaştırıyor. ‘Blokaj eylemlerinde, barikatlarda, dinliyoruz, tartışıyoruz ve fikir alışverişi yapıyoruz’ diyor bir Sarı Yelekli…

Sarı Yelekliler’in mücadelesi aynı zamanda siyasal sistemlerin yeniden inşa edilmesi mücadelesidir.”[130] Ama bu “doğrudan demokrasi” pratiği değil; sadece bir reform talebidir…[131]

 

KORKU DA, CESARET DE BULAŞICIDIR

 

“Sarı Yelekliler ya da ‘cepleri delikler’ trafoyu sabote ederek neo-liberalizmin büyülü sirkine gölge düşürdü ve sistemdeki arızaları gösterdi.”[132]

Bu bir umuttu ve bu tabloda korku gibi, panzehiri cesaret de bulaşıcıydı…

Dimitris Konstantakopoulos’un, “Fransa’nın bu yeni ‘yurttaş devrimi’ Avrupa’da dünyayı yöneten ve toplum, savaş ve iklim soykırımlarıyla bizi tehdit eden Batı kapitalizminin merkezinde bir sınıf savaşının başlangıcı olma özelliğini taşıyor. Bu isyan, halkın küreselleşmiş finans oligarşisine ve siyasi, toplumsal müttefiklerine karşı olan savaşının başlangıcı,”[133] notunu düştüğü olgu en alttaki gayrimemnunlar hareketidir.

Krizin etkileriyle gidişattan memnun olmayan büyüyen gayrimemnunlar, giderek büyüyen bir kitleye tekabül ederken; hızla siyaset sahnesine çıkıyorlar…

Kanada’nın Edmonton, Toronto, Winnipeg, Okanagan, Moncton, Calgary, Saskatoon ve Halifax kentlerinde, sarı yelek giyen protestocular eylem düzenledi…[134]

Sarı Yelekliler eylemi İngiltere’ye sıçradı; eylemciler Westminster Köprüsü’nü kapattı…[135]

Sarı Yelekliler hareketinin sınırları aşarak sıçradığı Belçika ve Hollanda’daki protestolar sürüyor. Hollanda’da Sarı Yelekliler yoğunluklu olarak Lahey, Amsterdam ve Rotterdam kentlerinde toplanarak hükümetin istifasını istedi. Amsterdam’da iki kişi gözaltına alındı…[136]

Sarı Yelekliler ile eş zamanlı olarak Brüksel ve Amsterdam’da da sokaklara çıkıldı.[137]

Belçika ve Hollanda’nın ardından İsrail’e de sıçrayan Sarı Yelekliler protestolarında 10 kişi gözaltına alındı.[138]

Belçika’daki üç büyük sendikaya bağlı işçiler, hükümetin emeklilik politikası ve alım gücündeki düşüşü protesto ederek 260 fabrikada iş bıraktı, kırmızı, yeşil ve mavi yeleklerle sokağa çıktı…[139]

Hollanda’nın Lahey kentinde çok sayıda öğrenci ve öğretim görevlisi, üniversitelerin bütçesinde ve eğitim burslarında yapılan kesintiler ve çalışma şartlarını protesto ederek hükümete tepki gösterdi…[140]

Arnavutluk’ta binlerce öğrencinin, harç ücretlerinin yarı yarıya düşürülmesi talebiyle başlattığı eğitim boykotu eylemleri sürüyor…[141]

Viyana’da 50 binin üzerinde gösterici, aşırı sağcı hükümetin Müslüman ve göçmen karşıtı politikaları ile çalışanların sosyal haklarını kısıtlayıcı politikalarına tepki gösterdi…[142]

Yunanistan’da emekliler, maaşlarındaki kesintilerin iade edilmesi talebiyle eylem düzenledi. Atina’da emekliler Sintagma Meydanı’na yürüdü. “Çaldıklarınızı geri verin” sloganları atan emekliler, “Hak ettiklerimizi iade edin” ve “Emekliler boyun eğmeyecek” yazılı pankartlar taşıdı…[143]

Macaristan’da yaklaşık üç bin kişi, Viktor Orban liderliğindeki hükümetin yeni yargı ve çalışma yasalarını protesto için Budapeşte’de eylem yaptı. Kentin merkezinden başlatılan yürüyüşün ardından parlamento binasının önüne giden göstericilerin polise cam şişe ve sis bombası fırlatması üzerine tansiyon yükseldi. Çıkan arbede sonucu iki polis memurunun yaralandığı açıklandı…[144]

Budapeşte’de çalışma koşullarının iyileştirilmesini isteyen binlerce işçi eylem yaptı…[145]

Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vuçiç ve hükümet aleyhindeki kitlesel eylemler sürüyor. Sağcı başkanın muhalefete yönelik şiddeti, Belgrad’da on binlerce kişi tarafından protesto edildi. Islıklı protestoların gerçekleştirildiği yürüyüşte, bazı göstericiler Fransa’ya atıf yapmak için sarı yelekler giydi…[146]

9 Aralık 2018’de Karadağ’ın başkenti Podgorica’da, “Diktatör karanlığından korkmuyoruz!” sloganıyla yapılan protesto eylemine yüzlerce kişi sarı yeleklerle katıldı…[147]

Bulgaristan’da artan benzin fiyatlarına itiraz eden binlerce kişi, sarı yerine mavi yelekler Sofya’da sokaklara döküldü. Göstericiler, ülke genelindeki yolları kapatırken, Türkiye sınırında da arabaların geçişine engel oldu…

Yayılan Sarı Yelekliler, Avrupa ile de sınırlı kalmıyor. Sarı Yelekliler, Avrupa gibi Ortadoğu’ya da yayıldı.

Irak’ın Basra eyaletinde halk, bir buçuk yıldır içme suyuna karışan petrol ve kanalizasyondan şikâyetçiydi. Kolera tifüs gibi hastalıklar yayılıyordu. Sadece o da değil, işsizlik, yolsuzluk ve elektrik kesintilerinden de mustariptiler. Sonunda sarı yelekleri giyip sokağa çıktılar. Polisle çatıştılar, olaylarda 1 kişi öldü, 10 kişi yaralandı.

Afrika ülkesi Burkina Faso’da ise sarı yelekler kırmızıya döndü. Başkent Vagadugu’da benzin fiyatlarına getirilen yüzde 12’lik zam, halkın kırmızı yeleklerle sokağa dökülmesine neden oldu.

Krizle sarsılan her coğrafyada korku dağları sardı.

Öte yandan Sarı Yelekliler’in protestoları birçok Arap ülkesinde yakından izleniyor. Arap Baharı’nın yaşandığı ülkelerde hükümetler, Fransa’daki gösterilerden ilham alınmasından endişe ediyor.

DW Türkçe’nin haberine göre, Sarı Yelekliler şu günlerde sadece Fransa’da değil, Mısır’da da gündemde. Sarı yelek giymek Mısır’da yasak. Giyilmesi gibi satılması da yasak. Çünkü sarı, Mısır’da protesto, talep ve başkaldırının rengi. Macron’un vergileri artırma planlarına karşı gösteriler düzenleyen Sarı Yelekliler’in, Mısır’daki protestolara da ilham olmasından endişe ediliyor.

El Cezire’nin haberine göre polis, Kahire ve İskenderiye’de satıcıların sarı yelek satmalarını yasakladı. Satıcılardan biri, “Polise neden diye sorduğumuzda, ‘Emir böyle’ yanıtını verdiler” diye konuştu. Bir başka satıcı ise, “Hükümet 2011’deki protestoların Fransa’daki gösteriler sonrasında canlanmasından endişe ediyor” yorumunu yaptı.

Tunus’taki göstericiler ise Mısır’dan farklı olarak sokaklardaydı. Sarı değil kırmızı ceket giyerek bir gösteri düzenlenmesi çağrısında bulundular. Bu gösteri Tunus’taki hoşnutsuzluk da artan fiyatlara yönelikti. Ancak sadece bununla sınırlı kalmadı. Göstericiler işsizlik, yolsuzluk ve yetkili makamların efektif çalışmamasını da protesto etti.[148] 

Irak’ın güneyindeki Basra da aylardır sürekli yeniden alevlenen sosyal protestolara sahne oluyor. Ve buradaki göstericiler sarı yelek giyiyor. Tunuslular gibi onlar da yolsuzluğu ve belediyenin hizmetlerindeki kötüleşmeyi eleştiriyor, daha fazla istihdam talep ediyor. Ürdün’de de protesto gösterileri düzenlendi.[149]

Amman’da vergi yasasına karşı düzenlenen gösteriye yüzlerce kişi katıldı. Başbakanlık binasına yakın alanda gerçekleştirilen gösteri sırasında güvenlik güçleri ile binaya yaklaşmaya çalışan bazı eylemciler arasında arbede yaşandı.

Göstericiler Başbakan Ömer er-Rezzaz hükümetinin istifasını istedi. Yağmura rağmen düzenlenen gösteride Başbakanlığa çıkan yol eylemciler tarafından trafiğe kapatıldı. Rezzaz’ın ve hükümetin istifasını talep eden eylemciler, “Rezzaz defol”, “Meşru talebimiz, siyasi reform” şeklinde sloganlar attı.[150]

Beyrut’ta Sarı Yelek giyenlerin de aralarında bulunduğu yüzlerce gösterici, ülkedeki ekonomik durumu ve hayat pahalılığını protesto etti.[151] “Köle kalmaya devam etmeyeceğiz”, “Yoksulluktan dolayı gurbete giden babalarımızın geri gelmesini istiyoruz”, “Yoksul yaşamak istemiyoruz”, “Kamu mallarına yönelik yolsuzlukların önüne geçilmesini istiyoruz”, “Mezhepçi partilerin düşürülmesi için referandum istiyoruz” yazılı pankartlar taşıyan göstericiler, sık sık “Halk rejimin düşmesini istiyor” şeklinde sloganlar attı. Eyleme katılan vatandaşlardan Rabi Cafer, ülkedeki yolsuzlukları ve hayat pahalılığını protesto için bir araya geldiklerini ifade etti.[152]

Özetle dünyanın dört bir tarafında halk, iktidarların muhalefete yönelik politikalarını şiddet iklimi yarattığı gerekçesiyle eleştirip, yönetenlerin kibirli ve şımarık açıklamalarına öfke duyuyorken; cesaretle korku eş zamanlı kesitte çoğalıyor…

“Nasıl” mı?

İçişleri Bakanlığı yetkilileri, sosyal medya üzerinden “Sarı Yelekliler Türkiye’de de ortaya çıkacak” iddialarının ardından sarı yelek üretiminin ve satışının artıp artmadığına yönelik bir araştırma yaptı. İstanbul Mahmutpaşa ile birçok noktada araştırma yapan Bakanlık yetkililerinin sarı yeleklerin üretiminin ve satışının artmadığına yönelik bir değerlendirme raporu hazırladı. Bu raporu Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile paylaştığı öğrenildi…[153]

Ankara Valiliği, ODTÜ’de Sarı Yelekliler’in ve 19 Aralık Maraş Katliamı’nın tartışılacağı paneli yasaklarken, bölümler öğrencilere “güvenlik” sebebi ile dersleri ve sınavları iptal ettiğini duyurdu, kampüse polis girdi…[154]

Sarı Yelekliler protestolarına yönelik açıklamalar yapan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Sarı rüyalar görenler karşılarında bizi bulacak. Yeni bir Gezi düşü kuran, yeni bir sokak hareketi düşleyen varsa kuşku yok ki buna pişman olacaktır,” dedi…[155]

“Böyle ne kadar gider? Önümüzdeki günlerde göreceğiz. Ne kadar gider. İşte gördük Fransa’da gitmediğini. Üç gün sonra bizim burada görür müyüz görmez miyiz? Bize bağlı,” diyen Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, AKP medyası tarafından hedef gösterildi…[156]

Eskişehir’de faaliyet gösteren zirai ilaç üreticisi Gürsoy Tarım’ın sahibi AKP’li Neşet Gürsoy, Paris’te sarı yelekli eylemcilerin öncülüğünde yaşanan kitlesel protestoların Türkiye’de de yaşanması hâlinde o yeleklerin “kırmızıya boyanacağını” belirterek katliam iması yapıp; Twitter hesabında, “Eğer bu ÜLKEde sarı yelek ayaklanması çıkarsa, o yelekler 2 saatte kırmızıya boyanır. Geziyi valla mumla ararsınız…!” ifadelerini kullandı…[157]

Fransa’daki Sarı Yelekliler eylemini Gezi direnişine benzeten eski AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, “Biz bu filmi görmüştük diyoruz. Aynı kareler, kıyafetler, su püskürtmeleri, aynı kargaşa. Demek ki birileri bu stratejiyi çok iyi kurguluyor,” dedi…[158]

‘Takvim’deki  yazısında Erkan Tan, “Bu saatten sonra, Türkiye’de Sarı Yelek hayali kuranların sonu Sarı Etek olur” diyerek tehditlerini sıraladı…[159]

Fransa’daki Sarı Yelekliler eylemlerinde PKK üyelerinin de yer aldığını öne süren[160] BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, “Hiç kimse Gezi ve benzeri bir eylemi aklından geçirmemeli. Sarı Yeleklilere özenmemeli. Milletimiz, devletimiz Gezi ve 15 Temmuz’da hangi cevabı vermişse, Gezi veya 15 Temmuz özentisi içine girenlere misliyle cevap verecek güçtedir,” dedi…[161]

Daha fazlası olsa da; bu kadarı bile yetmez mi?

 

ÇÖZÜM = ÖNCÜ

 

“İyi de çözüm” mü?

Önce bir saptamanın altını çizmek gerek: “Sol solluğunu yapamayınca kriz sağa yarıyor”![162]

Sarı Yelekliler’den tutun da her yere dek, böyle bu!

Bir öndersizlik kriziyle yüz yüzeyiz; soru(n) bu…

Yeniden ve bir kere daha Sarı Yelekli bir kadın tarafından duvara yazılan, “Une minorité à la ligne révolutionnaire correcte n’est plus une minorité/ Doğru devrimci hatta sahip bir azınlık, artık bir azınlık değildir,” gerçeğinin kavranması gerek.

Hayır; “Belirtmem gerekir ki Sarı Yelekliler’in bildiğini biz eski bildirici, kuşlamacı araçlarla mücadele edenler bilmiyoruz. Belki onlar iktidarı nasıl alaşağı edip, yerine hangi yöntemlerle yenisini getireceklerini de biliyorlardır. Eskiden bütün bunlar örgütsüz, lidersiz olmazdı. Ama Sarı Yelekliler lidersiz, örgütsüz bir şekilde toplanıyor, hiç dağılmadan da mücadele ediyor ve direniyorlar,”[163] türünden Mesiyanik agnostisiszme de; “Fransa’daki Sarı Yelekliler, klasik anlamıyla partiler, kitle örgütleri ve sendikaların dikey çağrısının sonucu olan bir öfkelenme değildir. Tabandan, aşağıdan, yatay, gelen, oluşan öfkelenmedir. XIX. XX. yüzyılların dikey örgütlü öfkelenmeye çağrı pratiği gerilerde kalmıştır. ‘Avangardist’, ‘öncü’lü halk hareketleri günümüzde olmayacaktır. Bir merkezden dikey yönetilen, bir çeşit Temsili Demokrasi halk öfkelenmeleri, başkaldırıları tarihe karışmıştır. Partilerin merkez komitesinin aldığı kararlar doğrultusunda, Doğrudan Demokrasi olmayan, bir sokağa çıkan örgütlenme olmayacaktır,”[164] biçimindeki maksadını aşan “kehanetler”e de prim verilemez!

“Neden” mi?

“Sarı Yelek isyanının çapı, şiddeti, yönetilenlerin artık eskisi gibi yönetilmek istemediğini gösteriyor. Fransa devlet başkanı Macron’un televizyona çıkarak, ‘kimilerinizin canını yaktığımın ayırdına vardım’ diye başlayan konuşmasında verdiği, tavizlere bakılırsa, yönetenler de artık eskisi gibi yönetemiyorlar. Öyleyse, Fransa bir milli krizden içeri ilk adımını atmış.

Ancak, yönetenlerle ve yönetilenler arasındaki ilişkiyi çözebilecek bir üçüncü ‘şeyin’ yokluğu hemen kendini gösteriyor…

Yönetenler, yalnızca Fransa’da değil, birçok ülkede Sarı Yelek olayından, verilen tavizlerden hoşnut değil; hareketin yapısı geleceği, yaratabileceği yeni sorunlara ilişkin ciddi bir korku var. Dünya ekonomisinin yeniden yavaşlamaya, ‘pastanın’ yeniden küçülmeye başladığı bir dönemde egemen sınıflar ‘yeni bir paylaşım’ talebine cevap vermeye niyetli görünmüyorlar.

Tarih bize, böyle denklemlerin içinden, genelde daha baskıcı önlemlerin çıktığını, korkunun, sermaye sınıflarını aşırı sağ, faşist hareketleri desteklemeye doğru ittiğini gösteriyor. 

Yönetilenlerin eskisi gibi yönetilmek istememesine gelince, Sarı Yelek hareketi çok karmaşık bir olguya işaret ediyor. Bu karmaşıklığın, yöneten/ yönetilen ilişkisini değiştirebilecek bir yönde sadeleşerek tarihsel bir anlam kazanmasıysa, yukarda sözünü ettiğim üçüncü ‘şeyin’ varlığına bağlı.

Sarı Yelekliler hareketi ‘biz halkız’ diyor. Ancak henüz bir öfkeli ‘çokluk’olmayı aşabilmiş değil. Çokluk hem ‘prolos’ (proleter) hem de ‘bobos’(burjuva ve entelijansiya) özellikleri sergiliyor. İçinde, beyaz işçi sınıfının, ırkçı, homofobik özellikler sergileyen, Marine Le Pen’i destekleyen kesiminin yanı sıra, Jean-Luc Mélenchon’un ‘baş eğmeyenler’ hareketi, diğer sosyalist, antikapitalist, anarşist akımlar var. Bu ‘çokluğun’ içinde kırsal alandan, taşradan gelen bir üretici ve küçük mülk sahibi (kamyon-mazot kullananlar) kesimlerin yanı sıra, kentlerdeki işçi sınıfı, işsizler, (otomobil – benzin kullanan) orta sınıflar, hatta, lise öğrencileri hareketi de var. Aşırı sağın açıkça faşist ideolojiyi benimsemiş kesimleri de hareketin içinde. Hareket hem sağın taleplerini öne sürüyor, hem de solcu antikapitalist talepleri… Ancak bu hareket kendini bu taleplerin biriyle değil, David Broder’in Conretemps’da işaret ettiği gibi[165] aslında siyasi bir anlamı olmayan Sarı Yelekler kavramıyla, ‘bir boş göstergeyle’ tanımlıyor. 

Bu çokluk, ‘bir halk’ olarak siyasi ifade (proje-program) üretmeye başladığında nasıl bir tanıma sahip olacak? Hâlen bu çokluğu bir arada tutan bir ‘boş gösterge’ olarak işleyen sarı yeleklerin anlamını belirleyecek ve sabitleyecek hegemonya mücadelesini kim kazanacak? Marine Le Pen hareketi kazanırsa üçüncü ‘şey’ doğamayacak. Sol/sosyalistler kazanırsa, üçüncü ‘şey’in yerine geçmeyi başarabilirse, yalnızca Fransa’da değil, genelde insanlığın ‘yaşam dünyalarında’ (Türkiye’de bile olsak) bir değişiklik olasılığı doğacak! Gezi’de de karşımıza gelen olasılık bu değil miydi?”[166]

Bu tabloda Sarı Yelekliler hareketi açısından, kim ne derse desin; nasıl sunarsa sunsun “Lidersiz olması isyanı sosyolojik anlamda yenilikçi kılmakla birlikte; büyüyüp gelişme olasılığını zayıflatıyor.”[167]

Bu kavranmalıdır. Üzüntüyü aşıp, öfkeye; kendiliğindenliği devrimci praksise tahvil etmeden, ne yapılırsa yapılsın kalıcı hiçbir çözüm mümkün değildir.

Durmadan “Üzülüyoruz, çok üzülüyoruz. Çoğunluk, kendi hâlimize de değil, dünyaya üzülüyoruz…

Dünyanın hâline üzülüyoruz, hayvanlara üzülüyoruz, göçmenlere üzülüyoruz, çocuklara ve doğaya üzülüyoruz, fütursuzluğa, haksızlıklara, bedelini masumların ödediği savaşlara, toplu kıyımlara üzülüyoruz. Ve bazen üzüntünün canımıza tak ettiği yerde, böyle bir dünyada yaşıyor olmaktan utanç duyuyoruz. Üzüntü ve utanç, bir çok kesimle ortaklaştığımız yegâne zemin hâline geliyor adeta…

Peki bu kadar üzüntü ne işe yarıyor? Şayet yaramıyorsa, ‘boşuna’ üzülüp kahrolmaktan vaz mı geçmeli? Üzüntüyü yenmek üzere kendimizi mutluluk endüstrisinin tekniklerine mi teslim etmeli Yoksa başka bir şeye mi dönüştürmeli bu pasif duygu selini?

Godard’ın 2018 yılında Cannes’da gösterilen son filmi ‘İmge Kitabı/ Le Livre d’Image’da şöyle bir cümle geçiyor: ‘Dünya için, hiç bir zaman onu değiştirmeye yetecek kadar üzülmüyoruz’…

Bizim de en çok öfkeye ihtiyacımız var. Kendi kuyusunu kazan bir ırk olarak, hayvanlardan öğreneceğimiz sayısız şeyden biri öfke olmalı. Çivisi çıkmış dünyaya müdahele etmenin yolu üzüntüden değil, öfkeden geçiyor çünkü…

Hatırlanırsa 2011 Mayıs’ında İspanya’da kemer sıkma politikalarına karşı halkı sokağa döken hareketin ismi ‘Los Indignados/ Öfkeliler’ idi. Hareketin sonradan ülkeyi yönetmeye talip olacak kadar iddialı Podemos gibi -sonuçları tartışılır- bir siyasi örgütlülüğe evrilmesi, öfkenin potansiyel gücüne iyi bir örnek. Gezi direnişinin en popüler sloganlarından biri de öfkeye güzelleme yapmıyor muydu: ‘Sinirlenince çok güzel oluyorsun Türkiye!’

‘Direniş, öfkeden doğar’ diyordu, toplama kampından sağ kurtulmayı başarmış, hayatı direnişlerle geçmiş sosyalist Stéphane Hessel, 2010’da 92 yaşındayken yazdığı ‘Öfkelenin/ Indignez-Vous!’ başlıklı kitabında: ‘Sizlere empoze edilen bir dünya bakışından tiksindiğinizi, kızdığınızı gösterecek, insana has en basit tepkileri verin! Öfkelenin!’…”[168]

Kuşku yok: Sarı Yelekliler biz(ler)e yeniden (üzüntü yerine) öfkelenmenin ne kadar gerekli ve değerli olduğunu hatırlattılar; bunun altını özenle çizdiler…

Tıpkı Aydın Selcen’in, “Tarihin sonundan söz ederken, bildiğimiz anlamda siyasetin sonuna gelmiş olabilir miyiz?”[169] sorusundaki üzere!

Düzeniçi, burjuva siyasetin sonlanacağı bir sınırda, isterseniz ufuktayız artık…

Bize yeniden, devrimin güncelliğini gündem maddesi kılan, sosyalist bir uygarlık düşü gerek.

Sürdürülemez kapitalist çürümüşlüğü aşacak uygarlık düşü.

Böylesi bir düşün gerçekleştirilebilmesi için elimizde işçi sınıfından başka kaldıraç yok.

Sınıflı toplumlara son verecek tarihsel atılımın öznesi olarak işçi sınıfı, yeni bir uygarlığın omurgası ve tarihi yeniden biçimlendirecek aslî eksendir.

Bu noktada Marksist-Leninist gelecek tahayyülü açısından, yeniden, “öncü/ parti”[170] ile “kurucu özne/ işçi sınıfı” diyalektiğine müracaat etmek “olmazsa olmaz”dır.

“İyi de işçi sınıfının hâli” mi?

Herkesin malumu: İşçi sınıfı mücadele ettikçe bilinçlenip, örgütlenerek devrimcileşir.

O hâlde, siyasal iktidarın fethi için olması gereken stratejiden ile programatik/örgütsel bütünlük açısından, yeniden V. İ. Lenin’i anımsama zamanıdır.

Perry Anderson’un belirttiği gibi, V. İ. Lenin, Karl Marx’ın bilinçli olarak boş bıraktığı bu alanı doldurmaya yöneldi.

Leninist Parti, sınıf bilinci, ittifaklar, hegemonya gibi başlıkların her birinin stratejisini oluşturan devrimci bütünlüğün odağıydı.

Amin Maalouf’un, “Geçmişin geçmiş olması için, zamanın geçmesi yetmez,” uyarısını kavrayamayan kimileri buna “basit tekrar” demeye kalkışmasın!

XXI. yüzyılın devrimci kuramı; doğası gereği XIX. yüzyılınkine de “benzeyecektir”; XX. yüzyılınkine de… Hatta XVIII. yüzyılınkine bile… Evet, evet başkaldırı tarihindekilerin hepsine benzeyecek, hepsinden dem alacaktır; yani süreklilik içinde yenilenmiş bir kuram olacaktır.

Ancak bu kuram V. İ. Lenin’in şu uyarısından asla vazgeçmeyecektir:

“Parti’nin, işçi sınıfının en iyi unsurlarını, bu unsurların deneyimini, devrimci ruhunu proletarya davası uğruna sonsuz fedakârlığını emmesi gerekir. Ama gerçekten bir öncü müfreze olması için, partinin devrimci teori ile hareketin yasalarının bilgisiyle, devrimin yasalarının bilgisiyle silahlanmış olması gerekir. Yoksa parti, proletaryanın mücadelesini yönetemez, proletaryaya önderlik edemez. Eğer parti, işçi sınıfının kitlesinin duygularını ve düşündüklerini kaydetmekle yetinirse, kendiliğinden hareketin kuyruğunda sürüklenirse, kendiliğinden hareketin ataletinin ve politikaya karşı ilgisizliğin üstesinden gelemezse; eğer parti, proletaryanın geçici çıkarlarının üstüne çıkamazsa, kitleleri proletaryanın sınıf çıkarlarını anlama bilinç düzeyine yükseltemezse, gerçek bir parti olamaz.

Parti, işçi sınıfından ilerde olmak zorundadır; parti, işçi sınıfından daha uzakları görebilmelidir; parti, kendiliğinden hareketin kuyruğunda sürüklenmemeli, proletaryaya önderlik etmelidir. “Kuyrukçuluk” siyasetini vaaz eden II. Enternasyonal partileri, proletaryayı burjuvazinin elinde bir alet olmaya mahkûm eden burjuva politikasının bir aracıdırlar. Ancak proletaryanın öncü müfrezesi olan ve kitleleri proletaryanın sınıf çıkarlarını anlama bilinç düzeyine yükseltebilen bir parti, ancak böyle bir parti, işçi sınıfım trade-union’culuk yolundan vazgeçmeye ve bu sınıfı bağımsız bir siyasi güç hâline getirmeye muktedirdir. Parti, işçi sınıfının siyasi önderidir…”

Evet, evet “Ne Yapmalı”nın yeniden tarihteki güncelliğine iade edilerek, mücadelenin merkezine oturtulması gerekiyor.

“Ne Yapmalı” sadece devrimci bir örgüt modeli değil; ekonomizme teslim olmadan, iradenin rolünü vurgulayarak tarihin önünü açan kolektif kaldıraçtır.

Bernsteincılık ve Legal Marksizm ile bağlarımn kopartılmasıdır.

“İşçi sınıfına siyasal bilincin ancak ‘dışarıdan’ verilebileceği, Ne Yapmalı’nın temel vurgularından biridir. Ne var ki buradaki ‘dışardan’ ifadesi daha sonra ‘işçi sınıfından olmayan’ unsurlara indirgenmiş, böyle anlaşılmıştır. Oysa asıl kastedilen, sınıfın özellikle ekonomik alandaki gündelik sorunlarının dışında kalan, ülkede siyasetin seyrettiği genel mecradır. Başka bir deyişle, işçi sınıfının siyasal bilince kendisiyle doğrudan ilgili görünmeyen alanlarda da söyleyecek sözü olmasıyla ve bu alanlara da müdahale ederek ulaşabileceği söylenmektedir. 

Lenin kimilerinin iddia ettiği gibi Ne Yapmalı’da kendiliğinden hareketi küçümsememekte, onu gerçek devrimci hareketin önünde bir engel olarak görmemektedir; kendiliğinden hareketin kendi başına ileriye gidemeyeceğini, siyasal bilinci kendiliğinden getirmeyeceğini, bu hareketin kendisi için harekete taşınmak durumunda olduğunu söylemektedir.

Ne Yapmalı’daki önemli noktalardan biri de hareket ile örgüt arasındaki diyalektik ilişkidir. ‘Hareket’, işçi sınıfının olsun başka toplumsal kesimlerin olsun mevcut düzene karşı tepkilerinin tetiklediği dinamizmdir. Bu anlamda hareket örgütü gereksiz kılmayacağı gibi örgüt de ne kadar gelişkin ve mükemmel olursa olsun hareketi ikame edemez. Sonuçta, teorik düzlemde ayrı ayrı değerlendirilmesi mümkün olan hareket ve örgüt pratikte mutlaka birlikte yürümeli, birbirini beslemelidir…

Lenin’in örgüt modelinin temelinde, kalıcı öz olarak, dışardan bilinç, öncülük ve devrim perspektifi vardır.”[171]

Bu çerçevede toparlarsak: XXI. yüzyılın büyük toplumsal patlamalar yüzyılı olacağı ve bunların kendini küresel düzeyde zincirleme olaylar olarak gösterebileceği artık hemen herkesin kabul ettiği bir olgudur. Dolayısıyla yeni bir büyük tarihsel çalkantılar dönemine girmiş bulunuyoruz. İnsanlık, kapitalist sistemin kudurganlığına, emperyalist barbarlığa karşı çıkış yolunu bir kez daha devrimlerde arayacaktır. Devrimci süreçlere ve giderek devrimlere varabilecek ilk öncü sarsıntılar şu veya bu biçimde dünyanın dört bir tarafında şimdiden yaşanmaktadır.

Fransa bunun bir örneğiyken; Sarı Yelekliler akaryakıt zamlarının ertelenmesi gibi olumlu bir sonuç almış görünseler de, çok zaman bu tür kendiliğinden isyan hareketlerinden bir sonuç almak mümkün olmaz ve hareket zaman içinde sönümlenip gider. Bu nedenle, emek gibi toplumsal güçler ile sol partiler gibi siyasal güçlerin örgütlü ve süreklilik taşıyan direnişine dönüşmedikçe bu toplumsal hareket ve protestoların amacına ulaşmasının mümkün olmadığı söylenir ki, yanlış değil.

Ulaşılan ufukta kitleler kapitalizmin sonuçlarına karşı büyük çaplı eylemli tepkiler vermektedir. Ama bu tepkilere bilinç ve örgütlülük planında yön vermeyi, onu doğru hedeflere yöneltebilmeyi ancak devrimci bir siyasal örgütlenme başarabilir. Dünyanın çeşitli yerlerinde patlak veren sınıf ve kitle hareketleri, öncü partinin ne denli yakıcı bir ihtiyaç olduğunu ortaya koymaktadır.

 

TOPLUM PSİKOLOJİSİNDEKİ DEĞİŞİM

 

Karl Marx’ın, “İnsanlığın soyluluğu, çalışma ile sertleşmiş çehrelerde parlar,”[172] sözleriyle betimlenmesi mümkün olan Sarı Yelekliler ile -küresel düzeyde- toplum psikolojisi değişti; daha da değişecek…

“Birçok dükkân, özellikle küçük yerler, ‘sunta önlemi’ni almamışlardı. Bir kafe sahibi kendisiyle yapılan röportajda, ‘Siz dükkânınızın önüne barikat kurmayacak mısınız’ sorusuna ‘Ben ne kuracağım. Macron kendi önüne barikat kursun, gösteriler ona karşı’ diye cevap verdiğini anlatıyordu,”[173] olgusu buna önemli bir örnektir.

Ayrıca ‘Handelsblatt’ gazetesindeki “Macron’un Yaşadıkları Avrupa’ya Korkuyu Öğretmeli” başlıklı yazısında Thomas Hanke’nin aktardıkları gibi: “Fransız kentlerinde bina duvarlarında enteresan çağrılar okunuyor. ‘Giyotinleri getirin!’, hatta ‘Macron’un kafasını uçurun!’ Ve ahlâklı aile babaları, ‘İster seçilmiş olsun ister olmasın, o bizim başkanımız değil’ diye bağırıyorlar.”[174]

Fransa’da hiçbir şey eskisi gibi olmayacak… Fransa’da yapılan bir anket, toplumsal eğilimlerin radikal değişimler gösterdiğini ortaya koyuyor.[175]

Sarı Yelekliler’in sokakları fethettiği Fransa’daki bir kamuoyu anketi, toplumun önemli bir dönüşüm içinde olduğunu gösterdi.

Ankete göre Fransızların yüzde 70’i demokrasinin iyi çalıştığına inanmıyor. Sadece yüzde 11’i politik partilere güven duyuyor. Ve yine sadece yüzde 24’ü medyaya inanıyor.

Bloomberg’de yer alan anket sonuçlarına göre, Sarı Yelekliler isyanı ile birlikte daha yakından gözlenen bir durum da kendini açığa vuruyor. Gençlerin yüzde 63’ü büyük bir çaplı isyanın parçası olmaya hazır olduğunu söylüyor.[176]

Nâzım Hikmet’in, “Pişman değilim yaşadıklarımdan,/ öfkem belki de yaşayamadıklarımdan,” dizelerini anımsatan koordinatlarda Sarı Yelekliler ile ok yaydan çıktı; denizler dalgalanmadan da durulmayacağa benziyor artık.

İyi de; “Radikal solun ağır bastığı bu hareket devrimci bir mecraya girebilir mi? Bunun kolay olabileceğini herhâlde kimse söyleyemez. Başta gelen neden de kuşkusuz Sarı Yeleklilerin örgütsüz, programsız ve lidersiz olmalarıdır. Sosyolog Edgar Morin’in dediği gibi ‘Başlangıçta hareketin başarısını sağlayan bu unsurlar, sonunda onu yenilgiye sürükleme riski taşımaktadır’…”[177]

 

27 Aralık 2018 12:42:11, İstanbul.

 

N O T L A R

[1] Kaldıraç, No:210, Ocak 2019…

[2] Pierre Bourdieu.

[3] Mehmet Tanlı, “Varlık İçinde Yokluğa Karşı Ayaklanan Sarı Yelekliler Fitili Ateşlediler”, 19 Aralık 2018… http://www.avrupa-postasi.com/varlik-icinde-yokluga-karsi-ayaklanan-sari-yelekliler-fitili-ateslediler-makale,2265.html

[4] Soli Özel, “… ‘Kitlenin Ahlâki Ekonomisi’ Olarak Sarı Yelekliler”, 16 Aralık 2018… http://t24.com.tr/yazarlar/soli-ozel/kitlenin-ahlaki-ekonomisi-ve-sari-yelekliler,21080

[5] Meryem Koray, “Dünya Ahvali ‘Sarı Yelekliler’in’ Düşündürdükleri-1…”, Birgün, 7 Aralık 2018, s.8.

[6] Ergin Yıldızoğlu, “Tehlikenin Farkında mısınız?”, 10 Aralık 2018… http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1165103/Tehlikenin_farkinda_misiniz_.html

[7] Mine G. Kırıkkanat, “Sarı Yelekli İsyanı”, Cumhuriyet, 9 Aralık 2018, s.16.

[8] Erich Fromm, İtaatsizlik Üzerine-Özgürlük Neden Otoriteye ‘Hayır’ Demektir?, Çev: Nurdan Soysal, Say Yay., 2014.

[9] Karl Marx, Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i, Çev: Sevim Belli, Sol Yay., 1966.

[10] “Geçmişe herhangi bir referansı olmayan ve büyük ölçüde kendiliğinden özellikler taşıyan yığınsal hareketlenmeler (bünyesindeki sağ ve sol birlikte) bugünü, zamanımızı yaşarken, gene sağda olsun solda olsun belirli bir formasyona, tarih bilgisine sahip olanlar, günümüzü hep geçmişe referansla ve geçmişin mercekleriyle anlamlandırma çabasındadır… Başka bir deyişle, kitlesel ve kendiliğinden olanın ‘üzerine çöken’, güncelden başka hiçbir şey yoktur; buna karşılık teorisiyle XIX. yüzyıl, pratikleriyle de XX. yüzyıl, günümüzde tarih bilgisine (‘bilincine’ değil, o başka bir şey) sahip olanların ‘üzerine çökmüş’ durumdadır…” (Metin Çulhaoğlu, “Sarı Yelekliler, Sovyetler ve Bolşevikler”, 8 Aralık 2018… https://ilerihaber.org/yazar/sari-yelekliler-sovyetler-ve-bolsevikler-92029.html)

[11] “Çok sayıda yorumcu, Sarı Yelekliler olayını 1789 Fransız ihtilaline dayandırmaktadır, ama az da olsa bazı Fransız tarihçiler bu olayı daha da geriye götürerek, Orta çağ’da, 1358 yılında Jakri (Jacquerie) olayına benzetmektedir. Olay, Paris bölgesin de köylülerin kendilerinin haklarını gasp eden zenginlerin Şatolarına yaptığı saldırılardır. Sosyal, politik ve ekonomik olayların şekil ve içerik olarak birbirlerine benzemesi olağandır. Ancak, olayların analizlerin de zamanın koşullarını ve ruhunu da dikkate almak gerekir. Avrupa beşeri tarihinde, Sosyal, ekonomik ve politik olaylar daha çok Fransa ve İngiltere de görülmektedir. Bu iki halkın, hak arama geleneği, protesto ruhu ve eylem pratiği diğer halklara göre daha fazladır ve dünyaya örnek olmuştur. Sarı Yelekliler olayı da tarihte yerini alacak ve yeni nesillere örnek oluşturacaktır.” (Nurzen Amuran, “Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haydar Çakmak: Sarı Yelekliler Yeni Nesillere Örnek Oluşturacak”, 16 Aralık 2018… https://odatv.com/sari-yelekliler-yeni-nesillere-ornek-olusturacak-16121813.html)

[12] Abel Mestre, “Sarı Yelekliler: Herkes Kendi Devrimini İstiyor”, Le Monde… https://www.lemonde.fr/societe/article/2018/12/09/gilets-jaunes-chacun-cherche-sa-revolution_5394708_3224.html

[13] Mine G. Kırıkkanat, “Sarı Yelekli İsyanı”, Cumhuriyet, 9 Aralık 2018, s.16.

[14] “Zamdan İstifaya Sarı Yelekliler İsyanı”, Yeni Yaşam, 10 Aralık 2018, s.9.

[15] Mustafa Balbay, “68’in 50 Yılında Fransa!”, Cumhuriyet, 11 Aralık 2018, s.9.

[16] İklim Öngel, “Macron’la Birlikte Avrupa’da Korkuyor”, Cumhuriyet, 10 Aralık 2018, s.9.

[17] Sigmund Freud, Psikanalize Giriş Dersleri, Çev: Selçuk Budak, Öteki Yay., 6. baskı, 2016.

[18] “Fransa’da On Binleri Polis Şiddeti ve Gözaltı Karşıladı”, 9 Aralık 2018… https://www.birgun.net/haber-detay/fransa-da-on-binleri-polis-siddeti-ve-gozalti-karsiladi-hayatta-kalmak-degil-yasamak-istiyoruz-239530.html

[19] Sinan Reis, “Tüm Yönleriyle Sarı Yelekliler”, 13 Aralık 2018… https://www.halimiz.com/tum-yonleriyle-sari-yelekliler/

[20] Ürün Güner, “Fransa’da Söz de Sokaklar da Halkın”, 13 Aralık 2018… https://www.halimiz.com/fransada-soz-de-sokaklar-da-halkin/

[21] H. Selim Açan, “Ayağımızı Yere Bas(a)mamak”, 29 Kasım 2018… https://gazete.alinteri1.org/ayagimizi-yere-basamamak

[22] “Sarı Yelekliler Her İki Sınıfı da Yeniden Düşünmeye Zorluyor”, 11 Aralık 2018… http://devrimciproletarya.net/sari-yelekliler-her-iki-sinifi-da-yeniden-dusunmeye-zorluyor/

[23] Sungur Savran, “Sarı Yeleklilerin Dersi: Tek Yol Devrim!”, 8 Aralık 2018… https://gercekgazetesi.net/uluslararasi/sari-yeleklilerin-dersi-tek-yol-devrim?

[24] “Fransa’da İsyan Büyüyor”, Yeni Yaşam, 8 Aralık 2018, s.9.

[25] “Kırıntı Değil Ekmeğin Tamamı”, Birgün, 8 Aralık 2018, s.5.

[26] BBC, “France Yellow Vest Protests: Macron Promises Wage Rise”, 10 Aralık 2018.

[27] “Fransa’da Yelekler Elden Ele!”, Evrensel, 8 Aralık 2018, s.10.

[28] Ceren Çıplak Drillat-Süleyman Tosunoğlu, “Macron’un Fransa’sı Halkın Fransa’sına Karşı”, Cumhuriyet, 9 Aralık 2018, s.11.

[29] “Yoksulluğa karşı mücadele etmek amacıyla kurulan Oxfam adlı uluslararası araştırma kurumunun 2018 yılı raporuna göre, dünyadaki refahın yüzde 82’si nüfusun yüzde 1’inin elindedir. Sınıflar arası uçurumun bu kadar derin yaşandığı bir dünyada güvenliğin, huzurun ve barışın sağlanması olanaklı değildir.” (Örsan K. Öymen, “Fransa’nın Düşündürdükleri”, Cumhuriyet, 10 Aralık 2018, s.9.)

[30] Arzu Torun, “Fransa’da Sarı Yelekliler İsyanı”, 3 Aralık 2018… https://noktahaberyorum.com/fransada-sari-yelekliler-isyani-arzu-torun.html

[31] Fatih Kıyman, “Anne Sabourin: Toplumun En Görünmeyen Kesimi Sesini Yükseltti”, 9 Aralık 2018… https://www.birgun.net/haber-detay/toplumun-en-gorunmeyen-kesimi-sesini-yukseltti-239529.html

[32] Fransa’daki Renaissance Ouvriere Révolutionnaire (ROR)’ göre, “İşçi sendikalarının ve özel olarak da CGT’nin eylemlere karşı husumet tavrı ise yerini bir çeşit rekabete bıraktı. İlk iki hafta eylemleri eleştirmekle yetinen CGT, 1 Aralık’ta, Sarı Yeleklilere alternatif olarak, République (Cumhuriyet) Meydanı’nda kendi eylem çağrısını yaptı. Aynı gün Sarı Yelekliler eyleminin polisle yoğun ve sert bir fiziksel mücadeleye tanık olması sonrasında ise CGT, 6 sendika konfederasyonu ile birlikte eylemcilerin şiddetini eleştiren ve ‘toplumsal diyalog’ talep eden bir çağrı yayınladı. Fakat belirtilmesi gereken nokta, CGT liderliğinin, bu mücadele kaçkını pozisyonda ısrarcı olurken tabanının kontrolünü gitgide yitirmesi. 1 Aralık’ta CGT eylemine, alışılmadık düzeyde düşük bir katılımla yaklaşık 2 bin kişi gelirken, birçok CGT militanı Sarı Yelekliler eyleminde, özellikle de demiryolu işçileri etrafında oluşan kortejde yer aldı. CGT’nin ‘toplumsal diyalog’ açıklamasını ise, CGT’nin kimya sektöründeki sendikası ‘hareketin sırtına saplanmış bir hançer’ olarak niteleyerek, açıklamayı desteklemediğini belirtti. Henüz Orléans gibi birkaç şehirle sınırlı kalsa da, Sarı Yelekliler ve CGT eylemlerinin birleştiği durumlar da yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.” (Salih Nerimanoğlu, “Dört Hafta, İki Yumruk: Sarı Yelekliler Daha Yeni Başlıyor”, 14 Aralık 2018… https://gercekgazetesi.net/uluslararasi/dort-hafta-iki-yumruk-sari-yelekliler-daha-yeni-basliyor)

[33] Ragıp Duran, “Kral Macron’un Beti Benzi Sapsarı”, 10 Aralık 2018… https://www.artigercek.com/yazarlar/ragipduran/kral-macron-un-beti-benzi-sapsari

[34] Robert Hunzıker, “Sarı Yelekliler’den Sonra Sırada Ne Var?”, 17 Aralık 2018… https://www.birgun.net/haber-detay/sari-yelekliler-den-sonra-sirada-ne-var-240455.html

[35] #giletsjaunes #act4 #round4 #yellowwests #france #paris #sarıyelekliler

[36] Thierry Meyssan, “Batı Kendi Çocuklarını Nasıl Yiyip Yutuyor?”, 9 Aralık 2018… http://intizar.web.tr/alintilar/haber/7330/bati-kendi-cocuklarini-nasil-yiyip-yutuyor

[37] Ceren Çıplak Drillat-Süleyman Tosunoğlu, “Macron’un Fransa’sı Halkın Fransa’sına Karşı”, Cumhuriyet, 9 Aralık 2018, s.11.

[38] Özlem Yüzüak, “Sarı Yelekliler ve Ötesi…”, Cumhuriyet, 7 Aralık 2018, s.11.

[39] Ali Sirmen, “Çanlar Kimin İçin Çalıyor?”, Cumhuriyet, 11 Aralık 2018, s.4.

[40] Ercüment Akdeniz, “Sarı Yeleklerin Kırmızı Yeleklilerle İmtihanı”, Evrensel, 9 Aralık 2018, s.7.

[41] Ahmet İnsel, “Sarı Yelekle İfade Edilen Hınç ve Öfke”, Birikim Dergisi, 4 Aralık 2018… http://www.birikimdergisi.com/haftalik/9235/sari-yelekle-ifade-edilen-hinc-ve-ofke?

[42] Abdulmelik Ş. Bekir, “İflas Eden Sistemin Mezar Kazıcıları: Sarı Yelekliler”, 10 Aralık 2018… http://gazetekarinca.com/2018/12/iflas-eden-sistemin-mezar-kazicilari-sari-yelekliler-abdulmelik-s-bekir

[43] Serdar Kazak, “Fransa’da İsyan!”, 28 Kasım 2018… http://gazete.red/fransada-isyan/#comment-2984

[44] Mahmut Hamsici, “Sarı Yelekliler İsyanı: ‘Küçük İnsanlar’ Macron’a Nasıl Geri Adım Attırdı?”, 12 Aralık 2018… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/1167332/

[45] “Fransa’daki Sarı Yelekliler Hareketi: Sınıfsal Yapı ve Siyasal Eğilimleri Nedir?”, 15 Aralık 2018… https://www.politez.com/detail/politez-/9246/fransadaki-sari-yelekliler-hareketi-sinifsal-yapi-ve-siyasal-egilimleri-nedir

[46] Onur Öncü, “Jalal Haddad: Sarı Yelekliler Kimler?”, https://ozguruz1.org/tr/2018/12/14/iktidar-artik-onlara-seslenmiyor-sessiz-cogunlugun-onlara-destegini-cekmesini-bekliyor/

[47] Le Monde, 12 Aralık 2018.

[48] Taner Timur, “Sarı Yelekliler ve Dip Dalgası”, 16 Aralık 2018… https://www.birgun.net/haber-detay/sari-yelekliler-ve-dip-dalgasi-240356.html

[49] “Fransa’da Dinmeyen Öfke”, 10 Aralık 2018… https://www.gazetepatika8.com/fransada-dinmeyen-ofke-27450.html

[50] Ahmet Cengiz, “Fransa’dan Öğreneceklerimiz…”, Evrensel, 9 Aralık 2018, s.8.

[51] Tarık Şengül, “Sarının Makûs Talihini Yenmek!”, Birgün, 8 Aralık 2018, s.5.

[52] “Peki, Sarı Yelekliler arasında Le Pen’in ‘Ulusal Cephe’sine eğilimli kişilerin olması ve bunun belirli röportajlarla kanıtlanmasına ne denecek? Olağan mı bu? ‘Solculuk’u insan hakları ve laisizm savunuculuğuyla sınırlama eğiliminde olan ve tanımladıklarına uygun ‘saf sol’ arayan elitist liberal solcular sınıf mücadelesinin yerine solculuğu geçirir ve kafalarındaki tanıma uymayan eylemleri ilerici saymazlar. Bir sarı yelekli eylemci sağcı fikirler dile getirdi mi, bitmiştir, eylem desteklenebilir olmaktan çıkar!

Oysa fazla geriye değil, iş kolu çapında yayılan Metal Fırtına’ya bakalım. Hangi işçi solcuydu? Ezici çoğunluğu MHP ve AKP’yi desteklemiş işçiler greve çıkıp direnişe geçmiş, günlerce ‘Fırtına’yı sadece tekellere değil hükümete de dayatmıştı. Sadece olağan olmakla kalmaz, sağcı ya da solcu oldukları önemsizleşerek işçilerin eyleme geçmesi, tam da sınıf mücadelesine işarettir. İşçiler mücadele içinde eğitimden geçecek ve sonunda kendi iktidarlarına yürüyeceklerdir.” (Mustafa Yalçıner, “Sarı Yelekleri Kuşanarak…”, Evrensel, 9 Aralık 2018, s.7.)

[53] Gürer Mut, “Sarı Yelekliler Kazandı mı?”, Cumhuriyet, 23 Aralık 2018, s.11.

[54] İrfan Çaralan, “… ‘Sarı Yelekliler’ Nasıl Bir Mücadele Alanı Açıyor?”, Evrensel, 9 Aralık 2018, s.3.

[55] Önder İşleyen, “Fransa’da Öfke, Hareket, Siyaset”, Birgün Pazar, No:613, 9 Aralık 2018, s.5-6.

[56] Mine Söğüt, “İsyankâr Halklar”, Cumhuriyet, 12 Aralık 2018, s.6.

[57] 4 Aralık 2018’de France Inter’e konuşan Mayıs 68 öğrenci hareketinin lider ismi Daniel Cohn-Bendit’in, Sarı Yelekliler’in sorunlarına karşı tepkisiz kalması ve devletin uyguladığı şiddeti yüzeysel bir kınamayla geçiştirmesi büyük tepki almasına neden oldu. Tam bu sırada, ünlü model Pamela Anderson kişisel sosyal medya hesabından paylaştığı, “Bu kavga kentin seçkinleri ile kırsalın yoksulları arasında. Dünyada eşitsizlikten bıkmış yüzde 99’un geriliminin sonucu bu…” mesajı sosyal medyada yankı uyandırdı. (Gürer Mut, “Sarı Yelekliler Kazandı mı?”, Cumhuriyet, 23 Aralık 2018, s.11.)

[58] Metin Yeğin, “Sarı Yeleklilerin Kahveden Arkadaşları Geliyor”, 16 Aralık 2018… https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/12/16/sari-yeleklilerin-kahveden-arkadaslari-geliyor/

[59] Ergin Yıldızoğlu, “Toplumun Gerçeği Olarak Sokak”, Cumhuriyet, 20 Aralık 2018, s.11.

[60] Ahmet Murat Aytaç, “Kitlesel Protesto: Sarı Yeleklileri Nasıl Anlamalı?”, 12 Aralık, 2018… https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/12/12/kitlesel-protesto-sari-yeleklileri-nasil-anlamali/

[61] Kelebek etkisi: bir sistemin başlangıç verilerindeki küçük değişikliklerin büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilmesine verilen addır. Amazon Ormanları’nda bir kelebeğin kanat çırpması, ABD’de fırtına kopmasına neden olabilir.

[62] Gazi Şahin, “Sarı Yelekliler Niye İsyan Ediyor?”, 3 Aralık 2018… https://marksist.org/icerik/Dunya/10955/Sari-Yelekliler-niye-isyan-ediyor

[63] Georges-Eugéne Hausmann’ın Paris’e damgasını vuran geniş bulvarları açarken iki amacı vardı: i) Barikat kurmayı olanaksız hâle getirmek. ii) Askeri garnizondan işçi mahallelerine kadar en hızlı ve doğrudan ulaşımı sağlamak.

[64] “Fransa’da ‘Sarı Yelekliler’ Sokakta: 2 Bin Noktada 283 Bin Eylemci”, Halkın Sesi, Yıl:13, No:323, 21 Kasım-4 Aralık 2018, s.10.

[65] “Fransa’da Dün Gözaltına Alınan Sarı Yelekliler’in Sayısı Açıklandı”, 16 Aralık 2018… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/1172229/

[66] “Sarı Yelekliler Eyleminde Ölen Sayısı 10’a Yükseldi!”, 22 Aralık 2018… http://rojnameyanewroz1.com/sari-yelekliler-eyleminde-olen-sayisi-10-yukseldi-13776.html

[67] BBC Türkçe’nin haberine göre, Sarı Yelekliler eylemlerin beşinci haftasında 33 bin 500 kişi sokaklara çıktı, bu bir önceki haftanın neredeyse yarısına işaret ediyordu. (“… ‘Sarı Yelekli’ Eylemlerinde Beşinci Hafta: Katılım Yarıya İndi”, 15 Aralık 2018… http://www.diken.com.tr/sari-yelekli-eylemlerinde-besinci-hafta-katilim-yariya-indi) Konuya ilişkin olarak AFP’ye konuşan 49 yaşındaki işçi Francis Nicolas, “Bu biraz hayal kırıklığı yarattı. Daha fazla insan bekliyorduk ancak bu hareket bitmeyecek,” dedi. (“Sarı Yelekliler: Fransa’da Sokaklara Çıkan Eylemcilerin Sayısı Yarıya Düştü”… https://ozguruz1.org/tr/2018/12/16/sari-yelekliler-fransada-sokaklara-cikan-eylemcilerin-sayisi-yariya-dustu/)

[68] “Sarı Yelekliler Yine Paris Sokaklarında: 1 Yaralı, 95 Gözaltı”, 15 Aralık 2018… https://www.birgun.net/haber-detay/sari-yelekliler-yine-paris-sokaklarinda-1-yarali-95-gozalti-240324.html

[69] “Sarı Yelekliler Eyleminin 6. Haftasına Dair”, 25 Aralık 2018… http://www.kizilbayrak41.net/ana-sayfa/duenya/haber/-/sari-yelekliler-eyleminin-6-haftasina-dair/

[70] Süleyman Tosunoğlu, “Meydanları Bırakmadılar”, Cumhuriyet, 16 Aralık 2018, s.15.

[71] “Macron’a ‘Boş Konuşma, Somut Adım At’ Çağrısı”, 14 Aralık 2018… http://sendika63.org/2018/12/sari-yelekliler-cumartesi-ulke-genelinde-eylemde-macrona-bos-konusma-somut-adim-at-cagrisi-522290/

[72] “Hayatta Kalmak Değil Yaşamak İstiyoruz”, Birgün, 9 Aralık 2018, s.4.

[73] Metin Yeğin, “Sarı Yelekliler Sağcı mı?”, 12 Aralık 2018.. https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/12/12/sari-yelekliler-sagci-mi/

[74] “Sarı Yelekliler Anlatıyor: Neden Sokaklara Çıktılar?”, 11 Aralık 2018… https://www.artigercek.com/haberler/sari-yelekliler-anlatiyor-neden-sokaklara-ciktilar

[75] Ceren Çıplak Drillat-Süleyman Tosunoğlu, “Macron’u Sallıyorlar”, Cumhuriyet, 8 Aralık 2018, s.9.

[76] Eren Araman, “Ayaklarımızdaki Prangalardan Sıkıldık”, Evrensel, 8 Aralık 2018, s.11.

[77] Jean Baudrillard, Simülakrlar ve Simülasyon, Çev: Oğuz Adanır, Doğu Batı Yay., 2003.

[78] “Macron’a ‘Boş Konuşma, Somut Adım At’ Çağrısı”, 14 Aralık 2018… http://sendika63.org/2018/12/sari-yelekliler-cumartesi-ulke-genelinde-eylemde-macrona-bos-konusma-somut-adim-at-cagrisi-522290/

[79] Ceren Çıplak Drillat, “Duvardaki ‘Sarı Yelekliler’…”, Cumhuriyet, 11 Aralık 2018, s.7.

[80] Francebleu, 5 Şubat 2018.

[81] Nurzen Amuran, “Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haydar Çakmak: Sarı Yelekliler Yeni Nesillere Örnek Oluşturacak”, 16 Aralık 2018… https://odatv.com/sari-yelekliler-yeni-nesillere-ornek-olusturacak-16121813.html

[82] “Fransa’da Emeklilerden Eylem: ‘Geçinemiyoruz’…”, 18 Aralık 2018… https://www.birgun.net/haber-detay/fransa-da-emeklilerden-eylem-gecinemiyoruz-240649.html

[83] “Fransa’da Sarı Yelekliler’in Ardından Öğrenciler Sokakta: 700’den Fazla Liseli Gözaltına Alındı”, 7 Aralık 2018… http://sendika63.org/2018/12/fransada-sari-yeleklilerin-ardindan-ogrenciler-sokakta-700den-fazla-liseli-gozaltina-alindi-521328/

[84] “Fransa’da Kağıtsızlar Hareketi Sokaktaydı: Her Yerde Polis Var, Hiçbir Yerde Adalet Yok”, 19 Aralık 2018… http://sendika63.org/2018/12/fransada-kagitsizlar-hareketi-sokaktaydi-her-yerde-polis-var-hicbir-yerde-adalet-yok-523016/

[85] “Sarı Yelekliler Eylemi 5. Haftasını Geride Bıraktı”, 18 Aralık 2018… http://www.kizilbayrak41.net/ana-sayfa/duenya/haber/-/sari-yelekliler-eylemi-5-haftasini-geride-birakti/

[86] “Fransa’daki Gösteriler Yüzünden AVM’ler 2 Milyar Avro Zararda”, Hürriyet, 17 Aralık 2018… http://www.hurriyet.com.tr/dunya/fransadaki-gosteriler-yuzunden-avmler-2-milyar-euro-zararda-41055142

[87] “Ekonomik Hasar Ne Kadar Kötü?”, 10 Aralık 2018… https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-46514571

[88] Oktay Yıldız, “Sarı İsyan Fransa’yı Sarsıyor”, 7 Aralık 2018… http://www.imp-news.com/tr/news/38505/sari-isyan-fransayi-sarsiyor

[89] “Devletlerin Hepsi Aynı: Macron Halka Saldıran Polislere Teşekkür Etti”, 9 Aralık 2018… https://marksist.org/icerik/Dunya/11000/Devletlerin-hepsi-ayni-Macron-halka-saldiran-polislere-tesekkur-etti

[90] “Fransa İçişleri Bakanından ‘Sarı Yelekliler’e: Yeter Artık”, 17 Aralık 2018… https://www.birgun.net/haber-detay/fransa-icisleri-bakanindan-sari-yelekliler-e-yeter-artik-240531.html

[91] Mahmut Hamsici, “Sarı Yelekliler İsyanı: ‘Küçük İnsanlar’ Macron’a Nasıl Geri Adım Attırdı?”, 12 Aralık 2018… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/1167332/

[92] Cenk Ağcabay, “Sarı Yelekliler’in IŞİD’le İmtihanı”,13 Aralık 2018… http://sendika63.org/2018/12/sari-yeleklilerin-isidle-imtihani-cenk-agcabay-522203/

[93] “Sarı Yelekler: Saldırıyı Fransa Yönetimi Organize Etti”, 13 Aralık 2018… https://tr.sputniknews.com/avrupa/201812131036605921-sari-yelekler-saldiriyi-fransa-yonetimi-organize-etti/

[94] “Sarı Yelekliler Bir Kez Daha Sokağa Çıkıyor”, 14 Aralık 2018… https://www.birgun.net/haber-detay/sari-yelekliler-bir-kez-daha-sokaga-cikiyor-240230.html

[95] Philippe Wojazer, “Fransa Hükümet Sözcüsü: Hükümeti Devirmek İstiyorlar, Silah Dağıtılabileceği İstihbaratı Var”, 7 Aralık 2018… https://tr.sputniknews.com/avrupa/201812071036525248-fransa-hukmet-sozcusu-hukumeti-devirmek-istiyorlar-silah-dagitilabilecegi-istihbarati-var/

[96] “Le Figaro, Sarı Yeleklileri Darbeci İlan Etti”, 6 Aralık 2018… http://haber.sol.org.tr/medya/le-figaro-sari-yeleklileri-darbeci-ilan-etti-252203

[97] Sputnik’in ele geçirdiği BBC’nin iç yazışmasında, bir muhabir, kanalın Paris’teki protestolarda Rusya’nın rol oynadığı iddialarına dair kanıt arayışı içinde olduğunu söylüyor. Buna göre BBC, gazetecilerinden Moskova’yı işaret eden ipucu aramalarını talep ediyor. (“BBC’den Muhabirlerine Baskı: Sarı Yelekler Protestolarında Rusya’nın Rolüne Dair Kanıt Bulmamız Lazım”, 16 Aralık 2018… https://tr.sputniknews.com/avrupa/201812161036654513-bbc-den-muhabirlerine-baski-sari-yelekler-protestolarinda-rusya-nin-rolune-dair-kanit-bulmamiz-lazim/)

[98] “Sarı Yelekliler karşısında ‘Dış Güçler’ Yalanına Sarıldılar”, 10 Aralık 2018… http://www.kizilbayrak41.net/ana-sayfa/duenya/haber/-/sari-yelekliler-karsisinda-dis-guecler-yalanina-sarildilar/

[99] “Sarı Yelekler’in Protestosu 4. Haftasında: Polisten Biber Gazlı Müdahale”, 8 Aralık 2018… https://m.bianet.org/bianet/insan-haklari/203348-sari-yelekler-in-protestosu-4-haftasinda-polisten-biber-gazli-mudahale

[100] “Fransa Başbakanı: Hata Yaptık”, Cumhuriyet, 18 Aralık 2018, s.7.

[101] “Fransa Başbakanı: Halkı Yeteri Kadar Dinlemedik; Hatalar Yaptık”, 18 Aralık 2018… https://www.birgun.net/haber-detay/fransa-basbakani-halki-yeteri-kadar-dinlemedik-hatalar-yaptik-240570.html

[102] “Fransa’da Macron ‘Yeni Önlemler’ Açıklayacak”, Evrensel, 10 Aralık 2018, s.11.

[103] “Hem Macron hem de önceki İtalya Başbakanı Matteo Renzi, başlangıçta yetenekli, hırslı ve karizmatik bir lider imajı yarattılar. Geleneksel sistemlerin çöktüğü bir ortamda hızla yükseldiler ve biri İtalya’da, öbürü de Fransa’da ülkelerinin en genç başbakanı oldu. Oysa İtalyan yorumcu Victoire Maurel ‘Hayır!’ diyor; iki siyasetçi arasındaki asıl benzerlik hızla yükselişlerinde değil, aynı hızla çöküşlerinde aranmalı.” (Taner Timur, “Sarı Yelekliler ve Dip Dalgası”, 16 Aralık 2018… https://www.birgun.net/haber-detay/sari-yelekliler-ve-dip-dalgasi-240356.html)

[104] Thierry Meyssan, “Emmanuel Macron Kime Borçlu?”… http://ozguruniversite.org/2018/12/12/2910/

[105] “Fransa Cumhurbaşkanı ‘Kapitalizmin Mozart’ı’Emmanuel Macron Oldu”, 7 Mayıs 2017… http://gazetehayir.com/fransa-cumhurbaskani-kapitalizmin-mozarti-emmanuel-macron-oldu/

[106] Eloge de la Politique, 2017.

[107] Fehim Taştekin, “Sarı Yelekliler: Neden Eve Dönmediler?”, 10 Aralık 2018… http://sendika63.org/2018/12/sari-yelekliler-neden-eve-donmediler-fehim-tastekin-gazete-duvar-521635/

[108] “Dört Hafta Sonra: Polis Şiddeti İsyanı Bastıramayınca Macron’un Aklına Diyalog Geldi”, 9 Aralık 2018… http://sendika63.org/2018/12/dort-hafta-sonra-polis-siddeti-isyani-bastiramayinca-macronun-aklina-diyalog-geldi-521584/

[109] Çiçek Şakiroğlu, “Paris’te İki Eylem: Sarı Yelekler ve İklim Yürüyüşü”, 9 Aralık 2018… https://m.bianet.org/bianet/siyaset/203351-fotograflarla-paris-te-iki-eylem-sari-yelekler-ve-iklim-yuruyusu

[110] “Macron Talepleri Kısmen Kabul Ederken Zenginlere Dokunmadı”, Yeni Yaşam, 12 Aralık 2018, s.9.

[111] “Macron: Zenginlerin Cumhurbaşkanı Değilim”, 12 Aralık 2018… https://www.artigercek.com/haberler/macron-zenginlerin-cumhurbaskani-degilim-konusmasini-altin-oda-da-yapti

[112] Ceren Çıplak Dirillat, “Okyanusta Bir Damla”, Cumhuriyet, 12 Aralık 2018, s.7.

[113] Ümit Akçay, “2019’a Panoramik Bakış: Senkronize Yavaşlama ve Solo Krizler”, 16 Aralık 2018… http://sendika63.org/2018/12/2019a-panoramik-bakis-senkronize-yavaslama-ve-solo-krizler-umit-akcay-birartibir-org-522649/

[114] Dimitris Konstantakopoulos, “Sarı Yelekler Devrimi ve Anlamı”… https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya-forum/2018/12/16/sari-yelekler-devrimi-ve-anlami/

[115] “Macron’un sarı yelekliler kararı onaylandı”, 19 Aralık 2018… http://www.kizilbayrak41.net/ana-sayfa/duenya/haber/-/macronun-sari-yelekliler-karari-onaylandi/

[116] Jalal Haddad, “Neo-Liberalizm ve Temsiliyet Krizinin Sonucu: Sarı Yelekliler”, 14 Aralık 2018… http://sendika63.org/2018/12/neo-liberalizm-ve-temsiliyet-krizinin-sonucu-sari-yelekliler-jalal-haddad-522333/

[117] Pınar Yüksek, “Alican Tayla: Fransa’da Öfke Tüm Düzene Yöneldi”, Birgün Pazar, No:613, 9 Aralık 2018, s.3-4.

[118] Metin Yeğin, “İsyan Ne Garip Şey Anne”, 20 Aralık 2018… https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/12/20/isyan-ne-garip-sey-anne/

[119] Ergin Yıldızoğlu, “Toplumun Gerçeği Olarak Sokak”, Cumhuriyet, 20 Aralık 2018, s.11.

[120] Antonio Negri, “Fransız İsyanı”, 17 Aralık 2018… http://sendika63.org/2018/12/fransiz-isyani-antonio-negri-versobooks-gazete-hayir-522684/

[121] Foti Benlisoy, “Sarı Yelekler: ‘On S’engage et Puis… On Voit”, Yeni Yaşam, 8 Aralık 2018, s.9.

[122] Meryem Koray, “Dünya Ahvali ‘Sarı Yelekliler’in’ Düşündürdükleri-2…”, Birgün, 8 Aralık 2018, s.8.

[123] Ali Aslan, “Sarı Yelekliler ve Avrupa’nın Stratejik Tercihleri”, 15 Aralık 2018… https://www.star.com.tr/acik-gorus/sari-yelekliler-ve-avrupanin-stratejik-tercihleri-haber-1417687/

[124] Cafer Tar, “Sarı Yelekliler ve Gezi İsyanı”, 15 Aralık 2018… http://www.aktuelsanat.net/sari-yelekliler-ve-gezi-isyani/

[125] Mine G. Kırıkkanat, “Sarı Yelekli İsyanı”, Cumhuriyet, 9 Aralık 2018, s.16.

[126] Mehmet Tanlı, “Sarı Yelekliler Fitili Ateşlediler”, 16 Aralık 2018… https://www.abcgazetesi.com/yazarlar/sari-yelekliler-fitili-ateslediler/haber-115912

[127] Metin Yeğin, “Döner Kavşak Demokrasisi”, 13 Aralık 2018… https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/12/13/doner-kavsak-demokrasisi/

[128] “Sarı Yelekliler Yine Sokaktaydı: Ya ‘Doğrudan Demokrasi’ Ya Hiç”, 15 Aralık 2018… http://gazetekarinca.com/2018/12/sari-yelekliler-yine-sokaktaydi-ya-dogrudan-demokrasi-ya-hic

[129] Fehim Taştekin, “Sarı Yelekliler Nereye Koşuyor?”, 17 Aralık 2018… https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/12/17/sari-yelekliler-nereye-kosuyor/

[130] Ayşen Uysal, “Sarı Yelekliler: Unutulanların Öfkesi”, 7 Aralık 2018… http://mulkiyehaber.net/sari-yelekliler-unutulanlarin-ofkesi/

[131] Geçerken aktaralım: “Devrimci Sosyal demokrasi, reformlar uğruna mücadeleyi eylemine her zaman katmıştır ve şimdi de katmaktadır. Ama sosyal-demokrasi “İktisadi” ajitasyonu, sadece hükümetten her türden önlemleri yerine getirmesini istemek için değil, aynı zamanda ( ve esas olarak ) hükümetin bir otokratik hükümet olmasına son vermesini istemek için de kullanır. Üstelik devrimci sosyal-demokrasi, hükümete karşı bu istemini yalnızca iktisadi mücadele temeli üzerine dayandırarak değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasal yaşamın genel olarak bütün alanlarına dayandırarak ileri sürmeyi görev bilir. Kısacası, devrimci sosyal-demokrasi, bütünün bir parçası olarak reformlar uğruna mücadeleyi, özgürlük uğruna ve sosyalizm uğruna devrimci mücadeleye tabi kılar.” (V. İ. Lenin, Ne Yapmalı Hareketimizin Canalıcı Sorunları, Çev: Muzaffer Erdost, Sol Yay., 1968, s.65.)

[132] Fehim Taştekin, “Sarı Yelekliler Nereye Koşuyor?”, 17 Aralık 2018… https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/12/17/sari-yelekliler-nereye-kosuyor/

[133] Dimitris Konstantakopoulos, “Sarı Yelekler Devrimi ve Anlamı”… https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya-forum/2018/12/16/sari-yelekler-devrimi-ve-anlami/

[134] “Sarı Yelekliler Bu Defa Kanada’da Ortaya Çıktı”, 16 Aralık 2018… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/1171667/

[135] “Sarı Yelekliler Eylemi İngiltere’ye Sıçradı!”, Cumhuriyet, 14 Aralık 2018… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/1170310/

[136] Süleyman Tosunoğlu, “Sarı Öfke Dinmiyor”, Cumhuriyet, 9 Aralık 2018, s.10.

[137] Oktay Yıldız, “Sarı İsyan Fransa’yı Sarsıyor”, 7 Aralık 2018… http://www.imp-news.com/tr/news/38505/sari-isyan-fransayi-sarsiyor

[138] “Sarı Yelekliler Eylemleri İsrail’e Sıçradı: 10 Gözaltı”, 15 Aralık 2018… http://siyasihaber4.org/sari-yelekliler-eylemleri-israile-sicradi-10-gozalti

[139] “Belçika’da Sarı Yelekliler’in Ardından Kırmızı, Yeşil, Mavi Yelekliler de Sokağa Çıktı”, 15 Aralık 2018… http://sendika63.org/2018/12/belcikada-sari-yeleklilerin-ardindan-kirmizi-yesil-mavi-yelekliler-de-sokaga-cikti-522421

[140] “Hollanda’da Hükümet Karşıtı Protesto”, 14 Aralık 2018… https://www.birgun.net/haber-detay/hollanda-da-hukumet-karsiti-protesto-240233.html

[141] “Arnavutluk’ta Harç Protestosu Sürüyor”, 9 Aralık 2018… http://siyasihaber4.org/arnavutlukta-harc-protestosu-suruyor

[142] “Avusturya’da 50 Bin Kişi Hükümeti Protesto Etti”, 15 Aralık 2018… https://tr.sputniknews.com/avrupa/201812151036650179-avusturya-50bin-kisi-hukumeti-protesto-etti

[143] “Yunanistan’da Binlerce Emekli Maaşlardaki Kesintileri Protesto Etti: Çaldıklarınızı Geri Verin”, 15 Aralık 2018… http://sendika63.org/2018/12/yunanistanda-binlerce-emekli-maaslardaki-kesintileri-protesto-etti-caldiklarinizi-geri-verin-522529

[144] “Macaristan’da Orban Hükümetine Protesto”, 14 Aralık 2018… https://www.artigercek.com/haberler/macaristan-da-orban-hukumetine-protesto

[145] “Sarı Yelekliler Protestoları Macaristan’a Sıçradı!”, Hermes Kommunismus, 9 Aralık 2018… https://www.facebook.com/HermesKommunismus/photos/a.401004266923709/737775163246616

[146] “40 Bin Kişilik Hükümet Protestosu: Belgrad’da Halk Sokakta”, 16 Aralık 2018… https://marksist.org/icerik/Dunya/11057/40-bin-kisilik-hukumet-protestosu-Belgradda-halk-sokakta

[147] “Karadağ’da ‘Sarı Yelek’ Sembolüyle Protesto”, 10 Aralık 2018… http://www.kizilbayrak41.net/ana-sayfa/duenya/haber/-/karadagda-sari-yelek-sembolueyle-protesto/

[148] Tunus’ta bir grup genç, Fransa’daki Sarı Yelekliler hareketinden etkilenerek Kırmızı Yelekliler hareketinin başlatıldığını duyuran bir bildiri yayınladı. Bildiride, “Bugün biz resmi olarak ilan ediyoruz; biz Tunuslu bir grup genç, Tunus’u güven yokluğundan kurtarmak için ‘Kırmızı Yelekliler’ kampanyasını örgütlüyoruz” denilirken eylemcilere göre bu hamlenin, başarısızlık, yolsuzluk, hayat pahalılığı, işsizlik, kötü yönetim, devlet kurumları üzerindeki hâkimiyet ve devam eden yoksullaşma politikalarına yanıt anlamı taşıdığı aktarıldı. (“Direniş Yayılıyor: Tunus’ta ‘Kırmızı Yelekliler’ Çağrısı”, 9 Aralık 2018… https://ilerihaber.org/icerik/direnis-yayiliyor-tunusta-kirmizi-yelekliler-cagrisi-92052.html )

[149] “Sarı Yelekliler Arap Ülkelerine İlham Veriyor”, 16 Aralık 2018… https://www.mepanews.com/sari-yelekliler-arap-ulkelerine-ilham-veriyor-22690h.htm

[150] “Ürdün’de Vergiler İsyan Ettirdi”, 8 Aralık 2018… https://www.birgun.net/haber-detay/urdun-de-vergiler-isyan-ettirdi-239463.html

[151] Lübnan Komünist Partisi’nin (LKP) çağrısıyla 16 Aralık 2018’de Beyrut’ta düzenlenen mitingde binlerce kişi ekonomik krize, soyguna ve yoksulluğa karşı sokağa indi. LKP Merkez Komite üyesi Cena Yasmin Nahal mitinge ilişkin “Geleneksel eylemci kitle dışında bir kitleyi kapsayabilmesi ve politik halk hareketini Beyrut sokaklarına taşıması anlamında da 2015’ten bu yana bir ilkti” değerlendirmesinde bulundu. Nahal ayrıca, mitingde geniş bir katılımcı profili olduğunu ve bazı eylemcilerin Fransa’daki hareketi selamlamak için sarı yelekler giydiğini belirtti. (“Beyrut’ta Binler Krize, Soyguna ve Yoksulluğa Karşı Sokağa İndi”, 17 Aralık 2018… http://sendika63.org/2018/12/beyrutta-binler-krize-soyguna-ve-yoksulluga-karsi-sokaga-indi-yalnizca-lkpnin-degil-halkin-mitingiydi-522762/)

[152] “Lübnan’da Sarı Yelekliler Protesto Düzenledi”, Hürriyet, 23 Aralık 2018… http://www.hurriyet.com.tr/dunya/lubnanda-sari-yelekliler-protesto-duzenledi-41061155

[153] “İçişleri Bakanlığı Sarı Yelek Avında”, Cumhuriyet, 16 Aralık 2018… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1171624

[154] “Erdoğan’ın Korkusu Valiliğe Bulaştı: ODTÜ’de ‘Sarı Yelekliler’ Etkinliği Yasaklandı, Kampüse Polis Girdi”, 19 Aralık 2018… http://sendika63.org/2018/12/erdoganin-korkusu-valilige-bulasti-odtude-sari-yelekliler-etkinligi-yasaklandi-kampuse-polis-girdi-523116/

[155] “Bahçeli’den ‘Sarı Yelek’ Tehdidi: Özenen Varsa Bedelini Çok Ağır Öder”, 12 Aralık 2018… https://www.birgun.net/haber-detay/bahceli-den-sari-yelek-tehdidi-ozenen-varsa-bedelini-cok-agir-oder-239933.html

[156] “Türk-İş Başkanı Atalay Asgari Ücret Görüşmelerinde Sarı Yeleklileri Hatırlatınca Hedef Tahtasına Kondu”, 10 Aralık 2018… http://sendika63.org/2018/12/turk-is-baskani-atalay-asgari-ucret-gorusmelerinde-sari-yeleklileri-hatirlatica-hedef-tahtasina-kondu-521682/

[157] “AKP’li Patrondan İşçilere Tehdit: O Yelekler Kırmızıya Boyanır”, 10 Aralık 2018… https://tammakale.com/2018/12/akpli-patrondan-iscilere-tehdit-o-yelekler-kirmiziya-boyanir/

[158] “Egemen Bağış, Sarı Yelekliler’i Gezi’ye Benzetti: Biz Bu Filmi Görmüştük”, 9 Aralık 2018… https://www.birgun.net/haber-detay/egemen-bagis-sari-yelekliler-i-gezi-ye-benzetti-biz-bu-filmi-gormustuk-239602.html

[159] “Yandaş Yazar Erkan Tan: Gezi’ye Katılanların Başları Kesilmelidir”, 11 Aralık 2018… https://www.birgun.net/haber-detay/yandas-yazar-erkan-tan-gezi-ye-katilanlarin-baslari-kesilmelidir-239825.html

[160] “Destici: Sarı Yeleklilerin Saflarında PKK Unsurları Var”… https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2018/12/09/destici-sari-yeleklilerin-saflarinda-pkk-unsurlari-var/

[161] “BBP Lideri: Hiç kimse Gezi ve Benzeri Bir Eylemi Aklından Geçirmesin”, 12 Aralık 2018… https://www.birgun.net/haber-detay/bbp-lideri-hic-kimse-gezi-ve-benzeri-bir-eylemi-aklindan-gecirmesin-239954.html

[162] “Sol Solluğunu Yapamayınca Kriz Sağa Yarıyor”, Halkın Sesi, Yıl:13, No:321, 24 Ekim-6 Kasım 2018, s.6.

[163] Teslim Töre, “Kapitalizme Karşı Mücadelede Renk Değişimi”, 10 Aralık 2018… https://www.facebook.com/tslmtre/posts/2570356626524062?__tn__=K-R

[164] Fevzi Cartal, “Les Gilets Jaunes (Sarı Yelekliler), 21 Aralık 2018

[165] David Broder,  Conretemps, 22 Kasım 2018.

[166] Ergin Yıldızoğlu, “… ‘Sarı Yelekler’ ve Üçüncü ‘Şey’…”, Cumhuriyet, 13 Aralık 2018, s.11.

[167] Mine G. Kırıkkanat, “Sarı Yelekli İsyanı”, Cumhuriyet, 9 Aralık 2018, s.16.

[168] Necati Sönmez, “Öfkeye Övgü”, Yeni Yaşam, 5 Eylül 2018, s.11.

[169] Aydın Selcen, “Siyasetin Sonu”, , 12 Aralık, 2018… https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/12/12/siyasetin-sonu/

[170] Geçerken anımsatalım:  “Sürekliliği sağlayan istikrarlı bir önderler örgütü olmadan hiç bir devrimci hareket varlığını sürdüremez. Hareketin temelini oluşturan ve ona katılan halk yığınları mücadeleye kendiliklerinden ne kadar büyük sayıda sürüklenirlerse, böyle bir örgüte olan gereksinme o ölçüde ivedileşir, ve bu örgüt de o ölçüde sağlam olmalıdır. Böyle bir örgüt esas olarak devrimci eylemi meslek edinmiş kimselerden oluşmalıdır.

Otokratik bir devlette, böyle bir örgütün üyelerini devrimci eylemi meslek edinmiş kimselerle ve siyasal polisle mücadele sanatında profesyonel olarak eğitilmiş kimselerle ne denli sınırlarsak örgütü açığa çıkartmak, o ölçüde zorlaşacaktır. Harekete katılabilen ve orada etkin olarak çalışabilen işçilerin ve öteki toplumsal sınıflardan gelme öğelerin sayısı o ölçüde büyük olacaktır.” (V. İ. Lenin, Ne Yapmalı? Hareketimizin Canalıcı Sorunları, Çev: Muzaffer Erdost, Sol Yay., 1968, s.122.)

[171] Metin Çulhaoğlu, “Lenin’in ‘Ne Yapmalı?’sı Üzerine İki Başlıkta 11 Not”, 15 Aralık 2018… https://ilerihaber.org/yazar/leninin-ne-yapmalisi-uzerine-iki-baslikta-11-not-92168.html

[172] Karl Marx, 1844 El Yazmaları-Ekonomi Politik ve Felsefe, Çev: Kenan Somer, Sol Yay., 1976, s.114.

[173] Metin Yeğin, “Paris Notları ya da Şanzelize Esnafı”, 8 Aralık 2018… http://direnisteyiz25.org/paris-notlari-ya-da-sanzelize-esnafi-metin-yegin/

[174] “Avrupa’nın Bu Hafta Gündemi: Sarı Yelekliler ve Brexit Anlaşması”, 15 Aralık 2018… https://www.evrensel.net/haber/368477/avrupanin-bu-hafta-gundemi-sari-yelekliler-ve-brexit-anlasmasi

[175] “Fransa’da Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak”, 9 Aralık 2018… https://gazeteyolculuk.net/fransada-hicbir-sey-eskisi-gibi-olmayacak-komunistler-iktidara-gelecek-halk-destegine-ulasti

[176] 2017 yılında iç güvenlik kuruluşunun başı, parlamentoda bir komisyonda yaptığı konuşmada Fransa’nın bir ‘iç savaşın eşiğinde’ olduğu ifade etmişti. Polis şefi bu değerlendirmese temel oluşturan olguları da şöyle sıralamıştı: 2017 yılı grevlerinde Fransa’da benzer ülkelerden daha fazla sayıda işgünü kaybının olması, bir yılda gettolarda çıkan isyanlarda 40 bin aracın yakılması, Fransa’nın modern siyasal tarihinde rastlanmadık ölçüde ana akım partilere dönük ilginin azalması. (“Fransız Gençler ‘Büyük Çaplı Bir İsyana’ Hazır”, 10 Aralık 2018… https://marksist.org/icerik/Dunya/11006/Fransiz-gencler-buyuk-capli-bir-isyana-hazir)

[177] Le Monde, 5 Aralık 2018.

 

Related Post

SİSTEM ZOR VE BASKIYLA AYAKTA DURUYOR

Posted by - 14 Kasım 2018 0
Haber Merkezi: 2019 Mart tarihinde yapılacağı belli olan ve yaklaşan süre itibarıyla tartışmaların yoğunlaşmaya başladığı bir dönemin başında DBP/HDP’nin belediyeleri kazanması…